İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin servis işletmeciliği alacağının ispatlanamaması nedeniyle reddedilen itirazın iptali davasına dair istinaf kararı.
Özet: Sunulan hukuki metin, davacının servis işletmeciliği hizmeti bedeli olan alacağını tahsil etmek amacıyla başlattığı icra takibine davalı tarafından yapılan itirazın iptali istemiyle açılan davanın, ilk derece mahkemesince reddedilmesi üzerine yapılan istinaf başvurusunu konu almaktadır; ilk derece mahkemesi, davalı ticari defterleri, bilirkişi raporu ve tanık ifadeleri uyarınca davalıya borç bulunmadığını saptayarak, davacının kendi ticari defter kayıtlarının tek başına yeterli delil teşkil etmediği ve hizmet ifasını ile alacağını ispat edemediği gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : ████████
KARAR NO : █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : █████/2022
NUMARASI : ████████ Esas █████████ Karar
DAVA : İTİRAZIN İPTALİ
KARAR TARİHİ :█████/2026
KARAR YAZIM TARİHİ :█████/2026
Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ Esas █████████ Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı şirket arasındaki, servis işletmeciliği işi gereğince, müvekkilinin, davalıdan verdiği hizmet karşılığında, █████/2019 düzenleme tarihli, A69223 fatura numaralı, 5.886,00 TL bedelli , █████/2020 düzenleme tarihli, 6.540,00 TL bedelli ve █████/2020 düzenleme tarihli, 2.844,90 TL bedelli olmak üzere, toplamda 15.270,90 TL tutarında faturaya dayalı alacağından, bakiye 9.734,90 TL alacağının mevcut olduğunu, müvekkilinin, davalıya yönelik , Manisa 3. İcra Müdürlüğünün █████████ sayılı dosyası ile borcun tahsili için icra takibine giriştiğini , davalı tarafça borca itiraz edilerek takibin durdurulduğunu belirterek, haksız ve kötüniyetli yapılan itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı aleyhine % 20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle : Davacının, müvekkili şirketin bünyesinde kendi aracını işletmekte olduğunu, davacı tarafın sözleşmeye aykırı olarak fazla miktarda fatura düzenlediğini ve fatura kesilmemesi gereken boş teklerde faturalandırma işlemi yaptığını, müvekkilinin, fazla faturalandırma nedeniyle 2.360,00 TL iade faturası düzenleyerek iade faturasını, davacı tarafa tebliğ ettiğini, diğer faturalara yönelik her türlü talep ve dava hakkını saklı tuttuklarını, davacı taraf " iade faturalara karşı çıkarak , müvekkili şirket bünyesinde çalışan aracını servise göndermeyeceğini beyan ettiğini, davacı şirketin sözleşmenin 3. Maddesine aykırı davranarak müvekkili şirketi zarara uğrattığını, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin davacının kusuru nedeniyle sona erdiğini, taraflar arasında belirlenen cezai şarta göre alacaklının müvekkili şirket olduğunu, bu nedenlerle davacı tarafın davanın reddine ve davacı aleyhine % 20 den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
MAHKEMECE: ''...Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller, icra dosyası, bilirkişi raporu ve diğer deliller hep birlikte değerlendirildiğinde;taraflar arasında alt yüklenici-taşeron araç sözleşmesinin bulunduğu, davacı tarafın, bu sözleşme gereğince, aracıyla yaptığı servis taşımacılığı nedeniyle düzenlediği, █████/2019-█████/2020 ve █████/2020 tarihli faturalar ve cari hesap alacağı nedeniyle toplamda 15.270,90 TL bedelli faturalardan kaynaklı alacağının 9.734,90 TL sının ödenmediği iddiası ile, Manisa 3. İcra Müdürlüğünün █████████ Esas sayılı icra takip dosyası ile davalıya yönelik ilamsız icra takibine başladığı, alınan bilirkişi raporuna göre takip tarihi itibarı ile davalının ticari defterlerine göre davacıya bulunmadığının tespit edildiği, ticari defterlerin delil olmasına ilişkin HMK 222.maddesinde yer alan düzenlemede, ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olmasının şart olduğu, bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiği, diğer tarafın eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi halinde ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kullanılamayacağı,bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtların birbirinden ayrılamayacağı, buna göre, davacının ticari defterlerindeki kayıtların,senet veya diğer kesin deliller ile doğrulanmadığı sürece tek başına davacının lehine delil olarak kabul edilemeyeceği, davalının takip konusu fatura muhteviyatı hizmeti almadığını ileri sürdüğü , davalı tanığının da, hizmetin alınmadığına dair davalının beyanlarını doğruladığı, böylelikle, takibe konu alacağın varlığını ve edimini yerine getirdiğini kanıtlamak zorunda olan davacının, takibe konu faturalara dayanak hizmeti verdiğini ve alacaklı olduğunu ispat edemediği anlaşılmakla, davanın reddine ve davacının takip yapmakta kötüniyetli olduğu ispat edilemediği...." gerekçesi ile; "Davanın REDDİNE, Davalı tarafın kötü niyet tazminat talebinin koşulları oluşmadığından REDDİNE" şeklinde karar verilmiştir.
Mahkeme kararına karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalı ile aralarındaki "Servis İşletmeciliği" işi gereğince davalı yandan toplamda 15.270,90 TL tutarında faturaya dayalı alacağından bakiye 9.734,90 TL alacağının mevcut olduğunu, müvekkilinin verdiği hizmet karşılığında davalı tarafın anılan fatura bedellerini tam olarak ödemediğini, bunun üzerine davalı aleyhine icra takibi başlattıklarını, davalı tarafça haksız olarak borca itiraz edildiğini ve takibin durduğunu, taraflar arasında ticari ilişki olduğunu ve müvekkilinin davalı adına kestiği faturalara dayalı alacağının olduğunun sabit olduğunu, davalı tarafın müvekkilinin işini yapmadığını, araçların servise gelmediğini veya geç geldiğine ilişkin herhangi bir iddialarının da bulunmadığını, davalı tarafın iddiasının ise iade faturası düzenlendikten sonra müvekkilinin servise bıraktığı yönünde olduğunu, tanık olarak dinlenen şirket yetkilisinin dava konusu uyuşmazlığa ilişkin talep edilen ücretin ödendiğine ilişkin bir beyanda bulunmadığını, bilirkişi raporunda tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi sonucunda kabul anlamına gelmemek kaydıyla müvekkilinin davalı yandan toplam 2.314,89 TL alacaklı olduğunun tespit edilmesine rağmen yerel mahkemece müvekkilinin alacaklı olduğu ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine dair karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece Manisa 3. İcra Müdürlüğü’nün █████████ Esas sayılı dosyasına sunmuş oldukları davalı şirkete karşı düzenlenen faturalar ve davalı şirketin dava dosyasına sunmuş olduğu iade faturanın usul ve yasaya uygun olup olmadığının incelenmesi ve bu yönde hüküm kurulması gerekirken yine eksik inceleme yapıldığını ve dosyanın esasına dahi girilmeden müvekkilinin alacaklı olduğunu ispat edememesi nedeniyle davanın reddine dair usul ve yasaya aykırı olarak karar verildiğini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
Davalı ... Şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı yanın kötü niyetli olduklarını ortaya koyduklarından müvekkili lehine tazminata hükmedilmesi gerektiğini, İİK'nın 67/2 maddesinde icra inkar tazminatının hükme bağlandığını, borca itiraz davasında, davanın reddine karar veren mahkemenin, borçluyu red olunan alacağın %20'den aşağı olmamak üzere tazminat ödemeye mahkum edeceğini, müvekkilinin davacı yana herhangi bir borcunun olmadığının müvekkilinin ticari defterlerinin incelenmesi ile sabit olduğunu, bilirkişi raporunda da ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğunun ve delil vasfına sahip olduğunun, davalının, davacıya borcunun bulunmadığının tespit edildiğinin belirtildiğini, davacı tarafça haksız ve kötü niyetli olarak bu davanın ikame edildiğini, mahkemece kötü niyet tazminatına hükmolunması gerektiğini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir.
HMK'nın“Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi ;
“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.
(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.
(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”. Şeklinde düzenlenmiştir.
█████/2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7251 sayılı Kanunun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile HMK’nın 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir: “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.
Türk Ticaret Kanunu’nda faturanın tanımı yapılmamıştır. Vergi Usul Kanunu'nun 229. maddesinde yer alan tanımlama ise; "Fatura satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır” şeklindedir. Bu durumda fatura; “ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge niteliğindedir.” şeklinde tanımlanabilir.
TTK'nın 21. maddesinde faturaya ilişkin "Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura düzenlemesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğudur. Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili olmayıp, taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belge sayılacaktır. Anılan madde hükmü ile, faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi yukarıda ayrıntısı açıklanan yasa hükmünden kaynaklı karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin alınan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmesinin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gereklidir. Maddede yer alan karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir.
Fatura sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin delil olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumundaki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir.
Sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesi akdi ilişkinin varlığının kanıtı değildir. Bu nedenle akdi ilişkinin inkârı halinde faturayı düzenleyen kimsenin bu ilişkinin varlığını ve faturaya konu malların teslim edildiğini hizmetin verildiğini kanıtlaması gerekir.
İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., █████████ K. sayılı kararında da değinilmiştir.
İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.
Bir satım  ilişkisinde satıcı taraf sattığı malın-hizmetin miktarını ve alıcıya teslimini, alıcı ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.
Davacı tarafça, servis işletmeciliği işi gereğince davalıdan verdiği hizmet karşılığında, toplamda 15.270,90 TL tutarında faturalara dayalı alacağından, bakiye 9.734,90 TL alacağının mevcut olduğu, Manisa 3. İcra Müdürlüğünün █████████ esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığı, itiraz üzerine takibin durduğu iddiasıyla, itirazın iptali talebiyle dava açılmış olup, davalı taraf cevap dilekçesinde davacının sözleşmeye aykırı olarak fazla miktarda fatura düzenlediğinden 2.360,00 TL iade faturası düzenleyerek davacıya tebliğ ettiğini, davacı şirketin sözleşmenin 3. maddesine aykırı davranarak müvekkili şirketi zarara uğrattığını, sözleşmenin davacının kusuru nedeniyle sona erdiğini, taraflar arasında belirlenen cezai şarta göre alacaklının müvekkili şirket olduğunu, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, ispat yükü üzerinde olan davacının verilen hizmet nedeniyle fatura ve cari hesap kaynaklı bakiye alacağı olduğunu sunmuş olduğu deliller ile kanıtlayamadığının anlaşılmasına, kötü niyetle icra takibi yapıldığının sabit olmamasına göre davacı vekilinin ve davalı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2022 tarih ve ████████ Esas █████████ Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 80,70.TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 732,00.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 179,90.TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan taraflar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!