Bir internet haberinde yer alan "..." ifadesinin şirket itibarını zedelediği iddiasıyla açılan haksız fiil tazminat davasının, basın özgürlüğü ve kişilik hakları çatışması kapsamında istinaf incelemesi.
Özet: İstinaf kararı, davalı yayın kuruluşunun web sitesinde yayımlanan haberde, davacı şirketin "..." gibi ifadelerle haksız yere çete mensubu gibi gösterilerek itibarının zedelendiği, kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla açılan, 100.000 TL manevi tazminat ve ulusal gazetelerde kınama kararı yayınlanması talepli davanın incelenmesi olup, davalı taraf, haberin kamu yararına, resmi belgelere dayalı, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu, kullanılan ifadelerin hakaret amacı taşımadığını ve eleştiriye açık bir faaliyeti konu aldığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: ████████
KARAR NO : █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: █████/2025
NUMARASI : ████████ Esas - █████████ Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: █████/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalı şirket tarafından 28.04.2024 tarihinde https://www.....com.tr/ adresli web sitesinde:
“…...’nin bir diğer üyesi ...’ da teşviklerden yararlandı. ... Anonim Şirketi 137 milyon 624 bin TL’lik yatırım
ve elektrik enerjisi üretimi karşılığında gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası, 6 yıl sigorta primi işveren hissesi, yüzde 70 vergi indirimi, yüzde 30 yatırıma katkı oranı teşvikleri aldı. ...’un da daha önce defalarca vergi borcu silinmişti…” şeklinde açıklamalarla yayınlanan haberle müvekkilinin itibarının karalanmaya çalışıldığını, '...' ibaresiyle, gerçek dışı suç isnat edici yakıştırmalarda bulunularak kamuoyunun haksız yere yanıltıldığını, dayanak gösterilmeden yapılan haberle hem müvekkilinin çete mensubu olarak gösterildiğini hem de usulsüzlük yaftasıyla zan altında bırakıldığını, internet haber sitelerinin de Basın Kanun Gazetesi) nezdinde haber tarihinde sorumlu müdür olarak görev yaptığını, Basın Kanunu'nun Hukuki Sorumluluk başlıklı 13.maddesi ile sorumlu müdürün de internet haber siteleri
yoluyla işlenen fiillerden sorumlu olduğu açıkça düzenlendiğini, müvekkili şirketin geçmiş projeleriyle bağdaştırılarak "..." olarak anılması; gerçeğe dayanmayan, sübjektif ve yönlendirici nitelikte bir söylem olarak tanımlandığını, bu durumun müvekkilinin kamuoyu nezdindeki itibarına ciddi zarar verdiğini, manevi haklarını zedelediğini, davalının milyonlarca kişiye hitap eden bir platformda bu ifadeleri kullanmasının ağır sonuçlar doğurduğunu, güvenilirlik sorumluluğunu ihlal ettiğini, ifade özgürlüğü sınırlarının masumiyet karinesini çiğneyemeyeceği yararı gerekçesiyle meşrulaştırılamayacağını, dayanaksız iddiaların kişilik hakkı ihlali sayıldığını, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararıyla, iftira ve şeref zedeleyici sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında sayılamayacağını, Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin kararı örnek verilerek, "şaki çetesi" gibi ifadelerin doğrudan hakaret ve sövme suçu kapsamında değerlendirildiğini, bu sebeple "..." ifadesinin de benzer nitelikte olduğunu, mahkeme kararı doğrultusunda bu ifadenin kullanılmasının kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu, ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında 100.000,00 TL manevi tazminat talep edildiğini, bu tazminatın, haksız fiilin gerçekleştiği açıklama tarihinden itibaren yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, tazmin talebine ilave olarak TBK’nın 58/2. hükmü gereğince saldırıyı kınayan bir karar verilerek bu kararın giderleri davalıya ait olmak üzere ulusal çapta yayın yapan tirajı en yüksek 3 (üç) gazetede yayımlatılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; Haberin, yüksek enflasyon ve ekonomik kriz sebebiyle hükümetin vergi politikalarına ilişkin kamuoyunu bilgilendirici nitelikte olduğunu, kamu yararı taşıyan bir gazetecilik faaliyeti olduğunu, haberde yer alan, davacı şirketin vergi muafiyetlerinden ve teşviklerden yararlandığı bilgisi, resmi belgelerle desteklendiği, (Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Resmi Gazete kayıtları ve Ticaret Bakanlığı'nın soru önergesine verdiği yanıt) Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi basın ve ifade özgürlüğünü güvence altına aldığını, kamu yararı bulunan konularda eleştiri hakkının bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini, Kamu ihaleleri yoluyla önemli ekonomik büyüklüğe ulaşan şirketlerin faaliyetlerinin, kamunun ilgisini çektiğini, bu sebeple, şirketlerin eleştirilere daha fazla tahammül göstermek durumunda olduğunu, haberde kullanılan "..." ifadesinin, belirli bir şirket grubuna yönelik siyasi ve ekonomik tartışmalarda kullanılan bir kavram olduğunu, hakaret veya suç isnadı amacı taşımadığını, önceki yargı kararlarının da bu doğrultuda olduğunu (İstanbul Anadolu 18. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı), haberde yer alan başlık ve içerik, haberin öz-biçim dengesini bozmayacak şekilde düzenlenmiş olduğunu, haberin dikkat çekici olmasının doğal bir gazetecilik tekniği olduğunu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarına göre, ifade özgürlüğünün yalnızca toplumda kabul gören görüşleri değil, rahatsız edici veya eleştirel ifadeleri de kapsamakta olduğunu, demokratik toplumun temel unsurlarından biri olduğunu, haberin, hukuka uygun bir şekilde hazırlanmış olduğunu basın ve ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, bu sebeplerle davanın reddi talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; "... Davalılar tarafından yapılan internet haberi yayınında davacıya yönelik ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; haberde davacı şirket için kullanılan 'beşli çetenin bir diğer üyesi' şeklindeki ifadenin düşünceyi açıklama ve eleştiri hakkının sınırlarını aştığı, doğrudan tüzel kişilik haklarına saldırıda niteliğinde olduğu, doğrudan davacının tüzel kişiliğin ticari itibarına saldırının hedeflendiği, davalıların haber içeriğindeki iddialarını ispata yönelik dosyaya herhangi bir delil sunulmadığı, doğrudan olgu isnadında bulunup kesin yargı içeren ifadeler kullanılmasının basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu sebeple davacının ticari itibarını zedelendiğinden bahisle kişilik haklarının korunmasını isteme hakkı olduğu, bu ithamlar dolayısıyla davacının kişilik haklarının zarar gördüğü kabul edilmekle, davanın kısmen kabul kısmen reddi ile takdiren 50.000,00-TL manevi tazminatın davalılardan alınarak davacıya verilmesine, davacı tarafın davalının kınanmasına ve ilanına ilişkin sair taleplerinin reddine karar verilmiştir....
....Davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, 50.000,00 TL manevi tazminatın █████/2024 tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının sair istemlerinin reddine,..." karar verilmiştir.
Verilen karara karşı davalılar vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde; Cevap dilekçesi ve aşamalardaki beyanlarını tekrarla, müvekkili tarafından sarfedilen dava konusu yayının basın ve ifade özgürlüğü sınırları kapsamında kaldığını, eldeki davada tazminat koşullarının oluşmadığını beyanla Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava; Basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.
Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; Hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, davaya konu yayın bir bütün olarak değerlendirildiğinde, halkın, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olma hakkının olduğu, basının da bu doğrultuda olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve sorumlulu olduğu, haberinde bu ilke kapsamında yapıldığı, güncel olan konuların gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekmesi için çarpıcı başlıklara yer verilerek iddia kapsamında ve eleştiri sınırları içerisinde aktarıldığı, haberin yayın tarihi itibari ile kamu yararının ve toplumsal ilginin bulunduğu, kullanılan ifadelerin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı ve kişilik haklarına saldırı boyutuna varmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup davalılar vekilinin istinaf istemi yerindedir.
Yukarıda açıklanan hususlar gereğince davalılar vekilinin istinaf talebinin kabulüne ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince kaldırılmasına ancak bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, davanın reddi yönünde yeniden karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ Esas █████████ Karar sayılı █████/2025 günlü kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden bu kapsamda;
2-Davacı tarafından davalılar aleyhine açılan davanın REDDİNE,
3- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
3/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin alınan 1.707,75 TL'den mahsubuyla fazla yatırılan 975,75 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3/b-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
3/c-Davalılar tarafından yapılan 60,80 TL yargılama giderinin davacıdan tahsiliyle davalılara verilmesine,
3/d-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2/(3). 10. ve 13/(1). maddelerine göre 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalılara verilmesine,
4- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
4/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalılar tarafından yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,
4/b-İstinaf yargılaması için davalılar tarafından yapılan 2.002,00 TL istinaf yoluna başvurma harcı yargılama giderinin davacıdan tahsiliyle davalılara verilmesine,
4/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
5-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
6- Karar tebliği ve harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi Dairemizce yapılmasına, harç ve avans iadesi işlemleri ile 6100 Sayılı HMK'nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, █████/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!