İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde, bayilik sözleşmesinin haksız feshi, kar mahrumiyeti, cezai şart ve kefil sorumluluğuna dair ticari alacak davasının istinaf incelemesi.
Özet: Davacı, akaryakıt bayilik sözleşmesinin ve protokolünün davalı tarafça haksız ve tek taraflı feshedilmesi ile satış taahhütlerinin ihlali neticesinde oluşan kar mahrumiyeti, satış taahhüdü ihlaline dayalı cezai şart ve erken fesih kaynaklı blok cezai şart alacaklarının, davalı şirket ile sözleşmenin garantörü ve kefili olan diğer davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. Davalılar ise yapılan tebligatın usulsüz olduğunu ve fesih iddiasının asılsız olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır. İlk derece mahkemesi, davanın bu talepler etrafında açıldığını tespit ederek, müteselsil kefilin sorumluluğu için kefalet sözleşmesinin yazılı olması, azami miktar ve tarihin belirtilmesi gerektiği yönündeki Türk Borçlar Kanunu hükümlerini değerlendirmeye almıştır.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: █████████
KARAR NO: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: █████/2022
NUMARASI: ████████ Esas - ████████ Karar
DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: █████/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında █████/2017 tarihli Akaryakıt Bayilik Sözleşmesi ve Bayilik Protokolü akdedildiğini, diğer davalı ...' ın ise bayilik sözleşmesi ve protokolün garantörü olduğunu, diğer davalı ...'ın da 600.000.TL' ye kadar kefil olduğunu, davalının █████/2022 tarihine kadar müvekkilinin bayisi olması gerektiğini, davalının akdedilen satış taahhütnamesine aykırı davrandığını ve taahhüt edilen satış hacimlerine ulaşılamadığını, bununla birlikte taraflar arasındaki sözleşme haklı bir neden olmaksızın davalı tarafından tek taraflı olarak █████/2019 tarihli ihtarname ile fesih edildiğini beyanla neticeten bayilik sözleşmesinin 46.a. maddesi uyarınca müvekkili şirketin sözleşmenin erken sona erdirmiş olması nedeniyle sözleşmenin olağan bitiş süresine göre hesap edilecek kâr mahrumiyetinin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000.-TL lik kısmının, davalının satış taahhüdünden kaynaklanan cezai şart alacağının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 5.000.USD karşılığı 18.188,00.-TL nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, bayilik protokolünün 4. maddesi uyarınca ödemekle yükümlü olduğu cezai şart bedelinin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000.USD karşılığı 188.880,00.-TL'nin sözleşmenin fesih tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek avans faizi ile birlikte, davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili ıslah dilekçesinde özetle; davalı bayinin satış taahhüdünü ihlali nedeni ile satış taahhüdünü ihlalden doğan cezai şart alacaklarını 13.120,00 USD daha artırmak sureti ile toplam 18.120,00 USD cezai şart tutarının karşılığı 68.450,11 TL'nin dava tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, bayilik sözleşmesinin 46.maddesi uyarınca sözleşmenin haksız olarak sona ermesine sebebiyet verildiği 19.01.2019'dan sözleşmenin normal sona erme tarihi olan 17.05.2022 tarihine kadar olan dönem bakımından müvekkili lehine hesaplanacak kar mahrumiyeti alacağının 152.994,77 TL daha artırmak sureti ile toplam 162.994,77 TL'nin sözleşmenin haksız olarak sona erdirildiği tarihi olan 19.01.2019'dan itibaren işlemiş ve işleyecek avans faizi ile birlikte; davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, bayilik sözleşmesinin, davalı bayi tarafından süresinden önce erken ve haksız feshi sebebiyle Bayilik Protokolü’nün 4. Maddesinde öngörülen blok cezai şart tutarı olan 50.000 USD karşılığı 188.880,00-TL'nin sözleşmenin fesih tarihi olan 09.01.2019'dan itibaren işlemiş ve işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini arz ve talep etmiştir.
CEVAP :Davalı ... ve ........ın cevap dilekçelerinde özetle; tebligatın yetkili kişiye yapılmadığını, davacı taleplerini kabul etmediklerini, süresinden önce feshin söz konusu olmadığını beyanla sözleşmeye usul ve yasalara aykırı davanın reddine, yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesine karar verilmesi talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Dava, davacı ile davalı şirket arasındaki bayilik sözleşmesi ve protokolün davalı tarafça haksız feshedilmiş olması nedeniyle; Bayilik Protokolünün 4. maddesinde düzenlenen blok cezai şart bedeli ve Bayilik Sözleşmesinin 46. maddesinde düzenlenen kar mahrumiyeti ve ayrıca Bayilik Protokolünün 3.1.5. maddesinde düzenlenen satış taahhüdünü ihlalden doğan cezai şart bedelinin davalı şirket ve Bayilik Protokolünün kefili davalı ... ile Bayilik Sözleşmesinin garantörü davalı .....dan müştereken ve müteselsilen tahsili talepleri ile açılmıştır. Davalı ...'ın müteselsil kefil olarak sorumlu tutulabilmesi için TBK'nun 583/1. maddesi uyarınca kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarının mevcut olması gereklidir. Söz konusu madde metni; "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.
" şeklinde olup, Bayilik Protokolünün kefalete ilişkin son sayfasında davalı ...'ın el yazısıyla yazılmış kefalet tarihi mevcut olmadığından ve kefalet tarihi itibarıyla davalı şirkette ortak veya yönetici sıfatı olmayıp TBK'nun 584. maddesine uygun eş muvafakati de alınmadığından kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğu anlaşılmış ve bu davalı aleyhine açılan davanın reddi gerekmiştir. Davalı ise Bayilik Sözleşmesinin garantörü olarak sözleşmeye imza atmış ise de, TBK'nun 603. maddesinin "Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır." hükmü karşısında kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarının davalı .....hakkında da aranmasının gerektiği ancak yukarıda zikredilen TBK'nun 583/1. maddesine uygun şekilde garanti sözleşmesi yapılmadığından bu sözleşmenin de geçersiz olduğu anlaşılmakla, bu davalı aleyhine açılan davanın da reddi gerekmiştir. Davalı şirket yönünden yapılan incelemede, taraflar arasında akdedilen 17.05.2017 tarihli Bayilik Sözleşmesine göre sözleşme süresinin 5 yıl olduğu ve 17.05.2022 tarihinde sözleşmenin sona ereceği, sözleşmenin davalı şirket tarafından 09.01.2019 tarihli ihtarname ile tek taraflı olarak süresinden önce feshedildiği, 2018 tarihli Bayilik Protokolünün 3.1.5. maddesi ile sözleşmenin ayakta olduğu dönem boyunca davalı şirketin her yıl asgari 1.200 m3 beyaz ürünü almayı taahhüt ederek satın alıp satamadığı her m3 beyaz ürün için 60 USD ödemeyi kabul ettiği, sözleşmenin kurulduğu ilk yıl davalının taahhüt ettiği miktarın üzerinde satış yaptığı bu sebeple bu yıla ilişkin cezai şart alacağının oluşmadığı, ilk yıldan sonra fesih tarihine kadar geçen 247 günlük sürede davalı şirketin 510 m3 satış yaptığı ancak 812 m3 satmasının gerektiği, satılamayan 302 m3 için, 302 m3 x 60 USD = 18.120 USD olmak üzere davacı şirketin cezai şart alacağının doğduğu, Bayilik Protokolünün 4. maddesine davalı şirketin herhangi bir ihlali ya da erken feshinde davacının 50.000 USD kadar cezai şart uygulama ve tahsil etme hakkına sahip olduğu konusunda tarafların mutabık olduğu, sözleşme davalı şirket tarafından süresinden önce feshedildiğinden bu maddeye dayanan cezai şart isteminin yerinde olduğu, Bayilik Sözleşmesinin 46. maddesine göre, davacı şirketin sözleşme veya ek protokollerdeki cezai şarta ilaveten sözleşmenin erken feshedilmiş olması nedeniyle sözleşmenin olağan bitiş süresine göre hesap edilecek kar mahrumiyeti talebinde bulunabileceği, bu kapsamda bilirkişi heyetince sözleşme sonuna kadar davalı şirketçe alınması gerekli alım tutarı, davacı şirketin brüt satış karlılığı ve faaliyet giderleri dikkate alınarak yapılan hesaplama neticesinde davacı şirketin 162.994,77 TL kar mahrumiyeti talep edebileceği, dava konusu cezai şart ve kar mahrumiyeti alacaklarının davalı şirket tarafından ilk yazılı talep üzerine ödeneceği hakkında sözleşme ve protokolde hükümlerin mevcut olduğu ancak davacı yanca bu kapsamda davalı şirkete ulaştırılmakla davalı şirketi temerrüde düşüren herhangi bir yazılı talebin dosya kapsamına sunulmadığı anlaşıldığından, dava konusu alacaklar yönünden davalı şirketin en erken dava tarihi itibarıyla temerrüde düştüğü mahkememizce kabul edilerek benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda davanın davalı şirket yönünden kabulüne dair, açıklanan gerekçelerle, Davalı .... Şti. aleyhine açıla Davanın kabulü ile, Davalı ... ve ... aleyhine açılan Davaların reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalılar ... ve ... yönünden davanın reddi yönünde verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, ilk derece Mahkemesinin kefalet sözleşmesi ve garantör sözleşmesi bakımından yapılan tespit ve değerlendirmelerinin hatalı olduğunu, ... yönünden el yazısı ile yazılmış kefalet tarihi bulunmadığından bahisle kefaletin geçersiz sayılacağı şeklinde tespite yer verilmiş ise de; salt kefalet tarihinin el yazısı ile yazılmadığında bahisle geçersiz sayılmasının mümkün olamayacağını, taraflar arasında imzalanan bayilik protokolünde davalı ... taraflar arasındaki sözleşmeyi kefil sıfatı ile imzalamış olup davalı şirketin eski yetkilisi olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin içerik ve sonuçlarını bilebilecek basiretli bir tacir olduğunu, nitekim müşterek müteselsil kefil olduğu, kefalet süresini, azami miktarı kendi el yazısı ile yazıp imzalamakla birlikte, 2018 tarihli protokolden kaynaklı kefalet verdiğinin de farkında olduğunu, kefalet sözleşmelerinde kefaletin önem arz ettiği nokta TBK m. 589’da belirtilen kefilin sorumluluğunun kapsamıdır. TBK 589 uyarınca; “Sözleşmede açıkça kararlaştırılmamışsa kefil, borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlarından sorumludur.” denmek sureti ile kefalet tarihinin kefilin sorumluluk zamanı bakımından önemi vurgulanmış, dosyada mevcut taraflarca imzası inkar edilmemiş protokol ve sözleşmelerin zaten 2018 yılına ait olduğunun açık bir şekilde ortada olması karşısında davalı ...'ın da 10 yıl süre ile sorumlu olduğu yönündeki kendi el yazısını içeren metin dikkate alındığında 2018 yılından itibaren 10 yıl süreli ile müşterek ve müteselsilen borçlu olduğu açıkça anlaşıldığını, somut dava açısından ...'ın sorumluluk süresinin başlangıcının farklı bir tarih olarak değiştirilmesi imkan dahilinde olmadığını, usulüne uygun bir şekilde düzenlenmiş kefalet metninde sözleşme içeriğinden kefilin sorumluluk tarihinin başlangıcı da açık bir şekilde anlaşılıyor olduğundan salt davalı ...'ın tarihi kendi el yazısı ile yazmadığından bahisle kefil ile sorumlu olmayacağının düşünülmesi hatalı ve hakkaniyete açıkça aykırı olacağını, yine sözleşmenin imzalandığı dönemlerde şirket yetkililerinden olması da ticari işletme ile ilgili verilen kefaletlerde eş rızasına gerek bulunmadığı hususları nazara alındığında eş rızasının aranmasının da doğru olmadığını, bu yönler nazara alındığında davalı ... yönünden verilen kararın doğru olmadığı Davalılardan ... bakımından ise garantör olarak imzaladığı sözleşmede TBK 583/1 maddesi uyarınca kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarına uygun şekilde düzenlenmediğinden bahisle uygun şekilde garanti sözleşmesi yapılmadığı şeklinde tespit ve değerlendirmeye yer verilmiş ise de bu yönde yapılan tespitin de hatalı olduğunu, davalı ...'ın taraflar arasındaki sözleşmeyi garantör sıfatı ile imzaladığı bu durumda; asıl borç ilişkisinden bağımsız şekilde yapılan taahhüt, kefalet benzeri garanti sözleşmesinin kefalet sözleşmesinden ayrı olduğu, Kanun'da düzenlenmediğinden atipik bir sözleşme olarak herhangi bir geçerlilik şartına tabi olmaması gerektiği Garanti sözleşmesi, fer'i nitelikte olmayan bir sözleşme olduğunu, Garanti veren işin tehlikelerini fer'i olmayan bağımsız bir taahhütle kısmen veya tümüyle üzerine aldığını, BK.nun 110. maddesinde sözü edilen zarar olumlu ( müspet ) zarardır ve zararın ortaya çıkması ile muaccel olduğunu, kefalette kefilin borcu fer'i nitelikte bulunmasına karşın garanti veren kimsenin borcu fer'i olmayıp bağımsız olduğunu, o nedenle, kefalet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluk, alacaklı ile üçüncü kişi arasındaki borç ilişkisi hukuken geçerli olduğu sürece devam ettiğini, asıl borç herhangi bir nedenle ortadan kalkınca kefil borçtan kurtulduğunu, garanti sözleşmesinde ise üçüncü kişinin yükümlülüğünün sona ermediğini, Garanti sözleşmeleri garanti verenin temel ilişkideki borçtan bağımsız olarak borçlunun edimine ilişkin sorumluluk üstlendiği sözleşmeler olup bu halde; garanti veren mevcut hukuki ilişkinin tamamı üzerinden hudutları sınırlanmamış sorumluluk aldığından niteliği itibari ile tamamen farklı olduğu kefalete ilişkin ispat şartlarını ihtiva eden şekle uygun olarak yapılması gerektiğinin kabul edilmesi bu yönde yapılan sözleşmelerin ruhuna aykırı olacağını, bu yön dikkate alındığında davalı ... yönünden verilen kararın doğru olmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE : Dava, bayilik sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle cezai şart ve kar mahrumiyeti alacağının tahsili davasıdır.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, bayilik sözleşmesine verilen kefalet ve garantörlük sözleşmesinin geçerli olup olmadığı noktasındadır.
Davacı tarafça, davalı şirketin bayilik sözleşmesini süresinden önce haksız feshettiği iddiasıyla eksik alım nedeniyle cezai şart, sözleşmenin feshine bağlı cezai şart ve kar mahrumiyeti alacağının tahsiline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.
Davalı şirket ile davacı arasında 2018 yılında imzalanan "bayilik protokolü"ne davalı ... 600.000,00 TL limit ile kefil olmuştur.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 583 maddesine göre kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefalet tarihi, kefilin aksi kararlaştırılmadıkça kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlardan sorumlu olması şeklindeki düzenlemenin uygulanabilmesi ve TBK'nın 598. Maddesindeki süre ile 600. Maddesindeki süreli kefaletin sonunun belirlenebilmesi için önem arzetmektedir. Davalı ... tarafından verilen kefalette ise kefalet tarihi bulunmamaktadır. Bu halde kefalet geçersiz olup, bu davalının şirketin eski yetkisi olması ve protokol tarihinin 2018 olması da sonuca etkili değildir. Zira TBK'nın 27/1. Maddesine göre, Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Kanunun belli bir şekle uyulmasına ilişkin kuralları emredici niteliktedir. Taraflar bu kuralları etkisiz kılamaz(Safa Reisoğlu, Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 23. baskı, Beta Yayınevi, İstanbul, 2012, s. 82).
Batıl bir sözleşme baştan itibaren geçersiz bir hukuki işlem olup, hiçbir zaman geçerlilik kazanamayacağı gibi, hiçbir hukuki sonuç da doğurmaz. Bu nedenle butlan zamanla ortadan kalkmaz ve tarafların icazet veya teyidi(onamı) ile veya edimlerin ifasıyla geçerlilik kazanmaz. Butlan sebebi ileride ortadan kalksa bile sonuç değişmez. Ayrıca butlanı ileri sürmek hukuki niteliği itibariyle def'i değil, bir itirazdır(Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 8. baskı, Beta Yayınevi, İstanbul, 2003, s. 260 ve 301; Reisoğlu, s. 146
). Bunun sonucu olarak hakim şekil noksanlığını yargılamanın her aşamasında taraflar ileri sürmeseler bile resen nazara alır.
Davacı tacir olup basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğü olduğundan ve ayrıca bayilik sözleşmesine kefalet alınması davacı dağıtıcının menfaatine bir işlem olduğundan kefaletin geçerli bir şekilde alınması yükümlülüğü davacıya aittir. Bu nedenle kefalet sözleşmesinde, kefalet tarihinin bulunmaması nedeniyle davalı ...'a sorumluluk yüklenmesi mümkün değildir.
Yine taraflar arasında imzalanan █████/2017 tarihli "akaryakıt bayilik sözleşmesi"ni davalı ... garantör sıfatıyla imzalamıştır. Bu sözleşmenin 49. Maddesinde garantörün bayinin sözleşme hükümlerine aykırı davranışı nedeniyle ...lehine sözleşmeden doğmuş ve doğacak her türlü hak ve alacağı ilk yazılı talep üzerine derhal, tamamen ve nakden ödeneceği, garanti taahhüdünün kesin ve süresiz olduğu taahhüt edilmiştir.
Davalı ...'ın garanti taahhüt ve beyanı akaryakıt bayilik sözleşmesinin içerisinde alınmış ve bu beyanda da bayilik sözleşmesinden doğan ve doğacak borçlar için davalıdan teminat beyanı alınmış olmakla, garanti beyanı asli unsur olmaktan çıkmış, feri nitelik yani kefalet amacına yönelik olduğu intibaı borçluya verilmiş bulunmaktadır. Keza, bu beyanın genel anlamından teminat verenin bağımsız bir borç değil, asıl borçlu bayinin sorumluluğu yüklenilmiş olmakla bir garanti sözleşmesinin varlığından söz edilemez. Diğer yandan, teminat veren kimsenin bu sözleşmeyi yapmakta menfaati olduğu belirlenemediği gibi, bu husus davacı tarafından da ileri sürülüp kanıtlanabilmiş değildir. Nihayet, kişiye yönelik teminat verme amacı gerek sözleşme, gerekse garanti beyanından açıkça anlaşılmaktadır.
Zira, verilen teminat, bayinin borçlarını karşılamaya yöneliktir. Bağımsız ve objektif bir amaca yönelik teminat verilmiş değildir. Buna göre, bayilik sözleşmesindeki garantör'e ilişkin düzenlemeler garanti sözleşmesinin şartlarını taşımadığından davalı ...'ın garantör olarak sorumlu tutulması mümkün değildir. Davalını taahhüdünün kefilin sorumlu olduğu azami miktar ve kefalet tarihinin kefilin el yazısı ile yazılmamış olması nedeniyle TBK'nın 583. Maddesindeki geçerlilik şartlarını taşımadığından kefalet sözleşmesi olarak dahi geçerli değildir.
Bu nedenlerle ilk derece mahkemesince davanın davalılar ... ve ... yönünden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!