İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, sigorta rücuen hasarlı konteynerdeki buğday irmiği zayiatı nedeniyle taşıyana açılan itirazın iptali davasında yetki, husumet ve ihbar itirazlarını incelemiştir.
Özet: Sigorta şirketi, poliçeyle teminat altına alınan buğday irmiği emtiasının, yırtık/delik bir konteynerde deniz yoluyla taşınırken ıslanarak hasar görmesi üzerine, sigortalısının halefi sıfatıyla fiili ve akdi taşıyıcılara karşı başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptalini ve zararın tazminini talep etmiş; davalılar ise davacının acenteye pasif husumet yöneltemeyeceğini, konşimentoda Londra mahkemeleri ve İngiliz hukukunun yetkili olduğunun belirtildiğini, hasarın süresinde bildirilmediğini, konteynerde hasar kaydı bulunmadığını ve zararın kendi kusurları veya taşıma sırasında meydana geldiğine dair ispat yükünün davacıda olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuşlardır.

.

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : ████████
KARAR NO : █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : █████/2022
NUMARASI : ████████ Esas ████████ Karar
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan)
BAM KARAR TARİHİ : █████/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : █████/2026
Davacı ... AŞ vekili Davalı ...'ya izafeten ... A.Ş. Şirketi vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:Davacı ... Şirketi vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin sigortalısı ... A.Ş.'ye ait irmik emtiasının taşınması sırasında oluşacak risklere karşı Nakliyat Emtia Sigorta Poliçesi ve Abonman Sözleşmesi ile teminat altına alındığını, Mısır'da mukim "..." isimli firmaya buğday irmiği emtiasının ihraç edildiğini, MEDUME988917 ve 11.01.2020 tarihli numaralı konşimento tahtında Türkiye'den Mısır'a MEDU 6380... numaralı konteyner ile taşındığını, malın MEDU 6380... numaralı konteynerin yırtık/delik olması sebebiyle ıslanarak hasarlandığının belirlendiğini, 1-nolu davalının konşimentoyu düzenlemek ve taşıma işlemini fiilen gerçekleştirmek suretiyle “fiili taşıyan” olarak hareket ettiğini, 2-nolu davalının da navlun faturası düzenleyerek akdi taşıyan olduğunu, emtianın taşıma sırasında hasar görmesi sebebiyle davalıların taşıyan sıfatıyla oluşan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, 6102 sayılı TTK m. 1472’e göre müvekkilinin kanuni halef sıfatını kazandığını, 6102 sayılı TTK m. 1178 uyarınca davalıların kendilerinden beklenen dikkat ve özeni göstermediklerini, hasarın eşyanın kendi hâkimiyetinde bulunduğu sırada meydana geldiğini, taşıyanın sorumluluğu bulunduğunu, davalılar / borçlular hakkında İzmir 21. İcra Müdürlüğü’nün ████████ Esas sayılı dosyasıyla icra takibine geçtiklerini, ancak davalıların itirazı ile takibin durduğunu, arabuluculuk bürosuna başvurduklarını, anlaşamama tutanağının imzalandığını belirterek davalıların icra dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına ve %20 icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalılar ...’ya İzafeten ... A.Ş. ve ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının doğrudan ... A.Ş.’ye husumet yönelttiğini, ancak müvekkiline doğrudan dava açılamayacağını ... A.Ş.’nin İsviçre Cenevre merkezli deniz yoluyla konteyner içinde yük taşıma işi iştigal eden ....’nın acentesi olduğunu ve taşıyana izafeten acenteye karşı dava açılabileceğini, bu nedenle davada bu davalı yönünden pasif husumetin olmadığını, TTK m. 105 e göre acentenin akdettiği veya akdedilmesine aracılık ettiği sözleşmeden doğan ihtilaflardan dolayı müvekkili namına acenteye karşı dava açılabileceğini, Yargıtay 11. HD nin kararlarının da bu yönde olduğunu, bu nedenle bu davalı yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, ayrıca konşimentonun 10. maddesinde yetkili mahkemenin Londra Mahkemeleri ve uygulanacak hukukun İngiliz Hukuku olarak belirlendiğini, MÖHUK m. 47 de de tarafların yetki sözleşmesiyle yetkili mahkemeyi belirleyebileceğini, davanın yetki yönünden reddini gerektiğini, esas yönünden de TTK m. 1185 gereğince süresinde bir ihbar yapılmadığını, her iki tarafın katıldığı bir tespit bulunmadığını, durumun taşıyana veya temsilcisine teslim sırasında ya da hemen belli değilse en geç 3 gün içerisinde yazılı olarak bildirilmesinin zorunlu olduğunu, davacı tarafından süresinde bir ihbar yapılmadığı gibi, iddia edilen hasarın taşımanın hangi aşamada meydana geldiğinin belli olmadığını, iddia edilen hasarın deniz taşıması sırasında ya da davalı müvekkilin sorumlu olduğu ticari bir kusurdan kaynaklandığını ispatlamakla yükümlü olduğunu, ispat yükünün yer değiştirdiğini, konteynerin teslim tarihinin 18.02.2020 olup, müvekkiline İzmir 21. İcra Müdürlüğünün ████████ E sayılı dosyasında 29.03.2021 tarihinde ödeme emriyle hasardan haberdar olduğunu, 3 gün içinde müvekkili şirkete herhangi bir bildirim yapılmadığını ve müvekkilin katılımıyla survey incelemesinin yapılmadığını, hasarın deniz taşıması sırasında meydana geldiğini ispatlaması gerektiğini, dava konusu konşimento altında taşınan toplam 26 adet konteynerden, MEDU6380.... numaralı bir adet konteyner muhteviyatı yüklerin ıslandığının iddia edildiğini, konteynere ilişkin liman giriş çıkış kayıtlarında hiç bir hasar kaydı veya konteynerin delik olduğuna ilişkin hiç bir kayıt, fotoğraf yer almadığını, konteynerin delik olduğuna, hasarın deniz taşıması sırasında veya müvekkil firmanın sorumluluk alanında oluştuğuna ilişkin hiçbir kanıt bulunmadığını, davacının dava konusu malların öncelikle ilk taşıma veya son taşıma sırasında veya davacının sigortalısının malları yetersiz işaretlemesi, diğer bir deyişle emtianın içinde taşındığı çuvalların üzerine herhangi bir etiket, yazı, bilgi vs. koymaması sebebiyle malların limanda gümrük idaresi tarafından incelenmek üzere alıkonulması esnasında ıslanarak hasarlanmadığını ispat etmesi gerektiğini, TTK m. 1182 f.1 (e) ve (h) bentleri gereği taşıtan/yükleten ile bunun temsilcilerinin ve adamlarının fiil veya ihmali ve özellikle işaretlerin yetersizliği sebebiyle, taşıyan sıfatını haiz davalı şirketle adamlarının kusursuz olduğunun kabulü gerektiğini, burada yükleten/taşıtanın malları gerektiği gibi işaretlememesi sebebiyle malların içerisinde taşındığı konteynerlerin, dava konusu taşımanın yapıldığı geminin limana yanaşma tarihi olan 14.01.2020 tarihinden, gümrük tarafından eksik işaretleme sebebiyle gerekli görülen incelemelerin yapılarak konteynerlerin teslimine izin verildiği 17.02.2020 tarihine kadarki bir aylık sürede limanda kalmasının zorunlu kılınması, buna yükleten/taşıtanın kendi kusuruyla sebep olması nedeniyle, uygun illiyet bağının kesildiğini, davacı tarafça ekspertiz talep tarihinin 17.02.2020 olarak belirtildiğini, rapor tarihinin bundan 10 ay sonra olduğunu, raporda evrak üzeri inceleme yapılırken dayanıldığı belirtilen survey raporunda dahi, surveyora inceleme görevinin 28.01.2020 tarihinde verildiğinin açıkça belirtildiğini, dava konusu konteynerin gemiden indirilme tarihinin
14.01.2020 olduğunu, davacının tek taraflı yaptırmış olduğu eksper raporunda keza ıslaklığın deniz suyundan olup olmadığını belirlemek için gümüş nitrat testi dahi yapılmadığını, ıslaklığın deniz taşıması sırasında oluştuğuna dair herhangi bir kanıtının bulunmadığını, davacı tarafça hasarlandığı iddia edilen emtiaların taşındığı konteynere ilişkin ne yükleme limanında ne de boşaltma limanında herhangi bir hasar tutanağı bulunmadığını, konteynerlerin FCL/ FCL kaydı ile yüklendiğini, konteynerin yükleten tarafından tamamen doldurulduktan sonra taşıyana mühürlü olarak FCL kaydı ile verildiğini, ayrıca konşimentoda “shippers load stow and count” yani yükleyici yükledi, saydı ve istifledi klozunun yer aldığını, ekspertiz raporunda söz konusu konteynerde inceleme ve tespit yapılmadığını, raporun evrak üzerinden inceleme yapılarak düzenlendiğini, davacı sigorta şirketinin sigortalısına %10 ilave bedel ödediğinin görüldüğünü, bu ilave bedel talebinin dayanaktan yoksun ve hukuka aykırı bir talep olduğunu, davacının kötü niyet tazminatı ödemesi gerektiğini, bahsedildiği üzere davacı şirketin kötü niyetli olarak müvekkili şirketin herhangi bir borcu bulunmadığı halde itirazın iptali davasını açtığı, bu nedenle İİK. 67. maddesi hükmüne açıkça aykırılık teşkil eden dava neticesinde kötü niyetli davacı aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere tazminat yükletilmesine karar verilmesi gerektiğini belirterek davanın pasif husumet, yetki ve esas yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir.
MAHKEMECE: "...,Toplanan tüm deliller ve yapılan incelemelere göre;
Dava dışı sigortalı ....AŞ’ye ait olan 17.280 çuval net 864.000 kg brüt 865.728 kg irmik emtiasının 36 adet 20lik konteyner ile Mersin limanından İskenderun Eldekheila Limanına taşındığı, taşımanın akdi ve fiili olarak .. . . tarafından yapıldığı, alıcının ... şirketi olup, satışın CİF satış yoluyla yapıldığı, davalının taşıma yaptığı konteynerlerden MEDU638... nolu konteynerin Mısırdaki deposuna vardığında yapılan incelemede malın tamamen bozulduğu belirlendiği ekspertiz incelemesinde bu konteynerler üzerindeki delik sebebi ile emtianın ıslandığı, konteynerin üst köşe saçında delik olduğu, gemideki Bay Plana göre konteynerin gemide ambar içinde taşındığı bu nedenle gemi üzerindeyken ıslanmanın olmadığı, Gümüş Nitrat testi yapılmadığı için ıslanmanın deniz tuzundan mı yoksa yağmur suyundan mı olduğu belirlenemediği, emtianın %14,5 rutubet esasına göre taşınması gerekirken konteynerin üzerindeki delikten giren su nedeniyle 17.280 çuval irmik emtiasının neminin artarak bozulması ile küflenmeden hasarın meydana geldiği, 19.12.2019 tarihli faturaya göre birim fiyatı 390 USD olduğu, emtiada ıslanmadan dolayı sovtajın bulunmadığı ve 8.413,41 USD hasarın tespit edildiği, bu ürünün satılmasının söz konusu olamayacağı imha edilmesi gerektiği, belirtilmiştir.
TTK m. 1178 e göre ....’nın taşıyan olarak sorumlu bulunduğu, TTK m. 1184 ve 1185 hükümleri değerlendirildiğinde eşyada görülen ziya ve hasarın en geç gönderilene teslim sırasında taşıyana bildirilmesi gerekirken bu durum açıkça belli değilse teslimden itibaren 3 gün içinde bildirilmesi gerektiği, dava da TTK m. 1185 anlamında usulüne uygun bir hasar ihbarının bulunulmadığı ancak, konteynerin köşe bağlantı noktaları delikten su girmesi neticesinde zararın meydana geldiğinin belirlendiği, böylece taşıyan lehine TTK m. 1185/4 fıkradaki sorumsuzluk karinesinin aksinin ispat edildiği, taşıyanın yedindeyken hasar ve zararın meydana geldiği, tespit edilmiştir.
Taşımaya konu olan konteyner içinde bulunan İrmik emtiasının hasarlandığı ve bozulduğu, bu emtianın toplam bedelinin 09.05.2022 tarihli rapor ile belirlendiği üzere 480 çuval hasarının 10.260,25 USD olduğu ve ekspertiz raporlarında belirlendiği üzere; konteyner üzerindeki delik nedeniyle içeriye giren yağmur/ deniz sularının emtiayı bozduğu, ekspertiz incelemesi ile poliçenin muafiyet tenzili hükmü gereğince, teminat limiti olan 369.369,00 USD’nin %0,5’i olan 1846,84 USD’nin indirilmesi ile kalan hasar bedelinin 8413,41 USD olduğu ve davacı sigortacı tarafından sigortalıya bu bedelin 14.01.2021 tarihinde ödendiği, belirlenmiştir.
Olaya konu olan yük zararı taşımada kullanılan konteynerin denize elverişsizliğinden kaynaklanmaktadır. Şayet konteyner taşıyan tarafından tedarik edilmiş ise bu taşıma kabı aynı zamanda geminin alonju sayılır. Konteynerdeki elverişsizlik bu halde geminin denize elverişsiz olmasına neden olacaktır. Dolayısıyla taşıyan ortaya çıkan zarardan TTK m. 1141 (taşıyanın geminin elverişsizliğinden doğan sorumluluğu) uyarınca sorumlu olacaktır. Buna göre taşımaya konu MEDU638.... konteyner taşıyan ... .’nin sorumluluğunda taşındığı, konteyneri temin edenin taşıyan olduğu ve gemiye yüklenen konteynerdeki delikten su girmesi sonucu yükteki hasarın oluştuğu belirlenmiş olduğundan geminin alonju niteliğindeki konteynerdeki bu delik nedeniyle 6102 sayılı TTK m.1141’e göre taşıyıcı sorumlu olacaktır. Konteynerdeki elverişsizlik bu halde geminin denize elverişsiz olmasına neden olacaktır. Dolayısıyla taşıyan ortaya çıkan zarardan (6102 sayılı TTK m. 1141) (taşıyanın geminin elverişsizliğinden doğan sorumluluğu) uyarınca sorumlu olacaktır.
Olaya konu olan yük zararının taşıyan açısından sorumluluğunun belirlenmesinde bugüne kadar uygulanan sorumluluk kuralları dikkate alındığında gerek eski Alman Hukukunda ve mahkememiz uygulamasında; taşımada kullanılan konteynerin denize elverişsizliğinden kaynaklandığı kabul edilerek şayet konteyner taşıyan tarafından tedarik edilmiş ise bu taşıma kabı aynı zamanda geminin alonju sayılmıştır. Konteynerdeki elverişsizlik bu halde geminin denize elverişsiz olmasına neden olduğu kabul edilerek taşıyanın ortaya çıkan zarardan TTK m. 1141 (taşıyanın geminin elverişsizliğinden doğan sorumluluğu) uyarınca sorumlu olduğu ve sorumluluğunun sınırsız olduğu kabul edilmiştir. Ancak bu sorumluluğunun değişen doktrin ve Uluslararası sözleşmede ki sorumluluk sınırlamaları ve uygulaması (Rotterdam Kuralları m. 14’e göre bu davranışlar artık konteynerin yüke elverişli hâle getirilmesi borcu kapsamında değerlendirilmektedir) göz önüne alındığında konteynırın taşıyan tarafından tedarik edilmesi halinde (ki somut olayda ki taşıma bu şekilde gerçekleşmiş olup, davalı vekilinin ön inceleme duruşmasında ki beyanında yer aldığı üzere) taşıyanın sorumluluğu taşıyanın navlun sözleşmesinin ifasına yardımcı olmak amacıyla konteyner tedarik etmeyi taahhüt etmesi navlun sözleşmesinden doğan yan edim yükümlülüğü kabul edilmektedir. Bu halde taşıyan konteynır tedarik ederek tek bir sözleşme niteliği taşıyan ve karma sözleşme olmayan navlun sözleşmesinde taşıma ediminin yanında yan edim olarak sağlam, taşımaya ve yüke elverişli bir konteynır tedarik etmeyi yükümlenmektedir. Bu edim yan edim yükümlülüğü olmakla edimin yerine getirilmemesi halinde sorumluluğu doğmakta olup bu sorumluluk navlun sözleşmesinden ortaya çıkmakta ve sözleşmenin ihlalinden doğan (taşıyan yüke elverişli konteyner tedarik etme borcunun ihlâlinden (kötü ifa) ötürü yükle ilgililere karşı sorumlu olacaktır). TBK m. 112 ve devamına göre borcun ifa edilmemesinden dolayı sorumluluğu bulunacaktır. Taşıyanın hâkimiyet alanında bulunduğu dönemde konteynerin elverişsizliği sebebiyle ortaya çıkan eşya zararları (zıya ve hasar) için ise yüke özen borcunun ihlâlinden doğan sorumluluk kuralları (TTK m. 1178 vd.) uygulanacaktır. Yükümlülüğün ihlâl edilmesi halinde taşıyanın hâkimiyet alanı içerisinde eşya zıya veya hasara uğrarsa, yüke özen borcunun ihlâlinden doğan sorumluluk hükümleri uygulanmalıdır ([e]TTK m. 1061 vd., TTK m. 1178 vd). Konteynırda ki zıya veya hasarın taşıyanın hâkimiyet alanı dışında gerçekleşmesi hâlinde ise, navlun sözleşmesinin ihlâlinden ötürü taşıyan sorumluluk sınırlamasına tâbi olmadan ortaya çıkan bütün zararlardan sorumlu olması söz konusu olacaktır (BK m. 112 vd.).
Taşımayı FCL kaydıyla yapmakla konteynerin su geçirmezliği için gerekli denetimlerin taşıyan tarafından zorunlu denetim yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi bundan kurtuluş için gerekli ispat vasıtalarını da ortaya koymamıştır. Konteynerdeki deliğin derhal anlaşılabilecek ve gözle görülebilecek nitelikte olmadığı da belirlenmiştir. 6102 sayılı TTK m.1141’e göre gerek taşıyanın geminin başlangıçtaki elverişsizliğinden sorumluluğu sınırsız olduğundan ya da konteynırın taşıyan tarafından temin edilmesiyle hâkimiyet alanı içinde veya dışında olmakla birlikte meydana gelen zarardan sorumludur. Meydana gelen zarar taşıma sırasında oluşmuş olup bu zarardan dolayı taşıyanın sorumluluğu gerek TTK m. 1186’da ki yer alan sınırlamalar ve gerekse BK m.112 gereğince TTK da ki sınırlamalara tabi olmasa da bu sınırlar içeresinde kaldığından TTK m. 1186’ya göre bilirkişi raporunda da taşıyanın sorumluluk miktarı karar tarihi itibari ile meydana gelen zararın TTK m. 1186 a göre hüküm tarihine en yakın tarihteki değeri “koli” başına (666,67 SDR x 480 koli x 1.32505=) 424.018,12 USD olduğu ve yine “kilogram” başına (2 SDR x 24.048 kg x 1.32505=) 63.729,60‬ USD olduğu ve meydana gelen zarar miktarının ekspertiz ve bilirkişi raporunda belirlendiği üzere bu sınırların altında kaldığından bu zarara hükmedilmesi gerektiği belirlenmiştir. Hüküm tarihi itibari ile bu tutar 8.413,41 USD olduğu ve sorumluluk sınırı altında ve sorumluluk sınırları içerisinde kaldığı belirlenmiş olduğundan taşıyanın bu zarardan sorumlu olduğu belirlenmiştir. Buna göre davalının sigortalının doğan zararının, karşılamakla yükümlü olduğu, sigortacı davacı dava dışı sigortalının yerine halef olduğu ve alacağı ibraname ile temlik aldığından, taşıyanı sorumluluktan kurtulacak herhangi bir kurtuluş beyyinesi getirilmediğinden zarardan sorumlu olduğu kabul edilmiştir.
Davalının diğer itirazı olan pasif husumet itirazı incelendiğinde;
Davalı vekilinin husumet itirazının incelenmesi için konşimento üzerinde yapılan incelemede taşıma şirketinin .... olduğu bu konşimento da yükleme acentesinin .... olarak yer aldığı bu halde davacının davalı olarak asıl taşıyıcı ...’ya İzafeten ... A.Ş.'yi göstermesi ve ona izafeten TTK m.105/2’ye göre takip yapması ve dava açması gerekirken davacının doğrudan acenteye karşı takip yapması ve dava açmasının usule aykırı olduğundan davacının davasının pasif husumet/ sıfat yokluğu bulunmadığı belirlenmiştir.
Pasif husumet ehliyetinin bu dava ve takipte bulunmadığı, bu durumun HMK m. 119 ve 124’e göre düzeltilmesinin de mümkün olmadığı belirlenmiştir.
Ayrıca 13.01.2020 tarihli, 21677 numaralı faturanın, ....adına ... AŞ tarafından acente sıfatıyla tanzim edildiği belirtilmiştir.
Davacı yapmış olduğu icra takiplerinde de doğrudan borçlu olarak ... AŞ'yi göstermiş olup; husumetin asıl taşıyıcı olan ....'ya izafeten ... AŞ’ye yöneltilmesi gerekli olduğu halde; bunu yapmadığı, bu haliyle; husumetteki eksikliği giderse dahi; takibe devam edemeyeceği de belirlenmiştir." gerekçesi ile; "Davacının davasının KISMEN KABULÜ ile;
Davacı ... A.Ş' nin davalı ...’ya İzafeten ./ ... A.Ş. aleyhine ve İzmir 21. İcra Müdürlüğü’nün ████████ Esas sayılı dosyası ile yaptığı takibe itirazının iptali ile, takibin 8.413,41 USD üzerinden takip tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesi gereğince devlet bankalarınca USD cinsi üzerinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanarak fiili ödeme günündeki döviz satış kuru üzerinden -.TL karşılığının davalıdan tahsiline
Alacak likit olup itiraz haksız olmakla 8.413,41 USD takip tarihi itibariyle karşılığı olan 62.358,51 TL nin %20 icra inkar tazminat tutarı olan 12.471,70 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,
Ödemelerin icra müdürlüğünce nazara alınmasına,
Tahsilde tekerrür edilmemesine,
2-Davacı davasını asıl taşıyan olan ....’ya karşı İzafeten ... AŞ’yi göstererek takip yapması ve dava açması gerekirken TTK m.105/2’ye aykırı olarak doğrudan acenteye karşı ve onu hasım göstererek doğrudan takip yaparak dava
açmış olması nedeniyle; davacının davasının pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine,
Davalının %20 kötüniyet tazminat talebinin ise şartları gerçekleşmediğinden reddine" şeklinde karar verilmiştir.
Mahkeme kararına karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davacı ... AŞ vekili istinaf dilekçesine özetle; davalının navlun faturası düzenleyen, taşıma sırasında meydana gelen hasardan akdi taşıyan sıfatıyla sorumlu olduğunu, müvekkili tarafından ... AŞ'ye ait irmik emtiasının, taşıma sırasında oluşabilecek rizikolara karşı nakliyat emtia sigorta poliçesi ile teminat altına alındığını, davalı şirketin konşimentoları düzenlemek ve taşıma işlemini fiilen gerçekleştirmek suretiyle somut olaya konu taşımada fiili taşıyan olarak hareket ettiğini, navlun faturası düzenlenerek ve ücretti bizzat tahsil edilerek akdi taşıyan olarak hareket ettiğinden sorumluluğu söz konusu olduğunu, müvekkilinin hasar nedeniyle sigortalısının uğradığı zarar ve ziyanı tazmin etmiş olup, 6102 Sayılı TTK'nun 1472.maddesine göre hukuken sigortalının haklarına halef olduğundan kanuni halef sıfatını kazandığını, davalının pasif husumet itirazlarına ilişkin iddialarının aksine Yargıtay'ın yerleşik içtihatları uyarınca navlun faturası düzenleyen, taşıma sırasında meydana gelen hasardan akdi taşıyan sıfatıyla sorumlu olduğunu, dava konusu taşımada davalı navlun faturasını bizzat düzenlendiğini ve ücretinin de bizzat tahsil edildiğini, bu sebeple davalının söz konusu taşımada akdi taşıyan sıfatıyla hareket ettiğinin kuşkusuz olduğunu, pasif husumet itirazlarının reddi gerektiğini, somut olayda davalının, müvekkilinin sigortalısına taşıma işini taahhüt ettiğini, bunun karşılığında navlun ücretini tahsil ettiğini ve navlun faturasını düzenlediğini, yerleşik Yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğunu istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
Davalı ...'ya izafeten ... A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dava konusu taşıma sözleşmesinin bir tarafı İsviçre merkezli .... olduğunu, müvekkili şirketin işbu sözleşmede acente sıfatı ile hareket ettiğini, konişmentonun 10. maddesi ile taşıma sözleşmesinden kaynaklanacak uyuşmazlıkların çözümü için başvurulacak yetkili mahkemenin Londra Yüksek Mahkemesi olarak belirlendiğini, bu uyuşmazlığın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkili olduğu uyuşmazlıklardan birisi olmadığını, davada yabancılık unsuru bulunduğunu, Kırkambar taşıması olan konteyner taşımalarında, konişmentoların arka yüzünde taşıma şartlarının yer aldığını, bu taşıma şartlarının ise navlun sözleşmesinin kendisi olduğunu, işbu uyuşmazlık konusunda Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisi bulunmadığını, TTK 105/2 maddesi hükmünün Türk Mahkemeleri açısından münhasır bir yetki oluşturmadığını, itirazlarından vazgeçmemek kaydıyla davanın esasına ilişkin olarak dava konusu taşımaya konu mallarda oluştuğu iddia edilen hasar nedeniyle müvekkili şirkete atfedilecek herhangi bir kusurun bulunmadığı kanaatinde olduklarını, dava konusu taşımaya konu malların, mallara gümrük tarafından eksik etiketleme sebebiyle bir aydan fazla süre ile el konulmuş olması sebebiyle değil de deniz taşıması sırasında hasarlanmış olduğunu, TTK 1185/4 maddesi uyarınca davalı lehine oluşan karine göz önünde tutulduğunda davacı tarafça ispat edilemediğini, bu konteynere ilişkin liman giriş çıkış kayıtlarında hiçbir hasar kaydı veya konteynerin delik olduğuna ilişkin hiçbir kayıt, fotoğraf yer almadığını, konteynerin delik olduğuna, hasarın deniz taşıması sırasında veya müvekkili firmanın sorumluluk alanında
oluştuğuna ilişkin bir kanıt bulunmadığını, mahkemenin yargılama esnasında bu konuda herhangi bir değerlendirme yapmadığını, bilirkişi raporlarına karşı itirazlarının da dikkate alınmadığını, gerekçeli kararında da bu hususa değerlendirmelerinde hiç değinmediğini, yerel mahkemece eksik inceleme ile karar verildiğini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, sigorta sözleşmesine dayalı rücuen alacaktan kaynaklı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 1472. maddesinde halefiyet düzenlenmiştir. Maddede, sigortacının sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçeceği, sigortalının gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hakkın tazmin ettiği bedel kadar sigortacıya intikal edeceği ifade edilmiştir. Sigortalının tazminat alacağının hukuki temelinin haksız eylemden, kanundan veya sözleşmeden kaynaklanmış olması arasında hiçbir fark yoktur. TTK'nın 1472. maddesinden kaynaklanan halefiyet hakkı sigortacıya, zarar sorumlusundan, sigortalısına ödediği sigorta bedeli kadar talep hakkı ve bunun doğal sonucu olarak da zarar sorumlusuna karşı dava hakkını sağlamaktadır. Bu dava türüne doktrin ve uygulamada sigortacının rücu davası adı verilmektedir. Halefiyete dayalı olan rücu davasında, esas itibariyle sigortalının kendisine zarar verene karşı açacağı tazminat davasının, onun halefi sıfatıyla sigortacı tarafından açılmasıdır.
Taşıyanın, gemiyi denize, yola ve yüke elverişli bulundurma yükümlülüğü başlıklı TTK'nın 1141. Maddesi ;
"(1) Her türlü navlun sözleşmesinde taşıyan, geminin denize, yola ve yüke elverişli bir hâlde bulunmasını sağlamakla yükümlüdür.
(2) Taşıyan, yükle ilgili olanlara karşı geminin denize, yola veya yüke elverişli olmamasından doğan zararlardan sorumludur; meğerki, tedbirli bir taşıyanın harcamakla yükümlü olduğu dikkat ve özen gösterilmekle beraber, eksikliği yolculuğun başlangıcına kadar keşfe imkân bulunmamış olsun." şeklindedir.
TTK'nın 1178. maddesi- (1) Taşıyan, navlun sözleşmesinin ifasında, özellikle eşyanın yükletilmesi, istifi, elden geçirilmesi, taşınması, korunması, gözetimi ve boşaltılmasında tedbirli bir taşıyandan beklenen dikkat ve özeni göstermekle yükümlüdür.
(2) Taşıyan, eşyanın zıyaı veya hasarından yahut geç tesliminden doğan zararlardan, zıya, hasar veya teslimde gecikmenin, eşyanın taşıyanın hâkimiyetinde bulunduğu sırada meydana gelmiş olması şartıyla sorumludur.
(3) Eşya, yükleten veya onun adına veya hesabına hareket eden bir kişiden yahut yükleme limanında uygulanan kanun ve düzenlemeler uyarınca eşyanın taşınmak üzere kendilerine teslimi zorunlu makamlardan ya da üçüncü kişilerden taşıyanca teslim alındığı andan;
a) Taşıyan tarafından gönderilene teslim edildiği ana veya
b) Gönderilenin eşyayı teslim almaktan kaçındığı hâllerde sözleşme veya kanun hükümlerine yahut boşaltma limanında uygulanan ticari teamüle uygun olarak gönderilenin emrine hazır tutulduğu ana ya da
c) Boşaltma limanında geçerli kanun ve düzenlemeler uyarınca eşyanın kendilerine teslimi zorunlu makamlara veya üçüncü kişilere teslim edildiği ana, kadar taşıyanın hâkimiyetinde sayılır.." şeklindedir.
TTK'nın 1185. maddesinde"- (1) Zıya veya hasarın en geç eşyanın gönderilene teslimi sırasında taşıyana yazılı olarak bildirilmesi şarttır. Zıya veya hasar haricen belli değilse, bildirimin eşyanın gönderilene teslimi tarihinden itibaren aralıksız olarak hesaplanacak üç gün içinde gönderilmesi yeterlidir. İhbarnamede zıya veya hasarın neden ibaret olduğunun genel olarak belirtilmesi gereklidir.
(2) Eşyanın incelenmesi tarafların katılımıyla mahkeme veya yetkili makam ya da bu husus için resmen atanmış uzmanlar tarafından yapılmışsa bildirime gerek yoktur.
(3) Gerçek veya muhtemel bir zıya veya hasarın söz konusu olması hâlinde taşıyan ve gönderilen, eşyanın incelenmesi ve koli sayısının belirlenmesi için birbirlerine uygun olan her türlü kolaylığı göstermekle yükümlüdürler.
(4) Eşyanın zıya veya hasarı ne bildirilmiş ne de tespit ettirilmiş olursa, taşıyanın eşyayı denizde taşıma senedinde yazılı olduğu gibi teslim ettiği ve eğer eşyada bir zıya veya hasarın meydana geldiği belirlenirse, bu zararın taşıyanın sorumlu olmadığı bir sebepten ileri geldiği kabul olunur. Şu kadar ki, bu karinelerin aksi ispat olunabilir.." düzenlemesi bulunmaktadır.
Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin █████████ esas, █████████ karar sayılı emsal ilamı ;
"Davaya konu taşıma işleminde yabancılık unsuru mevcut olmakla MÖHUK’un tatbiki gerekmekte olup, bu çerçevede taraflar arasında düzenlenen konişmentolardaki yetki şartının MÖHUK ve TTK kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar bakımından taraflar yetki sözleşmesi yapabilirlerse de, MÖHUK 47/1 maddesi uyarınca, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisini ortadan kaldıran sözleşme yapılması mümkün değildir. Kanun koyucu MÖHUK 54/1-b maddesi ile, Türk mahkemelerinin milletlerarası münhasır yetkisine giren bir konuda verilen yabancı mahkemece karar verilmesini tenfiz engeli olarak kabul etmiştir.6102 sayılı TTK’nın 105/2 maddesi uyarınca, yabancı tacirlerin Türkiye'deki acentelerinin aracılığıyla yapılan sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklar yönünden acente, müvekkiline izafeten onun nam ve hesabına dava açabileceği gibi, müvekkiline izafeten acente aleyhine de dava açılabilir. Kanun'da açıkça, sözleşmelerde, bu hükme aykırı sonuç doğuracak şartların geçersiz olduğu hükme bağlanmıştır. Aynı düzenlemeye mülga 6762 sayılı TTK'nın 119. maddesinde de rastlanmaktadır. Gerek Kanun'da yer alan düzenlemelerden, gerekse de Kanun gerekçelerinden, kanun koyucu tarafından, yabancı tacirlerin Türkiye'deki acenteleri aracılığıyla yapılan sözleşmelerden doğacak ihtilaflar yönünden dava ister izafeten acente aleyhine açılsın, isterse sözleşmenin tarafı aleyhine açılsın, bu tarz uyuşmazlıklarda Türk mahkemelerine milletlerarası münhasır yetki tanındığı anlaşılmaktadır.
Somut olayda taraflar arasındaki uyuşmazlık davalı şirketin Türkiye'deki acentesi .... A.Ş aracılığıyla yapılan taşıma sözleşmesine ilişkin olup, konişmentonun da acente tarafından düzenlendiği dikkate alındığında, dava yerleşim yeri yurt dışında olan davalıya karşı açılmış olsa dahi Türkiye'deki acentenin aracılık ettiği taşıma sözleşmesine istinaden düzenlenen konişmentoya konulan uyuşmazlığın yabancı mahkemede görülmesine dair yetki şartının Türk mahkemelerinin münhasır yetkisini ortadan kaldırır nitelikte olması nedeniyle geçersiz olduğundan mahkemece eksik ve hatalı değerlendirme sonucu yetkisizlik kararı verilmesi doğru olmamış ve kararın bu sebeple davacı yararına bozulması gerekmiştir. "şeklindedir.
Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin █████████ esas, █████████ karar sayılı emsal ilamında"
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taşımanın yapıldığı geminin yabancı bayraklı olması, yüklemenin yabancı limandan yapılması ve yetki itirazında bulunan davalı .... S.A’nın yabancı şirket olması nedeniyle somut uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıdığı, dava konusunun Türk mahkemelerinin yetkisinin münhasır yetki esasına göre düzenlenmiş bir konuya ilişkin olmayıp deniz taşımasından yani akdi ilişkinden kaynaklandığı, konişmentoda yer alan yetki şartına göre davalı .... 'ya karşı açılan davanın Londra Mahkemelerinde görülmesi gerektiği, TTK 105. md. göre taşıma ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda taşıyıcıya izafeten acenteye karşı dava açılabileceği, acenteye doğrudan dava yöneltilmesinin söz konusu olamayacağı, konteynerlerin gemiden tahliyesi esnasında birinin mühürsüz diğerinin de üzerinde farklı mühür bulunduğunun gümrük otoritesi ve yük
ilgilileri tarafından ortaklaşa olarak tespit edildiği, konişmentoda kayıtlı olan hurda bakır tel türü emtianın yerine konteynerlerden parke taşı türü malzeme çıkmasından dolayı davalı... . İşletmelerinin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesi ile asıl ve birleşen dava yönünden davalı .... hakkında açılan davanın yetkisizlik nedeniyle usulden reddine, davalı ... hakkında açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ...AŞ hakkında açılan davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, asıl ve birleşen dava davacısı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, olayda dava konusun emtianın yüklemesinin yabancı bir limandan yapılmış olması, taşımayı yapan geminin yabancı bayraklı olması ve yetki itirazında bulunan davalı ... ..’nın yabancı bir şirket olması dikkate alındığında uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıdığı, dava konusunun münhasır yetki esasına göre düzenlenmiş bir konuya ilişkin olmadığı, taşıma akdi ilişkisinden kaynaklandığı, davacıların konişmentolarda “gönderilen” olarak yer aldığı ve tacir ibaresinin kapsamına girdiği, ayrıca 10.3. maddesinde açıkça tacirin açacağı her türlü dava ve taşıyan tarafından açılacak davalarda İngiliz Hukukunun uygulanacağı ve Londra Yüksek Mahkemesi'nin münhasıran yetkili olacağı düzenlendiği, bu durumda iş bu davada da münhasıran Londra Yüksek Mahkemelerinin yetkili olduğu, kural olarak genel işlem koşulları içeren sözleşmeler düzenlenmesinin yasal sınırlar içinde hukuken mümkün olup, taraflar arasında düzenlenen konişmentolardaki yetki şartına ilişkin hükmün tacir olan davacı tarafın kolayca anlayabileceği bir içerikte olduğu, ayrıca uyuşmazlık halinde mahkemenin yetkisinin
düzenlenmesine ilişkin hüküm konulmasının dürüstlük kuralına aykırı bir düzenleme sayılamayacağı, haksız işlem şartı olarak kabul edilemeyeceği, ilk derece mahkemesince hükmedilen nisbi vekalet ücretinin esastan red kararına yönelik olduğu, yabancı bir ülke mahkemesinin yetkili olması halinde HMK 20.maddesi uygulama alanı bulmayacağından gerekçede yetkili mahkemenin açıklanması yeterli olup hüküm kısmında ayrıca gösterilmesine lüzum görülmediği gerekçesi ile asıl ve birleşen dava davacıları vekilinin istinaf başvurusunun esastan karar verilmiştir.
Karar, asıl ve birleşen dava davacısı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Asıl ve birleşen dava, uluslararası deniz yolu ile taşıma işinden dolayı uğranılan zarara bağlı tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, asıl ve birleşen davada, davalı ... hakkında mahkemenin yetkisizliği sebebiyle usulden, ... A.Ş. hakkında pasif husumet yokluğundan, .... A.Ş. hakkında ise davanın esastan reddine karar verilmiştir. Davaya konu taşıma işleminde yabancılık unsuru mevcut olmakla MÖHUK’un tatbiki gerekmekte olup, bu çerçevede taraflar arasında düzenlenen konişmentolardaki yetki şartının MÖHUK ve TTK kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Davalılardan ... A.Ş.’nin dava konusu uyuşmazlığı doğuran taşıma işinde davalı yabancı şirketin acentesi sıfatıyla hareket ettiği sabittir. Yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar bakımından taraflar yetki sözleşmesi yapabilirlerse de, Türk mahkemelerinin MÖHUK 47. maddesine istinaden münhasır yetkisinin olduğu hallerde bu yönde bir sözleşme yapılması mümkün değildir. 6102 sayılı TTK’nın 105/2 maddesi son cümlesi uyarınca, yabancı tacirler hesabına acentelik yapanlar bakımından müvekkili adına Türkiye’de dava açılması halinde sözleşmedeki yetki şartının MÖHUK gereğince geçersizliği öngörüldüğüne göre, madde hükmü ile bu nitelikteki uyuşmazlık bakımından Türk mahkemelerinin münhasır yetki taşıdığının kabul edilmesi gerekmektedir. Buna dayalı olarak, somut olayda taraflar arasında düzenlenen konişmentolardaki yetki şartı geçersiz olduğunda davalı .... hakkında yetkisizlik kararı verilmesi doğru olmamış, kararın bu sebeple temyiz eden asıl ve birleşen dava davacısı yararına bozulması gerekmiştir." şeklinde gerekçeye yer verilmiştir.
Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin █████████ esas, █████████ karar sayılı emsal ilamında" Dava konusu uyuşmazlıkta, .... A.Ş.'nin, .... isimli yabancı şirketin Türkiye'deki acentesi olduğu, taşımanın acente vasıtasıyla .... tarafından yapıldığı, taşıyanın ..., acentenin ... A.Ş, konşimentoyu tanzim eden acentenin ise ..., taşıtanın ... . A.Ş., yükletenin .... ve gönderilenin de ... A.Ş. olduğu anlaşılmaktadır. Navlun sözleşmesini müvekkili ad ve hesabına akdeden ...A.Ş., kestiği navlun faturasına, "İşbu fatura, taşıyan .... adına acente sıfatıyla tanzim edilmiştir" ibaresini eklemiştir. Dosyada alınan bilirkişi raporları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, hasarın taşıma esnasında meydana geldiği, ancak taşımanın hangi aşamasında oluştuğunun belli olmadığı, taşıma esnasında meydana gelmediğini ispat yükünün davalı taşıyan üzerinde olduğu gibi kendisinin yaptığı taşıma aşamasında meydana gelmediğini ispat yükünün de kendi üzerinde olduğu, taşıyanın tüm dosya kapsamı ile bu yönde bir ispatının söz konusu olmadığı dikkate alındığında davalı taşıyıcı ...'nun meydana gelen hasardan dolayı sınırlı olarak sorumlu olduğu, davacı sigorta şirketinin de rücu hakkının doğduğu, davalı... A.Ş.'nin navlun faturasını düzenlediği ve ancak akdi taşıyıcı sıfatının bulunmadığı, zira somut olayda acentenin taşıyıcı komisyoncusu olarak hareket etmediği ve dolayısıyla sorumluluğunun bulunmadığı, bu nedenle davalı .... A.Ş. hakkındaki davanın pasif husumetten reddine karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden kararın temyiz eden davacı ve davalı .... A.Ş. yararına bozulması gerekmiştir." şeklinde gerekçe bulunmaktadır.
Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere, Türkiye'deki acentenin aracılık ettiği taşıma sözleşmesine istinaden düzenlenen konişmentoya konulan yabancı mahkemeye işaret eden yetki şartının, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisini ortadan kaldırır nitelikte olması nedeniyle geçersiz olmasına, hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporu ve ek raporun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, zararın taşımada kullanılan ve taşıyan tarafından tedarik edilen, geminin alonju sayılan konteynerin denize elverişsizliğinden kaynaklanmasına, taşıyan, eşyanın zıyaı veya hasarından doğan zararlardan, eşyanın taşıyanın hâkimiyetinde bulunduğu sırada meydana gelmiş olması şartıyla sorumlu olup taşıma konusu emtianın hasara uğramasında davalı taşıyanın sorumlu olduğunun ispatlanmasına, konişmentoda taşıyanın ... şirketi olmasına, davalılardan ... A.Ş.'nin acente olmasına ve TTK' nın 105/2 maddesi gereğince acenteye doğrudan husumet yöneltilemeyeceğine, acente tarafından düzenlenen faturada " ... Cenevre'nin acentesi ve ad ve hesabına havale edilmek üzere tahsil edilmiştir" açıklamasının bulunduğunun, kendi nam ve hesabına fatura düzenlenmediğinin, acentenin taşıyıcı komisyoncusu olarak hareket etmediği anlaşılmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2022 tarih, ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı kararına karşı davacı ... AŞ vekili ve davalı ...'ya izafeten ... A.Ş. vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-a)İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 732,00 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 651,30 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
b)İstinaf kanun yoluna başvuran davalı ...'ya izafeten ... A.Ş. şirketi'nden alınması gereken 4.259,70 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 1.650,70 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 2.609,00 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf kanun yoluna başvuran taraflarca yapılan istinaf masraflarının üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Kararın Dairemizce taraflara re'sen tebliğine,
Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. █████/2026
.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!