İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, eser sözleşmesi kaynaklı hazır beton alacağı tespiti ile arsa sahipleri aleyhine yapı alacaklısı ipoteği tescili talepli istinaf dosyasını değerlendiriyor.
Özet: Hazır beton tedarikçisi olan davacı şirket, bir inşaat projesine sağladığı beton bedelinin yüklenici davalı tarafından ödenmemesi üzerine, taşınmaz maliklerinin arsasına değer kattığı gerekçesiyle Türk Medeni Kanununun ilgili maddeleri uyarınca alacağın tespiti ile taşınmaz üzerinde inşaatçı ipoteği (yapı alacaklısı ipoteği) tesisini talep ederken, davalı vekili ise kendi müvekkili şirketin söz konusu projenin asıl yüklenicisi olmadığını, arsa sahipleri ile başka bir müteahhit arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmaktadır.

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : █████████
KARAR NO : ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : ████████
KARAR NO : ████████
DAVA TARİHİ : █████/2021
KARAR TARİHİ : █████/2023
DAVA : Alacağın Tespiti (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 02.06.2026
KARARIN YAZ. TARİH : 02.06.2026
İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23.05.2023 tarih ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü.
İSTEM:
Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesi ile özetle; yüklenici davalı ile müvekkili şirketin tacir olduğu ve ticari faaliyetleri kapsamına giren işler söz konusu olduğu için görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davalı şirket ile diğer davalılar ..., ..., ..., ...’na ait .... ili, ... lçesi, ..... Mah, ... Ada, .... Parsel, ... Mevkiinde bulunan arsa üzerinde taşınmaz inşaasını üstlendiklerini, müvekkilinin hazır beton imal ve satışı ile iştigal olan bir firma olduğunu, davalı ... ile yapmış oldukları anlaşma doğrultusunda belirtilen inşaatta hazır beton temin, tedarik ve dökümünü üstlendiklerini, müvekkilinin davalı ... ile anlaşması kapsamında inşaatta beton dökümü işini tam ve eksiksiz olarak ifa ettiğini, en son beton dökümünün 30.06.2021 tarihinde gerçekleştiğini, müvekkilinin tüm edimleri eksiksiz yerine getirmiş olmasına rağmen davalı asıl yüklenici ... tarafından kararlaştırılan ücretin tam ve zamanında ödenmediğini, bu nedenle müvekkilinin belirtilen adrese dökmüş olduğu hazır betondan kaynaklı olarak; ...’ten işbu dava tarihi itibari ile 47.044,85- TL alacaklı olduğunu, işbu alacağın, arsa sahiplerine ait arsada kalıcı olarak yapılan inşaattan ve bu suretle müvekkilinin arsada kazandırmış olduğu değerden doğduğunu, müvekkilinin de beton dökümü ile davalı taşınmaz maliklerine fiilen bir artı değer kazandırdığını, TMK m 895 zanaatkarların ve yüklenicilerin kanuni ipotek haklarının çalışmayı veya malzeme vermeyi yüklendikleri andan başlayarak tapu kütüğüne tescil olunabileceğini, tescilin yüklenilen işin tamamlanmasından başlayarak üç ay içinde yapılmış olması gerektiğinin ifade edildiğini, ifade edilen hükümler ile aralarında doğrudan bir eser sözleşmesi olmadığı halde taşınmaz maliki, alt yüklenicinin yükleniciden olan yapı alacaklarından kanun gereği sorumlu tutularak alt yükleniciye ipotek vermekle yükümlü kılındığını, müvekkili bakımından bir yapı alacağının mevcut olduğunu, ödemelerin davalı yüklenici tarafından tam ve eksiksiz yapılmadığı gibi; arsa sahipleri ve/veya yüklenici tarafından müvekkiline yeterli güvence dahi gösterilmediğini, taraflarca müvekkili şirkete herhangi bir güvence gösterilmemiş olması, yapı alacaklısı ipoteğinin tescilini talep zorunluluğunu doğurduğunu, müvekkili tarafından belirtilen taşınmazda beton dökümü işi en son 30.06.2021 tarihinde yapıldığı bu nedenle üç aylık hak düşürücü süre içerisinde talep zorunluluğu doğduğundan; 47.044,85- TL alacak için yapı alacağının tespiti süresince ve yapı alacağının mahkeme marifeti ile tesciline kadar; öncelikle geçici tescilin tapuya şerhi ile müvekkilinin davalı yüklenici .... AŞ’den alacaklı olduğunun tespitine, TKM m 893/3 ve 895 maddeleri uyarınca; davalı arsa sahipleri adına tapuda kayıtlı olan... İli, .... İlçesi,.... Mah,.... Ada, ... Parsel, .... mevkiinde bulunan taşınmaz üzerine yapı alacaklısı ipoteğinin (inşaatçı ipoteğinin) tesciline, derhal inşaatçı ipoteğinin geçici tescilinin tapuya şerhine ve geçici tescile ilişkin tapuya müzekkere yazılmasına, yargılama gideri ve avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep ettiği görülmüştür.
CEVAP:
Davalı vekili tarafından verilen cevap dilekçesi ile özetle; Davacı şirketin, yüklenici olduğunu iddia ettiği müvekkili ile arasındaki ticari ilişkiden dolayı TMK 893 vd. maddeleri gereğince yapı alacaklısı ipoteği (inşaatçı ipoteği) tescili, öncelikle de geçici tescil talep ettiğini, davacı tarafın, müvekkili ..... A.Ş. 'in diğer davalılar ..., ..., ... ve ...'na ait .. ili, ... İlçesi, .... Mah.,... Ada, ... Parselde kayıtlı arsa üzerindeki taşınmaz inşaasını üstlendiğini iddia ettiğini, ancak İzmir 16. Noterliğinin █████/2015 tarih, 08085 yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinden anlaşılacağı üzere, diğer arsa sahibi davalılar ile başkaca müteahhit olan ....Şirketi arasında aynı taşınmaz için Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi imzalanmış olduğunu, Müvekkili şirketin yüklenici olmayıp arsa sahipleri ile aralarında herhangi bir sözleşme bulunmadığını, davanın yapı alacağı nedeniyle ipotek tesisi istemine yönelik olduğuna göre bu davada tarafların arsa sahipleri ile yüklenici olması gerektiğini, bu yüzden açılan bu davada davalı müvekkilinin taraf sıfatı olmadığını, bu nedenle esasa ilişkin savunmalar baki kalmak üzere öncelikle taraf sıfatı yokluğundan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesini talep etiklerini, Mahkememizce davalılar ..., ..., ..., ... hakkında açılan davanın tefrik edilerek ayrı dosya esasına kaydedildiği ve işbu dosyada müvekkili adına devam edilmesine karar verildiğini, dava konusu edilen taşınmaz maliklerinin tefrik edilen dosyadaki davalılar olduğunu, davanın konusunun da adı geçen arsa sahiplerine ait taşınmazda davacı lehine ipotek tesisi olduğu için taşınmazın aynıyla ilgili olduğunu, bu nedenle sadece davalı müvekkilinin taraf olduğu bu davada ipotek tesisi ve tesciline karar verilmesinin mümkün olmadığını, davacı tarafça dava şartı olan arabuluculuk yoluna başvurulmadığı gibi verilen kesin süre içerisinde arabuluculuk tutanağının da sunulmadığını, bu nedenle davacının davasının dava şartı yokluğundan usulden reddini talep ettiklerini, davacı taraf dava dilekçesinde müvekkilinin hazır beton imal ve satışı ile iştigal eden firma olduğunu belirttiğini, davacı tarafın inşaata sadece beton satan ve tedarik eden tacir niteliğinde olup ipotek talep etme hakkı olmadığını, davacı tarafın ipotek talep hakkı olmadığından dolayı işbu davadaki alacağının tespiti, ipotek tesisi ve tescil edilmesi talebinin reddi gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle beraber, davacı tarafın alacağının tespitini istemesinde hukuki yararı olmadığını, davacı tarafın davasında harca esas değeri belirttiği ve başkaca yaptığı ek iş vesair taleplerinden bahsetmediğini, sadece belirtilen inşaata hazır beton temin, tedarik işini üstlendiğini ve bunun satışını yaptığını ifade ettiğini, alacağının tespiti için ekstra yaptığı işlerden bahsetmeyen davacının alacağının tespit ettirmesinde hukuki yararı olmadığını, davacının alacaklı olduğu düşünülse dahi bu alacağın belirli olduğu davayı açmasında hukuki yararı olmadığını, bu nedenle alacağın tespiti talebinin de reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkiline gerçekte satılan betonların bedelinin ödendiğini, bunun müvekkilinin defter kayıtlarından da anlaşılacağını, ancak davacının satmadığı ve teslim etmediği betonlar için de fatura düzenlediğini fazladan düzenlenen faturaların gerçek bir ilişkiye dayanmayan faturalar olduğunu, bunun ilgili vergi dairesinden sorulmasını istediklerini, davacı şirket ile müvekkili arasında yazılı bir sözleşme olmadığını, davacı tarafın kendi başına miktarlar belirtmek suretiyle asılsız faturalar düzenleyerek haksız alacak talep ettiğini, davacı şirketçe iddia ve talep edilen alacağı kabul etmediklerini, tüm bunlardan dolayı davanın dayanağı bulunmadığını belirterek açılan davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesinin 23.05.2023 tarih ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile özetle; ''...Dava; eser sözleşmesine dayalı alacağın tespiti istemine ilişkindir.
Yapılan yargılama, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde,
Davası tefrik edilen arsa sahipleri ..., ..., ..., ... ile .... arasında İzmir 16.Noterliği'nin 29.04.2015 tarih 08085 yevmiye nolu düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığı, hazır beton imal ve satışı yapan davacının ise davalı ile yapılan eser sözleşmesi kapsamında sözkonusu inşaata hazır beton temin, tedarik ve dökümünü üstlendiği,
Davacının iş bu davada davalı ile yapılan eser sözleşmesi kapsamında inşaatta beton dökümü işini tam ve eksiksiz olarak yerine getirmiş olmasına rağmen davalının kararlaştırılan ücreti tam ve zamanında ödemediğini, bu nedenle davacının belirtilen adrese dökmüş olduğu hazır betondan kaynaklı olarak davalıdan dava tarihi itibari ile 47.044,85- TL alacaklı olduğunu, işbu alacağın arsa sahiplerine ait arsada kalıcı olarak yapılan inşaattan ve bu suretle davacının arsada kazandırmış olduğu değerden doğduğunu, TMK madde 893/3 ve 895 maddeleri uyarınca uyarınca zanaatkarların ve yüklenicilerin kanuni ipotek haklarının çalışmayı veya malzeme vermeyi yüklendikleri andan başlayarak tapu kütüğüne tescil olunabileceğinin düzenlediğini belirterek yüklenici davalı ... . A.Ş ile yapılan eser sözleşmeleri uyarınca bu şirketten alacaklı olduğundan bahisle sözkonusu alacağın tespitini ve yapı alacaklısı ipoteğinin tescilini talep ettiği anlaşılmıştır.
Tacir olan davacı ile tacir olan davalı ... . A.Ş arasındaki eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tespiti davasının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4/1. Maddesi uyarınca ticari dava olduğundan Mahkememizin görevli olduğu, ancak arsa sahipleri olan davalılar ..., ..., ... ve ... aleyhine açılan yapı alacaklısı ipoteği davası yönünden Mahkememizin görevli olmadığı, arsa sahipleri olan davalılar aleyhine açılan davanın tefrik edilerek 6100 sayılı HMK'nın 2. maddesi uyarınca genel hükümlere göre İzmir Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği anlaşılmakla mahkememizin görevsizliğine karar verilmiştir.
TMK'nın 893/3. maddesinde “Bir taşınmaz üzerinde yapılan yapı veya diğer işlerde malzeme vererek veya vermeden emek sarf ettikleri için malzeme ve emek karşılığı olarak malik veya yükleniciden alacaklı olan alt yüklenici veya zanaatkarlar”ın kanuni ipotek haklarının olduğu ve bunun tescilini isteyebilecekleri, 895. maddesinde de zanaatkarların ve yüklenicilerin kanuni ipotek haklarının çalışmayı veya malzeme vermeyi yüklendikleri andan başlayarak tapu kütüğüne tescil olunabileceği, tescilin yüklenilen işin tamamlanmasından başlayarak üç ay içinde yapılmış olması gerektiği, tescilin yapılması için alacağın malik tarafından kabul edilmiş veya mahkemece karara bağlanmış olmasının şart olduğu, malik yeterli güvence gösterirse tescil istenemeyeceği düzenlenmiştir.
Bu hükümler ile bir taşınmaz üzerinde yapılan kalıcı nitelikteki bir yapıya malzeme ve emek vererek veya sadece emek vererek katkıda bulunan, bu suretle taşınmaz malikinin malvarlığında değer artışı sağlayan yapı alacaklılarına kanuni ipotek hakkı tanınmıştır. Yapı alacağı, yalnız emek ile veya hem emek hem malzeme ile yapıya katkıda bulunma nedeniyle doğmuş alacağı; yapı alacaklıları ise, bir yapının inşasında, onarılmasında, genişletilmesi ve değiştirilmesinde eser sözleşmesine bağlı olarak çalışan yüklenicileri, alt yüklenicileri ve zanaatkarları ifade etmektedir. Yapı alacaklılarının ilk grubunu taşınmaz maliki ile aralarında eser sözleşmesi ilişkisi bulunan yükleniciler ve zanaatkarlar oluşturmaktadır. Taşınmaz maliki, yüklenici ve zanaatkarların kendisinden olan yapı alacaklarından sözleşme ilişkisi yanında kanun gereği de sorumlu tutularak bu kimselere ipotek vermekle yükümlü kılınmıştır. Yapı alacaklılarının ikinci grubunu ise taşınmaz maliki ile aralarında doğrudan bir sözleşme ilişkisi bulunmayan alt yüklenici ve zanaatkarlar oluşturmaktadır. Bu kişilerin akdi ilişkisi taşınmaz maliki ile eser sözleşmesi imzalamış olan asıl yüklenicilerdir. Bu kişiler yapım işini ayrı bir eser sözleşmesiyle yükleniciye karşı taahhüt etmişlerdir. Aralarında doğrudan bir eser sözleşmesi olmadığı halde taşınmaz maliki, alt yüklenicinin yükleniciden olan yapı alacaklarından kanun gereği sorumlu tutularak alt yükleniciye ipotek vermekle yükümlü kılınmıştır. Alt yüklenicinin yükleniciden olan alacağı, yüklenicinin taşınmaz malikinden olan alacağından ayrı ve bağımsız olduğundan alt yüklenicinin yapı ipoteği tescilini talep hakkı da, yüklenicinin yapı ipoteği tescilini talep hakkından ayrı ve bağımsız bir haktır. Böylelikle aynı taşınmaz üzerinde iki ayrı kanuni ipotek tesisi mümkündür.
Bu kapsamda davacının davalı şirket ile yapılan eser sözleşmesi kapsamında TMK.'nın 893/3 ve 895. Maddelerine göre yapı alacaklısı ipoteğinin tescili için alacağını mahkeme kararı ile tespit ettirmek istediğinden dava açmakta hukuki yararının bulunduğu ve eser sözleşmesinin tarafı olan davalıya dava açarak husumeti doğru yönelttiği anlaşılmıştır.
Davanın taraflarına ait ticari defter ve kayıtlar üzerinde yapılan inceleme neticesinde düzenlenen denetime ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporuna göre, davacının 2020 ve 2021 yılı ticari defter ve kayıtlarının davacı lehine delil vasfına sahip olduğu, davalı tarafın ise 2020 yılı defterlerini ve ödeme belgelerini ibraz etmediği, davalının 2021 yılı defter kayıtları ve BA formlarını ibraz ettiği, davalının 2021 yılı ticari defter ve kayıtlarının davalı lehine delil vasfına sahip olduğu, davacıya ait ticari defter ve kayıtlara göre davacının düzenlediği faturaların davacı defterlerinde kayıtlı olduğu, davalı tarafından yapılan 400.000,00 TL ödemenin kayıtlı olduğu, buna göre dava tarihi itibariyle davacının davalıdan 47.044,85 TL alacaklı olduğu; davalının defterlerine göre ödemelerin kayıtlı olmadığı ve 2021 yılı defterlerine göre ise davalının davacıdan 434.817,46 TL kadar alacaklı kaldığının belirtildiği; █████/2020 tarihli RG'de yayınlanan █████/2020 tarih ve 7251 sayılı yasanın 23. Maddesi ile 6100 sy HMK'nun "Ticari Defterlerin İbrazı ve Delil Olması" başlıklı 222. Maddesinin 3. Fıkrasında yer alan "ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi" ibaresinin, "diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi" şeklinde değiştirildiği, bu yasal değişilik dikkate alındığında, "diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi" halinde usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kabul edileceği, değişikliğe ilişkin madde gerekçesinin "... Madde metni dışına çıkarılan "ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi" durumunun yerine "diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi" durumu maddeye ilave edilmektedir. Buna göre ticari defterlerde yer alan herhangi bir kaydın, sahibi lehine delil teşkil edebilmesi için diğer tarafın ticari defterlerinin ibraz etmemesi gerekecektir. Bu düzenlemenin hakkaniyete ve hukuk güvenliği ilkesine uygun olduğu düşünülmektedir. Zira ticari defteri ibraz edenin defterinde yer alan ve diğer tarafı muhatap alan kayıt, diğer tarafa sunulmakta ve diğer tarafın kendi defterlerindeki kayıtlara dayanarak karşı delilini ileri sürmesi beklenmektedir. Diğer tarafın ticari defterini ibraz etmemesi hali, ileri sürülen delili hükümden düşürecek başka herhangi bir kayda sahip olmadığı anlamına gelecektir. Belirtilmedir ki defter ibraz etmeyen tarafın, diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtların aksini senet veya diğer kesin delillerle ispatlama hakkı saklıdır." şeklinde olduğu, dolayısıyla davalı taraf 2020 yılı ticari defter ve kayıtlarını ve ödeme belgelerini ibraz etmediğinden ve davacı defterlerindeki davacı lehine olan alacak kaydını hükümden düşürecek senet veya başka bir kesin delil sunmadığından, davacının usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların davacı lehine delil olduğu ve davacının alacağının varlığını kendi ticari defterleri ile ispatladığı anlaşılmakla davacının davasının kabulüne, davacının davalıdan dava tarihi itibariyle cari hesaptan kaynaklanan 47.044,85 TL alacaklı olduğunun tespitine'' dair karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekili tarafından verilen 31.07.2023 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle;
-Yapılan yargılamada defaatle belirttikleri üzere, görülmekte olan davada davalı müvekkili şirketin taraf sıfatının bulunmadığını, davacı şirketin, yüklenici olduğunu iddia ettiği müvekkili ile arasındaki ticari ilişkiden dolayı TMK 893 ve devamı maddeleri gereğince alacağın tespitini ve yapı alacaklısının ipoteğin (inşaatçı ipoteği) tescilini talep ettiğini, davacı tarafın, davalı müvekkili ... A.Ş. 'nin diğer davalılar ..., ..., ... ve ...'na ait ...ili, ...İlçesi, ... Mahallesi,... Ada... Parselde kayıtlı arsa üzerindeki taşınmaz inşaasını üstlendiğini iddia ettiğini, ancak yargılama aşamasında sundukları İzmir 16. Noterliğinin █████/2015 tarih, 08085 yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinden anlaşılacağı üzere, diğer arsa sahibi davalılar ile başkaca dava dışı müteahhit olan .... Şirketi arasında, aynı taşınmaz için Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi imzaladığını, müvekkili şirketin yüklenici olmayıp, arsa sahipleri ile aralarında herhangi bir sözleşme bulunmadığını, davanın, yapı alacağı nedeniyle ipotek tesisine destek teşkil etmesi için açılan alacağın tespiti istemine yönelik olduğuna göre, bu davada tarafın, arsa sahipleri ile yüklenici olması gerektiğini, bu yüzden açılan bu davada davalının müvekkilinin taraf sıfatının olmadığını, bu nedenle taraf sıfatı yokluğundan davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, fakat mahkemece verilen nihai kararda, 'eser sözleşmesinin tarafı olan davalıya dava açarak husumeti doğru yönelttiği anlaşılmıştır.' dendiğini ve bu taleplerine itibar edilmediğini, oysaki davalı müvekkili ile davacı firma arasında düzenlenmiş eser sözleşmesi bile olmadığını, mahkemenin bu kararının dayanaksız ve hatalı biçimde verdiğinin görüleceğini, hatta mahkeme kararının 4/6 sayfasının "Değerlendirme" başlıklı kısmın 3. paragrafında ''..davası tefrik edilen arsa sahipleri ..., ..., ..., ... ile .... Şirketi arasında, İzmir 16.Noterliği'nin 29.04.2015 tarih, 08085 yevmiye nolu düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığı,'' denilerek davalı müvekkili şirketin işbu davada taraf sıfatı olmadığının açıkça kabul edildiğini, mahkemenin esasa girerek verdiği tespit kararının son derece hatalı olduğunu,
-Davacı tarafın yargılama sırasında firmasının hazır beton imal ve satışı ile iştigal eden firma olduğunu belirttiğini, yerleşik Yargıtay kararları uyarınca ve TMK m.893'da belli olduğu, hatta mahkemenin kararında da belirtildiği üzere, ''..bir taşınmaz üzerinde yapılan kalıcı nitelikteki bir yapıya malzeme ve emek vererek veya sadece emek vererek katkıda bulunan....'' denilerek, ipotek hakkının kurulması için emek sarfeden veya emek ve malzeme sarfedenlerden bahsedildiğini, dolayısıyla hiçbir emek sarf etmeden sadece malzeme temin eden kişilerin bu haktan faydalanamayacağını, davacı tarafın inşaata sadece beton satan ve tedarik eden tacir niteliğinde olup, ipotek talep etme hakkı olmadığını, davacı tarafın ipotek talep hakkı olup olmadığının halihazırda dava konusunu oluşturmasa da, bu hakkı olmamasından dolayı işbu davadaki alacağının tespiti talebinin reddinin de gerektiğini,
-Kabul anlamına gelmemekle beraber, davacı tarafın alacağının tespitini istemesinde hukuki yararının olmadığını, davacı tarafın davasında açıkça dava değerini ve harca esas değeri belirttiğini ve başkaca yaptığı ek iş vesair taleplerinden bahsetmediğini, sadece belirtilen inşaata hazır beton temin, tedarik işini üstlendiğini ve bunun satışını yaptığını ifade ettiğini, kabul anlamına gelmemekle beraber, alacağının tespiti için ekstra yaptığı işlerden bahsetmeyen davacının alacağının tespit ettirmesinde hukuki yararının olmadığını, bu nedenle alacağın tespiti talebinin de reddine karar verilmesi gerekirken hatalı bir şekilde davanın kabul edildiğini,
-Yine kabul anlamına gelmemek üzere, 2021 yılı faturalarında 12.224,79 TL'nin, müvekkilinin defterlerinde kayıtlı olmadığı ve BA formunda da beyan edilmediğinin görüleceğini, dolayısıyla 12.224,79 TL'lik bakiyenin kabulünün mümkün olmadığını, dava dosyasında yaptırılan bilirkişi incelemesi ile de sabit olduğu üzere, işbu faturalara ait irsaliyeler incelendiğinde, isim ve imzalar ile ilgili net değerlendirilme yapılmadığının görüleceğini, irsaliyede belirtilen '....' isimli kişinin müvekkili şirketin yetkilisi olmadığı gibi, müvekkili şirketin çalışanı da olmadığını, dolayısıyla davacının işbu 12.224,79 TL'lik malın müvekkili şirkete teslim ettiğini ispat edemediğinin de anlaşılacağını, fakat mahkemece davacının talebinin tümden kabul edildiğini, itirazlarının değerlendirilmediğini,
-Yukarıda da izah ettikleri üzere, davacı şirket ile müvekkili arasında yazılı bir sözleşme olmadığını, davacı tarafın kendi başına miktarlar belirtmek, asılsız faturalar düzenlemek suretiyle haksız alacak talep ettiğini, mahkemece de bu talebin kabul edildiğini, kabul anlamına gelmemek üzere, davacının davalı müvekkilinden alacağı olsa bile bu alacağın tefrik edilen dosya ile bir alakasının olmadığını, dolayısıyla öncelikle istinaf incelemesi sonucu kararın kaldırılmasını ve bu haksız davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini,
Sunulan nedenler ve resen nazara alınacak sair nedenlerle, istinaf incelemesi sonucu İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ E. ve ████████ K. sayılı, █████/2023 tarihli kararının kaldırılmasına, dayanaktan yoksun ve haksız bir şekilde açılan davanın reddine, yargılama giderleri ile avukatlık vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda,
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş olup, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekilince, davalı yüklenici şirket ve arsa sahipleri aleyhine dava açılmış olup; davalı şirketin, diğer davalılara ait arsa üzerine inşaat yapılması işini üstlendiği, müvekkilinin ise; davalı şirket ile yaptığı anlaşma doğrultusunda, inşaata hazır beton temin, tedarik ve döküm işini yaptığı, üstlendiği işi eksiksiz olarak ifa ettiği, davalı şirketten alacaklı olduğu, davalı şirketin, müvekkiline borçlu olduğunun tespitinin dava konusu edildiği, zira inşaatçı ipoteğinin tescili bakımından alacağın mahkeme marifetiyle tespiti gerektiği ileri sürülerek, müvekkili şirketin, yüklenici şirketten alacaklı olduğunu tespitini, TMK'nın 893/3 ve 895 maddeleri uyarınca davalı arsa sahipleri adına tapuya kayıtlı olan taşınmaz üzerine yapı alacaklısı ipoteği tescilini istemektedir.
Mahkemece yapı alacaklısı ipoteğinin tescili istemiyle arsa sahipleri aleyhine açılan davanın eldeki davadan tefrik edildiği ve göreve ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Davalı şirket vekili, arsa sahipleriyle, dava dışı başkaca bir müteahhit arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, müvekkili şirketinin yüklenici olmadığını, arsa sahipleriyle arasında herhangi bir sözleşme bulunmadığını, bu davada tarafların arsa sahipleri ve yüklenici olması gerektiğini, müvekkilin taraf sıfatının olmadığını, davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddi gerektiğini, davacının emek ya da malzeme sarf eden kişilerden olmadığını, inşaata beton satan ve tedarik eden tacir niteliğinde olup ipotek talep etme hakkının bulunmadığını, ipotek talep hakkı olmadığından alacağın tespiti talebinin de reddi gerektiğini, davacının alacağının tespitini istemesinde hukuki yararının olmadığını, müvekkilinin satılan betonların bedelini ödediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davacı vekili, dava dilekçesinde iki istekte bulunmuştur. Bunlardan ilki; müvekkilinin, davalı şirketten alacaklı olduğunun tespiti; diğeri ise TMK'nın 893/3 ve 895 maddeleri uyarınca arsa sahipleri adına tapuya kayıtlı taşınmaz üzerine yapı alacaklısı ipoteğinin (inşaatçı ipoteğinin) tescilidir. Yapı alacaklısı ipoteğine ilişkin dava, ilk derece mahkemesince tefrik edilmiştir.
Eldeki davaya, davacı ile davalı şirket arasında yapıldığı ileri sürülen hazır beton temin ve dökümüne ilişkin sözleşme nedeniyle, davacının, davalıdan "alacaklı olduğunun tespiti" isteği yönünden devam edilmiştir. Davacı taraf bu isteğini tespit davası olarak ileri sürmüştür.
6100 sayılı HMK’nın 106. maddesinde tespit davası düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında; “Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir.”; ikinci fıkrasında ise; “Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Davacı tarafın alacak iddiası yönünden eda davası açması mümkün iken, dava, tespit davası olarak açılmıştır. 6100 sayılı HMK’nın 114/1-h maddesi gereğince hukuki yarar, dava şartlarındandır. Dolayısıyla eda davası açması mümkün iken, tespit davası açan davacı yanın eldeki davada hukuki yararı bulunmadığından, davalı şirket hakkındaki tespit davasının dava şartlarından olan hukuki yarar yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; yasal düzenlemeler ve yargısal içtihatlar karşısında, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-2. maddesi gereğince kaldırılarak, Dairemizce yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile,
2-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23.05.2023 tarih ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararının, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/(1)-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
3-Davacının, davalı şirket hakkında açtığı tespit davasının hukuki yarara ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle 6100 sayılı HMK’nın 114/1-h ve 115/2 maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE,
4-Davacı tarafından peşin olarak yatırılan toplam (59,30 TL + 803,40 TL) 862,70 TL harçtan alınması gerekli 732,00 TL karar ve ilam harcının mahsubu ile kalan 130,70 TL'nin davacıya iadesine,(mükerrer harç tahsilinin önlenmesi için ilk derece mahkemesi tarafından tahsil müzekkeresi yazılmış ise işlemsiz iadesinin istenmesine, harç tahsil edilmiş ise harcın iadesine),
5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
7-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olmakla, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiş olması nedeniyle, harç alınmasına yer olmadığına, davalı tarafından yatırılan 803,45 TL istinaf nispi karar harcının, karar kesinleştiğinde ve talebi halinde yatıran davalıya iadesine,
9-Davalı tarafından yatırılan 738,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
10-HMK'nın 333/(1). maddesi gereğince, karar kesinleştiğinde artan gider avansının davacıya, artan delil avansının davalıya iadesine,
11-Kararın Dairemizce taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/(1). maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere 02.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!