İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin, gemi ve yük alacaklılığından kaynaklanan çalınan emtia bedeli davasında konşimentodaki yabancı yetki şartının Türk Borçlar Kanunu uyarınca genel işlem şartı olarak incelenmesi.
Özet: Bu hukuki metin, deniz yoluyla taşınan emtianın çalınması sonucu sigortalıya tazminat ödeyen sigorta şirketinin, taşıyıcıya karşı halefiyet prensibiyle açtığı tazminat davasına ilişkin bir istinaf incelemesini sunmakta olup; davalının konşimentodaki yetki maddesine dayanarak davanın Londra mahkemelerinde görülmesi gerektiği savunması karşısında, ilk derece mahkemesinin bu yetki kaydını Türk Borçlar Kanunundaki genel işlem şartları ve kamu düzeni kuralları (TBK m. 20-25, MÖHUK m. 6) kapsamında değerlendirerek, yabancılık unsuru olsa dahi Türk hukukunun doğrudan uygulanan kurallarının etkisini tartıştığı hukuki analizi ele almaktadır.

T.C.İZMİRBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ17. HUKUK DAİRESİDOSYA NO : ████████ KARAR NO : █████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : █████/2022NUMARASI : ████████ Esas █████████ KararDAVANIN KONUSU : Alacak (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan)BAM KARAR TARİHİ : █████/2026KARAR YAZIM TARİHİ : █████/2026Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirkete nakliyat blok emtia poliçesi ve abonman blok poliçesi ile sigortalı .... A.Ş.'ye ait olan emtianın 05.01.2018 tarihli 18/A00220 numaralı fatura ile İngiltere'de ... . firmasına satıldığını, emtianın İzmir Limanından sevk edilmek ile İzmir-Felixstone/İngiltere arasındaki taşıma işi .... firması tarafından üstlenilmekle, emtia ... isimli gemiye 17.01.2018 tarihinde tam ve sağlam bir şekilde yüklendiği, 07.02.2018 tarihinde davalı taşıyanın deposunda iken römork ile birlikte çalındığını, 08.06.2018 tarihi itibariyle halen emtianın bulunamadığını, malın aynen zarara uğradığını, fatura bedeli olan 24.679,11 GBP hasarın kabul edilmekle, %10 ilave bedeliyle 27.147,42 GBP zarar bedelinin 16.07.2018 tarihinde sigortalıya ödendiğini, müvekkilinin TTK m. 1472 ve TBK m. 183 gereğince halef olduğunu, emtianın halen taşıyanın elinde iken taşıma esnasında zarara uğradığını, deniz yolu taşımasını üstlenen... Acentesi .... A.Ş.'ye karşı HMK m. 107 gereğince ileri bedel arttırım talebinde bulunmak üzere şimdilik 8.000,00 GBP üzerinden dava açıldığını, şimdilik buna göre 8.000,000 GBP nin ödeme tarihi olan 16.07.2018 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi uyarınca Devlet Bankaları’nın GBP ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranına göre işleyecek faizi ile birlikte TBK m. 99 uyarınca fiili ödeme günündeki Türk parası karşılığının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; Konşimentoda 10. maddede Londra Mahkemelerinin yetkili kılındığı ve uygulanacak hukukun İngiliz Hukuku olduğunu, davanın yabancı mahkemede görülmesi gerektiğini, aynı zamanda belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, HMK m. 107 gereğince davanın değerinin tam olarak belirlenemediği hallerde bu davanın açılabileceğini, oysa davacının zararının 27.142,02 GBP olarak belirlendiğini, bu nedenle davanın hukuki yarar yokluğundan reddinin gerektiğini, aynı zamanda yüklemenin FCL/FCL olarak yapıldığını ve konşimento üzerinde Shippers load Stow and Count yani yükleyici istifledi yükledi saydı klozunun da yer aldığını, konteynır içerisinde tam ve eksiksiz bir yükleme yapıldığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. MAHKEMECE: "...Dava; sigorta sözleşmesine dayalı taşıma şirketine karşı sigorta konusu malın ziyaına istinaden açılan tazminat davasıdır. Tarafların delilleri toplanmış ve değerlendirilmiştir.Gümrük beyannamesi, ihtarname, konşimento, sigorta sözleşmesi, poliçe, genel şartlar, ekspertiz raporu incelenmiş ve değerlendirilmiştir.Dosyaya ibraz edilen konşimento da yer alan yetki ilk itirazı incelendiğinde; bu halde yetkili mahkemenin madde 10’a göre MSCUKT194590 numaralı konşimentoda yer alan ve milletlerarası yetki kaydını içeren konşimento kuralının genel işlem şartı niteliğinde bulunduğu açıktır. Buradaki genel işlem şartı, ticari nitelikte olsa da, 6098 s. Türk Borçlar Kanunu m. 20-25’te yer alan denetime tabidir. Söz konusu denetim gerek tüketici gerekse de ticari nitelikteki genel işlem şartlarına uygulanmaktadır. Ayrıca söz konusu hükümler, tarafların iradelerinden bağımsız olarak emredici nitelikte kurallar barındırması nedeniyle kamu düzenine ilişkindir. Dolayısıyla Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 2 uyarınca, hukuki işlemin tarihine bakılmadan, TBK m. 20-25’de yer alan kurallar geçmişe yönelik olarak da uygulanabilecektir. Öte yandan somut olayda yabancılık unsurunun bulunması da, kamu düzeni ile ilgili bulunan söz konusu hükümlerin uygulanmasını engellememektedir. Çünkü bu konuda “Türk hukukunu doğrudan uygulanan kuralları” başlıklı MÖHUK m. 6 uygulama alanı bulur: “Yetkili yabancı hukukun uygulandığı durumlarda, düzenleme amacı ve uygulama alanı bakımından Türk hukukunun doğrudan uygulanan kurallarının kapsamına giren hallerde o kural uygulanır”. Öğretiye göre, iç hukukta sözleşmeler için getirilmiş olan ve kamu yararı açısından önemli olan hükümler (örn. kira hukukuna ilişkin emredici hükümler, hâkimin fahiş cezai şartı indirmesi gibi), Türkiye’de yabancı bir hukuka tabi olan sözleşmelere de doğrudan uygulanır (Bkz. Aysel Çelikel / Bahadır Erdem: Milletlerarası Özel Hukuk, 11. Bası, 2012, s. 155). Genel işlem şartlarına ilişkin hükümlerin bu kapsamda değerlendirileceği açıktır. Dolayısıyla yabancılık unsurlu olaylarda dahi, mahkemenin TBK’ da yer alan genel işlem şartlarına ilişkin denetim kurallarını uygulaması gerekmektedir. Olayda konşimentoda yer alan yetki kaydının müzakere edildiği kabul edilse dahi, TBK m. 25’e göre söz konusu genel işlem şartı içerik denetimine tabidir. Bu maddeye göre, “Genel işlem koşullarına, dürüstlük kuralına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştıracak nitelikte hükümler konulamaz”. Somut olaydaki yetki kaydının geçerli olduğu kabul edildiğinde, söz konusu konşimento tahtında ortaya çıkan her türlü uyuşmazlıkta davacının yükle ilgilinin Londra mahkemelerine başvurması gerekecektir. Bu halde TBK m. 25 çerçevesinde söz konusu yetki kaydının geçersiz sayılmasına sebep olmaktadır. Ayrıca, Konişmentoda yer alan yetki kaydı incelendiğinde; "Tüccarın açtığı herhangi bir davanın ve aşağıda belirtilen koşullar saklı kalmak kaydıyla taşıyıcının açtığı herhangi bir davanın Londro Yüksek Mahkemesi'nin inhisari yetkisinde olduğu ve ingiliz kanunlarına tabi olduğu kabul edilmiştir Amerika Birleşik Devletlerine veya Amerika Birleşik Devletlerinden yapılacak taşımalara ilişkin dava, münhasıran NewYork Güney Bölgesinden sorumlu Birleşik Devletler Bölge Mahkemesinde açılacak ve ABD kanunları münhasıran geçerli olacaktır. Tüccar herhangi bir diğer mahkemede dava açmamayı ve başka bir mahkemede açılan davanın sona erdirilmesinde oluşacak taşıyıcının makul yasal giderlerini ve masraflarını karşılamayı kabul eder. Tüccar yukarıda belirtilen esasa ilişkin tüccar aleyhine verilmiş herhangi bir karara itiraz hakkından feragat eder. Navlun veya tüccarın taşıyıcıya ödemesi gereken herhangi bir diğer tutarla ilgili herhangi bir anlaşmazlık durumunda, taşıyıcı seçim hakkı kendisinde olmak üzere belirtilen ülkelerde ya da yükleme limanı, boşaltma limanı, teslim yerinin bulunduğu ülkede veya tüccarın ticari faaliyetinin bulunduğu herhangi bir yerde tüccar aleyhine dava açabilir." bu kaydın her iki taraf için belirli bir mahkemeyi yetkili kılmadığı, taraflardan birinin menfaatlerinin üstün tutulduğu ve karşılıklı dengenin bulunmadığı bir mahkeme seçimi yapıldığı görülmektedir. Uluslararası Usul Hukuku açısından bu tür yetki kayıtları “Asimetrik Yetki Kaydı” olarak anılmaktadır. Bu tür kayıtların mahkemenin belirli olmaması sebebiyle geçerli olarak kabul edilmemektedir. Ayrıca bu durum, genel işlem şartı denetimi dışında ortaya çıkmaktadır. Mahkemeye sunulan asimetrik yetki kaydının geçersizliği için genel işlem şartı denetimine başvurmaya dahi gerek yoktur. Sonuç olarak, MÖHUK m. 6 gereğince uygulama alanı bulan genel işlem koşullarına ait hükümler gereğince 6098 sayılı TBK m. 25 uyarınca başvurulacak içerik denetimde bu tür yetki kayıtlarının evleviyetle dürüstlük kuralına da aykırı olacağı açıktır. Dolayısıyla gerek genel usul hukuku ilkeleri gerekse de BK m. 25 özelinde söz konusu mahkeme kaydının geçerli bir uluslararası yetki sözleşmesi olarak değerlendirilmesi de mümkün değildir. Yetki itirazına dayanak yapılan konşimento kaydının geçerli olmadığından bu yöndeki yetki ilk itirazının reddine karar verilmiştir.Davalı tarafın belirsiz alacak davası itirazı incelendiğinde ise Somut olayda istenebilecek tüm tazminat miktarları davacının dava dilekçesinde konteynırın davalının yedinde iken kaybolması nedeniyle toplam olarak 24.679,11 GBP zarar doğduğu ve %10 ilave ile 27.147,42 GBP zararın sigortalıya ödendiği, böylece tüm zararın belirlenebilidiği anlaşılmıştır. Davacı taraf dava dilekçesinde bu alacakların belli olduğunu ancak davalının sorumluluğu ve kusur durumuna göre ilerde arttırmak kaydıyla şimdilik 8.000,00 GBP zarar bedelinin ödenmesini talep ettiği belirtmiştir.Davacı açısından bu halde belirsiz alacak davasının ilk koşulu olan alacak miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı yahut bunun imkânsız olduğu şartı gerçekleşmemiştir. 6100 sayılı HMK m. 107/1-f’e göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.”6100 sayılı HMK m. 107/2-f karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de "karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)" belirlenebilme hali belirtilmiştir. Davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir. Alacağın miktarının belirlenebilmesinin hâkimin takdirine bağlı olduğu durumlarda hukuki imkânsızlık söz konusu olur. Bu durumda davacı alacaklı, hâkimin takdir yetkisini nasıl kullanacağını bilemeyeceği için davanın açıldığı tarihte alacağının miktarını belirleyebilecek durumda değildir. Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasından dolayı zarar miktarını tespit etmiş olmasına rağmen bu miktarın davalı ile arasında tartışmalı olması davanın belirsiz alacak niteliğiyle açılmasını sağlamayacaktır. Zira elbette ki davacı zararının bu miktarda olduğunu, davalı ise bu zararın olmadığını veya belirtilen miktarda olmadığını iddia edecektir. O halde alacağın tartışmalı olması belirsiz olduğu anlamına gelmeyecektir. Davacı açısından bu zarar belirlenmiştir. HMK m. 107 gerekçesinde de "Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez." yer almaktadır. Alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılamayacağı açıklanmıştır. Bu halde davanın açıldığı tarihte alacağın miktarı yahut değeri belirlenebilir durumda ise, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmelidir. Yine 7251 sayılı Kanun m. 107’de yapılan değişiklikler şartları olmadığı halde açılan belirsiz alacak davasında davacıya süre verilerek hukuki yarar eksikliğini tamamlama imkânı tanımadığından bu hükmün somut olayda uygulanması mümkün değildir. Bu halde davacının kısmi dava açma imkânı vardır. Somut olayda ki davacı da kısmı dava açma hakkına sahip olduğu halde bu hakkı kullanmamıştır. Ancak bilindiği üzere kısmi dava açılabilecek halde belirsiz alacak davası açılması halinde hukuki yarar bulunmadığından davanın reddi gerekmektedir. Davacı taraf dava dilekçesinde alacağın belirsiz olduğundan bahisle dava dilekçesinin netice ve talep kısmında açıkça yer aldığı üzere HMK m. 107/2 gereğince belirsiz alacak davasına açmıştır. Buna rağmen davasının alacağın tümü üzerinden veya HMK m.109 da yer alan kısmi dava olarak değil belirsiz olduğundan bahisle belirsiz alacak davası olarak açmıştır. Ancak bilindiği üzere Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ███████-3671-3672-3673 Esas ve █████████-1851-1852 Karar sayılı (ve aynı nitelikte birçok kararında yer aldığı üzere) davanın değerinin belirli olduğu veya belirlenebilir olduğu hallerde belirsiz alacak davası açılmasının mümkün olmadığı, belirtilmiştir. Davacının alacağın miktarı veya değerini belirleyebilmesi için elinde gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması şarttır. Aksi halde zararın somut olayda olduğu gibi belirlenebilir olduğu ve davadan öncede belirlendiği davamızda belirsiz alacak davasının kabul edilmesi tüm davaların belirsiz alacak davası olması anlamına gelecektir. Taraflar arasında alacak miktarının tartışmalı olması belirsiz alacak davası açmak için yeterli değildir. Bu durum ancak ispat konusuna ilişkin olacaktır. Davacının zararı dava açılmadan önce belirlenmiş ve bu zararı ödemiştir. Bu halde davanın belirsiz alacak davası olarak açılması mümkün değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararlarında yer aldığı üzere artık bu halde davacının davasını kısmi dava açmasına/dönüştürmesine imkan sağlanması da mümkün değildir. Bunun için ek bir süre verilmesi de mümkün değildir. Zira davacı başlangıçta Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine aykırı olarak davasını açmıştır. Sonuç olarak davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararı bulunmadığından davanın HMK m. 114/1-h gereğince davanın usulden reddine karar verilmiştir.Bu karar davacı tarafından istinaf edilmekle İzmir BAM 17 HD’nin ████████ E ███████ K sayılı 06.01.2022 tarih ile kaldırılmıştır. Kaldırma gerekçesinde “...Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ███████-853 Esas - ████████ Karar sayılı ilamında;”… Somut olayda davacı, dava dilekçesinde davalı sigorta şirketi ile işyeri (eczane paket sigortası) sigortası poliçesi düzenlediklerini, işyerinde hırsızlık olayı olduğunu ve bir kısım mallarının çalındığını, davalı şirketin zararın 44.090,00TL olduğu gerekçesiyle bu miktarı ödediğini, gerçek zararının 565.910,00TL olduğunu, 10.000,00TL harca esas değer üzerinden belirsiz alacak davası açtığını bildirerek talepte bulunmuş, davasını açıkça belirsiz alacak davası olarak nitelendirmiştir. Davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına rağmen alacakların belirli olduğu sonucuna ulaşıldığından somut olayda belirsiz alacak davasının koşulları bulunmamakta ise de, alacaklarının ödenmediğini iddia eden davacının, mevcut yasal düzenlemeler karşısında dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşma imkânı olmayıp, bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunması karşısında eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir. Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya belirsiz alacak davası açmasında her zaman hukuki yararı vardır. Zira davacı davalıdan olan alacağını istemektedir.Alacağın tartışmasız veya belirli olması hâlinde kısmi dava açılamayacağına ilişkin HMK'nın 109. maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olmasından, yeni düzenleme ile dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılmasında, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmeyeceğinin belirtilmiş olmasından dolayı belirli alacaklar için de artık kısmi dava açılması mümkün hâle geldiğine ve davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına başka bir anlatımla davanın kısmi dava olarak görülmesi için gerekli koşulların somut olayda bulunmasına göre, mahkemece dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmeyerek bir ara kararı ile kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır. Bu yöndeki kabulün Anayasa'nın 141. ve 6100 sayılı HMK'nın 30. maddelerinde düzenlenen davaların en az giderle ve mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını öngören "usul ekonomisi" ilkesine de uygun olacağı, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan hak arama özgürlüğüne ve mahkemeye erişim hakkına da hizmet edeceği açıktır. O hâlde direnme kararı bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır. ... " denmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ışığında somut olaya bakıldığında; Mahkemece, istenebilecek tüm tazminat miktarları davacının dava dilekçesinde konteynırın davalının yedinde iken kaybolması nedeniyle toplam olarak 24.679,11 GBP zarar doğduğu ve %10 ilave ile 27.147,42 GBP zararın sigortalıya ödendiği, böylece tüm zararın belirlenebildiği, bu halde davacının kısmi dava açma imkânı varken belirsiz alacak davası açtığından davanın usulden reddine karar verilmiş ise de;Yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ilamında belirtildiği gibi; davacı, sigortalının halefi olduğundan, zararın tahsili amacıyla şimdilik 8.000,00 GBP harca esas değer üzerinden belirsiz alacak davası açtığını bildirerek talepte bulunmuş, davasını açıkça belirsiz alacak davası olarak nitelendirmiştir. Davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına rağmen alacakların belirli olduğu sonucuna ulaşıldığından somut olayda belirsiz alacak davasının koşulları bulunmamakta ise de, alacaklarının ödenmediğini iddia eden davacının, mevcut yasal düzenlemeler karşısında dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşma imkânı olmayıp, bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunması karşısında eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir. Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi,kısmi, ister tam eda veya belirsiz alacak davası açmasında her zaman hukuki yararı vardır. Zira davacı davalıdan olan alacağını istemektedir. Alacağın tartışmasız veya belirli olması hâlinde kısmi dava açılamayacağına ilişkin HMK'nın 109. maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olmasından, yeni düzenleme ile dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılmasında, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmeyeceğinin belirtilmiş olmasından dolayı belirli alacaklar için de artık kısmi dava açılması mümkün hâle geldiğine ve davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına başka bir anlatımla davanın kısmi dava olarak görülmesi için gerekli koşulların somut olayda bulunmasına göre, mahkemece dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmeyerek bir ara kararı ile kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır. Bu yöndeki kabulün Anayasa'nın 141. ve 6100 sayılı HMK'nın 30. maddelerinde düzenlenen davaların en az giderle ve mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını öngören "usul ekonomisi" ilkesine de uygun olacağı, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan hak arama özgürlüğüne ve mahkemeye erişim hakkına da hizmet edeceği açıktır. Bu durumda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK nun 353/1-a-6 maddesi gereğince mahkeme kararının kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için mahkemesine gönderilmesine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerekmiştir.” gerekçesi ile mahkememiz kararı kaldırılmıştır. Kaldırma kararı istinaden davacının dava dilekçesinde yer alan 8.000 GBP talebinin kısmi davadaki talep olarak kabul edilerek davanın görülmesi gerekmiştir. Bu karar kapsamında davacının davasını esasa dayanarak çalındığı belirtilen yükün zarar miktarı taşıyanın sorumluluğu altında iken çalınıp çalınmadığı ve bu zarardan taşıyanın sorumlu olmadığı konularında bilirkişi incelemesi yapılarak rapor alınmıştır. Bilirkişiler ...., Makine Mühendisi .... ve kaptan ....dan alınan 08.09.2022 tarihli raporda; İngiltere'de yerleşik .... firmasına 05.01.2018 tarihinde satılan yükleme limanı Tekirdağolan ve İngiltere Felixston limanına deniz yoluyla taşınması ve gönderilen limanın tesislerine kadar kara yoluyla taşımanın üstlenildiği ve davacı sigorta şirketine nakliyat abonman sigorta poliçesiyle sigortalı .... AŞ’ye ait MSCUKT184590 konşimento numaralı konşimento ile 177 adet kurutucu emtianın AMRJ8793....numaralı konteyner içerisinde.... isimli gemiyle 17.01.2018 tarihinde tam ve eksiksiz olarak yüklendiği ve mühürlendiği, geminin Felixston limanına vardığında davalı taşıyanın deposuna alındığında 07.02.2018 tarihinde depoda beklerken, römorkla birlikte çalındığını, davalı firma yetkililerin İngiltere polisine ihbarda bulunulduğunu ve 08.06.2018 tarihinde 177 adet kurutucu emtianın halen bulunmadığı, davacı vekilinin beyan dilekçesinde ekli olarak ekspertiz raporu yükleme fotoğrafları mal faturası, çeki listesi, senet irsaliyesi, konşimento, nakliye faturası vs. belgelerin yer aldığı, konşimentonun ibraz edilmediği, davacı ve davalı vekillerin açıklamalarına göre çalınan malın zararının 5.929,50 kg net , 6.195 kg brüt olarak belirtilip değerinin 24.679,11 GBP olarak belirtildiği, satımın Delivery at Place (DAP) belirlenen yerde teslim şekliyle yapıldığı, teslim adresinin İngiltere’de bulunduğu, bu satım şeklinde tüm gümrük işlemleri masraflar Gümrükte doğan vergi resim ve harçların alıcıya taşıma masraflarının ise gönderene ait olduğu, ... firmasının taşıma masraflarını ödediği, TTK m. 1472’ye göre davacı sigortacının .... AŞ’nin halefi sıfatıyla dava açtığı, Blok sigorta yapıldığı ve sigorta konusu malların taşımaya konu mallarla uygun olduğu, İngiltere'de faaliyet gösteren .... firmasının olduğu, multimodel taşıma sözleşmesinin yapıldığı, taşıyanın deniz ve kara taşımasını üstlendiği, her ne kadar konşimento yerine deniz yük senedi düzenlenmiş olsa da eşyanın taşıyan tarafından teslim edildiği, TTK m. 1242 gereğince deniz yük senedinin bunu karine olarak sağladığı, taşıyıcının sorumluluğunun TTK m. 902 ve 903 gereği TTK’nın taşıma işlerine dair TTK m. 850 vd’daki hükümlerin uygulanması gerektiği, somut olayda RORO taşımasından bahsedilmediğinden CMR hükümlerinin uygulanamayacağı, hırsızlık olayının taşıyanın acentesi tarafından .....'e bildirildiği, taşıyanın hakimiyetindeyken zararın meydana geldiği ve TTK m. 875 ve 876’ya göre özenli davranış hükümlerinin ihlal edildiği, bu halde TTK m. 882 gereğince (I - Sorumluluk sınırları MADDE 882- (1) Gönderinin tamamının zıyaı veya hasarı hâlinde, 880 ve 881 inci maddeler uyarınca ödenecek tazminat, gönderinin net olmayan ağırlığının her bir kilogramı için 8,33 Özel Çekme Hakkını karşılayan tutar ile sınırlıdır. 2) Gönderinin münferit parçalarının zıyaı veya hasarı hâlinde taşıyıcının sorumluluğu; a) Gönderinin tamamı değerini kaybetmişse tamamının, b) Gönderinin bir kısmı değerini kaybetmişse, değerini kaybeden kısmının, net olmayan ağırlığının her bir kilogramı için 8,33 Özel Çekme Hakkını karşılayan tutar ile sınırlıdır. (3) Taşıyıcının, taşıma süresinin aşılmasından doğan sorumluluğu, taşıma ücretinin üç katı ile sınırlıdır. (4) Özel Çekme Hakkı, eşyanın taşıma amacıyla taşıyıcıya teslim edildiği tarihteki veya taraflarca kararlaştırılan diğer bir tarihteki, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca belirlenen değerine göre Türk Lirasına çevrilir.) zararın hesaplanmasında brüt ağırlığın (6.195 kg) her bir kilogramı için 8,33 ÖÇH hakkını karşılayan tutarla sınırlı olduğu, hesabında da 6.195kg x 8,33 x ÖÇH = 51.604, 33 SDR = dava tarihi itibari ile kurun esas alınması halinde 7,88 TL = 406.642 TL’nin sınır oluşturduğu, ancak kaybolan malın değerinin 7,31 GBP x 27.142,02 GBP = 198.408 TL olarak belirlendiği, davanın 8.000 GBP üzerinden açıldığı ve sorumluluk sınırının altında kaldığı, belirtilmiştir. Bu rapora karşı davacı vekilinin 26.09.2022 tarihli beyan dilekçesinde; davanın kabulünü talep etmiştir.Bu rapora karşı davalı vekilinin 25.09.2022 tarihli beyan dilekçesinde; taşımaya ilişkin belgenin dosyada yer almadığını, bilirkişilerin TTK m. 876 gereğince, kurtuluş imkânından söz edilemeyeceğine dair değerlendirmeye katılmadıklarını, müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını belirterek davanın reddine olmadığı takdirde ek rapor alınmasına karar verilmesine talep etmiştir.Toplanan deliller ve yapılan incelemelere göre;Davacı sigortacının sigortalısı olan ..... AŞ’ye ait 177 adet kurutucu makinenin İngiltere'de yerleşik .... firmasına ... tarafından satıldığı ve taşıyan ... tarafından 17.01.2018 tarihinden gemiye yüklenerek İngiltereye taşındığı limana vardığından 07.02.2018 tarihinde depodan römorkla birlikte çalındığı, bu halde taşıyanın kusur ve ihmali ile zararın meydana geldiği, TTK m. 902 ve 903 ‘e göre multimodel taşımada TTK m. 850 vd. hükümlerine göre taşıyanın sorumluluğu olduğu ve TTK m. 875 gereğince eşyanın alındığı şekliyle teslim edilmesi gerektiği, taşıyanın en yüksek özeni göstermesine rağmen kaçınamayacağı ve sonuçlarının önleyemeceği sebeplerden zarar meydana geldiği takdirde bunu ispat ederek sorumluluktan kurtulabileceği, ancak somut olayda taşıyanın sorumluluktan kurtulabilecek bir sebebinin ileri sürülmediği, hırsızlık olayının taşıyanın acentesi tarafından kabul edildiği, taşıma konusu emtianın brüt 6.195 kg olup, gönderinin tamamının hasar veya ziya halinin ödenecek tazminatın her bir kg için 8,33 ÖÇH ile sınırlı olduğu ve zarar miktarının TTK m. 882’ye göre eşyanın taşıyıcıya teslim edildiği, veya taraflarca kararlaştırıldığı başka bir tarihteki değeri üzerinden hesaplanacağı belirtildiği, buna göre eşyanın taşıyıcıya teslim edildiği tarihin 17.01.2018 olup, bu tarih itibari ile 5.4943 TL olup, 6.195 kg x 8,33 SDR = 6.195 kg x 8,33 x 5,4943 = 283.529,78 TL olarak üst zararının bulunduğu, davacının dilekçesinde 8.000 GBP talep ettiği, 8.000 GBP’nin dava tarihi itibari ile karşılığının 7.3535 TL olup, 8.000 x 7,3535 = 58.828 TL olduğundan üst sınırın altında kaldığı ve bu nedenle bu zarardan davalının sorumlu olduğundan davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir.' gerekçesi ile; HÜKÜM : Yukarıda Açıklanan Sebeplerle;Davacının davasının KABULÜ ile,Davacının 8.000 GBP zararının davalı ....’ya izafeten .... AŞ’den ödeme tarihi olan 16.07.2018 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesi gereğince devlet bankalarınca GBP/ İngiliz Sterlini cinsi üzerinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanarak fiili ödeme günündeki döviz satış kuru üzerinden -.TL karşılığının davalıdan tahsiline," şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkeme gerekçeli kararının AAÜT m.13/1 gereğince davalı lehine vekalet ücreti yabancı para alacağının dava açılış değeri üzerinden hesaplanarak 9.512,83-TL hükmedildiğini, ekli içtihatlar sunularak tashih talebinde bulunulmuş ise de; mahkemece bu talebin de red olduğunu, yabancı para ile açılan davalarda karar tarihindeki TL karşılığı üzerinden vekalet ücreti hesaplanacağını, 8.000-GBP dava değerinin █████/2022 tarihindeki TCMB efektif satış kuru TL karşılığı (8.000x21,4574) 171.659,00-TL olup, hükmolunacak vekalet ücretinin de 26.748,85-TL olduğunu, gerekçeli kararda davacı vekalet ücreti hesaplanırken 2018 dava açılış tarihindeki TL karşılığı ile hesaplanan 9.512,83-TL nispi vekalet ücretinin kaldırılarak, davacı vekili lehine karar tarihindeki tl karşılığı olan 171.659,00-TL üzerinden AAÜT ile hesaplanan 26.748,85-TL olarak düzeltilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava: alacak istemine ilişkindir.HMK'nun 355. Maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlarda res'en gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına; yabancı para alacaklarında vekalet ücretinin dava tarihindeki kura göre harçlandırılan değer üzerinden, karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenecek olmasına göre (Yargıtay 11. HD nin █████████ esas, █████████ karar, Yargıtay 3. HD nin ████████ esas, █████████Karar, ████████ esas, █████████ karar, ████████ esas, █████████ karar sayılı ilamları da aynı doğrultudadır) davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK m. 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek, aşağıdaki hüküm kurulmuştur.HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2022 tarih, ████████ Esas ve █████████ Karar sayılı kararına karşı davacının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 732,00 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 179,90 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 552,10 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere karar verildi. █████/2026