Ticari Şirkette Genel Kurulu Engelleyerek Faaliyetleri Aksatan Kusurlu Ortağın, Çıkma Payı Olmaksızın Ortaklıktan Çıkarılması ve Payının Diğer Ortaklara Devri Talebi Davası.
Özet: Davacı şirket, genel kurul kararı alınmasını imkansız kılan ve şirketin aktif faaliyetlerini engelleyerek batma noktasına getiren davalı ortağın yönetim organını işlevsizleştirme ve hayati konularda karar almayı kasten tıkama tutumu nedeniyle, ana sözleşmedeki %75 nisap şartını karşılayamamaktan doğan zorlukları aşmak ve şirketin devamlılığını sağlamak amacıyla, kusurlu bulunan bu ortağın şirketten hiçbir çıkış payı olmaksızın çıkarılarak hisselerinin diğer ortaklara bedelsiz devredilmesi, ayrıca şirket müdürüne davalı ortağın onayına ihtiyaç duymadan karar alma yetkisinin mahkemece tanınması için dava ikame etmiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: ████████
KARAR NO: █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: █████/2026
NUMARASI: ████████ Esas - ████████ Karar
DAVA: Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: █████/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davaya konu şirketin ... ismi ile self servis kahve satan bir işletme olduğunu, şirketin sermayesinin 100.000,00 TL üzerinden belirlendiğini şirket unvanının ...Limited Şirketi olduğunu, müvekkili şirketin 12.02.2021 tarihinde üç ortak tarafından kurulduğunu, ortakların kendi arasında yapmış olduğu görüşme neticesinde işletmede aktif olarak çalışacağından ve yine hissesi yüksek olmasından ötürü şirket müdürü olarak ...'i belirlediğini ve böylece işletmenin ticari faaliyetlerine başladığını, Davaya konu işletmenin hala aktif olarak faaliyetine devam ettiğini, davalının şirketin yönetim organını işlevsizleştirme ve sonrasında suçlama tutumunun şirket içerisinde çekilmez bir hal aldığını, davalı dışındaki iki ortağın talebi ve yine genel kurul kararının alınamaması ve bu durumun şirkete zarar verecek noktaya ulaşması ve bu nedenle de şirket müdürünün yetkisinin olması nedeniyle işbu davayı şirket yönünden davalıya karşı açma gereği hasıl olduğunu, müvekkili şirkette karar almanın imkansız hale geldiğini, şirket ana sözleşmesinde 9. Madde Genel Kurul başlığında şirketin yönetiminde en önemli olan kararların alınabilmesi için tüm o oyuna ihtiyaç duyulması gerektiğini, ana sözleşmede "genel kurulun toplanma nisabı esas sermayenin 3/4' ünün toplanması ile sağlanır" denildiğini, bu durumda davalı dışındaki diğer iki ortağın hissesinin %67' de kalmakla birlikte genel kurulun toplanması için gereken hisse oranının ise %100 3/4 = %75 olduğunu, bu nedenle genel kurulu toplamak ve karar almak ancak davalının da genel kurula katılması ve oy vermesi ile mümkün olduğunu, fakat davalı şirket için hayati kararların alınmasında bile isteye çıkmaza sokması ve aktif katılım göstermemesi nedeniyle şirketin batma noktasına geldiğini, hal böyle iken şirket içinde alınan kararların tescil edilememesinden kaynaklı müvekkili şirkette müdürlük görevini üstlenen en yüksek hissedar ...'in şirketin faaliyetlerini aktif olarak yürütmesi, şirket yönetiminde davalının tutumu dışında herhangi bir sorun olmaması ve bu aşamada şirketin faaliyetlerinin de sekteye uğramaması adına bu aşamada kayyım atanmasına da gerek olmadığını ve şirket müdürüne diğer ortağın da kabul verdiği işlerde karar alabilmesi için mahkememizce yetki verilmesini, şirketin kurulduğu dönemden bu güne şirketteki tüm mali destek davalı dışındaki ortaklarca sağlanmadığını, şirket ana sözleşmesinde belirli batıl hükmün mahkemece tedbiren kaldırılmasına karar verilmek suretiyle; şirket kurucu ortağı ve müdürü olan ...'e davalının oyunu almaya gerek kalmaksızın gerek mali gerekse de idari anlamda şirket yönetimine ilişkin tüm kararları alabilmesi için yetki verilmesi hususundaki tedbir taleplerinin kabulüne, davalı ortağın, asılsız gerekçelerle şirket ortaklarını savcılığa şikayet etmesi, şirket ortaklarının birbirlerine karşı güvenlerinin kalmamış olması ve dava dilekçesinde belirttikleri hususlar gözetildiğinde davalı şirket ortağı ile şirketin yönetimine devam etmenin mümkün olmadığını, gerek kamu düzeni gerekse de şirket tasfiyesinin ülkemizde ticaretine devam eden diğer ortaklar yönünden sonuçlarının ağır olacağı da göz önüne alınarak (tasfiye edilen şirketin yetkilisi olmak) davalı ortak ...'nın kusurunun da tespit edilerek şirketi uğrattığı zararların tespit edilmesine, feshin son çare olma ilkesi ve kamu düzeni de gözetilerek şirketin faaliyetini tıkayan ve genel kurula katılım göstermeyen ve karar alınmasını engelleyerek şirketin faaliyetlerini tıkayan ve ortakları savcılığa şikayet ettiği gibi dava açan ve yine ailesi ile diğer ortağın ailesi arasında kavga çıkmasına neden olan ve tespit edilecek bir çok neden dikkate alınarak şirket ortağı ...'ın yukarıda izah edilen ve re'sen göz önüne alınacak nedenlerden ötürü herhangi bir çıkma payına hükmedilmeksizin şirket ortaklığından çıkarılmasına, davalı ortağa ait olan tüm payın bilabedel şirketin diğer ortaklarına eşit oranda devrine, davalının kusurundan kaynaklı ortağın sorumluluğu ve tüm zararlar yönünden rücu hakları saklı kalmak kaydıyla yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalının, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün ... no ile kayıtlı .... Şti.’nin %33, ... %34 ve ... %33 hissedarıdır. █████/2021 tarihinde 3 ortaklı olarak kurulan söz konusu şirket, “... Mah. ...Sok. ... Apt. Blok No:... .../İST.” adresinde “...” adlı kafeyi işlettiğini, şirketin kuruluşundan itibaren ... şirket müdürü olduğunu, müvekkilinin ise şirketin kuruluşundan sonra eğitim için Almanya’nın Münih şehrine gittiğini ve halen yurtdışında yaşadığını, bu nedenle Türkiye’ye geldiği zamanlarda, şirket yetkilisinden kafenin işleyişi, gelir ve giderlerine ilişkin yazılı ve sözlü bilgi talep ettiği gibi çoğu zaman da babası ... aracılığı bilgi aldığını, şirketin kuruluşundan itibaren aralıklı olarak 2021-2022 yılına ait dokümanlar müvekkilin babası ...’a bazen WhatsApp, bazen de mail yolu ile iletilmiştir. Ancak 2023 yılından itibaren şirket yetkilisinin sözlü bilgi ve belge paylaşmaktan kaçınmaya başlaması, özellikle babası ...’ın işletmeye geldiğinde kendisine gösterilen olumsuz davranışlar, “kafeye gelmeyin, elemanlar ile konuşmayın, bu otoritemizi sarsıyor, biz size resmi verileri muhasebe üzerinden iletiriz v.b” şeklinde söylemler, çalışanların müvekkilin ailesi ile konuşmasının dahi yasaklanması ile şirketin işleyişinde birtakım sorunların olduğunu, kendisine ve kendisini temsilen ailesine sağlıklı bilgi verilmediğini ve bu zaman zarfında hiç genel kurul yapılmamış olması ve şirketin hiç kar etmemiş, sürekli zararda olması mutat olmayan birtakım iş ve işlemler olduğu kanaatini oluşturduğunu, 2024 yılı başında işletmede kullanılan adisyon programından alınan ███████-█████/2023 tarihleri arasını kapsayan dokümanların şirket çalışanı tarafından müvekkilinin babasına verildiğini, bu dokümanlar ile muhasebe tarafından kendilerine gönderilen ███████-█████/2023 tarihleri arası mizanın karşılaştırıldığını ve resmi veriler ile gerçek verilerin örtüşmediği ve hatta şirketin nakitlerinin çeşitli sebeplerle çekilerek davalıya ters kayıt ile borçlandırıldığının kayıtlar üzerinden görüldüğünü, bu şüpheler üzerine hukuki yoldan haklarını aramak isteyen müvekkil İstanbul Anadolu 16. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ███████ D.İş dosyası ile şirket samba pos kayıtları üzerinden gerçek gelir ve satışların tespitini talep etmiş, delil tespiti talebimiz kabul edilerek konusunda uzman bilirkişi marifetiyle yerinde inceleme yapıldığını ve tanzim edilen bilirkişi raporunda şirketin kuruluşundan itibaren yıl yıl net gelir belirlendiğini, bilirkişi raporuna göre şirketin; 2021 yılında 1.207.599,07.-TL, 2022 yılında 3.536.049,56.-TL 2023 yılında 7.016.561,17.-TL, 2024 yılında inceleme gününe kadar 2 ay 8 günlük süreçte 2.311.764,44 TL net gelir elde ettiğinin tespit edildiğini, tespit edilen gelir elde ettiğinin tespit edildiğini, tespit edilen net gelirin resmi mali tablolar ile uyuşmadığını, büyük farkların olduğunun tespit edildiğini, bu tespitin akabinde kayıt dışı gelirlerin şirket müdürünün şahsi hesaplarına aktarıldığı bilgisine ulaşıldığını, böylece hem müvekkilin ortaklıktan kaynaklanan haklarına halel getirildiğini hem de aynı zamanda devlet de vergi kaybına uğratıldığını, şirket müdür ve diğer ortak hakkında şirketi yönetme ve temsil etme, kafeyi işletme yetkilerini kasıtlı olarak kötüye kullanarak hem şirketin, hem kamunun hem de müvekkilinin zararına olacak şekilde kendilerine şahsi menfaat elde etmiş olduklarından bahisle haklarında Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma, Nitelikli Dolandırıcılık ve Vergi Usul Kanunu’na muhalefet suçlarını işlediklerinden İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulunulduğunu, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ███████████ Soruşturma sayılı dosyasından yapılan soruşturma sonucunda olayın özel hukuk hükümlerine tabi hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu gerekçesi doğrultusunda kanaatlerince eksik ve hatalı değerlendirme ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, Cumhuriyet Savcılığınca soruşturma sonucunda eksik inceleme ve yanlış kanaatle, gerekli bilgi ve belgeler ilgili kurumlardan istenilmeden, tanık ifadeleri alınmadan, Vergi Usul Kanununa muhalefet suçu ile ilgili hiçbir delil toplanmadan hukuki nitelendirmede yanılarak soyut gerekçeler ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğinden takipsizlik kararına karşı İstanbul Anadolu 9. Sulh Ceza Hakimliği’ne itiraz edildiğini ve itirazların mahkemenin █████████ D.İş sayılı kararı ile yine hiçbir gerekçe gösterilmeden, yeterli ve somut gerekçe sunulmadan reddedildiğini, kesinleşen takipsizlik kararına karşı bu nedenlerle kanun yararına bozma yoluna gidildiğini, sürecin devam ettiğini, huzurdaki davanın açılma sebebinin de iş bu dava ve dava dosyası içeriğinde elde edilen deliller kapsamında müvekkilinin şüphelerinin gerçekliğinin ortaya çıktığını, müvekkil şirket müdürünün açık yasaya aykırı iş ve işlemleri nedeni ile zarar gördüğünü, hem ortakların hem ortak kamusal çıkarların korunması için önlem alınması kapsamında müdürün azlini talep ettiğini, zira kamusal bir zarar doğmuş ya da doğacak ise bu tamamen şirket müdürünün sorumluluğu olduğunu, vergi kaçıran da sigortasız işçi çalıştıran da ortağından gelir kaçıran da şirket müdürü olduğunu, vergi incelemesinde olan şirket aleyhine kesilebilecek vergi cezalarında da, oluşacak tüm zararlardan kaynaklanan hukuki ve cezai sorumluluk kişisel olarak şirket müdüründedir, sorunlu olan şirket müdürü ve yönetim anlayışı olduğunu, bu kadar kıymetli bir lokasyonda şirketi zarar ettirmenin ancak kaydi olarak tespit edilen şekilde mümkün olabileceğini, açılan azil davası neticesinde şirkete kayyum atanması halinde şirketin karlılığının artacağı ve ortakların beklentilerini de karşılayacağını, bu nedenle açılan azil davasının da bekletici mesele yapılması gerektiğini, haksız, mesnetsiz, usule ve yasaya aykırı davanın öncelikle aktif husumet yokluğundan usulden reddine, davanın esastan reddine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " Bir hususun dava şartı olup olmadığı onun niteliğinden anlaşılır. Bir hususun varlığı veya yokluğu, mahkemenin davayı esastan inceleyip karara bağlamasına engel oluyor ve hakim o hususu kendiliğinden gözetmekle yükümlü ise, o husus bir dava şartıdır. Dava şartları, medeni usul hukukuna ait bir kurumdur. Bunun amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır. Mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için varlığı veya yokluğu gerekli olan haller, dava şartlarıdır. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (mesela, görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (mesela, kesin hüküm gibi). Dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi (davanın esasına girebilmesi) için gerekli olan şartlardır. Buna davanın dinlenebilmesi şartları da denir. Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da açılmış sayılır, yani derdesttir. Ancak mahkeme, dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince, davanın esası hakkında inceleme yapamaz; davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür. Dava şartlarının bulunup bulunmadığı davada hakim tarafından kendiliğinden gözetilir; taraflar bir dava şartının noksan olduğu davanın görülmesine muvafakat etseler bile, hakim davayı usulden reddetmekle yükümlüdür. Dava şartları mahkemeye, taraflara ve dava konusuna (müddeabihe) dair olmak üzere, üçe ayrılarak incelenebilir. Somut olayda TTK 640. maddesi uyarınca, bir ortağın şirketten çıkarılması davasının açılabilmesi için öncelikle Genel Kurulda bu yönde alınmış geçerli bir karar bulunması zorunludur. Şirket esas sözleşmesinin 9. maddesi, önemli kararlar (TTK 621 kapsamındakiler dahil) için esas sermayenin 3/4'ünü (%75) temsil eden ortakların kararını şart koşmaktadır. 27.11.2025 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında davalı ortağın çıkarılmasına karar verilmişse de, bu toplantıda temsil edilen pay oranı %67 (67 pay) seviyesinde kalmıştır. Toplantı tutanağında da mevcut toplantı nisabının 67 pay olduğu, ancak asgari nisabın 75 pay olması gerektiği açıkça görülmektedir, Alınan bu karar, nisap yetersizliği nedeniyle İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından tescil edilmemiştir. İade gerekçesinde "Ana sözleşme hükümleri gereği %75 ve üzeri nisap" şartına atıf yapılmıştır. Davacı taraf da 02.12.2025 tarihli beyan dilekçesinde, alınan kararın nisap sağlanamadığı için tescil ettirilemediğini ikrar etmiştir. -Dosyadaki belgeler davacının dava şartın sağlanamadığını açıkça göstermekte olup davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının hem hukuki nitelendirme hatası hem de eksik inceleme içerdiğini, haklı sebeple ortaklıktan çıkarma davasında genel kurul kararının zorunlu olmadığını, somut olayda genel kurulun toplanması davalı tarafından engellendiğini, şirket organlarının kilitlenmesi (deadlock) haklı sebep teşkil edeceğini, davalının davranışlarının şirkete zarar verici nitelikte olduğunu, mahkemenin delilleri değerlendirmediğini, mahkemenin yorumunun şirketi fiilen feshe zorladığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE : Dava, limited şirket ortağının ortaklıktan çıkarılması davasıdır.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, eşit hisseler ile iki ortaklı limited şirket ortağı hakkında ortaklıktan çıkarma davası açılabilmesi için genel kurul kararının gerekli olup olmadığı noktasındadır.Davacı şirket, ..., ... ve ...'dan oluşmaktadır.
Davacı şirket tarafından, davalı ortağın haklı nedenle limited şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 640/3. Maddesinde, şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararıyla haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılması hâli saklıdır, olduğu düzenlenmiştir. TTK'nın 616/1-h maddesinde ise, bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması, genel kurulun devredilemez yetkileri arasında sayılmıştır. TTK'nın 621/1-h maddesinde de, bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı şirketten çıkarılması, önemli kararlar arasında sayılmış olup, bu genel kurul kararlarının, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması hâlinde alınabileceği düzenlenmiştir. TTK'nın 621/1-h maddesi emredici şekilde düzenlenmiş olup bir istisnası da öngörülmemiştir.
Buna göre ikiden fazla ortaklı limited şirketlerde haklı sebeplerle çıkarma davası açılması için şirket genel kurulunda geçerli bir karar alınabilmesi, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunmasına bağlıdır. Bu yeter sayı koşulu sağlanmayan genel kurul kararları yok hükmünde olup böyle bir karara dayalı olarak açılan çıkarma davasının da dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilir. Zira bu vasıftaki şirket genel kurul kararı, 6100 sayılı Kanun'un 114/2 nci maddesi anlamında ikiden fazla ortaklı limited şirketlerde çıkarma davası için aranan özel dava şartı niteliğindedir. Bu husus mahkemece yargılanmanın her aşamasında resen gözetilecek hususlardan biridir. Limited şirket ortağının çıkarılmasına ilişkin nitelikli nisapla alınmış bir genel kurul kararının bulunmaması halinde davanın 6100 sayılı Kanun'un 115/2 nci maddesi gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmelidir.
İlk derece mahkemesince ortaklardan birinin haklı sebeple ve mahkeme kararı ile şirketten çıkarılabilmesi için genel kurul kararı alınması için TTK'nın 621/1-h maddesine göre davacı tarafa süre verilmiş, ancak ibraz edilen █████/2025 tarih ve ███████ nolu genel kurul kararında davalının şirket ortaklığından çıkarılmasına ilişkin olarak geçerli nisaplarla karar alınamamıştır. Zira, davacı şirket ana sözleşmesinin 9. Maddesinde şirket genel kurulunun toplantı nisabı esas sermayenin 3/4 unu temsil eden ortakların bir araya gelmesiyle sağlanacağı, olağan kararlar, olağanüstü kararlar (TTK 621'de sayılan) ve şirket ana sözleşmesinin değiştirilmesi kararlarının esas sermayenin 3/4 ünü temsil eden ortakların kararı ile alınacağı düzenlenmiştir. Söz konusu genel kurul kararı ise ana sözleşme ile düzenlenen nisapları sağlamamaktadır. Bir ortağın limited şirket ortaklığından haklı sebeplerle çıkarılmasına ilişkin olarak geçerli nisaplarla alınmış genel kurul kararının bulunması dava şartı olup, eldeki davada bu şart sağlanamadığından ilk derece mahkemesince davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!