Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin trafik kazası kaynaklı cismani zarar tazminatı istinaf incelemesi kararı.
Özet: Trafik kazasında ağır yaralanan davacının, kazada tam kusurlu bulunan davalı sürücüden, kaza sonucu oluşan kalıcı ve geçici iş göremezlik ile maruz kaldığı elem ve ızdırap nedeniyle talep ettiği maddi ve manevi tazminat davasında, ilk derece mahkemesi davacının iş göremezlik ve manevi tazminat taleplerini kısmen kabul ederek, belirlenen tutarların kaza tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline hükmetmiş; bu karar hem davalı hem de davacı vekillerince istinaf edilmiştir.

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ████████ - █████████
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
26. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : ████████
KARAR NO : █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 21.05.2024
NUMARASI : ████████ Esas ████████ Karar
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI :
VEKİLİ :
İHBAR OLUNAN :
VEKİLİ :
DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
KARAR TARİHİ : 05.06.2026
GEREKÇELİ KARAR
YAZILMA TARİHİ : 24.06.2026
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI
Davacı vekili, 14.08.2016 tarihinde, davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalı, davalı... sevk ve idaresindeki... plakalı aracın davacının sevk ve idaresindeki ... plakalı araca çarpması sonucu meydana gelen trafik kazası neticesinde davacının ağır şekilde yaralandığını, kazaya ilişkin olarak Ankara 8.Asliye Ceza Mahkemesinin ████████E.sayılı dosyası ile yapılan yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda, kazanın meydana gelmesinde davalının asli ve tam kusurlu olduğunun tespit edildiğini ve davalı sürücünün mahkumiyetine karar verildiğini, davacının kaza öncesinde dekorasyon, boya, badana, alçı ustası olarak çalıştığını ve aylık gelirinin ortalama 5.000,00 TL civarında olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00Tl maddi tazminatın davalı gerçek kişi yönünden kaza tarihinden, sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalılardan müşterek ve müteselsilen, 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işletilecek faizi ile davalı gerçek kişiden tahsilini istemiş, yargılama aşamasında talebini 450,00 TL geçici iş göremezlik, 450,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ile 100,00 TL tedavi gideri olarak açıklamış, 23.05.2023 tarihli duruşmada, davalı sigorta şirketi yönünden davadan feragat ettiğini beyan etmiş, 10.02.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile, geçici iş göremezlik tazminatı talebini 32.291,67 TL, sürekli iş göremezlik tazminatı talebini 934.442,12 TL olarak ıslah etmiştir.
Davalı... vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, kaza sırasında davacının emniyet kemerinin takılı olmaması nedeniyle yaralanmasına kendisinin sebebiyet verdiğini, davacının aylık gelirinin 5.000,00 TL civarında olduğuna dair iddianın gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; 23.08.2021 tarihli bilirkişi raporunda, kazanın meydana gelmesinde davalı sürücünün %100 oranında kusurlu olduğunun, davacının kusurunun bulunmadığının tespit edildiği, davacının maluliyetinin tespiti için Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığından alınan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre düzenlenen 30.11.2022 tarihli rapora göre, davacının tüm vücut engel oranının % 26 olduğu, iyileşme sürecinin 12 aya kadar sürebileceği, 12 aylık iyileşme süreci içerisinde 3 ay başka birisinin yardımına gereksinim duyabileceğinin belirtildiği, bahse konu rapora itiraz edilmesi üzerine Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığından alınan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre düzenlenen 07.06.2023 tarihli bilirkişi raporuna göre, davacının özür oranının %47 olduğu, 12 ay süre ile iş göremezlik hâlinde kaldığı, 3 ay süreyle bakıcı ihtiyacının bulunduğunun tespit edildiği ve bahse konu raporun hükme esas alındığı, alınan aktüer bilirkişi raporunun da hüküm kurmaya elverişli olduğu ve davacı yönünden manevi tazminat koşullarının da oluştuğu belirtilerek maddi tazminat talebinin kabulü ile, 934.892,12 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ile 32.291,67 TL geçici iş göremezlik tazminatının ve 70.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 14.08.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş, hükme karşı davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvuru yapılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilmediğini ve dilekçeler aşaması tamamlanmadan ön inceleme duruşmasının yapılmasının davalının hukuki dinlenilme hakkının ihlâli niteliğini taşıdığını ve kararın kaldırılması gerektiğini, alınan kusur raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, polis memuru tarafından düzenlenen kaza tespit tutanağında davalının emniyet kemeri takıp takmadığı tespit edilememesi nedeniyle davacıya kusur izafe edilmemesinin hatalı olduğunu, davacının emniyet kemeri takmaması ile maluliyeti arasında illiyet bağı bulunması nedeniyle müterafik kusur indirimi yapılmamasının da hatalı olduğunu, mahkemece alınan 2 maluliyet raporu arasında fahiş bir fark bulunduğunu ve raporlar arasındaki çelişki giderilmeden karar verilmesinin isabetsiz olduğunu, davacının gelirinin salt tanık beyanları nazara alınarak asgari ücretin 4,25 katı olarak belirlenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, manevi tazminat talebinin de reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Katılma yoluyla davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; davacının maluliyet oranının %47'den daha fazla olduğunu, davacının eğilip ayakkabısını dahi bağlayamadığını, başkalarının bakımına muhtaç hâlde olduğunu ve maluliyet oranının %100 olarak kabulünün gerektiğini, davacının aylık gelirinin dava tarihinde 5.000,00 TL'nin dahi üstünde olduğunu, davacının boya, badana, alçı ustası olması ve söz konusu işleri aynı zamanda taşeron olarak da yapıyor olması nedeniyle gelirinin günümüz şartlarında aylık 150.000,00 TL'nin üzerinde olduğunu, aktüer raporundaki hesaplamayı kabul etmediklerini, hükmedilen manevi tazminat miktarının da çok düşük belirlendiğini belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE
HMK’nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak, dosya içerisindeki bilgi ve belgeler, mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonunda;
Dava, trafik kazasından kaynaklanan yaralanma nedeniyle geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı ile bakıcı gideri ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davalı... sevk ve idaresindeki aracın davacının sevk ve idaresindeki araca çarpması sonucu meydana gelen trafik kazası neticesinde davacının ağır şekilde yaralandığını, kazanın meydana gelmesinde davalı sürücünün asli ve tam kusurlu olduğunu belirterek geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı ile bakıcı gideri ve manevi tazminat isteminde bulunmuş, mahkemece kazanın meydana gelmesinde davalı sürücünün %100 oranında kusurlu olduğunun, davacının kusurunun bulunmadığının, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığından alınan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre düzenlenen 07.06.2023 tarihli bilirkişi raporuna göre, davacının özür oranının %47 olduğu, 12 ay süre ile iş göremezlik hâlinde kaldığı, 3 ay süreyle bakıcı ihtiyacının bulunduğunun tespit edildiği, aktüer bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğu, davacı lehine manevi tazminat koşullarının oluştuğu belirtilerek maddi tazminat talebinin kabulü ile, 934.892,12 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ile 32.291,67 TL geçici iş göremezlik tazminatının ve 70.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 14.08.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş, hükme karşı davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvuru yapılmıştır.
1-6100 Sayılı HMK'nun karşılık 297/1-2 maddeleri gereğince mahkeme kararında; hüküm sonucunun, taraflara yükletilen hak ve sorumlulukların şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde ayrı ayrı ve açıkça gösterilmesi gerekir. Davacı vekili dava dilekçesinde davacının yaralanması nedeniyle maddi tazminat talep ettiğini belirtmiş, yargılama aşamasında maddi tazminatın geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı ve tedavi giderine ilişkin olduğunun açıklamış olmakla davacının her bir talebi yönünden olumlu veya olumsuz karar verilmesi gerekirken tedavi giderine ilişkin olumlu veya olumsuz karar verilmemiş olması doğru görülmemiştir.
2-Davacı vekilinin ve davalı vekilinin maluliyet raporuna yönelik istinaf sebeplerinin incelenmesinde; haksız fiilden kaynaklanan cismani zarar nedeniyle iş göremezlik zararlarına dayalı maddi tazminat davasında, maluliyet durumunun doğru şekilde tespit edilmiş olması önemlidir. Zarar görenin maluliyet durumunun tespitinde, mahkemece alınan raporlar arasında çelişki bulunması halinde ve taraflarca rapora itiraz edilmesi durumunda raporlar arasında çelişki giderilmeli, yine raporlar arasında çelişki olmasa dahi raporun uygun olmadığına yönelik somut itiraz olması halinde özellikle mevcut yaralanması ve kaza arasında illiyetin yeterince raporda tartışılmadığı durumlarda itiraz değerlendirilmeden karar verilmemelidir. Yine, mevcut yaralanmasının farklı yönetmeliklere göre tanzim edilen raporlarda, mevcut arazların değerlendirilmesinde farklılık bulunması çelişki oluşturacağından bu çelişki giderilmeden karar verilmemelidir.
Somut olayda, davacının █████/2016 tarihli trafik kazasından kaynaklanan yaralanması nedeniyle, aynı tedavi evrakı incelenmek ve muayene bulguları değerlendirilmek suretiyle iki farklı Yönetmelik hükümleri çerçevesinde Ankara üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilm Dalı Başkanlığından rapor alınmış, █████/2022 tarihli, Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre tanzim edilen raporda, daha önce ceza yargılamasında Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulundan alınan ve davacının omurgasında meydana gelen C3-4 kord travmasına bağlı, organlarından birsinin işlevinin sürekli zayıflaması niteliğindeki yaralanması nedeniyle davacıda meydana gelen omurga hasarının nörolojik defisit yapmış olması da değerlendirilerek, arazın etkisinin de Yönetmelikte belirtilen oranın 1/3 kadar olduğu kabul edilerek sonuç olarak %26 oranında maluliyetinin meydana geldiği kabul edilmiş, söz konusu raporda sadece C3 ve C4 vertebradaki fraktürleri esas alınmış iken, █████/2023 tarihinde aynı kurumundan bu defa Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmeliğe göre yapılan değerlendimede, aynı tedavi evrakları ve muayene bilgileri değerlendirildiği halde, ilk raporda belirtilen servikal omurga hasarı yanı sıra, trokal vertebrada bulunan fraktür sebebiyle de özürü ve ayrıca yürüme bozukluğu nedeniyle özürü meydana geldiği kabul edilerek özür oranın %47 olduğu kabul edilmiştir. Her ne kadar özür/maluliyet oranın tespiti farklı yönetmelikler çerçevesinde yapılmış ise de, gerek ceza yargılaması sırasında Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulundan alınan raporda sadece C3-4 kord travması nedeniyle hafif düzeyde işlev bozukluğundan bahsedilmiş olması, gerekse de mahkemece aynı kurumdan alınan █████/2022 tarihli raporda, C3-4 kord travması çerçevesinde omurga hasarının nörolojik defisit meydana getirdiği kabul edilerek (arazının etkisi de yönetmelik ekinde bulunan cetvelde açıklanan ölçüde olmadığı değerlendirmek suretiyle hafif düzeyde kabul edilmekle 1/3 orantılama yapılmak suretiyle) belirlemiş olması nedeniyle, hükme esas alınan rapor ve öncesinde alınan raporlar arasında çelişki oluşmuştur.
Bu durumda, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan, davacının tüm tedavi evrakı, muayene bulguları ve son durumu değerlendirilmek suretiyle, kaza tarihinde yürürlükte bulunan ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından TBK'nın 54. maddesi kapsamında çalışma gücünün azalması ve yitirilmesi açısından uygulamasını kabul ettiği Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine göre davacının kazaya bağlı yaralanması neticesinde bedensel özürünün meydana gelip gelmediği, gelmiş ise kalıcı olup olmadığı, mevcut özürü var ise kazayla illiyetinin değerlendirildiği, buna göre kazaya bağlı yaralanması nedeniyle vücut engel oranın ve geçici iş göremezlik durumu meydana gelmiş ise süresinin belirlendiği, dosyadaki mevcut raporlar arasındaki çelişkiyi giderecek, rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, aynı kurumdan alınan ve mevcut arazlar açısından çelişki içeren rapora göre karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
3-Davalı vekilinin, davacının gelirine yönelik istinaf sebeplerinin incelenmesinde; Haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında, ortaya çıkan zararın tayininde zarar görenin elde ettiği gelirinin doğru biçimde belirlenmesi, tazminatın doğru tespitinde önemli yer tutmaktadır. Zarar görenin, asgari ücret üzerinde bir gelir elde ettiği iddia ediliyorsa bunun ispat edilmesi gerekmekte olup, yerel mahkeme de zarar görenin zararını resen belirlemek durumundadır. Kaza tarihinde, zarar görenin kazanç getiren bir faaliyetinin bulunması halinde kural olarak talep edebileceği gelir emsal ücrete göre değil, fiilen elde ettiği veya belirli bir işletmesi var ise bu işletmedeki bedeni çalışması ile elde edebileceği gelire göre belirlenmelidir. Zarar görenin işletmesinde elde ettiği gelirin hayatın olağan akışına uygun olmaması zarar görenin meslek sahibi olması ve gelirinin asgari ücret seviyesinin üzerinde olması gerektiği durumlarda, gelirin tam olarak ispatlanamaması halinde emsal ücretler de nazara alınarak hakkaniyet ölçüsünde gelir belirlenmelidir. Bu durumda dahi zarar görenin, yaptığı işi, bir meslek sahibi olduğunu, ispata elverişli delillerle kanıtlamalıdır. Davacının yaptığı iş ya da mesleğine ilişkin tanık dinlenebilir ise de, başkaca delillerle desteklenmedikçe, tanık beyanları tek başına zarar görenin yaptığı işi, mesleğini ve gelirini kanıtlamaya yeterli değildir.
Somut olayda; mahkemece davacının kaza tarihinde, emekli olmakla birlikte fiili çalışması olduğu tanık beyanları ile kanıtlandığından bahisle, tanık beyanlarına istinaden davacının boya, alçı ve sıva ustası olduğu, gelirinin asgari ücretin 3,934 katı olduğu kabul edilerek, bilirkişi tarafından fiilen emekli olan davacının 4,5 ay fiili çalışmasının devam edeceği duruma göre, 4,5 ay kadar olan zararı, tanık beyanları ile belirlenen gelir üzerinden, sonrasında ise fiilen emekli olan davacının zararının asgari ücret düzeyinde olduğu kabul edilerek, hesaplama yapılarak davacının zararının hesaplandığı görülmüştür. Tanıklar beyanlarında, davacının iş arkadaşı olduklarını, davacının boyacılık yaptığını ve 5.000,00 TL civarında aylık para kazandığını belirtmişler ise de davacının, boyacı ustası olduğuna, fiilen bu işi yaptığına ve elde ettiği geliri ortaya koyan çalışmasına yönelik başkaca delil sunulmamıştır. SGK Hizmet Dökümünde de, kaza tarihinden sonra 2017 yılı 11 ayında "9312.02" meslek kodu ile "inşaatlarda benden işçisi" olarak 14 günlük 829,50 TL (Günlük 59,25 TL brüt asgari ücret kadar) prime esas kazancı üzerinden sigortasının yatırıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacıya pasif dönem içerisinde olmasına rağmen, aktif çalışması mevcut ise, mesleğini, mesleği yaparak bedeni çalışması ile elde edebileceği düzenli gelirini kanıtlaması için imkan tanınarak, aktif dönem zararı belirlenen gelire göre hesaplanması gerekirken, davacının ve tanıkların, davacının boya ustası olduğu ve firma sahibi olmamakla birlikte iş alıp yaptığı ve bu şekilde gelir elde ettiği yönündeki soyut beyanları esas alınarak, asgari ücretin 3.934 katı gelir elde ettiği kabul edilerek hesaplama yapılmış olması da doğru görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, uyuşmazlığın çözümünde etkili deliller toplanılmadan ve değerlendirilmeden karar verilmiş olması nedeniyle ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın yeninden görülerek, davacının, kazaya bağlı yaralanması ve meydana gelen arazlara yönelik olarak sürekli işlev bozukluğu getirip getirmediği noktasında raporlar arasındaki farklılıklara göre, ceza mahkemesinde Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu ve 2. Üst Kuruldan alınan raporlar ile ilk derece mahkemesi tarafından Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığından alınan raporlar arasındaki çelişkinin giderildiği ve kazaya bağlı yaralanması nedeniyle, kaza tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine göre vücut özür oranın tespit edildiği, ayrıca geçici iş göremezlik meydana gelmiş ise süresinin belirlendiği rapor alınarak, özür durumu ve geçişi iş göremezlik süresi tespit edilerek, ayrıca davacıya mesleğini ve yaptığı iş var ise gelirini, somut olarak kanıtlaması için imkan tanınarak, mesleğini, yaptığı işleri ve işlerin boyutunu ve düzenli sayılabilecek gelirin miktarını kanıtlaması halinde, aktif dönem zararının buna göre, pasif dönem zararının ise asgari ücret üzerinden hesaplandığı rapor alınarak, bu durumda hakkında tefrik kararı verilen sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme ile zararın karşılanıp karşılanmadığı da değerlendirilerek sonucuna göre davanın esası ve her bir talep hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebebine göre davacının ve davalının sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının, HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
Davanın yeniden görülüp sonucuna göre bir karar verilmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
2-Kararın kaldırılma sebebine göre davacı vekilinin ve davalı vekilinin sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
3-İstinaf edenler tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf eden traflara iadesine,
4-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine,
5-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!