Ticari yazılım ve hizmet sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali davasında fatura bedellerinin ödenmemesi ve sözleşme feshine dair uyuşmazlığın istinaf incelemesi.
Özet: Bu dava, yazılım ve ilgili hizmetler sektöründe faaliyet gösteren davacı bir firmanın, davalı ile imzaladığı çerçeve sözleşme uyarınca sunduğu hizmetlere ilişkin kestiği yaklaşık 1.065.000 TL tutarındaki üç faturanın ödenmemesi üzerine başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali talebiyle açtığı davada, davalı şirketin sözleşmedeki fesih hakkına dayanarak müvekkilinin haklı olarak sözleşmeyi feshettiğini ve faturalandırılan hizmetleri almadığını savunarak davanın reddini ve inkar tazminatı ödenmesini talep ettiği bir uyuşmazlıktır.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
15.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:████████
KARAR NO:████████
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:█████/2021
NUMARASI :████████ Esas, ████████ Karar
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:█████/2026
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili, Müvekkilinin yazılım ve ilgili hizmetler sektörünün önde gelen firmalarından biri olduğunu, müvekkilinin geliştirdiği... isimli bir ... ürünü (yazılımı) olduğunu, bu ürünün en karakteristik uygulamasının, eksik veya hatalı olan bir ad-soyad veya adres bilgisinin bu uygulamayla düzeltilebilmesi, doğrusunun elde edilebilmesi olduğunu, davalının da gsm aboneleriyle ilgili olarak almak istediği bu ... projesi için 2014 yılında müvekkili ile görüşmeye başladığını, görüşmeler neticesinde █████/2014 tarihinde taraflar arasında bu görüşmelere ilişkin "Sistem/Donanım/Yazılım Satın Alma, Danışmanlık, Bakım ve Destek Hizmetleri Çerçeve Sözleşmesi" imzalandığını, müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerine yerine getirdiğini, davalının kendisine tebliğ edilen üç adet faturayı tebliğ alınca ödeme yapmak yerinde sözleşmeyi fesih yoluna gittiğini, ancak davalının bu fatura bedellerini (Toplam: 1.065.452,00 TL) ödemekle yükümlü olduğunu, bunun üzerine İstanbul 36. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile icra takibine geçildiğini, davalı borçlunun haksız itirazı ile takibin durduğunu ileri sürerek davalının itirazın iptali ile %20 oranında icra inkar tazminatına mahkumiyetine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili; davaya konu sözleşmenin 15.5. Maddesinin "... İş Emirlerini ve/veya sözleşmeyi ve/veya satın alma siparişleri ve /veya sözleşmenin bir kısmını ve/veya iş emirlerinin ... tarafından uygun görülen bir kısmını her zaman ve tazminatsız olarak 30 gün önceden ihbarda bulunmak kaydıyla iptal ve/veya feshetme hakkında saptir. İş emrinin ve/eya sözleşmenin ... tarafından uygun görülen bir kısmının iptal edilmesi durumunda, iş bu iptalin gerçekleştiği tarih itibariyle bahse konu iş emrinde belirtilen ve tedarikçi tarafından ...teslim edilmiş / kurulumu yapılmış / Donanım / Yazılım Dökümantasyonu / Sistem / Yazılım ve / veya yerine getirilmiş edimler için iş bu sözleşme hükümlerine göre kabul işlemlerine devam edilecektir. Tedarikçi, Kesin Kabülün gerçekleşmesi halinde kabulü gerçekleşmiş edimlerin ücreti dışında başka bir ücreti ve/veya sözleşmede satın alma siparişinde / İş Emrinde değişiklik yapılmasını ... talep etmeyeceğini kabul, beyan ve taahhüt eder. Her halukarda, ... işbu sözleşme tahtında doğmuş veya doğabilecek olan her türlü tazminat hakkını ve / veya alacağını, olur ise tedarikçinin alacağından tedarikçinin onayına tabi olmaksızın mahsup etme hakkına sahiptir" hükmünü haiz olduğunu, müvekkilinin bu kapsamda █████/2016 tarihli ve ... yevmiye nolu ihtarnameyle sözleşmeden kaynaklanan tek taraflı fesih hakkını kullanarak sözleşmeyi feshettiğini ancak müvekkili şirketin fesih sürecine gireceğini bilen davacı şirketin haksız ve hukuka aykırı bir şekilde vermediği hizmetler için aynı tarihte 3 adet fatura keserek müvekkili şirkete gönderdiğini, müvekkili şirketin faturaları kabul etmeyerek davacı şirkete iade edilmek üzere faturalar düzenlediğini ancak davacı şirketin iade faturalarını teslim almadığını ve faturaların müvekkili şirkete döndüğünü, neticeten müvekkilinin takip konusu üç adet faturaya ilişkin ürün/hizmet almadığını, müvekkili şirketin sözleşmeyi fesih hakkının bulunduğunu beyan ederek davanın reddine davacı şirket aleyhine % 20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir. Mahkemece; Somut olayda, davalı, davacı tarafın sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeni ile sözleşmenin 15.5.maddesine dayanarak sözleşmeyi feshetmekte haklı olduğunu ileri sürmüş olup bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Davalı tarafça sunulan uzman görüşünde, taraflar arasında bir yazılım lisans sözleşmesi bulunduğu, bu kapsamda ...'nin asli edim yükümlülüklerinin ... yazılımının teslim ve kurulumu, donanım tadariki, entegrasyon, canlı destek ve 3 yıllık (garanti süresi boyunca )bakım/onarım hizmeti iken ...'in asli edim yükümlülüğünün ise belli bir miktar paranın ödenmesinden ibaret olduğu, sözleşme ilişkisinin eser (istisna ) sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceği, somut olayda taraflar arasındaki hukuki ilişkinin/ Çerçeve Sözleşme'nin ...in mezkur sözleşmeye dayanan askıya alma hakkını kullanması ile hukuka uygun olarak askıya alındığı, sözleşmenin askıya alınmasının ardından ... tarafından sözleşme hükümlerine dayalı olarak sözleşmenin feshi yoluna gidildiği, herikisi de basiretli tacir olan davacı ve davalı arasında imzalanan sözleşmeye göre konusu yazılıma dair geçici kabul yapılmamış olduğundan davacı ...'nin teslim borcunu ifa ettiği sonucuna ulaşmanın mümkün olmadığı, işin esasında daha kabul testleri aşamasının dahi geçilmediği, bu nedenle davalının para borcunu ifa gereğinden de söz edilemeyeceği beyan edilmiş ise de,Taraflar arasındaki sözleşme, yazılım lisans sözleşmesi değil, TBK m.470 anlamında bir eser sözleşmesidir, zira davacı ... yüklenici / tedarikçi, davalı ise iş sahibidir ve davacının yükümlülükleri, sistemin / yazılımın / donanımın yazılım dokümantasyonunun teslim ve kurulum işlerinin gerçekleştirilmesi ile sözleşmede düzenlenen hizmetlerin kapsamındaki ve garanti süresi bitimindeki bakım ve destek hizmetlerinin verilmesidir, davalı ise bunun karşılığında bedel ödemeyi üstlenmiştir. Davacı ... tarafından 18.04.2014 tarihinde test dataları üzerinden test sonucu kurulum işlemleri yapılmıştır. Kurulum testlerinin IP üzerinden data sorgulamaları yapıldığında kurulumun çalıştığı taraflarca karşılıklı olarak teyit edilmiştir. Davacı çalışanı 25.02.2015 tarihli e-mail ile projeye başlayamadığına ilişkin üzüntüsünü bildirmiş, ancak davalı tarafından davacıya bu hususta TBK m.473/3 anlamında herhangi bir ihtarda bulunulmamıştır. Kaldı ki, davacının düzenlediği 18.06.2014 ve 24.06.2014 tarihli “... Projesi” konusundaki 2 adet fatura bedeli toplam 167.765,00-TL'nin davalı tarafından ödenmiş olduğu anlaşılmaktadır. Davalı 18.03.2016 tarihli fesih ihbarında m.15.5 hükmüne dayanarak sözleşmeyi feshettiğini bildirmiş ise de, sözleşme m.15.5'de düzenlenen 30 gün önceden ihbarda bulunulması şartını gerçekleştirmediğinden davacının sözleşmeden doğan yükümünü yerine getirmediğinden söz etmek mümkün değildir. Davacı ... eserini meydana getirmiş ve teslimi için üzerine düşen bütün yükümlülükleri usulüne uygun ve zamanında yerine getirmiştir. Bu nedenlerle davalının sözleşmeyi feshetmekte haklı olduğu iddiasının kanıtlanamadığı, her iki tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olduğu üzere davacının faturalara dayalı olarak davalıdan 1.065.452,00 TL alacağı bulunduğu anlaşılmış, taleple bağlı kalınarak davanın kabulü ile, davalı tarafından İstanbul 36. İcra Müdürlüğünün ... sayılı icra dosyasına yöneltilen itirazın 250.000,00 TL asıl alacak yönünden iptaline ve takibin bu miktar üzerinden devamına, geçerli bir ilamsız genel icra takibinin varlığı, borçlunun yedi günlük süre içerisinde ödeme emrine itiraz etmiş olması, bir yıl içinde açılmış bir itirazın iptali davası bulunması, davacı alacaklının tazminat istemini dava dilekçesinde açıkça talep etmiş olması ve takip konusu alacağın miktarının belli (likit) olması dikkate alınarak borçlunun itirazının haksız olması nedeniyle, davanın kabulü ile, davalı tarafından İstanbul 36. İcra Müdürlüğünün ... sayılı icra dosyasına yöneltilen itirazın 250.000,00 TL asıl alacak yönünden iptaline ve takibin bu miktar üzerinden devamına, 250.000,00 TL asıl alacağın %20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesiyle, sayın mahkemece hükme esas alınan davacı yan beyan ve iddialarını herhangi bir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacı taraf dosya kapsamında dava dilekçesi, dilekçeler aşaması ve öninceleme aşamasında bile öne sürmediği iddialarını ilk kez birinci bilirkişi raporu itiraz dilekçesinde dile getirmiş ve hemen akabinde bir sonraki duruşmanın görülmesinden çok kısa bir süre önce hazırlatılan hukuki mütalaayı dosyaya sunduğunu, bu yönüyle davanın bu aşamasında yeni iddia ve talepler ileri sürmesi iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında olup, yeni iddia ve taleplerin kabul edilmemesi gerektiğini, buna ilişkin olarak, bilirkişi raporuna itiraz dilekçemizde iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olduğuna yönelik itirazlarımızda yerel mahkeme tarafından hiçbir şekilde dikkate alınmamış ve hükme bağlandığını, ancak, sayın mahkeme 11.02.2020 tarihli birinci bilirkişi raporuyla (“1. Birlikişi Raporu”) davacı tarafından sunulan 18.06.2020 tarihli uzman görüşü arasında çelişkiler bulunduğunu belirterek yeni bir bilirkişi heyetine rapor alınmak üzere dosyayı tevdii etmiş ve tamamen müvekkil şirket aleyhine ve fakat davacı taraf lehine alınan 11.01.2021 tarihli ikinci bilirkişi raporuna (2. Bilirkişi Raporu”) dayanarak, iki bilirkişi raporu arasındaki çelişkileri gidermeksizin eksik ve hatalı bir hüküm tesis ettiğini, bununla birlikte, ilk derece mahkemesi dosyanın ikinci kez bilirkişiye tevdi edilmesi kararını aldığında bilirkişi heyetine dosyanın tevdiine karar vermiş olmasına rağmen bilirkişilerin heyet halinde değil ayrı ayrı rapor sunup, sonrasında detaysız toplu bir rapor sunulmasının ve bu ayrı ayrı sunulan raporlara istinaden hüküm kurulmasının usule aykırı olduğunu, zira, ilk derece Mahkemesince dosyanın bilirkişi heyetine ve bilirkişi heyet raporu oluşturulmasına karar verilmiş olmasına karşın önce 21.09.2020 tarihli adli bilişim uzmanı bilirkişi ... ve tarih içermeyen bilirkişi S.M Mali Müşavir ... tarafından ayrı ayrı münferit rapor sunulmuş ve söz konusu münferit raporlara atıf yapılarak bir heyet raporu oluşturulduğunu, söz konusu rapor, dava kapsamındaki uyuşmazlığı çözümlemek ve aydınlatmaktan çok uzak olup, tamamen davacı lehine olarak 1. bilirkişi raporundan nerdeyse tamamen farklı ve çelişecek şekilde kaleme alınmış, güvenilirlik ve netlikten uzak olduğunu, bu sebeple, hem eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeler içeren hem de usule aykırı olarak hazırlanan raporun hükme esas alınmasını hiçbir şekilde kabul etmediklerini, sayın mahkemece davacının beyanları doğrultusunda taraflar arasındaki uyuşmazlığa konu sözleşmenin eser sözleşmesi olduğuna dair yapılan hukuki değerlendirme hatalı olduğunu, taraflar arasında bir eser sözleşmesi değil bir lisans sözleşmesi bulunduğunu, yerel mahkeme tarafından gerekçeli kararında uyuşmazlık konusunun belirlenmesine ilişkin olarak “taraflar arasındaki uyuşmazlık, taraflar arasındaki sistem / donanım / yazılım / satın alma, danışmanlık, bakım ve destek hizmetleri çerçeve sözleşmesi gereğince davacının geliştirdiği ... (... yazılımı)' nın teslim ve kurulum işlerinin gerçekleştirilmesine ilişkin yükümlülüğe karşılık davacının davalıdan ücret alacağı olup olmadığı, davaya konu yazılıma ilişkin verilmiş geçici kabul belgesi bulunup bulunmadığı, davalının sözleşmeyi feshetmekte haklı olup olmadığını, tespiti ve bu tespite bağlı olarak kararın oluşturulmasının yerinde olmadığını, zira, davacı taraf çerçeve sözleşme gereğince müvekkil şirket için bir yazılım geliştirmediğini, dava dosyası kapsamında sunduğumuz dilekçelerimizde de ifade ettiğimiz üzere söz konusu yazılım müvekkil şirket için meydana getirilen ve geliştirilen bir ürün olmayıp müvekkil şirketten tamamen bağımsız davacının kendisinin meydana getirdiği ve taraflar arasında herhangi bir sözleşme akdedilmeden önce dahi halihazırda var olan ve davacı yan tarafından lisans yolu ile 3. kişilere kullandırılan bir yazılım olduğunu, çerçeve sözleşmede ve eklerinde davacı tarafın bir ürün geliştirme yükümlülüğünde olduğuna dair ve tarafların bu kapsamda mutabakatına dair herhangi bir ifade, madde düzenleme de bulunmadığını, yerel mahkemece taraflar arasındaki hukuki ilişkinin eser sözleşmesi olarak nitelendirilmesini kabul anlamına gelmemek kaydı ile biran için eser sözleşmesi olduğu düşünülse dahi, basiretli tacir olan taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinin geçerli olduğunu, taraflar arasında sözleşme serbestitesi ilkesi kapsamında düzenlenen ve ortak mutabakat ile akdedilen gerçerli bir sözleşme bulunduğundan burada yer alan düzenlemelere göre somut olayın değerlendirilmesi gerektiğini, çerçeve sözleşmeye göre ödemeye hak kazanabilmek için geçici kabul gerekli olduğunu, sayın ilk derece mahkemesi tarafından dosya içersinde yer alan bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden hüküm kurulması eskik inceleme teşkil ettiğinin açık göstergesidir ve kabul edilebilir olmadığını,
müvekkil şirket kendisine çerçeve sözleşme ile tanınan tek taraflı fesih hakkını kullanmış, o zamana kadar verilen hizmete karşılık sözleşmeye göre tahakkuk eden bedelleri de ödemiş olduğunu, müvekkil şirket sözleşmeden kaynaklanan tek taraflı sebep göstermeksizin fesih hakkının kullanılmasında herhangi bir şekilde haklılığının ispatını kanıtlamak zorunda olmamakla birlikte, esas davacı dava konusu yükümlülüklerini yerine getirdiği iddiasını somut bilgi ve belgelerle kanıtlayamadığını, yere mahkemece verilmiş olan gerekçeli kararda “iptali davasında ispat yükü kural olarak davacı alacaklıdadır.” denilmekle beraber dosyanın içerisinde sözleşme konusu yükümlülüğünü yerine getirdiğini iddia eden davacının bu iddiasını somut verilerle kanıtladığına dair somuy bilgi ve belgenin yer almadığını, kısaca esasen eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeler içeren raporlara dayalı olarak hüküm kuran ilk derece mahkemesinin söz konusu kararının kabulüne imkan bulunmadığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması için istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Taraflar arasındaki uyuşmazlık TBK 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı ise iş sahibidir. Davacı, taraflar arasında imzalanan sözleşme kapsamında geliştirilen yazılımın teslim edilip kurulduğunu, faturaların düzenlenerek davalıya gönderildiğini, davalının bu faturaların bir kısmını ödediğini ancak bakiye alacağı ödemediğini, düzenlenen üç adet faturaya dayalı alacağın tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve alacağın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı taraflar arasında çerçeve sözleşme bulunduğunu, sözleşme kapsamında hizmetin gereği gibi yerine getirilmediğini, projenin askıya alındığını, davacının hizmet sunmadığını, bu nedenle borç bulunmadığını ve düzenlenen faturaların kabul edilmediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Mahkeme kararında dosya kapsamı, bilirkişi raporları ve taraf kayıtları birlikte değerlendirildiğinde davalı tarafından icra takip tarihinden sonra düzenlenen iade faturalarının davacıya teslim edilmediği, davacı kayıtlarında yer almadığı ve cari hesapların örtüşmediği, bu nedenle davalının borçtan kurtulduğunun kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulü ile itirazın iptaline ve takibin devamına hükmedilmiştir.Taraflar arasında akdedilen 07.03.2014 tarihli sözleşmede 2. maddede işin adının sistem, donanım ve yazılım satınalma ile danışmanlık, bakım ve destek hizmetleri olarak belirlendiği, 3.1 maddede işin bedeli ve ödeme şartlarının iş emri ve satın alma siparişleri ile düzenleneceğinin kararlaştırıldığı, 3.2 maddede ödemelerin faturanın tebliğinden sonra yapılacağının hüküm altına alındığı, 5.1 maddede teslimin tedarikçi tarafından sistem ve yazılımın kurularak hazır hale getirilmesi ile gerçekleştirileceğinin düzenlendiği, 6.1 maddede kabulün testlerin tamamlanması ve kabul belgesinin imzalanması ile gerçekleşeceğinin belirtildiği, 15.5 maddede ise davalıya sözleşmeyi kısmen veya tamamen feshetme hakkı tanındığı ve yalnızca kabul edilen işler bakımından ödeme yapılacağının kararlaştırıldığı anlaşılmıştır.Dosya kapsamına göre sözleşmenin 18.03.2016 tarihli ihtarname ile davalı tarafından feshedildiği, fesih sebebinin ise davalı tarafça projenin askıya alındığının ve devam etmeyeceğinin bildirilmesi ile birlikte sözleşmenin ilgili hükmü uyarınca fesih hakkının kullanılması olarak bildirilmiştir. Sözleşmenin 15.5 maddesinde, davalı tarafa sözleşmeyi veya iş emirlerini kısmen veya tamamen her zaman feshetme hakkı tanındığı, bu fesih hakkının herhangi bir sebebe bağlı olmaksızın 30 gün önceden bildirmek kaydıyla kullanılabileceği, fesih halinde yalnızca o ana kadar gerçekleştirilmiş ve kabulü yapılmış işler bakımından ödeme yapılacağı, kabulü yapılmamış işler yönünden yüklenicinin herhangi bir talepte bulunamayacağının düzenlendiği anlaşılmıştır.Mahkemece bilirkişi heyetlerinden rapor alınmıştır. 11.02.2020 tarihli, ..., Doç Dr ... ve ...’dan oluşan bilirkişi heyeti raporunda, taraflar arasında akdedilen 07.03.2014 tarihli sözleşme kapsamında işin iş emri ve ekleri ile belirlenmesi gerektiği, dosyada geçici ve kesin kabul belgelerinin bulunmadığı, projenin davalı tarafından askıya alındığı ve sözleşmenin feshedildiği, yazılımın canlı ortama alınmadığı ve davacının edimlerini yerine getirdiğini gösterir yeterli teknik ve hukuki delilin bulunmadığı tespit edilerek davalının sözleşmeyi sözleşme hükümlerine uygun olarak feshettiği ve davacının alacak talep edemeyeceği sonucuna varıldığı anlaşılmıştır.21.09.2020 tarihli, bilirkişi ... tarafından düzenlenen raporda, mahkemenin ara kararı doğrultusunda önceki bilirkişi raporu ile tarafça sunulan uzman görüşü arasındaki çelişkilerin giderilmesi amacıyla yapılan incelemede taraflar arasındaki sözleşme kapsamında geliştirilen ... yazılımının test ortamında kurularak çalıştırıldığının e posta yazışmaları ile teyit edildiği, ancak yazılımın canlı ortama alınmadan projenin davalı tarafından durdurulduğu tespit edilerek bu hususun değerlendirilmesinin mahkemenin takdirine bırakıldığı anlaşılmıştır.12.11.2020 tarihli, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir bilirkişi ... tarafından düzenlenen raporda, mahkemenin ara kararı doğrultusunda önceki raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi ve tarafların ticari defter ve kayıtları ile iade faturalarının değerlendirilmesi amacıyla yapılan incelemede davalı şirketin 06.05.2016 icra takip tarihi itibariyle 1.065.452,00 TL borçlu olduğu, sonrasında düzenlenen iade e arşiv faturalarının davacıya teslim edilmediği ve tek taraflı kaydedildiği, buna rağmen davalı kayıtlarında borç bakiyesinin sıfırlandığı tespit edilerek bu hususun mahkemenin takdirine bırakıldığı anlaşılmıştır.11.01.2021 tarihli, hukukçu bilirkişi Prof Dr ..., Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ... ve teknik bilirkişi ...’dan oluşan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen raporda, önceki bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin giderilmesi ve taraflar arasındaki sözleşme kapsamında edimlerin yerine getirilip getirilmediği ile icra takibine konu alacağın değerlendirilmesi amacıyla yapılan incelemede davacı tarafından geliştirilen yazılımın test edilerek çalışır hale getirildiğinin tespit edildiği, davalı tarafından düzenlenen iade faturalarının davacıya teslim edilmediği ve tek taraflı kaydedildiği, bu nedenle taraf kayıtlarının örtüşmediği belirlenerek davacının 1.065.452,00 TL alacaklı olduğunun kabulünün mahkemenin takdirine bırakıldığı sonucuna varıldığı anlaşılmıştır.11.01.2021 tarihli bilirkişi heyeti raporunun, mahkemenin ara kararı doğrultusunda dosyada mevcut önceki bilirkişi raporları arasında ortaya çıkan çelişkilerin giderilmesi, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında davacının edimlerini yerine getirip getirmediğinin ve icra takibine konu alacağın varlığının teknik, mali ve hukuki yönleriyle birlikte değerlendirilmesi amacıyla alındığı ve mahkemece hükme esas alındığı anlaşılmaktadır. Sözleşme hükümleri incelendiğinde kabul süreçlerinin, tedarikçi tarafından sistem ve yazılımın kurulup çalışır halde hazır hale getirilmesinden sonra teknik şartnamede öngörülen testlerin yapılması, bu testlerin başarılı şekilde tamamlanması ve akabinde davalı tarafından kabul belgesinin imzalanması ile geçici kabulün gerçekleşmesi, bu aşamadan sonra kesin kabul sürecine geçilmesi şeklinde düzenlendiği anlaşılmıştır. Mahkemenin hükme esas alınan 11.01.2021 tarihli son bilirkişi heyeti raporu itibariyle değerlendirildiğinde, sözleşmede kabul sürecinin testlerin tamamlanması ve kabul belgesinin imzalanmasına bağlandığı, dosyada kabul belgesine rastlanmadığı ancak yazılımın test edilerek çalışır hale getirildiğinin tespit edildiği ve davacının edimini yerine getirdiğinin kabul edildiği dikkate alındığında, teslim ve kabul sürecinin şekli unsurlarının tamamlanmadığına karşın fiili ifa yönünden edimin gerçekleştirildiği yönünde değerlendirme yapıldığı anlaşılmıştır.Türk Borçlar Kanunu’nun 470 inci maddesinde, “Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir” biçiminde tanımlanmıştır. Eser sözleşmesi iki tarafa karşılıklı borç yükleyen bir tür iş görme sözleşmesi olup, “eser” ve “bedel” olmak üzere iki temel unsuru bulunmaktadır.Bu sözleşmelerde yüklenici, iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yaparak ve zamanında tamamlayarak iş sahibine teslim etmekle; iş sahibi de bu çalışma karşılığında ivaz ödemekle yükümlüdür.Taraflar sözleşmede işin teslim ve kabul usulünü özel bir şarta veya tutanağa bağlamışlarsa, bu durum 6100 sayılı HMK kapsamında bir "delil sözleşmesi" niteliğindedir. İşin teslim edildiği ancak ve sadece bu sözleşme hükmüne uygun olarak düzenlenen belgelerle (kabul tutanağı) ispatlanabilir. İş sahibinin sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme hakkı Kanun'da düzenlenmiştir. TBK m. 484 uyarınca; iş sahibi, eserin tamamlanmasından önce yapılmış olan kısmın karşılığını ödemek ve yüklenicinin bütün zararlarını gidermek koşuluyla sözleşmeyi feshetme hakkına sahiptir.Somut olayınızda yer alan sözleşmenin 15.5 maddesindeki sebepsiz fesih hakkı, sözleşme serbestisi ve TBK m. 484 çerçevesinde geçerli ve kullanılabilir bir haktır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 6. maddesi uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlü olup; yüklenici, sözleşmeye uygun olarak eseri meydana getirip teslim ettiğini kanıtlamak zorundadır Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 266. maddesi gereğince mahkeme, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz ve bilirkişiler raporunda hukuki nitelendirmede bulunamaz Eser sözleşmesinin konusunun yazılım olduğu durumlarda ifanın nasıl değerlendirileceği dairemiz kararlarında, "sözleşme konusu yazılımın davacı şirketin sunucularında geliştirildiği ve kurulum aşamasının tamamlandığını, ancak kurulumu yapılan uygulamanın son kullanıcı testine hazır edilemediği, uygulamanın test aşamasında kaldığı... tüm fonksiyonel işlevlerini yerine getirecek ölçüde uygulamanın tam ve eksiksiz bir şekilde faaliyete alınamadığının test edildiği" durumlarda, yüklenicinin eseri fiilen teslim ettiğinden ve ifanın gerçekleştiğinden söz edilemez. Yazılım projelerinin tüm aşamaları bir bütündür ve tüm aşamalar tamamen bitmeden canlıya geçiş sağlanmadıkça eserin işe yaradığından bahsedilemez. Somut olayda, taraflar arasında evvelce alınan bilirkişi raporlarında projenin askıya alındığı, kesin kabul belgelerinin bulunmadığı ve yazılımın canlı ortama alınmadığı açıkça tespit edilmiştir. Ancak hükme esas alınan 11.01.2021 tarihli son raporda bilirkişi; "18.04.2014 tarihinde test dataları üzerinden kurulumun çalıştığının teyit edildiği" tespitinden hemen sonra, "davacı çalışanının 25.02.2015 tarihli e-mail ile projeye başlayamadığına ilişkin üzüntüsünü bildirdiği" gerçeğini aktarmış, fakat "davalı tarafından herhangi bir ihtar yapılmadığı" yönündeki tamamen hukuki bir nitelendirmeye dayanarak yüklenicinin edimini yerine getirdiğini kabul etmiştir. Bilirkişinin görevi sadece maddi ve teknik vakıaları (yazılımın canlıya geçip geçmediğini) saptamaktır. Davalı iş sahibinin ihtar çekmemesi gerekçesiyle yükleniciyi haklı bulan bilirkişi, yetkisini aşmış ve raporu hukuken hüküm kurmaya elverişsiz hale getirmiştir. Yüklenici çalışanı tarafından "işe başlanamadığının" bizzat e-posta ile ikrar edildiği ve yazılımın "canlıya alınmadığı" sabitken, kendi içinde çelişkiler barındıran salt bu son bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kabulüne karar verilmesi yerinde değildir. Hukuk Genel Kurulu (HGK) Kararlarında, Anılan bilirkişi raporunun teknik özellikleri taşımaması, denetime elverişli olmaması, mevcut bilirkişi raporları ile çelişki oluşturması ya da verilen bilgilere göre somut olayın özellikleri ve var olan teknik verilere göre kendi içinde çelişki oluşturur tarzda olması hâlinde söz konusu rapor hükme esas alınamayacaktır. Hâkim bu durumda, davayı aydınlatma yükümlülüğünün de bir gereği olarak, eksiklik veya belirsizliğin ya da çelişkilerin giderilmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması için HMK’nın 281 inci maddesinde belirtilen yolu izlemelidir. ilkesi kesin bir biçimde benimsenmiştir.O halde mahkemece yapılacak iş; HMK'nın 281/3. maddesi uyarınca gerçeğin ortaya çıkması için, önceki bilirkişilerden farklı, yazılım ve bilişim konularında uzman bir bilgisayar mühendisi, sözleşmeler hukuku uzmanı ve bir mali müşavirden oluşan yeni bir üç kişilik bilirkişi kurulu oluşturularak; taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ve kabul belgesi şartları, davacı çalışanı tarafından gönderilen 25.02.2015 tarihli projeye başlanamadığına dair e-posta ikrarı ve önceki üç bilirkişi raporu arasındaki çelişkiler birlikte değerlendirilmek suretiyle; yazılımın tüm fonksiyonel işlevlerini yerine getirecek ölçüde "canlı ortama (faaliyete) alınıp alınmadığı", sadece "test ortamında" kalmasının ifa için yeterli olup olmadığı hususlarında bilirkişilerin taraf itirazlarını karşılayan, çelişkileri giderici ayrıca fesih tarihi itibariyle davacının alacaklı olduğu bedel, ödeme bedelleri düşülerek bakiye alacağı olup olmadığı hususlarında gerekçeli ve denetimine elverişli yeni bir rapor alınıp sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm verilmiş olması hatalı olmuştur. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2-İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin █████/2021 tarih, ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE,
5-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,
6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!