Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, inşaat projesi altyapı eser sözleşmesinin gecikmeli ifası ve tazminat talebine ilişkin itirazın iptali davasını karara bağladı.
Özet: Bu hukuki evrak, bir eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali davasına ilişkin asliye ticaret mahkemesi kararının istinaf incelemesini ele almaktadır; davacı (adi ortaklık bünyesindeki bir firma), davalının bir inşaat projesinin altyapı ve çevre düzenleme işlerine zamanında başlamadığını, bu durumun gecikmelere ve daha yüksek maliyetle başka bir yükleniciyle anlaşma zorunluluğuna yol açarak zarara neden olduğunu iddia ederek bu zarar için icra takibi başlattığını ve davalının itirazının iptali ile icra inkar tazminatı talep etmektedir; davalı ise savunmasında, davacının işe başlamak için gerekli yer teslimini yapmadığını, sözleşmeyi haksız yere feshettiğini, kötü niyetle yeni bir sözleşme imzaladığını ve ayrıca bu dava için önceki arabuluculuğun yetersiz olduğuna dair usule ilişkin itirazlar ileri sürmektedir.

T.C.

DİYARBAKIR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : █████████
KARAR NO : █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: █████/2026
Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verilen ve yukarıda tarih ve numarası gösterilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
A) DAVACI VEKİLİNİN İDDİASI VE İSTEMİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil firmanın ... ile bir inşaat projesini hayata geçirmek üzere adi bir ortaklık kurduğunu, bu adi ortaklığın tarafları, davalı firma ile söz konusu inşaat projesinin "altyapı ve çevre düzenlemesi ile konvansiyonel kalıp ve demir işleri" için ... tarihinde ...TL karşılığında bir sözleşme akdettiğini, davalı firmanın, belirlenen sürede işe başlamadığından bahse konu inşaatın yapımının geciktiğini, adi ortaklığın ortakları işe devam edebilmek ve kendi müşterilerine karşı temerrüde düşmemek adına davadışı bir başka firma olan ... ...TL karşılığında sözleşme akdetmek zorunda kaldığını, iş bu süreçte adi ortaklardan ...'nin iş bu sözleşmenin ifa edilmemesinden kaynaklanan tüm hak ve alacaklarını müvekkili firmaya devrettiğini, müvekkil firmanın ise bu temliğe binaen sözleşmenin ifa edilmemesinden kaynaklı zararın bir kısmının tazmini için arabuluculuk kurumuna müracaat ettiğini, bu aşamada da anlaşma sağlanmadığından davalı aleyhine icra takibine girişildiğini, davalının ise süresinde borca itiraz ederek icra takibinin durmasına sebebiyet verdiğini, davalının, tüm ihtarlara rağmen yüklendiği işi süresinde başlatmamış olması ve müvekkilin bu nedenle de fark ödeyerek bir başka firma ile anlaşması neticesinde oluşan zarardan davalının sorumlu olduğunu, bu nedenlerle, ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasındaki itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine alacağın yüzde 20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama gideri ile ücreti vekaletin davalı yana tahmiline; karar verilmesini talep etmiştir.
B) DAVALININ SAVUNMASI:
Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından arabuluculuk aşamasına ait tutanaklar sunulmuş ise de söz konusu arabuluculuk görüşmelerinin ... İcra dairesinin ... esas sayılı icra takibi başlatılmadan önce yapıldığını, icra takibi başladıktan sonra itirazın iptali davası açılacağından ve talepler farklı olacağından davacı tarafın yeniden zorunlu arabuluculuğa başvurması gerekirken usule riayet edilmeksizin doğrudan dava açılmasının kabul edilmediğini, kaldı ki icra takibinden önce arabuluculuk görüşmelerine davacı taraf başvurmuş ancak icra takibi ... Şirketi tarafından açıldığını, bu nedenlerle ilk olarak davacı tarafından dava şartları yerine getirilmediğinden dolayı davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, esasa ilişkin olarak müvekkil firma ... ile ... ve ... İş Ortaklığı arasında ... ili Merkez İlçesi ... Ada .... Parsel Ticaret Merkezi inşaatı ile altyapı ve çevre düzenlenmesi İşine ait konvasiyonel kalıp ve demir işleri için ... tarihinde sözleşme akdedildiğini, işbu sözleşmeye göre müvekkili firmanın işe başlangıç tarihi her ne kadar ... olarak belirlenmiş ise de davacı firma işe başlangıç için yer bildirimi yapmadığından belirlenen tarihte işe başlamanın mümkün olmadığını, müvekkili firma yetkilisinin sürekli olarak davacı taraf ile telefon görüşmeleri yaptığını, ancak davacı tarafından herhangi bir yer teslim tutanağının düzenlenmediğini davacı tarafından müvekkili şirket ile yapılan sözleşmenin geçerli bir neden olmaksızın feshedildiğini ve ... şirketi ile ... tarihinde yeni bir sözleşme imzalandığını, bu suretle ... tarihinde haksız yere müvekkiline ihtarname düzenlenemediğini, ihtarnamenin düzenlendiği tarih ile yeni yapılan sözleşme tarihine bakıldığı zaman davacı tarafın hukuka aykırı işlemlerin yaptığının açıkça görüleceğini, davacı tarafın dürüstlük kuralına ve sözleşme hükümlerine aykırı bir şekilde davrandığını, davacı tarafından müvekkiline iş başlangıcı için hiçbir bildirim veya yer teslimi yapılmadığını, davacı tarafın ... tarihinde yeni bir sözleşme imzalayıp sözleşmeden sonra müvekkiline sözleşmenin feshedildiğine dair ihbarname göndermesinin iyiniyetle bağdaşmadığını, ayrıca müvekkiline gönderilen ihtarnamede ise ne istendiği, ne miktar talep edildiği, zararın ne olduğu, sürenin ne olduğu vb. hiçbir sonuç ve istem bulunmadığını, diğer yandan her ne kadar davacı tarafından yeni yapılan sözleşme bedelinin ... TL olduğu belirtilmiş ise de söz konusu bedelin gerçeği yansıtıp yansıtmadığının incelenmesinin gerektiğini, yine müvekkilinin sürekli olarak ... İnşaat ile muhatap olup herhangi bir gerekçe olmaksızın alacakların temlik edilmesi tarafların iyiniyetli olmadıklarının göstergesi olduğunu, kaldı ki taraflar arasında düzenlenen temlikname tarihinin ... olduğunu, buna rağmen icra takibinin sözleşme ile hiçbir bağı bulunmayan ... adına açılmasının kabul edilemeyeceğini, açıklanan nedenlerle hukuka aykırı, haksız ve mesnetsiz açılan davanın reddine karar verilmesini, davacı aleyhine %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
C) İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... tarih ... Esas ... Kararı ile;Dava, taraflar arasında (Her ne kadar sözleşme davacı ve ... İnşaat iş ortaklığı tarafından imzalanmış ise de ... İnşaat tarafından söz konusu sözleşmeye ilişkin tüm alacak hakları davacıya ... tarihli temlikname ile devrettiğinden kararda sözleşmenin tarafı olarak davacı anılmaktadır.) imzalanan taşeron sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasına vaki itirazın iptaline ilişkindir.
Taraflar arasında ... tarihinde taşeron sözleşmesi imzalandığı ve davacı tarafından sözleşmenin feshedildiği hususunda bir ihtilaf bulunmayıp, ihtilafın tarafların sözleşmeye uygun olarak hareket edip etmedikleri, söz konusu sözleşme sebebiyle davacının daha sonra imzaladığı sözleşme uyarınca sözleşme bedeli farkı alacağı olup olmadığı var ise bedeli noktasında toplandığı anlaşılmıştır.
Davacı tarafından ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası üzerinden ... Şirketi aleyhine toplam ... TL üzerinden icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalıya ... tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından süresinde ... tarihinde takibe itiraz edildiği, itirazın davacı alacaklıya tebliğine ilişkin icra dosyası içerisinde herhangi bir tebliğ evrakı bulunmadığı anlaşılmakla iş bu davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Geçerli şekilde kurulmuş bir özel hukuk sözleşmesinde, tarafların sözleşmeye uygun hareket etmeleri, edimlerini sözleşmeye uygun olarak yerine getirmeleri, edimin ifasını imkânsız hâle getiren her türlü davranıştan kaçınmaları zorunludur.
Tarafların sözleşmeyle üstlendiği borcun hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi hâlinde ifa etmeme sonucu meydana gelir. Borcun ifa edilmemesi hâli, somut olayda sözleşme tarihinde yürürlükte olan TBK'nın 112 ilâ 126 ncı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre “Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür” (TBK md.112). Esas itibariyle zarar, mal varlığında meydana gelen eksilmedir; fakat bu eksilme sahibinin iradesi dışında veya hiç olmazsa rızası bulunmaksızın meydana gelmiş olmadıkça zarar sayılmaz (Türk Hukuk Lûgatı: Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, C. I, s. 1247).
Türk Borçlar Kanununun 112 nci maddesi kapsamında tazmini istenilen yani sözleşmeden doğan zarar, müspet yahut menfi zarar olabilir.
Müspet zarar; borçlu, edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır (Hâluk Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuku, İstanbul 2010, s. 426-427; Ejder Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 5. Baskı, s. 591). Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi hâlinde söz konusu olur; alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı almaktadır.
Müspet zarar kapsamında kâr kaybı, kârdan mahrum kalma karşılığı meydana gelen zarardır ve sözleşmeyi kusuruyla fesheden taraftan istenir. Aslında kâr kaybı açısından kârdan yoksun kalan tarafın mal varlığında kusurlu fesihten önce ve sonra bir değişiklik mevcut olmaz. Burada kârdan yoksun kalan kusurlu fesih yüzünden mal varlığında ileride meydana gelecek çoğalmadan mahrum kalır.
Menfi zarar ise; uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla, sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Menfi zarar borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar (Tandoğan, s. 427). Burada alacaklının sözleşmenin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararının tazmini söz konusudur. Çünkü sözleşme fesih edilerek hükümsüz olduktan sonra tekrar sözleşmeye dayanarak borcun ifa edilmemesinden doğan zarardan söz edilemez; istenilecek zarar menfi zarardır. Başka bir anlatımla, genel olarak menfi zarar, sözleşmenin kurulmamasından veya geçerli olmamasından; müspet zarar ise, ifa edilmemesinden doğan zararı ifade eder (Fikret Eren, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 12. Baskı, İstanbul 2010, s. 482). Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2022 tarihli ve 2020/3-688 Esas, ████████ Karar sayılı kararında da değinilmiştir.
Müspet veya menfi olsun zararın tazmini isteyen tarafın sözleşmenin feshinde kusurunun bulunmaması ve diğer tarafın kusurlu olması gerekmektedir.
Somut olayda, taraflar arasında ... tarihinde ... ili Merkez ilçesi ... ada ... parsel ticaret merkezi inşaatı ve alt yapı ve çevre düzenlemesi konulu taşeron sözleşmesi imzalanmış, sözleşme ile işe başlama tarihi ... belirlenmiştir. Sözleşme içerisinde, özel şartlar, işin bedeli, ödemeler, sözleşmenin feshi, süre uzatımı, fiyat farkı, garanti vb. düzenlemeler hüküm altına alınmış, yer teslimi ve işin bitiş tarihi konusunda her hangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Sözleşmenin feshi başlıklı 13.madde ile "Taşeron sözleşme ve eklerinde konu edilen vecibelerden her hangi birisine kısmen veya tamamen riayet etmediği takdirde müteahhitlikçe kendisine ihbarname gönderilerek bir süre tanınır. Bu süre içerisinde taşeron ihbarnameye rağmen vecibeleri yerine getirmez ise başka bir ihbarnameye ihtiyaç kalınmaksızın müteahhit sözleşmeyi tek taraflı olarak fes etmeye yetkilidir... " düzenlemesi bulunmakta olup yine davacı tarafından iş bu sözleşmenin imzalanmasından sonra aynı işe dair dava dışı 3. kişi ile ... tarihinde tekrar sözleşme imzalanmıştır. İş bu ikinci sözleşmenin imzalanmasından sonra ... tarihinde davacı tarafından davalıya sözleşmenin feshi ve tazminat konulu ... 7. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye nolu gönderilen ihtarname ile sözleşmenin imzalanmasından itibaren 21 gün geçmesine rağmen borcun ifa edilmediği ve zararların ödenmesinin talep edildiği anlaşılmıştır.
Somut olayda; davacı tarafından iki sözleşme arasında oluşan yaklaşık maliyet farkından kısmi olarak ... TL talep edilmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda sözleşmenin feshi halinde istenebilecek zarar menfi zarar olup davacının talebinin de menfi zarar kapsamında olduğu anlaşılmatadır.
Burada öncelikli olarak irdelenmesi gereken konu sözleşmenin feshinde tarafların kusur durumudur. Yine yukarıda belirtildiği şekilde sözleşmenin feshinde tazminat talep edebilmek için karşı tarafın kusuruna dayanarak sözleşmenin fesih edilmiş veya karşı taraf kusurlu olarak sözleşmeyi feshetmiş olması gerekir. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 13. maddesi ile düzenlendiği üzere davalı tarafından üzerine düşen yükümlülükler kısmen veya tamamen yerine getirilmediği takdirde davacı tarafından ihtarname gönderilerek süre tanınması gerekmektedir. Ancak davacı tarafından gönderilen ... tarihli ihtarname içeriğinde herhangi bir süre verilmeksizin sözleşmenin feshedildiği, hatta davacı tarafından sunulan ihtarnameden önce dava dışı 3. kişi ile sözleşme imzalanmakla davalı ile sözleşmenin devamı konusunda herhangi bir iradesinin olmadığı anlaşılmıştır. Bu sebeple davacı tarafından süre tanınmaksızın yapılan fesih sözleşmeye uygun değildir. Bu suretle sözleşmenin feshinde davacının kusuru bulunmaktadır. Öte yandan her ne kadar davalı tarafından kendisine yer teslimi yapılmadığı iddia edilerek davacının kusurlu olduğu iddia edilmiş ise de, söz konusu ihtarnamenin tebliğinden önce veya sonra bu hususta davacıya herhangi bir bildirimde veya ihtarda bulunulmadığı ve işe başlamadığı anlaşılmakla, sözleşmenin feshinde davalının da kusurunun bulunduğu kabul edilmiştir. Mahkememizce tarafların ortak kusurlu olarak sözleşmenin feshinden sorumlu oldukları kabul edilmekle davacı tarafından kendi kusuruna dayalı olarak davalıdan herhangi bir talepte bulunamayacağından davanın ve kötüniyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
D) İSTİNAF NEDENLERİ:
Hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekili istinafında özetle; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Davanın reddi hususunda gerekçe yapılan sözleşmenin 13. maddesi, "Taşeron, sözleşme ve eklerinde konu edilen vecibelerden herhangi birisini kısmen veya tamamen riayet etmediği taktirde kendisine ihbamame gönderilerek bir süre tanınır Bu süre içerisinde taşeron ihbarnameye rağmen veçibeleri yerine getirmezse başka bir ihbarnameye ihtiyaç kalınmaksızın müteahit, sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetmeye yetkilidir..." şeklinde olup; belirlenen vadede de işe başlamama hususu iş bu düzenlemenin dışında olup; müvekkile sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin ifaya başlanması sonrasında yerine getirilmemesi halinde ekstradan bir dönme hakkı tanınması için ihdas edildiğini, işe başlama tarihinin taraflarca birlikte belirlendiğini, Eser sözleşmesi, TBK 470 ve devamı maddelerinde özel olarak düzenlenmiş olup; TBK 473 ise ilgili sözleşme kapsamında yüklenicinin belirlenen zamanda işe başlamaması durumunda iş sahibine, yükleniciye süre tanımaksızın sözleşmeden dönme hakkı tanıdığını, yükleniciye gönderilen ihtarnameden de anlaşılacağı üzere işe başlama yönünden yüklenici, defalarca uyarılmış olmasına rağmen bu konuda herhangi bir girişimde bulunmadığı gibi gönderilen ihtarname içeriğine karşı da herhangi bir beyan veya bildirimde bulunmadığını, bahsi geçen dava dışı kişi ile yapılan sözleşmenin incelenebilmesi için davalının ticari defterinin mahkemece incelenmesi, bu hali ile davaya süre verilmesini gerektiren bir halin olup olmadığının irdelenmesi gerekirken öninceleme duruşmasının tahkikat ile birleştirilmesi akabinde karar verilmesinin hatalı olduğunu, Mahkeme davanın reddi ile birlikte nisbi karar harcının ödenmesine hükmetmiş olup; iş bu durum harçlar kanununa aykırı olduğunu, Mahkemece hükmün gerekçesinde sözleşmenin feshedilmesi ile ilgili olarak her iki tarafa kusur izafe etmiş olmasına rağmen davalı lehine vekalet ücretine hükmederek kararda çelişki oluşmasına yol açtığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep etmiştir.
E)DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE:
Dava, Eser sözleşmesi kaynaklı alacak talebine dayalı yapılan ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasındaki takibe itirazın iptali talebidir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi uyarınca, istinaf sebepleri ile sınırlı olarak, istinaf kanun yoluna başvuran tarafın sıfatı gözetilerek, kamu düzenine aykırılık teşkil eden ve bu nedenle resen gözetilmesi gereken hususlar değerlendirilerek yapılan incelemede;
Dosyada taraf olarak adı geçen ... Şirketi'nin "Eski Ticaret Unvanı: ... Şirketi" iken ... tarih ve ... sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan karara göre: ... Tarıhlı ... Sayılı Genel Kurul kararı ile " ... Şirket" olarak değişmiştir.
Dosya içerisindeki belgelerden Davacının ortağı bulunduğu ... Şirketi - ... Adi Ortaklığı kurulduğu, bu Adi Ortaklık ile davalı ... Şirketi ile " ... Merkez ... ada ... Parsel üzerine yapılan inşaatın "Konvansiyonel Kalıp Ve Demir İşleri" yapımı için ... tarihinde ... TL tutarlı sözleşme imzalandığı, davacı iddiasına göre davalının sözleşmeyi ifa etmekte gecikmesi nedeniyle ... ... tarihinde ...TL karşılığında yeni bir sözleşme akdetmek zorunda kaldığını, adi ortaklığın ilk sözleşmeden kaynaklanan tüm hak ve alacaklarını ... tarihli temlikname ile davacıya temlik etmesi üzerine davacının ilk sözleşme ile ikinci sözleşme arasında fiyat farkından kaynaklı olarak ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosya ile ... TL alacak için takip yapıldığı, davalı/borçlunun takibe itiraz ettiği davacı tarafından itirazın iptali ve davalı aleyhine alacağın yüzde 20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ettiği, yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verildiği ve davacının istinaf kanun yoluna başvurduğu görülmektedir.
Eser sözleşmesi karşılıklı edimleri içeren ve 6098 sayılı TBK 470-486 maddeleri arasında düzenlenmiş bir iş görme sözleşmesidir. Yüklenicinin edimi eseri meydana getirmek ve iş sahibine teslim etmek, iş sahibinin karşı edimi ise teslim edilen eserin bedelini ödemektir. Eser sözleşmesine, istisna sözleşmesi de denilmektedir. Eser sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 470. maddesinde, “Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Eser sözleşmeleri iki tarafa karşılıklı borç yükleyen bir tür iş görme sözleşmesidir. Yüklenici, iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yaparak ve zamanında tamamlayarak iş sahibine teslim etmekle yükümlüdür. Eser sözleşmelerinde “eser” ve “bedel” olmak üzere iki temel unsur vardır. Bu sözleşmelerde yüklenici istenen özellikte eseri meydana getirmeyi, iş sahibi de bu çalışma karşılığında ivaz ödemeyi üstlenmektedir. Tarafların anlaşırken bedel kararlaştırmamış olmaları sözleşmenin kurulmasına etki etmez. Taraflar kararlaştırmamış olsa da bedel ödeneceği biliniyorsa veya bilinmesi gerekiyorsa eser sözleşmesinin bulunduğu kabul edilir.
TBK’nın 12/1. maddesine göre sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir. Bu düzenleme gereğince kural olarak sözleşmeler ve bu arada eser sözleşmeleri yasada aksi düzenlenmedikçe, hiçbir şekle bağlı olmayıp, sözlü veya yazılı yahut resmî biçimde yapılabilir
Eser sözleşmesi ilişkisinin varlığı kural olarak yazılı veya kesin delillerle ispatlanmalıdır. Senetle ispat zorunluluğuna ilişkin HMK’nın 200 vd. maddelerindeki düzenlemelerin sonucu olarak sözleşme ilişkisinin kurulması hukukî işlem niteliğinde olduğundan, eser sözleşmesine dayalı bir davada; davalının akdi ilişkiyi inkâr etmesi hâlinde, ispat yükü davacının üzerinde olup, sözleşmenin kurulduğunu davacının kural olarak yazılı delille veya ikrar, yemin, ticari defterler gibi diğer kesin delillerle ispatlaması gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 147/6. maddesine göre; eser sözleşmesi nedeniyle hak talepleri 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Zamanaşımı süresinin başlangıcı ise eserin teslim tarihinden itibaren başlamaktadır.Sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK’nın 147/6. maddesine göre “Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar.” 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Yanlar arasındaki ilişki eser sözleşmesinden kaynaklandığından, olayda uygulanması gereken zamanaşımı süresi 5 yıldır. 6098 sayılı TBK’nın 149. madde hükümleri gereğince zamanaşımı süresi alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Eser sözleşmelerinde sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa iş bedeli alacağı eserin tamamlanıp teslim edildiği tarihte, sözleşmenin feshi halinde ise fesih iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla muaccel hale gelir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 117/1 maddesine göre "Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır." düzenlemesi yer almakta, sözleşmeye dayalı alacaklarda ödeme günü açıkça belirlenmemiş ise, temerrüt için ihtar gereklidir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 473/1 maddesine göre : "Yüklenicinin işe zamanında başlamaması veya sözleşme hükümlerine aykırı olarak işi geciktirmesi ya da işsahibine yüklenemeyecek bir sebeple ortaya çıkan gecikme yüzünden bütün tahminlere göre yüklenicinin işi kararlaştırılan zamanda bitiremeyeceği açıkça anlaşılırsa, işsahibi teslim için belirlenen günü beklemek zorunda olmaksızın sözleşmeden dönebilir." düzenlemesi yer almaktadır. Bu düzenleme uyarınca iş sahibi yüklenicinin işi kararlaştırılan zamanda bitiremeyeceğinin açıkça anlaşılması halinde sözleşmeyi fesih edebileceği düzenlenmiştir.
Somut olayda, taraflar arasında ... tarihinde ... ili Merkez ilçesi ... ada ... parsel ticaret merkezi inşaatı ve alt yapı ve çevre düzenlemesi konulu taşeron sözleşmesi imzalanmış, sözleşme ile işe başlama tarihi ... belirlenmiştir. Sözleşme içerisinde, özel şartlar, işin bedeli, ödemeler, sözleşmenin feshi, süre uzatımı, fiyat farkı, garanti vb. düzenlemeler hüküm altına alınmış, yer teslimi ve işin bitiş tarihi konusunda her hangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Sözleşmenin feshi başlıklı 13.madde ile "Taşeron sözleşme ve eklerinde konu edilen vecibelerden her hangi birisine kısmen veya tamamen riayet etmediği takdirde müteahhitlikçe kendisine ihbarname gönderilerek bir süre tanınır. Bu süre içerisinde taşeron ihbarnameye rağmen vecibeleri yerine getirmez ise başka bir ihbarnameye ihtiyaç kalınmaksızın müteahhit sözleşmeyi tek taraflı olarak fes etmeye yetkilidir... " düzenlemesi bulunmakta olup yine davacı tarafından iş bu sözleşmenin imzalanmasından sonra aynı işe dair dava dışı 3. kişi ile ... tarihinde tekrar sözleşme imzalanmıştır. İş bu ikinci sözleşmenin imzalanmasından sonra ... tarihinde davacı tarafından davalıya sözleşmenin feshi ve tazminat konulu ... 7. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye nolu gönderilen ihtarname ile sözleşmenin imzalanmasından itibaren 21 gün geçmesine rağmen borcun ifa edilmediği ve zararların ödenmesinin talep edildiği anlaşılmıştır. Yüklenici inşaata geç başlasa bile, işi sözleşmede belirlenen sürede tamamlama imkanı varsa, iş sahibinin sırf geç başlama nedeniyle sözleşmeden dönme hakkı bulunmamaktadır. Önemli olan, gecikmenin işin zamanında bitirilmesini imkansız kılıp kılmadığıdır. Buna göre, dosyamızda taraflar arasındaki sözleşmede işin bitiş tarihi kararlaştırılmamış olduğundan, işin zamanında bitirilemeyeceğinin ve bu nedenle fesih yapıldığı iddiasının kabulü mümkün değildir.
Dosyada; davacı tarafından iki sözleşme arasında oluşan yaklaşık maliyet farkından kısmi olarak ... TL için İcra takibi yapılmıştır. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda sözleşmenin feshi halinde istenebilecek zarar menfi zarar olup davacının talebinin de menfi zarar kapsamında olduğu anlaşılmatadır.
Burada öncelikli olarak irdelenmesi gereken konu sözleşmenin feshinin haklı olup olmadığı ve tarafların kusur durumunun tespit edilmesi gereklidir. Yine yukarıda belirtildiği şekilde sözleşmenin feshinde tazminat talep edebilmek için karşı tarafın kusuruna dayanarak sözleşmenin fesih edilmiş veya karşı taraf kusurlu olarak sözleşmeyi feshetmiş olması gerekir. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 13. maddesi ile düzenlendiği üzere davalı tarafından üzerine düşen yükümlülükler kısmen veya tamamen yerine getirilmediği takdirde davacı tarafından ihtarname gönderilerek süre tanınması gerekmektedir.
Ancak davacı tarafından gönderilen ... tarihli ihtarname içeriğinde herhangi bir süre verilmeksizin sözleşmenin feshedildiği, hatta davacı tarafından sunulan ihtarnameden önce dava dışı 3. kişi ile sözleşme imzalanmakla davalı ile sözleşmenin devamı konusunda herhangi bir iradesinin olmadığı anlaşılmıştır. Bu sebeple davacı tarafından süre tanınmaksızın yapılan fesih sözleşmeye uygun değildir. Bu suretle sözleşmenin feshinde davacının kusuru bulunmaktadır. Öte yandan her ne kadar davalı tarafından kendisine yer teslimi yapılmadığı iddia edilerek davacının kusurlu olduğu iddia edilmiş ise de, söz konusu ihtarnamenin tebliğinden önce veya sonra bu hususta davacıya herhangi bir bildirimde veya ihtarda bulunulmadığı ve işe başlamadığı anlaşılmakla, sözleşmenin feshinde davalının da kusurunun bulunduğu kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesinin sözleşmenin feshine ve tarafların kusuruna ilişkin kabulü yerinde olup, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenle, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re'sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereği esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353/(1)-b.1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması 732,00 TL harçtan peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye Gelir Kaydına,
3-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf kanun yoluna başvuran üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
5-Kullanılmayan gider avansının kararın kesinleşmesinden sonra HMK'nin 333.maddesi uyarınca ilgililerine iadesine,
6-Temyizi kabil kararın dairemiz tarafından tebliğe çıkartılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK'nin 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 (iki) hafta içerisinde, Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi nezdinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!