Ücret farkı davasında, bakanlık onayıyla verilen yüksek ücretlerin toplu iş sözleşmesi zamlarına esas alınmaması gerektiğine dair Yargıtay kararı.
Özet: Bu hukuki evrak, bir mühendisin eksik uygulanan toplu iş sözleşmesi zamları ve buna bağlı ikramiye farkı talebiyle açtığı davada, yerel mahkemenin bakanlık oluru ile verilen yüksek başlangıç ücretlerini de dahil ederek davayı kabul etmesi üzerine, Yargıtay tarafından Hukuk Genel Kurulunun emsal kararına atıfla, bu tür yüksek ücretlerin müktesep hak sayılmaması ve toplu iş sözleşmesi zamlarının hesabında dikkate alınmaması gerektiği belirtilerek, yerel mahkemenin hatalı hükmünün bozulmasına ve davanın reddedilmesi gerektiğine karar verildiğini özetlemektedir.
9. Hukuk Dairesi         ██████████ E.  ,  ██████████ K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

    DAVA :Davacı, ücret farkı, ikramiye farkı ile ilave tediye farkı alacak ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
    Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır.
    Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
    Y A R G I T A Y K A R A R I
    Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
    4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
    Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir.
    Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
    İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler.
    Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir.
    Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmemesi ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemesi, işçinin ücret, sigorta primi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır.
    Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenip, düzenlenmediğinin de araştırılması gerekir.
    Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir.
    Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır.
    Somut olayda; davalı iş yerine mühendis olarak on yıl kadar önce giren davacı işçi, 01.01.1997-31.12.2004 tarihleri arasında iş yerinde yürürlükte olan TİS zamlarının kendisine tam uygulanmadığını, 01.01.2005 sonrası da ise dönem artışlarının sözleşmenin devamlılığı ilkesine göre, eksik uygulandığı iddiası ile fark ücret ve buna bağlı olarak akti ve yasal ikramiye isteklerinde bulunmuştur.
    Davalı iş veren zamanaşımı definde bulunarak, tüm artışların usulüne uygun olarak uygulandığını savunmuştur.
    Mahkemece; Bakanlık oluru ile verilen ücretler dahil edilerek hesaplamaya itibar edildiği belirtilerek istek gibi hüküm kurulmuştur.
    Aldırılan ilk bilirkişi raporunda davacının herhangi bir fark alacağının olmadığı belirtilmiştir.
    Bu rapora davacı vekili itiraz ederek; Bakanlık oluru ile verilen ücretlerin nazara alınmadan hesap yapılmadığı gerekçesiyle itiraz edip, dairemizin aynı konudaki onama kararını sunmuştur.
    Bundan sonra alınan üç kişilik bilirkişi raporunda fark alacaklar hesaplanmıştır.
    Davalı Bakanlık yeni işçi bulabilmek için zaman zaman, davacı gibi mühendis veya dört yıllık fakülte mezunlarını müktesep hak sayılmamak koşulu ile yüksek ücretlerle işe almıştır. Hukuk Genel Kurulunun aynı olayla ilgili 11.11.2009 tarih ve 2009/9-438 Esas ve ████████ sayılı kararına göre TİS zamlarının bu yüksek ücretler nazara alınmadan uygulanması gerekir.
    Dairemiz Hukuk Genel Kurulunun belirtilen kararından sonra, önceki onama kararlarından dönmüştür.
    Mahkemece kabulüne karar verilen fark isteklerin sadece Bakanlık oluru ile verilen bu yüksek ücretlerin eklenmesinden kaynaklandığı, davacı vekilinin itiraz dilekçesinden, hükme esas olan bilirkişi raporundan ve mahkeme kararından açıkça anlaşılmaktadır.
    Böyle olunca; anılan Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen görüş doğrultusunda davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalıdır.
    SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 17.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!