İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin, korkutma sebebiyle fesih ve ibra protokolünün geçersizliğinin tespitine yönelik davanın hukuki yarar yokluğundan reddi kararının istinaf incelemesi.
Özet: Davacı taraf, kayyum atanmış davalı şirket ile baskı ve korkutma altında imzaladığını iddia ettiği fesih ve ibra protokolünün Türk Borçlar Kanununun 37. maddesi uyarınca kendisi için bağlayıcı olmadığının tespitini talep etmiş; ancak yerel mahkeme, talep edilen tespit hükmünün hukuki yarar şartını karşılamadığı, zira sözleşmenin bağlayıcılığına ilişkin iddianın eda davasında ön sorun olarak değerlendirilebileceği gerekçesiyle davayı usulden reddetmiş olup, davacı, protokolün kendisini borçlu duruma düşürmesi ve haklarını ibra etmesi nedeniyle hukuki tehlike arz ettiğini belirterek kararı istinaf etmiştir.

T.C.
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ16. HUKUK DAİRESİT Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IDOSYA NO:████████ EsasKARAR NO:█████████ KararİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ :İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ:█████/2026NUMARASI:████████ E. - ████████ K.DAVANIN KONUSU:TespitKARAR TARİHİ:█████/2026İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket ile müvekkili şirket arasında 27.03.2025 tarihinde "..." başlıklı ana sözleşme akdedildiğini, sözleşme ilişkisi devam ederken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çeşitli suçlamalar sebebiyle başlatılan soruşturma kapsamında davalı taraf olan... Şirketi’ne...'nun (...) kayyum olarak atandığını, ... Şirketi’ne kayyum olarak atanan ... tarafından müvekkilinin 27.03.2025 tarihli "..."ne ilişkin görüşmelere davet edildiğini, yapılan görüşmeler kapsamında, tanıklar huzurunda toplantılar gerçekleştirildiğini, müvekkilinin ana sözleşme gereği üzerine düşen program yapım işlerini sürdürmekteyken, davaya konu protokolün imzalanması konusunda ... tarafından baskı altına alındığını ve korkutulduğunu, bu baskı ve korkutmalar sonucunda müvekkilinin iradesinin sakatlandığını ve davaya konu 20.01.2026 tarihli fesih ve ibra protokolü akdedildiğini, davalı yana kayyum olarak atanan ve tüzel kişiliği haiz olan... (...) tarafından müvekkili üzerinde serbest iradesini ortadan kaldıracak yoğunlukta baskı ve korkutma oluşturulduğunu, bu sebeple müvekkilinin davaya konu mezkur protokolü imzalamak zorunda kaldığını, bu hususun bilahare bildirecekleri tanık beyanları ile sabit olacağını, yapılan görüşmelerde ve imza anında müvekkilinin ciddi ve yakın tehlike tehdidi altında kaldığını, müvekkilinin karar verme özgürlüğünün ortadan kaldırıldığını, ... tarafından müvekkiline yöneltilen "Bu protokolü imzalamazsan sana ana sözleşme kapsamında verilen tüm paraları faiziyle geri alırız" ve "..." şeklindeki tehdit içerikli beyanlar sonucunda müvekkilinin iradesinin ağır şekilde baskı altına alındığını, davaya konu protokolü imzalama iradesinin hukuken sakatlanacak yoğunluğa ulaşıldığını, bu hukuka aykırı tehditler sebebiyle iradesi sakatlanan müvekkilinin davaya konu protokolü imzalaması ile söz konusu tehditler arasında açık bir illiyet bağı bulunduğunu, Türk Borçlar Kanunu’nun 37. maddesi uyarınca; "Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir." kanun hükmünün özüyle ve sözüyle net olduğunu, müvekkilinin davaya konu fesih ve ibra protokolünü davalı tarafça oluşturulan baskı ve korkutma altında akdettiğini belirterek, tanık beyanları ile de sabit olacağı üzere, korkutma sebebiyle müvekkilinin davaya konu protokol ile bağlı olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. MAHKEME KARARI:İstanbul 2.Asliye Ticaret Mahkemesi █████/2026 tarihli ████████E. - ████████K. sayılı kararıyla; "...Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; davacı tarafından dava dilekçesi ile taraflar arasındaki sözleşmenin ikrah (korkutma) irade fesadı nedeniyle davacı açısından bağlayıcı olmadığının tespitine karar verilmesi talep edilmiş olup davacının, tespit hükmü talep etmesinde nasıl bir hukuki yararı olduğunu açıklamadığı, tespit hükmü verilmesi ile korunacak menfaatine dair bir beyan ve delil sunmadığı, bu davada verilecek bir tespit hükmünün davacı için herhangi bir hukuksal koruma sağlamayacağı, sözleşmenin bağlayıcı olup olmadığı iddiasının, açılacak olan eda davasında yahut sözleşmenin feshine ilişkin bir davada ön sorun olarak ele alınacağı ve korkutmanın iddia olarak ileri sürülebileceği dikkate alınarak davanın 6100 sayılı HMK 114/1-h maddesinde yazılı hukuki yarar dava şartı yokluğundan HMK'nın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine..." karar verildiği görülmüştür.İSTİNAF İSTEMİ:Davacı vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; yerel mahkemenin, korunmaya değer güncel hukuki yarar değerlendirmesini somut olayın özelliklerini dikkate almaksızın soyut şekilde yaptığını, oysa hukuki yararın varlığının, dava konusu somut olayın kendine özgü koşulları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini,Tespit davalarının, hukuki belirsizlik ve tehlikeyi ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu, bu kapsamda, mevcut hukuki durumu etkileyen bir tehlikenin varlığı hâlinde hukuki yararın bulunduğunun kabulü gerektiğini,Davaya konu protokol incelendiğinde, tespit davası açılmasını gerektiren mevcut hukuki tehlikenin açıkça mevcut olduğunun görüleceğini, zira müvekkilinin, davaya konu protokol neticesinde borçlu konuma düşürüldüğünü, ayrıca mevcut ve muhtemel alacakları en geniş kapsamda ibra edilmek suretiyle hukuki durumunun ağır şekilde tehlike altına sokulduğunu,Yerel mahkemenin, bu somut hususları değerlendirmeksizin hukuki yararın bulunmadığı sonucuna ulaşmasının, eksik incelemeye dayalı ve soyut bir değerlendirme yapıldığını gösterdiğini, oysa tespit davası sonucunda verilecek hükmün, mevcut hukuki tehlikeyi ortadan kaldıracak nitelikte olduğunu, bu nedenle işbu davanın açılmasında hukuki yararın bulunduğu açık olup, mahkemece bu temel fonksiyonun dikkate alınmamasının hukuka aykırı olduğunu,Özel hukuki yararın bulunduğu durumlarda tespit davası açmanın mümkün olduğunu,Eda davasının mümkün olmasının, her durumda tespit davasında hukuki yararın bulunmadığı anlamına gelmediğini, nitekim doktrin görüşlerinin de bu yönde olduğunu, somut olayda dava konusu protokol hâlen yürürlükte olup, müvekkilinin bu protokol kapsamında borç altına girdiğini, ayrıca müvekkilinin mevcut ve muhtemel alacaklarına ilişkin hak kaybı riski ile karşı karşıya olduğunu,Yerel mahkemenin, somut olayda özel hukuki yarar bulunup bulunmadığını değerlendirmeksizin, yalnızca eda davası açılabileceği gerekçesiyle hukuki yararın bulunmadığı sonucuna varmasının hukuka aykırı olduğunu,Tespit davasının hukuki belirsizliği ortadan kaldırma işlevi sebebi ve TBK'nın 37. maddesi uyarınca korkutma sonucu sözleşme yapan tarafın sözleşmeyle bağlı olmadığına dair hükmü gereğince yerel mahkemece yapılacak tespit neticesinde de hukuki belirsizliğin ortadan kalkmış olacağını, işbu sebeple davanın açılmasında hukuki yarar bulunduğunu,Kanunun özü ve lafzı birlikte değerlendirildiğinde, ikrah etkisi altında sözleşme imzalayan tarafın sözleşmeyle bağlı olmadığını, bu kapsamda, yerel mahkemece yapılacak tespit ile mevcut hukuki belirsizlik ortadan kaldırılabileceğinden, işbu davanın açılmasında hukuki yarar bulunduğunu,Yerel mahkemenin, hukuki yararın somut olgularla ortaya konulmadığı ve yeterli beyan ile delil sunulmadığı yönünde değerlendirmede bulunduğunu, ancak bu değerlendirmenin, dosya kapsamı dikkate alındığında eksik ve hatalı inceleme yapıldığını açıkça gösterdiğini,Dava dilekçesi ekinde davaya konu protokolün yerel mahkemeye sunulduğunu, söz konusu protokol incelendiğinde, müvekkili aleyhine doğan borç yükümlülüğü ile ibra ve feragat hükümlerinin açıkça düzenlendiğinin görüldüğünü, bu hususların, mevcut hukuki tehlikeyi somut şekilde ortaya koymasına rağmen yerel mahkemece değerlendirmeye alınmadığını belirterek, arz ve izah ettikleri ve re'sen dikkate alınacak gerekçelerle; İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 12.03.2026T., ████████ E., ████████ K. sayılı usulden ret kararının, istinaf incelemesi üzerine kaldırılmasına ve davayı açmakta hukuki yararlarının bulunduğunun kabulü ile yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.DELİLLER:Dava dilekçesi ekinde dosyaya sunulan "Fesih ve İbra Protokolü" başlıklı belge incelendiğinde; davacı ile davalı arasında imzalanan █████/2025 tarihli ..." nin tarafların karşılıklı rızası ile sona erdirilmesine ilişkin olduğu, davacı tarafından çekimlere başlanmış olması nedeniyle davacıya ödenen 10.000.000,00 TL'den 2.000.000,00 TL'nin davacı uhdesinde kalmasına, kalan 8.000.000,00 TL'nin ise davacı yapımcı tarafından █████/2026 ve █████/2026 tarihlerinde 4.000.000,00 TL olmak üzere iki taksitte davacı şirkete iade edilmesi konusunda █████/2026 tarihinde anlaştıkları tespit edilmiştir.G E R E K Ç E:Dava, taraflara arasında imzalanan program yapım sözleşmesinin feshine ilişkin protokolün korkutma sonucunda imzalandığının ve davacıyı bağlamayacağının tespiti davasıdır.Mahkemece davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf yargı yoluna başvurmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.HMK’nın 106/2. maddesi uyarınca tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunması gerekir.Dosya incelendiğinde; her ne kadar davaya konu Fesih ve İbra Protokolü ile davacı taraf, davalıdan program yapımı için aldığı 10.000,00 TL’nin 8.000.000,00 TL’sini davalıya iade etme borcu altına sokulmuşsa da, protokolün baskı ve korkutma sonucunda irade sakatlığıyla imzalandığının tespitinde davacının hukuki bir yararının bulunmadığı, bu hususun davacının açacağı protokolün iptali eda davası ya da protokol nedeniyle borçlu olmadığının tespiti davasında ön sorun olarak inceleneceği anlaşılmakla, Mahkemece davanın hukuki yarar yokluğundan dolayı usulden reddine karar verilmesi yerindedir.H Ü K Ü M:Yukarıda açıklanan gerekçe ile:1-6100 sayılı HMK.'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gereken 732,00 TL maktu harç peşin alınmakla yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,4-İstinaf yargılama giderleri olarak; davacı tarafça yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına,5-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda iş bu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.