İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin, eser sözleşmesinden doğan alacak talepli icra takibine itirazın iptali davasında ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının alt yüklenici olarak yaptığı fiber optik kablolama işinden kaynaklanan alacağının tahsili amacıyla başlattığı icra takibine davalı tarafından yapılan itirazın iptali talebiyle açtığı davayı; davalının yetki ve zamanaşımı itirazları ile eksik/kusurlu işler nedeniyle borcu kabul etmediği yönündeki savunmasını; ilk derece mahkemesinin ise davalıya ait ticari defterleri HMK 222 uyarınca sahibi lehine delil kabul edip, davacının defterlerini sunmaması ve icra takibindeki fatura tutarının hatalı/mükerrer olduğuna dair bilirkişi tespitlerini içermektedir.

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : █████████
KARAR NO : ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : ████████
KARAR NO : ████████
DAVA TARİHİ : 20.02.2020
KARAR TARİHİ : 07.06.2022
DAVA : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 30.06.2026
KARARIN YAZ. TARİH : 01.07.2026
İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07.06.2022 tarih ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararının istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dosyanın gönderildiği İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 31.10.2023 tarih ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı görevsizlik kararı ile dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü.
İSTEM:
Davacı vekili 20.02.2020 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davalının sözleşme ile yüklendiği ... ve ...fiber optik kablolarının döşemesi işini taşeron firma olarak yaptığını, davalıya bu hususta faturaları teslim ettiğini, davalının bir kısım işin ödemesini yaptığını ancak bazı faturaların teslim alınmasına rağmen ödeme yapmadığını, bu sebeple icra takibi başlatıldığını, davalının borca ve takibe itiraz ettiğini, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi olmadığını, davacının, icra takibinden sonra davalı tarafından 21.07.2017 tarihinde cari hesap mutabakatnamesi düzenlendiğini ve 58.347,00-TL (bedelini kabul etmemekle birlikte) alacaklı olduğunu, icra dosyasına haksız itiraz edildiğini, davalının itirazının iptaline ve takibin devamına, davalı borçlunun mal kaçırmasını engellemek amacıyla malvarlığı üzerine ve banka hesaplarına ihtiyati tedbir konulmasına kararı verilmesini, yargılama giderleriyle vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili 10.06.2020 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Yetki itirazında bulunduklarını, yetkili mahkeme olan İstanbul Anadolu Adliyesi Asliye Ticaret Mahkemelerine dosyanın gönderilmesini, davacı tarafından icra takibinin █████/2017 tarihinde yapıldığını ve ödeme emrinin davalıya tebliğ edildiğini, davalının █████/2017 tarihinde takibe itiraz ederek takibi durdurduğunu, davacının bu tarihten yaklaşık 2 yıl sonra arabulucuya başvurduğunu ve davasını da █████/2020 tarihinde açtığını, dava açma süresinin itirazın iptali davaları için 1 yıllık süreye tabii olduğunu, davacı her ne kadar faturalar kestiğini ve gönderdiğini beyan etmişse de gönderilen faturaların ve içeriklerinin davalı şirket tarafından kabul edilmediğini ve davalıya Üsküdar 21. Noterliğinin █████/2017 tarih ve 30136 yevmiye numaralı ihtarı ile faturaların kabul edilmediğinin, eksik ve kusurlu işler yapıldığının bildirildiğini, davalı şirketin, ihale makamı olan .... firmasının yapmış olduğu altyapı işlerini üstlendiğini, davalı şirketin bu altyapı işlerinin bir kısmını davacı şirkete taşeron olarak verdiğini, karşılık hakedişleri de ana firmanın imalatları kontrol edip onay vermesinden sonra yapıldığını, davacıya bir kısım ödemeler yapıldığını, ancak daha sonra davacı şirketin yapmış olduğu işlerin ana ihale firması olan şirket tarafından kabul edilmediğini, davacı firmanın işleri tamamlayamadığı halde fatura kesmeye ve faturaları davalıya tebliğ etmeye başladığını, ana firmanın onay vermediği faturaların aynı şekilde davacı firmaya iade edildiğini, açıkladığı nedenlerle öncelikle davanın yetkisizlik nedeniyle yetkili mahkeme olan İstanbul Anadolu Adliyesi Asliye Ticaret Mahkemelerine gönderilmesini, dava açma süresi itirazın iptali davaları için I yıllık süreye tabii olduğundan davacı dava açma sürelerini geçirmiş olduğundan davasının reddini, davacının %20 den az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini ve davanın tümden reddi ile yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasını ve avukatlık ücretlerinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi 07.06.2022 tarih ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararında özetle; "...Davalının ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış davacının verilen kesin sürede ticari defterlerini sunmadığı anlaşılmıştır.
Davalı şirketin 2017/-2018 yıllarına ait ibraz ettiği ticari defterlerinin açılış tasdiklerinin zamanında ve usulüne uygun olarak yaptırılmış olduğu, defterlerin birbirini teyit eder şekilde tutulduğu, kayıtların düzenli ve yasalara uygun tutulduğu, ticari defterlerin HMK 222 maddesi uyarınca sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu,
Davacı tarafından başlatılan takip tutarının yanlış olduğu, takibe konu edilen 31.05.2017 tarih 72612 nolu ve 9.625,85.-TL tutarlı faturanın mükerrer olarak iki kere yazıldığı tespit edilmiş olup takip tutarının 78.336,47.- TL olması gerektiği ve takibe dayanak fatura adedinin de 7 olması gerektiği Davalı şirketin ticari defter ve dayanaklarına göre; Takip konusu tüm faturaların(mükerrer fatura hariç) davalı şirketin ticari defterlerinde kayıtlı olduğu iş bu faturaların toplam tutarının 78.336,59.-TL olduğu, toplam adedinin ise 7 olduğu,
Davalı şirketin ticari defter ve dayanaklarına göre; Davacı şirketin davalı şirketten takip tarihi itibariyle kaydi 733.65.-TL alacaklı olduğu, davalının takip konusu faturaları ticari defterlerine kayıt ettikten | ay sonra, iş bu faturalara istinaden davacı şirkette 68.850,00-TL tutarında iade faturası düzenlediği, davalı tarafından davacıya düzenlenen iade faturasının geçerli olup olmadığının kararını ancak davacı şirketin ticari defterleri ve tarafların form ba bs bildirimleri incelendikten sonra verilebileceği,
Davacı şirketin 14.07.2021 tarihli bilirkişi raporunun inceleme kapsamına ticari defter ve belgelerini ibraz etmediği,
█████/2020 tarihli RG'de yayınlanan █████/2020 tarih ve 7251 sayılı yasanın 23. Maddesi ile 6100 sy HMK'nun "Ticari Defterlerin İbrazı ve Delil Olması" başlıklı 222. Maddesinin 3. Fıkrasında yer alan "ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi" ibaresinin, "diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi" şeklinde değiştirildiği, bu yasal değişilik dikkate alındığında, "diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi" halinde usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kabul edileceği, değişikliğe ilişkin madde gerekçesinin "... Madde metni dışına çıkarılan "ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi" durumunun yerine "diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi" durumu maddeye ilave edilmektedir. Buna göre ticari defterlerde yer alan herhangi bir kaydın, sahibi lehine delil teşkil edebilmesi için diğer tarafın ticari defterlerinin ibraz etmemesi gerekecektir. Bu düzenlemenin hakkaniyete ve hukuk güvenliği ilkesine uygun olduğu düşünülmektedir. Zira ticari defteri ibraz edenin defterinde yer alan ve diğer tarafı muhatap alan kayıt, diğer tarafa sunulmakta ve diğer tarafın kendi defterlerindeki kayıtlara dayanarak karşı delilini ileri sürmesi beklenmektedir. Diğer tarafın ticari defterini ibraz etmemesi hali, ileri sürülen delili hükümden düşürecek başka herhangi bir kayda sahip olmadığı anlamına gelecektir. Belirtilmedir ki defter ibraz etmeyen tarafın, diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtların aksini senet veya diğer kesin delillerle ispatlama hakkı saklıdır." şeklinde olduğu, dolayısıyla davacı taraf ticari defter ve kayıtlarını ibraz etmediğinden ve davalı defterlerindeki davalı lehine olan alacak kaydını hükümden düşürecek senet veya başka bir kesin delil sunmadığından, davalının usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların davalı lehine delil olduğundan,
Davalı şirketin inceleme kapsamına sunmuş olduğu ticari defter, iade faturası ve bu faturanın davacıya tebliğine ilişkin noter ihtarnamesi de dikkate alındığında davacı.... Şti” nin Davalı .... Şti.'den 733,65 TL alacaklı olduğu tespit edildiğinden davanın kısmen kabulüne, İzmir 16. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ Esas sayılı dosyasında davalının; 733,65-TL asıl alacaktan oluşan borca ilişkin itirazın iptaline, takip talebindeki koşullarla takibin devamına,
Alacak likit ve belirlenebilir olduğundan alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatına karar verilmiş aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur..." gerekçeleriyle;
İzmir 16. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ Esas sayılı dosyasında davalının; 733,65 TL asıl alacaktan oluşan borca ilişkin itirazın iptali ile, takip talebindeki koşullarla takibin devamına, alacak likit ve hesaplanabilir olduğundan alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatını davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, reddedilen kısım yönünden reddedilen miktarın %20 si oranında kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine dair karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacı vekili 10.08.2023 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin davalı borçlunun sözleşme ile yüklendiği .... ve .... fiber optik kablolarının döşenmesi işini taşeron firma olarak yaptığını ve davalıya bu hususta faturalarını teslim ettiğini, müvekkili şirketin fiber optik kablo işini yaptığının mahalle, apartman ve sitelerin tutanakları ile mevcut olup dilekçe ekinde ibraz edildiğini, davalı tarafın sözleşme ile üstlendiği işi müvekkili şirkete yaptırdığını; faturaları teslim aldığını ve bir kısım işin parasını da ödediğini, ancak davalının borçlu haksız ve kötüniyetli olarak dava konusu faturaları teslim almasına rağmen ödeme yapmadığını,
Borçlunun itiraz dilekçesinde borca ve takibe itiraz ettiğini, günümüz ticari şartlarında özellikle küçük işletmelerle çalışan firmalar için mal/hizmet satışlarını peşin yapmak oldukça zor olduğundan davalı borçlu ile de cari hesap tutulması şeklinde çalışıldığını, alacaklı ve borçlu arasında Türk Ticaret Kanunu anlamında yazılı bir cari hesap sözleşmesi olmadığını, ancak davalı borçlu tarafından icra takibinin açılmasından sonra 21.07.2017 tarihinde EK-1 olarak ibraz ettikleri "Cari hesap mutabakatnamesi" düzenlendiğini, EK-1 olarak ibraz ettikleri belgeden de görüleceği üzere davalı-borçlunun, davacı müvekkilinin 58.347,00 TL (bedeli kabul etmemekle birlikte) alacaklı olduğunu kabul etmesine karşılık konu icra dosyasına haksız ve kötüniyetli olarak itiraz ettiğini,
İlk derece mahkemesince tarafların anlaştığı ve davalı borçlunun kabul ettiği cari hesap mutabakatnamesine rağmen icra takibinin 733,65 TL üzerinden devamına karar verilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,
Davalının ürünlerin ayıplı olduğuna ve iade faturası kesildiğine ilişkin iddiların dinlenmemesi gerektiğini,
Dava dosyasına ibraz etmiş oldukları cari hesap ekstresinden ve bilirkişilerce yapılacak ticari defter ve belgelerin incelenmesi ile tespit edileceği üzere davacı müvekkili ile davalı taraf arasında uzun zamandır süre gelen ticari ilişkinin mevcut olduğunu, EK-1 olarak ibraz ettikleri cari hesap ekstresinde hiçbir iade faturası bulunmamakta olup davalı tarafından iade edilen bir ürün ve iade faturasının da bulunmadığını, davalı tarafından, davacı müvekkili tarafından tanzim edilen faturaların da itirazsız ve şartsız olarak kabul edildiğini (Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08.02.2016 tarih ve █████████ Esas, ████████ Karar sayılı ilamı.),
Davalı tarafından süresinde ve usule uygun yapılmış bir ayıp ihbarının da bulunmadığını,
Davalı taraf dilekçesinde eksik ve kusurlu iş yapıldığını iddia etmiş ise de ayıbın varlığını kabul etmemekle birlikte davalının iddia ettiği ayıbın açık ayıp niteliğinde olduğunu, davalı tarafından TTK'nın 23. maddesi gereğince açık ayıplarda malın tesliminden itibaren iki gün içerisinde yapılmış bir ayıp ihbarının da bulunmadığını,
TTK md. 23 gereğince; Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcının iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmesi gerektiği, açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlü olduğunu, diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanunu'nun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının uygulanacağını,
Türk Borçlar Kanunu'nun 223. maddesinde ise: "Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkan bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.
Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması halinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır." denildiğini,
Türk Ticaret Kanunu ile basiretli davranma yükümlülüğüne sahip tacirlere incelemek ve incelettirmekle yükümlülüğü verdiğini,
Borçlar Kanunu'nun 223. maddesinde ise ayıbın bulunduğunun anlaşılması halinde hemen bildirimde bulunulması gerektiğini, bildirimde bulunulmadığında bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağının düzenlendiğini (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 23.05.2016 tarih ve ██████████ Esas ve █████████ Karar sayılı ilamı.),
İlk derece mahkemesinin dava dosyasında BA BS formalarının yer almadığı belirtilmiş ise de bu formların ilgili vergi dairesinden mahkemece celbinin taraflarınca talep edildiğini, ilk derece mahkemesince bu hususta ara karar kurulmuş ise de BA BS formlarının dosyaya gelip gelmediğinin mahkemece incelenmeksizin dava dosyasında bilirkişi incelemesi yaptırıldığını, eksik inceleme ile hazırlanan bilirkişi raporunun esas alınarak karar verilmesinin hukuka ve kanuna aykırı olduğunu,
Bilirkişi raporunda icra takibine konu faturaların davalı tarafından iade edildiğinin belirtildiğini, ancak bu faturaların davalı şirket tarafından haksız ve hukuka aykırı olarak iade edildiğini, bu sebeple bilirkişi tarafından inceleme yapılırken iade edilmemiş gibi hesaplama yapılması gerektiğini, ancak bu şekilde bir değerlendirme yapılmadan sanki davalının, müvekkili tarafından gönderilen faturaların iadesinde haklıymış kanaati ile inceleme yaptığını,
Davalının icra takibine konu faturaların iadesi konusunda haklı olup olmadığının araştırılması gerektiğini, ancak mahkeme dosyasında bu konuda bir araştırma yapılmadığını, davalının icra takibine konu olan faturaları iade etmiş olmasının, bu işlemin hukuka ve kanuna uygun olduğu anlamına gelmediğini, bu sebeple iade hususunun hukuka ve kanuna uygun olup olmadığının resen araştırılması gerektiğini, zira davalı şirketin davacı müvekkilinin düzenlemiş olduğu faturaları kötü niyetli olarak iade ettiğini,
Davalı şirketin bu kötü niyeti düzenlenen iade faturalarının hizmet faturası olarak düzenlenmesinden anlaşıldığını, zira davacı müvekkilinin davalıya sattığı ürünler karşılığında ürün faturasının düzenlendiğini, bu konuya ilişkin BA BS formlarının dava dosyasında mevcut olduğunu, ancak bu çelişkinin mahkemece giderilmediğini,
Ayrıca davalı şirketin her ne kadar icra takibine konu faturaları iade ettiğini beyan ve iddia etmiş ise de faturalardaki malların davacı müvekkili şirkete iade edilip edilmediğinin davalının ticari defterlerinde yer almadığını,
Yukarıda araz ve izah olunan resen nazara alınacak olan sebeplerle; ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına, haklı davalarının kabulüne karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda,
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak nedeniyle faturaya dayalı olarak başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve icra inkar tazminatının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Ayıplı eser sözleşmede kararlaştırılan vasıfları veya olmasından vazgeçilmez bazı vasıfları taşımayan eserdir. Diğer anlatımla ayıp, bir malda ya da eserde sözleşme ya da yasa hükümlerine göre normal olarak bulunması gereken niteliklerin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bozuklukların bulunmasıdır. Ancak, kasten sakladığı bozukluklarla, usulüne uygun yapılan gözden geçirmede fark edilemeyecek ayıplar için yüklenicinin sorumluluğu devam eder. Eğer, meydana getirilen eserin, teslim alındığı sırada usulüne uygun yapılan gözden geçirme ile var olan bozukluğu görülmemişse, ortada gizli bir ayıbın olduğu kabul edilir. Açık ayıplar, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz bizzat yapılan veya uzmanına yaptırılan gözden geçirme sonucu saptanınca, uygun sürede (TBK m.474); gizli ayıplar da ortaya çıkar çıkmaz, gecikmeksizin yükleniciye bildirilmelidir (TBK m. 477). Ayıp bildirimi süresinde yapılmadığı takdirde iş sahibi bu ayıbı örtülü olarak kabul etmiş sayılır.
Eser iş sahibinin beklediği amacı karşılamıyorsa kural olarak ayıplı yapıldığı kabul edilir. Ayıp ihbarının yazılı olarak yapılması zorunlu olmayıp süresinde ayıp ihbarının yapıldığı her türlü delille ve tanık beyanıyla dahi kanıtlanabilir. (YHGK'nın 02.02.1979 gün ███████-393 E., ███████ K. sayılı ve Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 16.01.2013 tarih ve █████████ E., ████████ K. sayılı ilamı)
Açık ve gizli ayıplarda kural olarak az yukarıda açıklandığı gibi ihbar zorunluluğu bulunmakla birlikte, ayıp garantisi bulunması halinde işi yapan taşeron ya da yüklenici garanti vermekle iş sahibinin açık ayıplarda muayene ve süresinde ihbar yükümlülüğünü, gizli ayıplar yönününde de derhal ihbar yükümlülüğünü kaldırmayı ve garanti süresi içinde ortaya çıkan bu ayıpları bedelsiz olarak gidermeyi üstlenmiş demektir. Garanti süresi içinde ortaya çıkan açık ve gizli ayıplarla ilgili iş sahibi ayıp ihbarında bulunmak zorunda kalmaksızın zamanaşımı süresi içinde ayıbın giderilmesi ve zararlarını isteyebileceği gibi, iş bedeline karşı ayıp defini de ileri sürebilir (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 19.06.2014 gün █████████ Esas █████████ Karar, 28.01.2015 gün █████████ Esas, ████████ Karar sayılı ilamları).
6098 sayılı TBK'nın 475. maddesinde ayıp halinde iş sahibine üç seçimlik hak tanınmıştır. Bunlar eserin kullanılamayacak ve kabule zorlanamayacak ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aykırı olması halinde sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim isteme ve aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde onarımı isteme ya da onarım bedellerini talep etme hakkıdır.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Fatura işin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir.
Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).
Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Bu nedenle mahkemece takibe konu faturanın borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı, fatura tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturanın içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir.
Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekmektedir.
Somut olayda; Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine faturaya dayalı olarak 87.962,32 TL alacak üzerinden icra takibi başlatılmış olup, takibe davalı tarafça itiraz edilmiştir.
Davacı vekili, müvekkili şirketin, davalının sözleşme ile yüklendiği fiberoptik kablo döşeme işini taşeron olarak yaptığını, yapılan işe dair faturaları teslim ettiğini, davalının bir kısım işin parasını ödediğini, ancak icra takibine konu edilen faturaları teslim almasına rağmen ödemediğini, icra takibinin açılmasından sonra 21.07.2017 tarihli cari hesap mutabakatnamesi düzenlendiğini, bu belgeye göre davalının, müvekkilinin 58.347 TL alacaklı olduğunu kabul ettiğini, icra dosyasına haksız ve kötü niyetli olarak itiraz edildiğini belirterek itirazın iptalini ve icra inkar tazminatının tahsilini istemektedir.
Davalı vekili, dava dilekçesinde sözü edilen mutabakatnamede müvekkili şirketin imzası bulunmadığını, müvekkilinin böyle bir mutabakat yapmadığını, davacı tarafından gönderilen faturaların müvekkili tarafından kabul edilmediğini, faturaların kabul edilmediğinin, eksik ve kusurlu işler yapıldığının ihtarname ile davacıya bildirildiğini, davacı şirketin taşeron olarak yaptığı işlerin ana ihale firması olan şirket tarafından kabul edilmediğini, ana firmanın onay vermediği faturaların davacıya iade edildiğini, davacının tamamlamadığı işlerin müvekkilince, başka firmalara yaptırıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalının işin eksik ve kusurlu yapıldığına ilişkin savunmasına karşı davacı tarafça süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığı ileri sürülmüştür.
Taraflar arasında fiber optik kablo döşenmesi işine dair eser sözleşmesi bulunduğu uyuşmazlık konusu olmayıp, (taraflar arasındaki ilişki yönünden) davacı yüklenici, davalı iş sahibidir.
İlk derece mahkemesince taraflara ait ticari defterler üzerinde inceleme yaptırılarak bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş olup, davacı defterlerinin sunulmadığı, davalı defterlerinin incelendiği görülmüştür. İcra takibine dayanak faturalardan ikisi mükerrer olarak yazılmıştır. Buna göre esasen takibe dayanak fatura sayısı yedi, toplam fatura bedeli ise 78.336,47 TL'dir. Davalı şirket, icra takibine dayanak faturaları ticari defterlerine kaydetmiştir. Ancak, daha sonra davacı yana 68.850,00 TL tutarında iade faturası düzenlemiştir.
İlk derece mahkemesince, davalının ticari defterlerine göre davacının, davalıdan 733,65 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle anılan miktar üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, davalının ticari defterlerinde, davacı alacağının 733,65 TL olarak görünmesinin nedeni davalı tarafça düzenlenen iade faturasıdır. Davalı yan, iade faturasının; davacının işi eksik ve ayıplı yapmış olması nedeniyle düzenlendiğini savunmuştur. Mahkemece, bu hususta hiç bir araştırma ve inceleme yapılmadan yalnızca davalının ticari defterlerine dayalı olarak karar verilmesi doğru olmamıştır.
Ayrıca, takibe dayanak faturalar 2017 tarihli olduğu halde, dosyaya alınan Ba ve Bs formlarının 2020 yılına ait olduğu görülmektedir.
Bu nedenle mahkemece yapılması gereken iş;
- Uyuşmazlık konusu döneme ilişkin Ba ve Bs formları dosya arasına alınmalıdır.
- Taraflarca bildirilen tüm deliller toplanıp, tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sunulan tutanak, fatura ve belgeler incelenmek suretiyle; davacının, eser sözleşmesinden kaynaklanan edimlerini ifa edip etmediği, yapılan işlerin eksik ve ayıplı olup olmadığı, varsa ayıpların açık ayıp mı yoksa gizli ayıp mı olduğu hususunda alanında uzman teknik bilirkişiden, gerektiğinde mahallinde keşif yapılarak gerekçeli, ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınmalı, iş ayıplı ise, ayıbın açık ya da gizli olması durumuna göre süresinde ayıp ihbarı yapılıp yapılmadığı, bu bağlamda davalının iade faturası düzenlemekte haklı olup olmadığı değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre ; ilk derece mahkemesi'nce uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK’nun 353/1. fıkra (a-6) bendi gereğince kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine ilişkin karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun, KABULÜ ile,
2-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07.06.2022 tarih ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararının, 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-Verilen kararın niteliği gereğince harç alınmasına yer olmadığına, davacı tarafından yatırılan 269,85 TL istinaf karar harcının istek halinde yatıran davacıya ilk derece mahkemesince geri verilmesine,
5-Davacı tarafından yatırılan 738,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
6-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/(1)-g maddesi gereğince, kesin olmak üzere, 30.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!