Fikir ve Sanat Eserleri Sahipliğinden Kaynaklanan Tazminat Davasında, Yayınevleri Arasındaki Eser Hakları Uyuşmazlığının Sulh Sözleşmesiyle Çözümlenmesi Talebi.
Özet: Davacının, belirli edebi eserlerin telif hakkı ihlali iddiasıyla davalı yayıncının çoğaltma, dağıtım ve tanıtım faaliyetlerinin durdurulmasını, maddi tazminat ve kar payı ödenmesini talep ettiği; davalının ise eserlerin yayın haklarını 1974 tarihli bir sözleşmeyle devraldığını ve davacının 1999 tarihli sözleşmesinin yazarın tasarruf ehliyeti sorunları nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürdüğü uyuşmazlıkta, taraflar ön inceleme duruşmasından önce sulh sözleşmesi imzalayarak, dosyada "karar verilmesine yer olmadığı"na hükmedilmesini ve birbirlerinden başkaca talepte bulunmamayı kabul etmişlerdir.

T.C.

İSTANBUL
4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : ████████ Esas
KARAR NO : ███████
DAVA : Tazminat (Fikir Ve Sanat Eserleri Sahipliğinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : █████/2025
KARAR TARİHİ : █████/2026
Mahkememizde görülmekte bulunan Tazminat (Fikir Ve Sanat Eserleri Sahipliğinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekilinin tedbir talepli dava dilekçesinde özetle; ... A.Ş tarafından basılan; "..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... " isimli eserlerle ilgili olarak davalı tarafından bugüne dek çoğaltılıp doğrudan kendisi veya dağıtım firmaları marifetiyle dağıtımına, fiziki mekanlar veya dijital mecralar yoluyla satılan tanıtım ve reklam faaliyetlerine son verilmesine, davaya konu eserlerin satışa arzedilmiş ve başka bir şekilde piyasaya sürülmüş nüshaların toplatılmasına, toplanan nüshalar ile henüz dağıtıma sunulmamış olup matbaa, depo veya herhangi bir yerde muhafaza edilen nüshaların öncelikle adli emanete alınmasına akabinde imhasına, davaya konu eserler bakımından davalıya yeni bandrol tedariki yapılmaması için bakanlık ve ...'e talimat yazılmasını talep etmiştir.
Davalı ... Anonim Şirketi vekilinin mahkememize sunmuş olduğu █████/2026 tarihli cevap dilekçesinde özetle; dilekçelerinin ekinde müvekkili yayınevinin 20 Ocak 1974 tarihinde ...'nın kanuni mirasçısı ...ile akdetmiş olduğu sözleşme ile, ...'nın, ... ismiyle yazdığı bütün eserler de dahil olmak üzere, eserlerinin tamamının basım, yayın ve dağıtım haklarını satın alarak devraldığını, ... ile müvekkil yayınevi arasında yapılan mukaveleye göre ...'nın ( ... adıyla yaılmış olan eserler de dahil olmak üzere ) eserlerinden herhangi birini yayınlamak isteyen bir yayınevinin öncelikle müvekkili yayınevinin yazılı iznini alması gerektiğini, Böyle bir izin almamış olan davacı tarafın ibraz etmiş olduğu sözleşmenin 1999 yılında aktedildiğini, ..., müvekkili yayıneviyle akdetmiş olduğu sözleşme tarih ve muhteva itibarı ile davacı tarafın akdettiği sözleşmeyi geçersiz kıldığını, ayrıca 17 Ağustos 1999 yılında meydana gelen depremde yatağından düşen ve daha sonra da felçli olarak hayatını sürdüren ..., sözleşmenin imzalandığı tarih itibarıyla 94 yaşında olduğunu, yapmış olduğu tasarrufun idrakinde olmadığını, dolayısıyla aktedilmiş mezkur sözleşmenin, sözleşmenin tarafı olan ...'ın tasarruf ehliyeti olup olmadığı hususunda da irdelenmesi gerektiğini ..., Hukuki eylem ve işlem ehliyeti bakımından şüphe götürecek bir durumda iken yapılan sözleşme, üstelik bir doktor raporunun da alınmadan akdedildiğini, ... ile ... arasında imzalanan sözleşmenin geçersiz olduğunu ve ...'ın iradesinin ifsad edildiği hususu sözleşmenin incelendiğinde de açıkça görüleceğini, ...eserlerinin basımı için müvekkili yayınevinin ... ile akdetmiş olduğu sözleşmede yayınevinin izninin alınması koşulunu tevsik bakımından 16.10.1990 tarihinde ...'nın ... isimli eserinin sinema filmi olarak çekilmesi için ... ile aktedilen sözleşmeyi mahkememize sunduklaranı söz konusu sözleşmede ... ile müvekkil Yayınevi ... A.Ş. de taraf sıfatı ile bulunduklarını, ayrıca aynı sözleşmenin birinci maddesininde; "...'nın eserlerinden olup filme çekme hakkı ...'e devredilen '...' isimli eserinin yukarıda anılan her iki mukavelenin de üçüncü maddesi icabı üçüncü şahıs veya firmaya film ve dizi yapma hakkının devri için .... A.Ş.'nin izni gerekmektedir" şeklinde yazılı bulunduğunu, haksız ve hukuka uygun olmayan davanın ve ihtiyati tedbir talebinin reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini beyan ettiği görülmüştür.
Davacı vekili tarafından █████/2026 tarihinde mahkememize sunulan dilekçede özetle; Sulh Sözleşmesinin 6. Maddesi "taraflar, ... 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin ...esas sayılı dosyası kapsamında sulh olacaktır. Ödemenin yapılması akabinde taraflar işbu sulh sözleşmesini dosyaya ibraz ile karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmesini talep edecektir. Yukarıdaki 4. madde kapsamındaki ödeme dışında bu dosyadan kaynaklı tarafların birbirinden herhangi bir tazminat, yargılama gideri ve vekalet ücreti talebi olmayacaktır." şeklinde düzenlendiğini, sulh sözleşmesi kapsamında işbu yargılama sebebiyle tarafların yargılama gideri ve avukatlık ücreti talebininde bulunmadığını, dava konusu eserler üzerine anlaşmaya varıldığını dosyada Karar Verilmesine Yer Olmadığı kararı verilmesini beyan ve talep ettiği görülmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Uyuşmazlığın; Eser sahipliğinden kaynaklanan haklara tecavüz iddiası ile FSEK madde 70/2 ve TTK madde 56 gereğince 50.000 TL maddi tazminat, FSEK madde 70/3 gereğince 1.000 TL elde edilen karın reeskont avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, mali hak sahipliği müvekkiline ait olan eserler bakımından davalı tarafından gerçekleştirilen tecavüzlerin ref’i ve men’i istemine ilişkindir.
Ön inceleme duruşmasından önce davacı vekili sulh durumuna ilişkin beyan dilekçesi sunmuş olup, bu hususta değerlendirme yapılması gerekmiştir.
Sulh sözleşmesi ile taraflar birbirinden karşılıklı olarak ödünlerde (tavizlerde, fedakârlıklarda) bulunarak aralarında mevcut bir hukuki ilişki üzerindeki anlaşmazlığa veya tereddüt (kararsızlık) hâline son veren ve tam iki taraf borç yükleyen bir sözleşmedir (Tandoğan, Haluk; Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, C. 1, İstanbul, 1988, s. 14).
Uygulamada ve teoride kabul edilmekle birlikte 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer almayan sulh, ilk defa HMK ile düzenlenmiş ve HMK’nın 313. maddesinde bir kurum olarak yer almıştır. Anılan maddede sulh; “görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşme” olarak tanımlanmıştır (HMK m. 313/1).
Hemen belirtilmelidir ki tarafların aralarındaki uyuşmazlığı anlaşarak gidermesi anlamına gelen sulh sözleşmesinin kurulması için tıpkı diğer sözleşmelerde olduğu gibi karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları, yani icap (öneri) ve kabul bulunmalıdır. Bu icap ve kabul açık olabileceği gibi zımni (örtülü) de olabilir. Bu sözleşme ile taraflar dava konusu uyuşmazlığa bir fedakârlık ve özveri göstererek son verirler. Genellikle, davacı talep sonucunun bir bölümünden feragat ederek ve davalı da davacının talep sonucunun kalan bölümünü kabul etmek suretiyle sulh sözleşmesi hukuken vücut bulur. En önemlisi bunun sonucunda uyuşmazlık ortadan kaldırılmış sayılır. Bu nedenle sadece tarafların üzerinde tasarruf yetkisine sahip oldukları davalar bakımından söz konusu olur.
Sulh yapılması kural olarak şekle tabi değildir. Ancak HMK’nın 154/3-ç maddesinde mahkeme huzurunda yapılan sulhlar için bir geçerlilik şartı öngörülmüştür. Buna göre, taraflar mahkeme huzurunda sulh olmak istediklerini bildirdikleri taktirde, bu sözlü beyanlarının tutanağa geçirilerek sulh olan taraflara okunması ve imzalattırılması gerekmektedir. Sulhun yazılı olarak yapılması hâlinde ise tarafların bu konudaki beyanlarını içeren dilekçelerinin tutanağa yazılarak eklenmesi gerekir (HMK m. 154/4). Bu hükümden hareketle sulhun tutanağa geçirilmesinin, taraflara okunmasının, onların onayının alınmasının ve (varsa) itirazlarının da tutanağa geçirilmesinin sulhun sonuç doğurabilmesi için zorunlu şartlar olduğu söylenebilir (Kuru, Baki; Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. IV, İstanbul, 2001, s. 3753).
Sulhun etkisi HMK’nın 315. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Şu hâlde mahkeme içi sulh, mahkeme tarafından bir hüküm verilmesine gerek olmaksızın davayı sona erdirir. Tarafların sulh yapmaları durumunda mahkeme sulh sözleşmesine göre karar verecek; taraflar sulhe göre karar verilmesini istemezlerse “karar verilmesine yer olmadığına” karar vermek suretiyle yargılamaya son verecektir. Diğer bir deyişle, mahkeme içi sulh davayı kendiliğinden sona erdirdiğinden mahkemenin bu sonucun ortaya çıkmasını sağlamak için ayrıca bir hüküm vermesine de gerek yoktur. Zira sulhun temel işlevi hükmün tamamlayıcısı olmak değil; hüküm yerine geçmektir. Dolayısıyla sulhun bizzat kendisinin ayrıca bir mahkeme hükmü verilmesine gerek olmaksızın doğrudan doğruya davayı sona erdirmesi doğaldır. Bu bakımdan mahkemenin vereceği “esas hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı” davanın sulh nedeniyle konusuz kaldığını tespit ve tevsikten öte bir anlam taşımayacaktır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun istikrarlı içtihatlarından ilamların infaz edilecek kısmının hüküm bölümü olduğu, hükmün içeriğinin aynen infazı gerektiği ve gerek icra dairesi ve gerekse sınırlı yetkili icra mahkemesinin ilamın infaz edilecek kısmını yorum yolu ile belirleme yetkisine sahip olmadığı kabul edilmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.1997 gün ve... gün ve ... gün ve ... gün ve ...; 06.10.2013 gün ve ...gün ve .../ sayılı ilamları)"
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; taraf vekillerince ayrı ayrı dava dışı sulh durumu nedeni ile beyan dilekçesi sunulduğu, taraf vekillerinin vekaletnamelerinde sulh yetkisinin bulunduğu anlaşılmıştır. Taraf vekillerince ayrı ayrı sunulan beyan dilekçelerinde davanın sulhun tasdiki ile sonuçlandırılmasının talep edildiği, duruşma beyanlarında ise sulhe göre karar verilmesinin talep edildiği anlaşılmış, taraf vekillerince sulh sözleşmesine göre karar verilmesinin talep edilmesi üzerine, dilekçe ekinde sunulan sulh protokolünün incelenmesinde, mahkememizce infazı kabil karar verilebilecek nitelikte olmayan hükümler içerdiği görülmüş, bu kapsamda karşılıklı borçlandırıcı işlem niteliğinde hükümlere sözleşmede yer verildiği, her ne kadar borçlandırıcı işlem niteliğindeki sulh sözleşmesinin HMK m.313/4 açık hükmü gereği şarta bağlı yapılması mümkün ise de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun istikrarlı içtihatlarından ilamların infaz edilecek kısmının hüküm bölümü olduğu, hükmün içeriğinin aynen infazı gerektiği, bu nedenle ilgili sulh sözleşmesinin hükme aynen geçirilmesi sureti ile hüküm tesisinin sulh sözleşme hükümlerinin içeriği (örneğin sulh sözleşmesinin 12.maddesi gereği süreye bağlı, başka ülke hukuklarına tesir eden nitelikle bozucu ya da geciktirici şarta bağlı hüküm tesisinin mümkün olmaması vb.) mümkün olmadığı anlaşılmakla, mahkemece şarta bağlı olan, dava konusu edilmeyen hususlarda ayrıca ve özel olarak infazı kabil olmayan sözleşme hükümlerinin eda hükmü oluşturacak şekilde infazı kabil karar verilmesinin ise HMK m.297/2 hükmüne açık aykırılık oluşturacağı gözetilerek, kanuni düzenlemeye göre, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıkları konu alan işbu davada şarta bağlı ve dava konusu olmayan hususlarda hüküm tesis edilemeyeceğinden, taraflarca imzalanmış sulh sözleşmesinin aynen tasdiki ile HMK’nın 315/1 maddesinin son cümlesi uyarınca dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, dair karar verilmesi gerekmiştir.(Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3.Hukuk Dairesi ... Esas,... Karar sayılı ilamı
Davacı vekilince sunulan beyan dilekçesinde ve sulh sözleşmesi içeriğinde tarafların karşılıklı olarak vekalet ücreti ile yargılama gideri talep etmeyecekleri konusunda anlaşma sağlandığından, mahkemece, mezkur anlaşma kapsamında, taraflarca talep edilmediğinden yargılama giderlerinin ve vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığı şeklinde karar verilmesi gerekmiştir. (İstanbul BAM 29.HD'nin █████/2023 tarihli, ... E.K; İstanbul BAM 28.HD'nin █████/2023 tarihli, ...E.K.sayılı ilamları).
HÜKÜM:Yukarda açıklandığı üzere;
1-Tarafların sulh oldukları anlaşılmakla 6100 Sayılı HMK'nın 315/1 maddesi kapsamında davanın konusuz kalması sebebiyle KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 22. maddesi ve aynı Kanunda belirtilen 1 nolu Harçlar Tarifesi uyarınca, feragat yargılamanın ilk celseden önce vuku bulduğundan Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 732,00-TL karar ve ilam harcının 1/3'ü olan 244,00-TL'nin peşin yatırılan 870,96-TL den mahsubu ile bakiye 626,96-TL fazlalık harcın aynı Kanunu'nun 31. maddesine göre istek halinde ve karar kesinleştikten sonra davacıya iadesine,
3-Taraflarca talep edilmediğinden yargılama gideri ve vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, yapılan giderlerin tarafların üzerinde bırakılmasına,
4-HMK'nın 333. maddesi uyarınca tarafça yatırılan ancak kullanılmayarak artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine,
Dair, tarafların yokluğunda (HMK 345/1 md. gereğince) gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 (İki) hafta içerisinde mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.█████/2026
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!