Sigorta şirketinin jeotermal santral hasarını gecikmeli ödemesinden doğan, temerrüt faizini aşan munzam zarar talebine dair Bölge Adliye Mahkemesi istinaf kararı.
Özet: Davacı, 2015 yılında santralinde meydana gelen hasarların sigorta şirketi tarafından poliçe kapsamında olmadığı gerekçesiyle reddedilmesi üzerine açtığı tazminat davasını yaklaşık on yıl sonra kazanarak 500.000 TL tahsil ettikten sonra, geciken ödeme nedeniyle uğradığını iddia ettiği munzam zararın tazminini talep etmiş; davalı sigorta şirketi ise ilk ret kararının haklı olduğunu, kusurlu olmadığını, tüm alacakları ödediği için temerrüde düşmediğini ve munzam zarar talep etme şartlarının oluşmadığını savunarak davanın reddini istemektedir.

T.C.
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ17. HUKUK DAİRESİDOSYA NO:████████ EsasKARAR NO:████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ:█████/2025NUMARASI:████████ Esas, ████████ KararDAVANIN KONUSU:TAZMİNAT (Haksız Fiilden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:█████/20266100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Çanakkale ili, Ayvacık İlçesinde jeotermal elektrik üretim santrali kurduğunu, müvekkili ile davalı arasında Montaj ... Poliçesi düzenlendiğini, 2015 yılında santralin kurulumu ve test aşamasında 3 hasarın meydana geldiğini, hasarların davalıya bildirildiğini ancak müvekkilinin hasarlarının poliçe kapsamında olmasına rağmen tazminat taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini, müvekkilinin santralin kurulumunun tamamlanabilmesi ve devreye alınabilmesi için gerekli tüm masrafları bizzat karşılamak zorunda kaldığını, müvekkilinin hasarın giderilmesi amacıyla yapmak zorunda kaldığı harcamaların tazmini amacıyla davalı sigorta şirketine karşı İstanbul 4 Asliye Ticaret Mahkemesinin ██████████ E. Sayılı dava açtığını, yapılan yargılama sonucunda 500.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verildiğini, davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine İstanbul 14. Hukuk dairesince davalının istinaf başvurusunun reddine karar verildiğini, davalının kararı temyiz etmesi üzerine kararın Yargıtay 11 Hukuk Dairesince onandığını, müvekkili tarafından davalı aleyhine Bakırköy 5 İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı takibini başlattığını, davalının ödeme yapmadığını, tehiri icra temin edebilmek için teminat mektubu sunulduğunu, müvekkilinin bu süreçte alacağını hiç bir şekilde tahsil edemediğini, müvekkilinin 2015 yılında uğradığı zararların tazminatını ancak 09.07.2025 tarihinde 10 yıl sonra tahsil edebildiğini, müvekkilinin temerrüt faiziyle giderilemeyecek zararının oluştuğunu, müvekkilinin munzam zarar talebinin haklı ve hukuka uygun olduğunu belirterek müvekkilinin uğradığı munzam zarardan 1.000,00TL belirsiz alacağın HMK 107 hükmü gereğince temerrüt tarihi olan 23.11.2015 tarihinden itibaren tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket nezdinde, ... sayılı... Poliçesi kapsamında 01.09.2015 - 27.10.2015 - 25.11.2015 tarihli hasarları neticesinde █████████ sayılı hasar dosyası açıldığını,hasar tazmini talebi ardından müvekkili şirketçe ekspertiz çalışması yaptırıldığını, alınan ekspertiz raporu uyarınca ilgili hasarların teminat dışı değerlendirilmesi neticesinde tazminat talebi müvekkili şirketçe reddedildiğini, ardından mezkur tazminat talepleri için İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi █████████ Esas sayılı dosya ile dava açıldığı ve işbu davanın kesinleşmesi neticesinde 500.000,00 TL tazminat ferileri ile 09.07.2025 tarihinde Bakırköy 5. İcra Dairesi ...sayılı dosyasına ödendiğini, davacı işbu davası ile uğradığını iddia ettiği munzam zararı talep ettiğini, ikrar anlamına gelmemekle birlikte munzam zarar talep edilmesinin şartlarından biri de borçlunun kusurlu olması olduğunu, müvekkili şirketin kusuru bulunmadığını ve davacıyı zarara uğratmak maksadı ile ödeme yapılmadığı hususunun gerçeği yansıtmadığını, ayrıca müvekkili şirket davacının tüm hak ve alacaklarını ödemiş olduğundan temerrüde düşmediğini, her üç hasar açısından da poliçe teminatlarına giren bir durum bulunmadığını, müvekkili şirket tarafından verilen ret kararlarında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, müvekkili şirket kendisine iletilen bilgi/belgeler çerçevesinde ve yerinde yapmış olduğu ekspertizler neticesinde mevzuat hükümleri uyarınca tazminat talep edilen hasarın oluş şeklinin poliçe teminatı kapsamında olmadığını tespit ederek talebi reddettiğini, yukarıda ayrıntılı olarak arz ve izah edildiği üzere davacının hasar tazminatı talebinin reddedilmesinde müvekkili şirketin herhangi bir kusuru bulunmadığını, munzam zararın poliçe teminatı kapsamında olmadığını, işbu talep sigorta prensiplerine aykırılık teşkil ettiğini, munzam zararın şartları oluşmamış olup hukuk ve yasaya aykırı davacı taleplerinin reddi gerektiğini, davacının temerrüt faizini aşan zararı bulunmadığını, davacı, iddia etmiş olduğu faizi aşan zararını somut deliller ile kesin ve açık şekilde ispat etmesi gerektiğini, genel olgular ile farazi şekilde iddia edilen aşın zararın, kabulünün mümkün olmadığı yargıtay kararları ile sabit olduğunu, enflasyon oranında munzam zararın tazminin talep edilebileceğini kabul etmek hukuk tekniği bakımından mümkün olmadığını, aksi kabul hali temerrüt faizini enflasyon oranına çıkarılması anlamına gelecek olup işbu durum yetki tecavüzüne neden olacağını, davacının salt ekonomik olumsuzluklara dayanarak munzam zarar talebi mesnetsiz olup davacınının yararlanabileceği tek yasal karine temerrüt faizi olduğunu, davacının işbu davaya konu talebi açıkça zenginleşme yasağına aykırılık teşkil ettiğini, hiçbir surette kabul anlamına gelmemek kaydı ile sigorta hukuk prensibi itibari ile müvekkili şirketin sorumluluğu mal varlığında riziko anında meydana gelen azalma ile sınırlı olduğu, izah olunan sebeple "munzam zarar" kavramı ile "sorumluluk sigortası" kavramı nitelik itibari ile örtüşmediğini, talebin reddedilmesi gerektiğini, yargılamanın uzun sürmesinden kaynaklı meydana gelen zararlardan müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, ikrar anlamına gelmemekle birlikte müvekkili şirketin temerrüte düştüğü kabul edilse dahi, iddia edilen munzam zarar ile temerrüt faizi arasında illiyet bağı bulunmadığından davanın reddi gerektiğini belirterek davanın usul ve esas yönünden reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece;Davacı davasında munzam zarar talebi olarak İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin █████████ Esas ████████ Karar sayılı ve 04.03.2021 tarihli karar sayılı kararına karşı davalının istinaf ve temyiz kanun yollarına başvurması ve tehir- i icra kararı alması sebebiyle alacağını 10 yıl sonra aldığı iddiasına dayandırmış ise de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 40/2. Maddesinde "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." hükmünün yer aldığını, kanun yollarına başvuru hakkının, adil yargılanma hakkı ile ilintili olup, ilk derece mahkemesince verilen karara karşı davalının kanun yollarına başvurmasının kaynağını Anayasa ve HMK'dan aldığı, verilen ilk derece mahkemesi kararına karşı kanun yollarına başvuru hakkı ve tehir- i icra kararı kanundan doğan bir hak olup kanundan doğan hakkın kullanımı sebebiyle davalı borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olduğunun söylenemeyeceği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ███████-938 E ████████ K sayılı kararında belirtilen borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olması şartının gerçekleşmediği, davacının munzam zarar talebi şartlarının oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ:Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; ilk derece Mahkemesince davalı sigorta şirketinin istinaf ve temyiz yollarına başvurması nedeniyle müvekkilinin alacağını geç tahsil etmesinin munzam zarar teşkil etmeyeceği, yasal şartların oluşmadığına ilişkin gerekçesinin somut olay ile uyumsuz ve hukuka aykırı olduğunu, ilk derece Mahkemesince somut olayın anlaşılamadığı zira tetkik edilmediğini, munzam zarar talebiyle açılan davayı bir içtihat ekseninde değerlendirerek, fakat bu değerlendirmeyi de hiç bir delil toplamadan yaparak ön inceme aşamasında davayı reddettiğini, oysaki ortada sigorta hukukuna ilişkin bir uyuşmazlık olduğundan sigortalının, sigorta şirketinin ve sigorta ettirilen rizikonun değerlendirilmesi gerektiğini, davalı sigorta şirketinin all risk sigortası kaynaklı bir rizikoyu ödemediğini, bu uygulamanın sigorta kavramı ile taban tabana zıt olduğunu, bir rizikonun sigorta ettirildiği ve sigorta primlerinin peşin ödendiğini, sonrasında rizikonun gerçekleştiğini ancak tazminatın 10 yıl sonra ödendiğini, müvekkilin ortaya çıkan zararları 2015 yılında bizzat kendi sermayesi ile karşılayamamış olsaydı bugün ne böyle bir şirket ne de böyle bir santral olabileceğini, hasarın gerçekleşmesinden hasarın tazmini için açılan dava tarihi arasında 1 yıl geçtiğini bu nedenle geçen sürenin istinaf ve temyiz sürelerinden ibaret olmadığını, ancak ilk derece mahkemesince somut olaya ilişkin bir değerlendirme yapmadığından bu hususu göz ardı ettiğini, davalı sigorta şirketinin ayrıca bir temerrüde uğramasının gerekli olmadığını, sigorta türü ile hasar türü birlikte değerlendirildiğinde ilk derece Mahkemesi gerekçesinin yersiz ve ilgisiz olduğunu, müvekkili şirketin yatırımının yani sigorta konusu santralin tamamen dolar ve avro şevlinde yapılan ödemelerle ithal edilen ekipmanlarla kurulduğunu, müvekkilinin tüm yatırımı ve tüm borçlarının yabancı para birimiyle yerine getirildiğini, rizikonun gerçekleştiği tarihi ile tazminatın tahsil edildiği tarihteki Dolar/ Euro kurlarının arttığını, müvekkilinin zararını Türk Lirası olarak dava ve tahsil etmek zorunda kaldığını, müvekkilinin uğradığı zararın enflasyon ekseninde değerlendirilmesinin kabul edilemeyeceğini, müvekkilinin faiz talep etmediğini, zararının giderilmesini istediğini, yalnızca TL/USD-Euro'da gerçekleşen değişim gerçek ve somut bir munzam zarar olduğunu, müvekkilinin 2015 yılının 1 dolarına 10 yıllık faiz istememekte olup zararının gerçek ve doğru şekilde karşılanmasını istediğini, İlk Derece Mahkemesince müvekkilinin hiçbir delilini toplamadığından bu hususu da değerlendirmediğini belirterek ilk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf başvurusuna cevap dilekçesinde; dilekçesinde bildirdiği nedenlerle davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;Dava, TBK'nın 122. maddesi uyarınca temerrüt faiziyle karşılanamayan munzam zararların tazmini istemine ilişkindir.İlk derece Mahkemesince Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ███████-938 E ████████ K sayılı kararında belirtilen borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olması şartının gerçekleşmediği, davacının munzam zarar talebi şartlarının oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.İstinafa konu uyuşmazlık, munzam zararının şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasındadır.Davacının kurduğu santralin taşınması, sahaya teslimi, montajı ve test aşamasında gerçekleşebilecek terör, yangın, deprem gibi olaylarla ile santralin kurulumu testi ve devreye alma aşamalarında doğabilecek tüm zarar ve hasarların teminat altına alınması davalı sigorta şirketi ile █████/2015 tarihinde ... nolu ... poliçesi akdedilerek doğabilecek tüm risklerin 9.650.000 USD limit ile teminat altına alınmıştır.Davacı vekili müvekkilinin 2015 yılında uğradığı zararların tazminatını ancak 09.07.2025 tarihinde 10 yıl sonra tahsil edebildiğini, müvekkilinin temerrüt faiziyle giderilemeyecek zararının oluştuğunu iddia etmiştir. 6098 sayılı Kanun'un 122. maddeleri kapsamında, aşkın zarar (munzam zarar) düzenlenmiştir. Buna göre alacaklı temerrüt faizini aşan bir zarara uğramışsa, bir başka deyişle alacaklının uğradığı zarar geçmiş günler faizinden fazlaysa borçlu kusursuzluğunu ispat etmedikçe bu zararı tazminle yükümlü kılınmıştır. ... (munzam) zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, 6098 sayılı Kanun’un 122 nci maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. ... (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla, alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu kapsamda ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz. (Yargıtay 11. HD'nin █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı) Somut olayda davacı, faizle karşılanmayan munzam zararın olduğunu öne sürerek bunun tahsilini talep etmektedir. Munzam zarar, farazi zarar olmayıp; somut reel bir zarardır. Ancak davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde somut bir zarar olgusu ileri sürülmüş değildir. Diğer taraftan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ███████-938 E-████████ K sayılı 29.03.2022 tarihli kararında da belirtildiği üzere, aşkın zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince, davalının kanundan doğan hakkının kullanımı sebebiyle temerrüde düşmede kusurlu olması şartının gerçekleşmediği ve bu nedenle davacının munzam zarar talebi şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle aşkın zarar talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle ilk derece Mahkemesi kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1.b.1 maddesi gereğince reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas, ████████ Karar sayılı ve █████/2025 tarihli kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE,2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf harçları davacı tarafından peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA,3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi ile aynı Kanunun 361.1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Temyiz Kanun Yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.14.05.2026