İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, cari hesap iddiasına dayalı iflas davasında ilk derece mahkemesinin ret kararını ve borç ilişkisinin niteliğini inceledi.
Özet: Davacı şirketin cari hesaptan kaynaklandığını iddia ettiği 124.577,86 TL alacak iddiasıyla davalı şirket aleyhine başlattığı iflas takibine ilişkin davada, davalı borç olmadığını, ilişkinin kira sözleşmesinden ibaret olup tüm kira bedellerini ödediğini savunmuştur; ilk derece mahkemesi ise taraflar arasında yalnızca kira ilişkisi bulunduğu ve davalının borcu kalmadığı gerekçesiyle iflas talebinin reddine karar vermiş, davacı şirket bu kararı ilişkinin cari hesaba dayandığı ve davalının iyi niyet kurallarına aykırı davrandığı gerekçesiyle istinaf etmiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:████████ Esas
KARAR NO:████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ:█████/2026
NUMARASI:████████ Esas, ████████ Karar
DAVANIN KONUSU: İFLAS (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas (İİK 156))
KARAR TARİHİ:█████/2026
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ... A.Ş. ile davalı ... A.Ş. arasında yıllara sari cari hesap ilişkisi mevcut olduğunu, müvekkili şirketin davalı şirketten takip tarihi itibariyle 124.577,86 TL alacağının bulunduğunu, davalının işbu borcunu ödemediğini, bunun üzerine davalı şirket aleyhine 26.11.2024 tarihinde İstanbul Anadolu 7. İcra Müdürlüğü'nün.... sayılı dosyası üzerinden iflas yoluyla takip başlattıklarını, davalının haksız itirazı üzerine takibin durduğunu belirtmiş olup, borçlu şirket hakkındaki iflas taleplerinin m.166/2'de belirtilen usule uygun olarak ilan edilmesine, İİK m.159 hükmü uyarınca teminatsız olarak muhafaza tedbitlerinin alınmasına, borçlu şirketin icra takibine yaptığı itirazının iptali ile davalı borçluya depo emri çıkarılmasına, depo emrine rağmen müvekkili şirkete olan borcun ödenmemesi halinde davalı şirketin iflasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını ve davanın kötü niyetle açıldığını, müvekkili şirketin EPDK tarafından lisanslandırılmış, kamu hizmeti niteliğinde doğal gaz dağıtım faaliyeti yürüten, mali yapısı güçlü ve borçlarını düzenli şekilde yerine getiren bir şirket olduğu, herhangi bir kişi, kurum veya bankaya vadesi geçmiş borcunun bulunmadığını, davacının ileri sürdüğü gibi taraflar arasında TTK hükümleri uyarınca geçerli bir cari hesap sözleşmesi olmadığını, dolayısıyla cari hesaptan kaynaklanan bir alacağın varlığının söz konusu olamayacağını, taraflar arasındaki ilişkinin, kiraya veren konumundaki ... A.Ş. ile dava dışı ... A.Ş. ve kiracı konumundaki davalı ... A.Ş. Arasında akdedilen ve 31.12.2024 tarihinde sona ermiş olan kira sözleşmesine dayandığını, anılan kira sözleşmesi uyarınca, kira bedelinin sözleşmede belirlenen oranlar dahilinde %20 davacı ... şirketine, % 80 dava dışı ... A.Ş. Arasında paylaştırılarak ödendiğini, davalı şirketin bu kapsamda kira ödemelerini düzenli şekilde gerçekleştirdiğini, davalının taşınmazı fiilen tahliye etmiş olmasına rağmen sözleşme süresi sonuna kadar kira bedellerini ödediğini, davacı tarafından kira bedellerinin, Türk Borçlar Kanunu'nun 344. maddesine aykırı biçimde ve aynı kira dönemi içinde birden fazla kez artırıldığını, bu hukuka aykırı artışlara karşılık davalı tarafından iade faturaları düzenlendiğini, söz konusu faturaların elektronik ortamda ve noter ihtarnameleri ekinde davacıya gönderildiğini, ancak davacı tarafından muhasebe kayıtlarına alınmadığını, bu nedenle davacının iddia ettiği alacağın doğmadığını, ayrıca kira alacaklarının beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu ileri sürülerek zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacı şirket yetkilisinin aynı zamanda davalı şirkette hissedar olduğu, kira sözleşmesini her iki taraf adına da imzaladığı, davacının bu davayı ve benzer davaları organizasyonel bir baskı aracı olarak kullandığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; Davalı/kiracı ile davacı/kirayaveren ve davadışı/kirayaveren arasında, █████/2022 tarihli Taşınmaz Kirası Sözleşmesi akdedildiği, mali verilerin tetkikinden taraflar arasında başkaca ilişki bulunmadığı, davacı tarafın cari hesaba dayalı alacak talebinde bulunduğu, taraflar arasındaki kira sözleşmesinin █████/2022 - █████/2022 tarihleri arasında devam ettiği süre sonunda sözleşme süresinin 1 yıl daha uzadığı, uzayan 1 yıllık sürenin █████/2023-█████/2023 tarihleri arasında devam ettiği süre sonunda sözleşme süresinin █████/2024- █████/2024 tarihleri arasında devam etmek üzere 1 yıl daha uzadığı ve 1 yıl dolmadan önce, █████/2024 tarihinde davalı kiracının taşınmazı boşalttığı, █████/2024 tarihine kadarki kira bedellerini de davacı/kiracıya ödediği, davalı kiracının bakiye kira borcu kalmadığı, davacının davalıdan cari hesaba dayalı alacağı bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; müvekkilinin davalı ile olan ilişkisinin cari hesaptan kaynaklandığını, bu ilişkinin yalnızca kira ilişkisine indirgenemeyeceğini, dava konusu takibin de cari hesap borcundan kaynaklandığını, gerek arabuluculuk gerekse ön inceleme tutanağından da alacağın cari hesap alacağı olduğunun görüleceğini, buna rağmen davalı tarafından yargılama aşamasında bu hususu inkar ederek tarafların arasında yalnızca kira ilişkisi olduğunu öne sürmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığını, bu durumun bilirkişi heyeti marifetiyle de yok sayıldığını, bilirkişilerin yalnızca davalının dosyaya yıllar öncesine ait olarak sunduğu bir sözleşmeyi esas alarak saf (çıplak) bir konut veya çatılı işyeri kira sözleşmesine göre hesaplama yaptıklarını ve Mahkemece de bu beyanlar doğrultusunda hüküm kurulduğunu, arabulucuk ve öninceleme aşamasında kabul edilen uyuşmazlığın cari hesaptan kaynaklandığı, bu durumun usul hukuku açısından ikrar niteliğinde olduğunu, öncelikle uyuşmazlığın cari hesap ilişkisinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı incelenmeksizin ve cari hesap alacağı iddialarının geçerli bulunmamış ise neden geçerli olmadığı açıklanmaksızın karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Mahkeme bu ilişkiyi yalnızca sözleşmesel kapsamda değerlendirse dahi, 2022 yılında yapılan artış için 2024 yılında iade faturası düzenlenemeyeceğinin kabulü gerektiğini, sözleşmenin taraflarının tacir olduğunu ve basiretli davranması gerektiğini, davalının aradan uzun bir süre geçtikten sonra iade faturası düzenlemesinin mevzuata ve ticaretin olağan akışına aykırı olduğunu, davalının faturaya itiraz süresini geçirdiğini, somut olayda iade faturalarına herhangi bir sonuç bağlanamayacağını, taraflar arasındaki ilişkinin saf(çıplak) kira ilişkisi olmadığını, taraflar arasındaki ilişkinin ve bedele konu mal ve hizmetlerin içerisinde, kira bedeli, ısıtma soğutma, elektrik, su, güvenlik, masa, sandalye vb ofis malzemeleri, kırtasiye, çay, kahve, recepsiyon, site aidatı ve benzeri her türlü gider kaleminin dahil olduğunu, bu sebeple kira artış oranının TÜFE'ye bağlı olduğu bir çatıyı iş yerinden bahsetmenin mümkün olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin hizmet ve kullandırma sözleşmesini de içeren karma nitelikli bir yapıda olduğunu, taraflar arasındaki yıllara sari ilişki içerisinde de hiç bir zaman artış ornanı hesaplamasında TÜFE'ye uyulmadığını, bu durumun ticari teamül olarak zaten ilişkinin salt çatılı iş yeri kirası olarak görülmediğinin kanıtı olduğunu, davalının saf(çıplak) kira sözleşmesi savunmasını destekler ve kanıtlar nitelikte herhangi bir belge sunmadığını, yalnızca davalı savunmaları ile seçenekli bir hesaplama yapmayan bilirkişi heyeti raporunun delil niteliği bulunmadığından hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosyanın eksik inceleme ile davanın esasına ilişkin önemli ölçüde etki edebilecek vakıaların araştırılmadan hüküm kurulduğunu belirterek ilk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde; dilekçesinde bildirdiği nedenlerle davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, İİK 154. maddesinde düzenlenen İflas yolu ile takibe karşı yapılan İtirazın kaldırılması ile borçlu şirketin iflasının istemine ilişkindir.İlk derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davalı kiracının bakiye kira borcu kalmadığı, davacının davalıdan cari hesaba dayalı alacağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Taraflar arasında cari hesap ilişkisinden doğan alacağa ilişkin başlatılan iflas yoluyla adi takibe yapılan itirazın kaldırılması isteminin yerinde olup olmadığı, taraflar arasında cari hesap ilişkisi bulunup bulunmadığı, davacının davalı şirket aleyhine başlatılan takip tarihi itibariyle davalıdan alacağının bulunup bulunmadığı varsa miktarı bu kapsamda itirazın kaldırılması ve iflas şartlarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplandığı anlaşılmıştır. 2004 Sayılı İİK nun 154 vd maddelerinde İflas yoluyla takip düzenlenmiş, 156/4 fıkrada, iflas istemek hakkının ödeme emrinin tebliğ tarihinden bir sene sonra düşeceğine yer verilmiştir. Bu süre hak düşürücü süre olup, mahkemece kendiliğinden gözetilir ve süresinde açılmayan dava reddedilir. Ayrıca, iflas ödeme emri tebliğ edilmeden açılan takipli İflas davası dinlenemeyeceğininden, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı ve diğer şartlarının re’sen incelenmesi gerekecektir. Bu anlamda takip konusu İstanbul Anadolu 7. İcra Müdürlüğü'nün ... dosyası incelenmiş, İstanbul Anadolu 7. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı icra dosyasının incelenmesinde; alacaklısının ... Şirketi, borçlunun ... Şirketi olduğu, 124.577,86 TL nin tahsili için dayanak olarak cari hesap alacağı gösterilerek takip başlatıldığı, ödeme emrinin davalı borçluya █████/2024 tarihinde tebliğ edildiği ve davalı borçlunun ise yasal sürede 05.12.2024 tarihinde borca ve ferilerine itiraz ettiği, davacı alacaklının ise, itirazın kaldırılması ile birlikte İflas talepli davasını, İİK nun 156.maddesi gereğince, ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren bir senelik hak düşürücü süre içerisinde 20.03.2025 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.İİK nun 154. maddesi gereğince İflas yolu ile başlatılan takibe karşı borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi halinde, takibin duracağı, alacaklının bu itirazın kaldırılması ile beraber borçlunun iflasına karar verilmesini isteyebileceği İİK ‘nun 156/3. fıkrasında düzenlenmiştir. İflas davası basit yargılama usulüne göre incelenir. Borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi halinde, mahkemece ilk önce davacı alacaklının itirazın kaldırılması hakkındaki talebini inceler. Bu itirazın kaldırılması talebinin incelenmesi, genel haciz yolundaki itirazın kaldırılması talebinin incelenmesinden ( m.68-70) tamamen farklıdır. Genel haciz yolunda tetkik merciinin incelemesi yalnız belgelere göre ve ilamsız icra kuralları çerçevesinde yapıldığı halde, buradaki ticaret mahkemesinin incelemesi genel hükümlere göre olur. Bu nedenle borçlu, ticaret mahkemesindeki savunması sırasında ödeme emrine itiraz ederken bildirdiği itiraz sebepleri ile bağlı değildir. Davalı borçlu, iflas davasına karşı vereceği cevap layihalarında bütün savunma vasıtalarını ileri sürebilir. Ticaret mahkemesi normal bir alacak davasında olduğu gibi, tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek, borçlunun gerçekten borçlu olup olmadığını araştırır.İflas davasında alacaklı, alacağını ispat bakımından m.68. ‘de olduğu gibi tahdidi olarak sayılmış olan belgelerle bağlı değildir. Alacaklı normal bir alacak davasında olduğu gibi, alacağının varlığını HMK’ya göre mümkün olan her türlü delil ile ispat edebilir. Burada alacaklının alacaklı olup olmadığı maddi hukuk kurallarına göre esastan incelendiğinden ticaret mahkemesi borçlunun itirazının ya kesin olarak kaldırılmasına veya kesin kaldırma talebinin ( bununla İflas davasının ) reddine karar verir. Burada, borçlunun itirazı esastan karara bağlanmakta ve alacağın esası hakkında hüküm verilmektedir. Bu hüküm normal bir alacak davasında olduğu gibi kesin hüküm oluşturur. Mahkeme, genel hükümlere göre yapacağı inceleme sonucunda, davacının alacağının mevcut olduğunu tespit eder ve borçlunun itiraz ve defilerini yerinde bulmazsa, yani borçlunun borçlu olduğu kanısına varırsa borçlunun İtirazının kesin olarak kaldırılmasına karar verir. Buradaki İtirazın kaldırılması kararı bir ara karardır. ( Prof.Dr.Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, Cilt 3.sayfa ,2672 vd , 1993 baskı ) . Bu nedenle yalnız başına istinaf edilemez .
1-Davacı vekili istinaf dilekçesinde, müvekkilinin davalı ile olan ticari ilişkisinin cari hesaptan kaynaklandığını, bu ilişkinin yalnızca kira ilişkisine indirgenemeyeceğini, cari hesap alacağı iddialarının hangi sebeple geçerli olmadığı açıklanmaksızın karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır. Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz (Y. HGK'nın ███████-1634 E, ████████ K. sayılı ilamı).Somut olayda, davacının, takip talebinde borcun sebebini " cari hesap alacağı 124.577,86 TL" olarak göstermiş ise de taraflar arasında TTK 89. Maddesi kapsamında düzenlenen yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığı, bilirkişi incelemesinden de anlaşılacağı üzere davacının, ticari defterlerinde yer alan bakiye alacağına dayanarak takip başlattığı, buna göre açılan işbu davanın da açık hesap alacağının tahsili için yapılan takibe itirazın kaldırılması ve iflas davası olduğu anlaşıldığından davacının icra takibinde açık hesap ilişkisine dayandığı kabul edildiğinden davacının bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.
2- Davacı vekili istinaf dilekçesinde diğer bir istinaf nedeni olarak, mahkemece taraflar arasındaki ilişkinin yalnızca sözleşmesel kapsamda değerlendirilmesi halinde dahi 2022 yılında yapılan artış için 2024 yılında iade faturası düzenlenemeyeceğini, yasal süreden sonra düzenlenen iade faturalarına herhangi bir sonuç bağlanamayacağını, taraflar arasındaki sözleşmenin hizmet ve kullandırma sözleşmesini de içeren karma nitelikli yapıda bir sözleşme olduğunu, davalının yalnızca saf(çıplak) kira sözleşmesi savunmasını destekler ve kanıtlar nitelikte herhangi bir belge sunulmadığından davanın davalı beyanları doğrultusunda reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Dosyanın incelenmesinden, davacı ile davalı arasında 01.01.2022 tarihli taşınmaz kira sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmede davalı şirketin kiracı, davacı şirketin ise kiraya veren şirketlerden biri olduğu anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki kira sözleşmesinde kiralananın cinsinin işyeri olarak gösterildiği ve kiralananın kullanım şeklinin büro olarak kullanılacağı aylık kira bedellerinin 20.000,00 TL+ KDV olarak kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.Taraf defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda alınan bilirkişi raporunda taraflar arasında iş bu kira sözleşmesi ilişkisinden başka bir akdi ilişki ve ticari ilişkinin varlığı anlaşılamadığı belirtilmiş olup, davacının takipte tahsilini talep ettiği açık hesap alacağının da iş bu kira sözleşmesi ilişkisinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.Bilirkişi heyeti tarafından sunulan █████/2026 tarihli raporda;, davacı şirketin kendi ticari defter ve dayanaklarına göre davalı şirketten █████/2024 takip tarihi itibariyle 124.577,86 TL alacaklı göründüğü, davalı şirketin ticari defterlerinde ise takip tarihi itibariyle davalı tarafın davacıdan 76.353,46 TL alacaklı göründüğü ve takip tarihinden sonra da alacağının hesaba virman yapılarak bakiyenin kapatıldığı, taraf defterleri arasındaki farkın, davalı şirket tarafından davacı adına düzenlenen 06.11.2024 tarihli 115,200,00 TL tutarlı iade faturası ve 22.11.2024 tarihli 85.731,32 TL tutarlı iade faturasının davacı şirket defterlerinde kayıtlı olmamasından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacı şirket tarafından davalı şirket aleyhine düzenlenen 6 aylık kira bedeli açıklamalı faturanın iadesi ile 2022 Temmuz (dahil) - 2024 Mayıs (dahil) kira bedeli faturalarının TÜFE 12 ay ortalaması üzerinde kalan kısma dair iade açıklaması ile davalı şirket tarafından davacı şirket adına düzenlenen 2 adet toplam 200.931,32 TL tutarlı iade faturalarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. İş bu iade faturaları davacı şirket defterlerinde kayıtlı değildir. Takip tarihi itibariyle tarafların ticari defterlerindeki uyuşmazlık da bu faturalardan kaynaklanmaktadır. Davalı şirket tarafından, davacı şirkete █████/2024 tarihinde “Ocak 2022-Kasım 2024 Dönemi Ofis Kira Bedeli” açıklaması ile gönderilen 305.063,06 TL tutarlı ödeme yapıldığı görülmüştür.Taraflar arasındaki kira sözleşmesinin 5 maddesinde "sonraki yıllardaki kira artışı ise dönemin uygulanan mevcut kirasına yıllık TÜFE artış oranı ilave edilerek hesaplanan tutar olacaktır.(TÜFE oranı, Aralık ayı baz alınmak üzere bir sonraki dönemin 12 aylık değişim oranıdır." düzenlemesi yer almaktadır. Bilirkişi raporunda bu madde kapsamındaki artış oranına göre hesaplama yapılarak 2023 ve 2024 yıllarına göre aylık kira bedelleri bulunmuş ve sözleşmenin 6.maddesine göre belirlenen aylık kira bedellerinin % 20 sinin davacıya ödenmesi kararlaştırıldığından takip tarihine kadar davacıya ödemesi gereken kira bedeli tutarı KDV dahil 295.044,80 TL olarak hesaplanmıştır. Davalı/kiracı tarafından dosyaya sunulan ödeme dekontuna göre █████/2024 tarihinde 305.063,06 TL tutarında ödeme yapıldığı anlaşılmış olup dolayısıyla da davacının davalıdan takip tarihi itibariyle bakiye kira bedeli alacağı bulunmadığı tespit edilmiştir. Her ne kadar davacı vekili faturaların süresinde iade edilmediği ileri sürmüş ise de, kira sözleşmesindeki kira artış oranına ilişkin hükümler tarafları bağlayacağından, sözleşmeye üstünlük tanınarak, sözleşmede kararlaştırılan kira artış oranına göre yapılan hesaplama neticesinde yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Diğer taraftan taraflar arasındaki kira sözleşmesinde davacının iddia ettiği gibi hizmet ve kullandırma sözleşmesini de içerir nitelikte olduğuna dair bir düzenleme de yer almamaktadır. Kaldı ki davacı bu iddiasına yönelik yazılı bir delil de sunamamış ve bu iddiasını ispat edememiştir. Bu nedenle yukarıda da açıklandığı üzere taraflar arasında kira sözleşmesi bulunmakta olup davacının iddia ettiği şekilde bir hizmet sözleşmesi bulunduğu ispat edilebilmiş değildir. Bu nedenle davacının bu yöndeki istinaf nedeni de yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesi kararında usul ve yasaya aykırı bir yön görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas, ████████ Karar sayılı ve █████/2026 tarihli kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE,
2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken istinaf harçları davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına YER OLMADIĞINA,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 164. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde Temyiz Kanun Yolu Açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.18.06.2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!