Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen, uluslararası tahkim kararıyla sahte spor malzemeleri ticareti ve velayet yetkisinin kötüye kullanımı iddialarıyla ilgili tanıma ve tenfiz davası.
Özet: Uluslararası spor malzemeleri perakendecisi davacı, davalı reşit olmayan bir çocuğun velisi ebeveynleri tarafından kötüye kullanıldığı iddia edilen ve Avrupa Dolandırıcılıkla Mücadele Bürosu raporlarında sahte ürün dağıtımı faaliyetlerine karıştığı belirtilen şirketiyle yapılan ticari işlemlerden doğan uyuşmazlık üzerine, Pariste verilen Uluslararası Ticaret Odası tahkim kararının tüm davalılar aleyhine tanınmasını ve tenfizini talep ederken; davalılar ise tahkim sürecinin kararlaştırılan usule aykırı olarak tek hakemle yürütüldüğünü, kararın kesinleşmediğini, savunma haklarının ihlal edildiğini, tebligat usulsüzlükleri yaşandığını ve tüzel kişiliğin perdesinin aralanması ile tenfiz taleplerinin aynı davada ele alınamayacağını belirterek davanın reddini istemektedir.

T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : ████████ EsasKARAR NO : ████████DAVA : Tanıma Ve TenfizDAVA TARİHİ : █████/2026KARAR TARİHİ : █████/2026GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : █████/2026Mahkememizde görülmekte olan Tanıma Ve Tenfiz davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkil, ...’da kurulu bir şahıs şirketi olduğunu, müvekkilin tek ortağı ve yetkilisi ... olup, şirket 2004 yılında kurulmuş, ticari faaliyetine devam ettiği bu süre içerisinde ... ve Avrupa’nın birçok ülkesinde spor malzemeleri perakende ticaretine başarı ile devam etmiş ve tanındığını, Davalılardan ..., 05.07.2013 doğumlu bir küçüktür, anne ve babası diğer Davalılar ... ve ... olduğunu, davalılar ... ve ..., çocukları davalı ... henüz 3 yaşındayken kendisine ... no.lu vergi kimlik numarasını almışlar ve “... Spor Malzemeleri” ticari adını bu vergi kimlik numarasıyla eşleştirecek şekilde tescil ettiklerini, böylece, Davalılar ... ve ..., ticari işlemlerini davalı ... üzerine kayıtlı “... Spor Malzemeleri” adı üzerinden yürüttüklerini, bu şekilde, Davalı ... adına, anne ve babası tarafından velayet yetkisi kötüye kullanılarak, üçüncü kişileri zarara uğratacak şekilde aldatıcı iş ve işlemler yapılmış ve yapıldığını, Davacı Müvekkil ve davalılardan ... arasında, davalı ... tarafından ... ve ... gibi uluslararası tanınırlığı olan markaların ürünlerinin davacı müvekkile satılmasını konu alan 22.01.2021 tarihli bir uluslararası emtia alım sözleşmesi ve taahhüt mektubu ile 22.01.2022 tarihli bir uzun süreli uluslararası emtia alım sözleşmesi akdedildiğini, avalı ...’nin taklit ..., ... ve ... ürünlerinin dağıtımını içeren uluslararası bir operasyonda merkezi bir aktör olduğu, Avrupa Birliği bünyesinde kurulu Avrupa Dolandırıcılıkla Mücadele Bürosu (OLAF) tarafından düzenlenen 22 Nisan 2025 tarihli raporda resmen tespit edildiğini, davalılardan ..., ..., ...., .... ve .... ile ...’nin ...’daki iştiraki ...’ye karşı tahkim sürecini başlattıklarını, .... tarihli ve ... no.lu ... hakem kararı verildiğini beyanla ... kuralları uyarınca Paris, ...’da gerçekleştirilen tahkim yargılaması neticesinde verilen ... tarihli ve ... numaralı hakem kararının tüm davalılar aleyhine tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Bir kısım davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; ...'nin ... kararı, ... tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Bakanlık Muhabere Bürosu ... dosya numarası ile ... SPOR MALZEMELERİ adresine tebliğ edildiğini, ... tarihli tek hakem tarafından verilen karar, tahkim şartına aykırı olduğunu, nitekim taraflar tek hakem değil, üç hakemden oluşan hakem heyetinden oluşan bir tahkim şartı kararlaştırdıklarını, müvekkilin davacıya karşı herhangi bir borcu bulunmadığını, davacı tüm tahkim sürecinde kötü niyetli hareket etmiş, müvekkilin savunma hakkını kullanmasını engellemiş, iptal davası kanun yolu açık verilen ve tarafımızca █████/2026 tarihli süre uzatım dilekçesi gönderilmiş olmasına karşın işbu davayı haksız olarak ikame ettiğini, tenfizi istenen Milletlerarası Ticaret Odası nezdindeki ... ... karar, kesin olarak verilmediğini, tenfiz davalarında nisbi harç yatırılması gerektiğini, tüzel kişiliğin aralanması ve tenfiz davası birbirinden tamamen farklı davalar olup aynı dilekçe ile açılamayacağını, HMK m.84/1-a uyarınca usulden reddi gerektiğini, müvekkilin hak arama hürriyeti ihlal edildiğini, tahkim süreci tarafların kararlaştırdıkları usule aykırı olarak tek hakemle gerçekleştiğini, müvekkillerin bir kısmı gerçek, bir kısmi tüzel kişi olduğunu, tebligatların adli tebligat yoluyla yapılması gerekirken hiçbir usul kuralına uyar yanı olmayan ve müvekkile ait olduğu teyit edilmemiş e-posta adreslerine tebligatların yapıldığı iddiası yer aldığını, tahkim kararında buna ilişkin herhangi bir e-posta gönderisi iletisi bulunmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ:Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; yabancı mahkeme kararlarının MÖHUK gereğince tanıma ve tenfizi talebinin yerinde olup olmadığı, tanıma ve tenfiz koşullarının oluşup oluşmadığı, tenfiz kararının diğer davalıları kapsayıp kapsamadığı, tüzel kişiliğin perdesinin aralanması koşullarının oluşup oluşmadığından kaynaklandığı tespit edilmiştir.Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu davada; davacının ...'da kurulu bir şahıs şirketi olduğunu, davalılardan ...'nin annesi ve babasının diğer davalılar ... ve ... olduğunu, ... adına şahıs işletmesi olarak ... Spor Malzemeleri unvanlı işletmenin kurulduğunu ve davalı ...'nin annesi ve babası olan diğer davalıların söz konusu işletmeyi velayet hakkı kapsamında işleterek üçüncü kişiler ile çeşitli iş ve işlemler yaptıklarını, Davalı ...'nin işletmesi ile davacının işletmesi arasında dünyaca tanınan markalarda ayakkabıların satışı için satış sözleşmesi yapıldığını, sözleşmeler kapsamında davacı tarafından ödemeler yapılmış ise de davalı ... tarafından ürünlerin bir kısmı teslim edilmediği gibi teslim edilen ürünlerin bir kısmının da lisanssız sahte nitelikte olduğunu ve bu nedenle davacının çeşitli zararlara uğradığını, davacı tarafından öncelikle İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde dava açılmış ise de bu davanın davalı ... yönünden tahkim şartı yönünden diğer davalı yönünden ise hukuki yarar yokluğu sebebiyle reddedildiğini, bunun üzerine davacı tarafından 05.07.2024’te Milletlerarası Ticaret Odası Tahkim Divanı (“...”) nezdinde davalılardan ..., ..., ...., .... ve .... ile ...’nin ...’daki iştiraki ...’ye karşı tahkim yoluna başvurulduğunu, tahkim sonucunda 10.07.2025 tarihli ve ... no.lu ... hakem kararının verildiğini, tahkim kararı kapsamında belirtilen alacak ve tazminatların davalı ...'den tahsiline karar verildiğini, Anılan Hakem Kararı aleyhine bir iptal davası açılmadığını ve kararın kesinleştiğini, hakem Kararının bağlayıcı ve nihai, icra edilebilir ve tenfiz edilebilir olduğuna ilişkin apostilli bağlayıcılık şerhinin sunulduğu belirtilerek ilgili tahkim kararı hakkında tenfize karar verilmesini ve bu tenfiz kararının diğer davalılara da sirayetini ve tüm davalıların müştereken ve müteselsilen sorumluluğunun tespitini talep etmiştir. Davacı'nın Fransız uyruğunda olduğu anlaşılmakta olup, ...'nın 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi'ne taraf olduğu anlaşılmakla teminattan muaf olduğu değerlendirilmekle diğer dava şartları incelenmiştir. Davalı tarafından görev yönünden dava şartı itirazında bulunulmuştur. Tarafların tacir olduğu ve davaya konu iddiaların tarafların ticari işletmesinden kaynaklandığı bu nedenle davanın ticari dava niteliğinde olduğu anlaşılmakla ticaret mahkemelerinin davada görevli olduğu anlaşılmış davalının görev yönünden dava şartı itirazına itibar edilmemiştir. Davalı tarafından davanın nispi harca tabi olduğu ve eksik harç yatırıldığı iddia edilmiştir. 492 sayılı Kanun'un hakem kararlarının tenfizini düzenleyen 3. Maddesi şu şekildedir:"Hakem kararları:Madde 3 – Hakem kararlarının infazı lazım geldiğine dair mahkeme başkanı veya hakim tarafından verilen şerhlerden, hakem kararının mahiyetine göre, karar ve ilam harcı alınır."492 sayılı Kanun'un 1 nolu tarifesinde ise nispi harca ilişkin olarak "Tahkim yargılamasında bu bent hükümlerine göre harç alınmaz." şeklinde düzenleme bulunmakta olup, davacı tarafından bu nedenle maktu karar ve ilam harcı yatırılarak dava açılmasının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla davalının nispi harca ilişkin itirazına itibar edilmemiştir. 5718 sayılı Kanun'un yabancı hakem kararlarının tenfizini düzenleyen 60. Maddesi şu şekildedir:"Kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış veya taraflar için bağlayıcı olan yabancı hakem kararları tenfiz edilebilir."5718 sayılı Kanun'un tenfiz şartlarını ve red sebeplerini düzenleyen 62. Maddesi ise şu şekildedir:"Ret sebepleriMADDE 62 – (1) Mahkeme, a) Tahkim sözleşmesi yapılmamış veya esas sözleşmeye tahkim şartı konulmamış ise,b) Hakem kararı genel ahlâka veya kamu düzenine aykırı ise,c) Hakem kararına konu olan uyuşmazlığın Türk kanunlarına göre tahkim yoluyla çözümü mümkün değilse,ç) Taraflardan biri hakemler önünde usulüne göre temsil edilmemiş ve yapılan işlemleri sonradan açıkça kabul etmemiş ise,d) Hakkında hakem kararının tenfizi istenen taraf, hakem seçiminden usulen haberdar edilmemiş yahut iddia ve savunma imkânından yoksun bırakılmış ise,e) Tahkim sözleşmesi veya şartı taraflarca tâbi kılındığı kanuna, bu konuda bir anlaşma yoksa hakem hükmünün verildiği ülke hukukuna göre hükümsüz ise,f) Hakemlerin seçimi veya hakemlerin uyguladıkları usul, tarafların anlaşmasına, böyle bir anlaşma yok ise hakem hükmünün verildiği ülke hukukuna aykırı ise,g) Hakem kararı, hakem sözleşmesinde veya şartında yer almayan bir hususa ilişkin ise veya sözleşme veya şartın sınırlarını aşıyor ise bu kısım hakkında,h) Hakem kararı tâbi olduğu veya verildiği ülke hukuku hükümlerine veya tâbi olduğu usule göre kesinleşmemiş yahut icra kabiliyeti veya bağlayıcılık kazanmamış veya verildiği yerin yetkili mercii tarafından iptal edilmiş ise, yabancı hakem kararının tenfizi istemini reddeder.(2) Birinci fıkranın (ç), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yazılı hususların ispat yükü, hakkında tenfiz istenen tarafa aittir."Bu bağlamda Mahkememizce öncelikle bu şartlar üzerinde inceleme yapılmıştır. Öncelikle davalı ...'nin 05.07.2013 doğum tarihli olduğu, taraflar arasındaki satış sözleşmelerinin imzalandığı 2021 ve 2022 yıllarında 8 - 9 yaşında olduğu, tahkim sürecinde ise 11 - 12 yaşlarında olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda davacı ve davalı ... arasındaki süreçte davalı ...'nin yaşı gözetildiğinde ergin olmadığı dolayısıyla fiil ehliyetinin tam olmadığı dolayısıyla davacıya karşı kendisini temsil edemeyeceği anlaşılmaktadır.4721 sayılı Kanun gereğince genel kural olarak Ana ve baba, velayetleri devam ettiği sürece çocuğun mallarını yönetme hakkına ve yükümlülüğüne sahiptirler. Kural olarak, ana ve babadan biri çocuk adına bir işlem yaparken diğerinin rızasıyla hareket ettiği varsayılır ve iyiniyetli üçüncü kişiler bu işleme güvenebilirler.Çocuğun mallarının tehlikeye düşmesi durumunda hâkim, malların korunması için gerekli önlemleri alabilir. Bu kapsamda hâkim; ana ve babaya malların yönetimi konusunda talimat verebilir, belirli aralıklarla mallar hakkında rapor veya defter sunulmasını isteyebilir veya malların bir kısmının ya da tamamının yönetimini bir kayyıma devredebilir.Çocuk ile ana babası arasında veya ana babanın menfaatine olarak çocuk ile üçüncü bir kişi arasında bir hukuki işlem yapılması gerektiğinde menfaat çatışması doğar. Bir işlemde ana veya babanın menfaati ile çocuğun menfaati çatışıyorsa, çocuğu bu işlemde temsil etmek üzere mahkemece 4721 sayılı Kanun'un 426. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince bir temsil kayyımı atanması zorunludur.4721 sayılı Kanun'un 345. Maddesi ise şu şekildedir:"Çocuk ile ana veya baba arasında ya da ana ve babanın menfaatine olarak çocuk ile üçüncü kişi arasında yapılacak bir hukukî işlemle çocuğun borç altına girebilmesi, bir kayyımın katılmasına ve hâkimin onayına bağlıdır." Bu kapsamda cocuk ile ana baba arasındaki veya ana babası yararına çocuk ile üçüncü kişi arasındaki borçlandırıcı işlemlerin geçerli olabilmesi için sadece kayyımın katılımı yetmez; bu işlemin ayrıca hâkim tarafından onaylanması gerekir. Çocuk ile ana baba arasında bir dava söz konusu olduğunda da dava ehliyeti ve temsil yetkisi bakımından kayyım atanması gerekebilir.Bu genel düzenlemeler ışığında davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacının dava dilekçesinde öne sürdüğü iddialar kapsamında davalı ...'nin üzerine ticari işletmenin bulunduğu, bu işletmenin davalı ...'nin anne ve babası tarafından yönetilerek temsil edildiği gibi davacı ile sözleşme yapıldığı, davacı ile yapılan sözleşmelerin tarihlerinde davalı ...'nin 8 - 9 yaşlarında olduğu ve sözleşmelerin ... tarafından imzalandığı, davacı tarafından başlatılan tahkim sürecinde de davalı ...'nin 11 - 12 yaşlarında olduğu, Tahkim dosyasında davalı ...'nin yanında ...'nin de davalı taraf olarak bulunduğu ve yine yetkilisi olduğu şirketlerin de davalı taraf olarak bulunduğu anlaşılmaktadır. Çocuğun üstün yararının gözetilmesi ilkesi, çocuk ile veli arasındaki çıkar çatışması olan hallerde çocuğun menfaatinin önceliğini ifade etmekte olup; yukarıda yer verildiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’un muhtelif yerlerinde çocukla velisi arasında çıkar çatışması yaşanmasının mümkün olduğu hallerde çocuğun mutlaka temsil kayyımıyla temsilinin sağlanması gerektiğinin açık bir şekilde düzenlendiği anlaşılmaktadır.4721 sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen 426. Maddesi gereğince çocuk yönünden temsil kayyımı atanmasını gerektiren durumlarda bahsedilen çıkar çatışmasının, herhangi bir olayda tarafların çıkarlarının birbiriyle uyuşmaması, bağdaşmaması niteliğinde olup; veli ve çocuğun çıkarları arasındaki en ufak bir sapma neticesinde çıkar çatışmasının gündeme gelmesi gerektiği açıktır. Bu bağlamda; davaya konu olay ve tahkim süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacı tarafından başlatılan tahkim sürecinde davalı ... ve tahkim sürecinin diğer tarafı olan davalılara Posta ve E-posta ile tebligat yapıldığının tahkim kararında belirtildiği anlaşılmaktadır. Davalı ...'nin tahkim sürecinin sürdürüldüğü tarihte 11 - 12 yaşında olduğu, e-posta veya herhangi bir postanın içeriğini ve/veya tahkim sürecini yaş itibariyle anlayabilecek durumda olmadığı gibi velayet hakkı sahibi ve yasal temsilcisi ...'nin de söz konusu tahkim sürecinde davalı taraf olarak bulunduğu ve ... yönünden tahkim sözleşmesinin bulunmaması sebebiyle tahkimin ... yönünden reddine karar verilmekle birlikte ...'nin şahsi işletmesi yönünden tahkim davasının kabulüne karar verildiği, dolayısıyla yasal temsilci ... ve ... arasında tahkim süreci yönünden çıkar çatışmasının bulunduğu, davalı ...'nin tenfizi talep edilen tahkim sürecinde usul ve yasaya uygun olarak temsil edildiğinden söz edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Nitekim Yargıtay ... Hukuk Dairesi ... E., .... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:"Velayet kamu düzenine ilişkin olup, re'sen araştırma ilkesi geçerlidir. "Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesine" göre, çocukları ilgilendiren davalarda, iç hukuk gereğince, çocuklarla velayet sorumluluğuna sahip kişiler arasında çıkar çatışması söz konusu olması halinde çocukların, adli merci önündeki kendisini ilgilendiren davalarda bir temsilci atanmasını ön sorun görmektedir (Söz m.4). Çocuklar ile velayet sorumluluğuna sahip olan anne arasında çıkar çatışmasının bulunduğu nazara alınarak çocukları davada temsil etmek üzere kayyım atanması için (TMK m. 426/2) yetkili vesayet makamına ihbarda bulunulması, atanacak kayyımın duruşmaya çağrılması, göstermeleri halinde tarafların ve kayyımın delillerinin toplanması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik hasım ve eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru bulunmamıştır."Nitekim davacı tarafından davalı ana ve babanın kötü niyetli olarak davalı ... üzerine işletme açarak üçüncü kişiler ile iş ve işlemler yapıldığının belirtildiği ve davacı tarafından bu durumun farkında olunduğu, nitekim bu kapsamdaki bir ticari işlemde karşı tarafın özellik ve kabiliyetleri ile durumunun araştırılması gerektiği ve aksi durumun basiretli tacir yükümlülüğüne aykırı olacağı açıktır. Dolayısıyla davacı tarafından davalı ...'nin yaşı ve durumu ile ana ve babası ile olan durumunun bilindiği, bilinmemesi ve araştırılmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, nitekim daha önce İstanbul ... Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde de davacı tarafından dava açıldığının anlaşıldığı bu bağlamda davalı ... ve yasal temsilcileri ana ve babası olan diğer davalılar arasındaki çıkar çatışması durumunun aşikar olduğu değerlendirilmiştir.Davacı tarafından tenfiz talebine konu edilen tahkim sürecinde davalı ... ve diğer davalı ... arasındaki çıkar çatışması ve temsil durumu gözetildiğinde davalı ...'nin yaşı itibariyle tenfizi talep edilen tahkim kararına ilişkin tahkim sürecinde usulüne uygun bir tebligat yapıldığı ve temsil edildiğinden söz edilemeyeceği gibi çıkar çatışması nedeniyle temsilci atanmadan yürütülen sürecin bu yönlerden Türk Hukuku kapsamında kamu düzenine aykırı olduğu anlaşılmıştır. Bu bağlamda 5718 sayılı Kanun'un tenfiz şartlarını ve ret sebeplerini düzenleyen 62. Maddesi ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri gereğince davalı ...'nin tahkim sürecindeki yaşının 11 - 12 olduğu gözetildiğinde ve babası ...'nin de tahkim sürecinde taraf olduğu, ... yönünden davacı taleplerinin kabulüne ... yönünden tahkim anlaşması olmaması nedeniyle reddine karar verildiği, tahkim kararı ve sürecin içeriği gözetildiğinde davalı ... ile ... arasında çıkar çatışmasının bulunduğu, davacının davalı ...'nin yaşı ve durumu hakkında bilgi sahibi olduğu ve ailevi durumlarının içeriğini bilerek dava dilekçesinde bu hususu açıkladığı gibi tüzel kişilik perdesinin aralanmasını talep ettiği dolayısıyla davalı ... ile ... arasındaki çıkar çatışması ve temsil probleminin davacının da farkında olduğu bir durum olmakla birlikte davalı ...'nin yaşı gözetildiğinde ...'nin temsilci olmadan tahkim süreci ve tahkime ilişkin tebligatları anlayarak kendisini temsilinin mümkün olmadığı anlaşılmakla hakkında davacı talepleri kabulüne karar verilen ...'ye ait işletme yönünden çıkar çatışması, davalı ...'nin tahkim sürecinde yasal temsilci ile temsil edilmemesi ve yaşı ile fiil ehliyeti gözetildiğinde tahkim sürecini kendi başına yürütmesi ve tebligattan haberdar olmasının mümkün olmadığı, çocukların korunması bakımından gerek BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, gerekse Anayasa'nın 41. Maddesinde maddi haklarının korunmasının pozitif bir yükümlülük olarak düzenlendiği, keza bu zorunluluğun Türk Medeni Kanunu ve Türkiye'nin de taraf olduğu Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesine dayandığı, Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi hükümlerine göre davalı ... hakkında yürütülen ve tenfizi talep edilen tahkim sürecinin Türk Hukuku'na göre kamu düzenine aykırı olduğu, usulüne uygun bir temsil ve tebligattan bahsedilemeyeceği, kararın verildiği ...'nın da bu anlaşmalara taraf olduğu; taraflar tahkim heyetinin 3 hakemden oluşacağının kararlaştırıldığı, ancak tenfizi istenen kararın tek hakemle verildiği anlaşılmakla tenfiz şartlarının oluşmadığı değerlendirilmiştir. Sonuç olarak özetle Taraflar arasındaki tahkim sözleşmesinde ... tahkiminin seçildiği ve tahkim heyetinin 3 hakemden oluşacağının kararlaştırıldığı görülmüştür. Tenfizi istenen kararın Martin Molina isimli hakem tarafından ve tek hakemle verildiği görülmüştür. Tahkim kararında hakem atanma kararını 6 Ocak 2025 tarihinde davalılara ilettiğini belirtmiştir.Somut olayda aleyhine tenfiz istenen ve tahkim yargılamasında aleyhine hüküm kurulan davalı ... 18 yaşından küçük velayet altında bir çocuktur. Çocukların korunması bakımından gerek BM Çocuk Hakları Sözleşmesi gerekse Anayasa m. 41 çocukların sadece fiziki ve ruhsal olarak korunmasını değil aynı zamanda maddi haklarının korunmasını da bir pozitif yükümlülük olarak düzenlemektedir. Keza bu zorunluluk Türk Medeni Kanunu’nun 426. maddesinin 2. fıkrasına ve Türkiye'nin de taraf olduğu Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi'nedayanmaktadır. Buna göre, anne-baba bir davada çocuğun savunma haklarını koruma ve etkin olarak kullanma görevini ihmal ettiğinde ya da çocukla anne babanın çıkarları ters düştüğünde devletin hakimi çocuk için koruma (kayyım atama) görevi mevcuttur. Kararın verildiği ...’da bu anlaşmalara taraftır. Somut olaya dönüldüğünde hem tarafların tahkim anlaşmasında “üç hakem” konusunda anlaşmış olmalarına rağmen, küçük için hakem ataması yapılmadığı hem de çocuğun davada temsil edilmediği ve edilmesi için gerekli gerekli önlemlerin hakem tarafından alınmadığı, bu yolla küçük için gıyabi karar verildiği görülmüştür.Açıkça çocukların korunmasına ilişkin uluslararası sözleşmeler ile TC Anayasaı ve TMK hükümlerine aykırı olan kararın tenfizi, New York Sözleşmesi madde V/2 hükmüne açıkça aykırıdır.Madde V / 2“Hakem kararının tanınması ve tenfizi istenen memleketin yetkili makamı (mahkemesi) aşağıdaki halleri tespit ederse de hakem kararının tanınması ve tenfizini reddedebilir:……b) Hakem kararının tanınması veya tenfizinin, o memleketin kamu düzenine (public policy) aykırı olması.” hükümleri dikkate alınarak; bu bağlamda tenfizi talep edilen tahkim kararının davalı ... yönünden tenfiz şartlarının oluşmadığı anlaşılmakla reddine karar verildiği gözetildiğinde hakkında tahkim tarafından herhangi bir tahsil kararı verilmeyen ve tahkim sürecinde taraf olmayan diğer davalılar yönünden ise tenfiz kararı verilmesinin zaten mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca davacı tarafından dava dilekçesinde; davalı ... yönünden tenfizi talep edilen tahkim kararı bakımından davalılar yönünden sirayet sureti ile tüzel kişilik perdesinin aralanması ve tenfizi talep edilen kararın diğer davalılar yönünden de tahsiline karar verilmesinin talep edilmesi hususlarının davaların yığılması kapsamında değerlendirilmesi ve diğer davalılar bakımından tahsil talepli ayrı bir eda alacak davası olarak ele alınması halinde ise 6102 sayılı Kanun'un 5/a maddesi gereğince davanın zorunlu arabuluculuk kapsamında olduğu ve diğer davalılar yönünden davacının arabuluculuk başvurusu yaparak anlaşamama son tutanağının da düzenlenmediği bu yönden de davanın görülebilmesinin şartlarının oluşmadığı anlaşılmaktadır. HÜKÜM: yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacının tanıma tenfiz ve diğer taleplerinin REDDİNE,2-Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 732,00-TL harç peşin alındığından başkaca harç alınması yer olmadığına,3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı ..., ..., ..., ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Davalı ..., ..., ..., ... 'ne verilmesine, 5-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine,6-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine, Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2026Başkan ... ¸e-imzalıdırÜye ... ¸e-imzalıdırÜye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır