İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesinde hekimin gebelikte Down sendromu teşhisine yönelik aydınlatma yükümlülüğünü ihlali sebebiyle açılan tazminat davası ve Yargıtayın emsal kararları.
Özet: Bu dava, gebelik takibinde Down sendromu tespitine yönelik testler, doğruluk oranları, alternatif tespit seçenekleri ve reddi halinde ortaya çıkacak riskler konusunda davacı anneyi yeterince aydınlatmayarak çocuğunun Down sendromlu doğmasına neden olduğu iddia edilen doktorun tıbbi kötü uygulaması nedeniyle açılan tazminat talebini konu almakta olup, davacı, Yargıtayın hekimin anomalileri tespit imkanları konusunda hastayı aydınlatma yükümlülüğünü ve aydınlatma yapıldığının ispat külfetinin hekimde olduğunu vurgulayan, düşük risk oranına rağmen kesin tanı yöntemleri hakkında bilgi verilmesi gerektiğini belirten ve bu konulardaki bilirkişi raporlarına itibar etmeyen emsal kararlarını dayanak göstererek, gebelikte Down sendromunun tespit edilebilirliği ve aydınlatma eksikliğinden kaynaklanan sorumluluğun altını çizmektedir.

T.C. İstanbul Anadolu 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : ████████
KARAR NO : ████████
DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ : █████/2021
KARAR TARİHİ : █████/2026
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle : Müvekkilinin ----annesi olup gebelik takibi dava dışı Dr---- tarafından yapıldığını, Dr.--- Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi █████/2021-█████/2022 tarihlerinde geçerli olmak üzere ---- no. ile davalı ---- ŞİRKETİ tarafından düzenlendiğini, Sigortalı doktor gebelik takibinde davacı anneyi down sendromunu tespit eden testler, doğruluk oranları, altematif tespit seçenekleri ve bunların reddedilmesi halinde başta down sendromu olmak üzere, ortaya çıkacak riskler konusunda usulünce aydınlatmayarak küçük ---- down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet vermiştir. Oysa down sendromu gebelikte tespiti mümkün olan, tespiti halinde de 2827 SK'na göre gebeliğin sonlandırılmasına izin verilen bir özür olduğunu, Yargıtay -----. Hukuk Dairesi ise down sendromunu teşhise yönelik imkanlar konusunda hastayı aydınlatmayan doktorun sorumlu olacağını, davamız, sigortalı doktorun davacıları aydınlatmaması sebebiyle down sendromlu doğumdan sorumlu olduğu iddiasına dayanmaktadır. Yargıtay ----Hukuk Dairesi'nin bu konudaki ilke kararı; anomaliyi tespit imkanları konusunda aydınlatma yapılmamasının hekimin sorumluluğunu gerektirdiği ve aydınlatma konusunda da ispat yükünün davalı sigortacıya ait olduğu yönünde olduğunu, Yargıtay ----. Hukuk Dairesi'nin ----sayılı █████/2019 tarihli kararında (EK.1) önce genel kuralı vurgulayarak; “,.Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir...” demiştir. Yargıtay kararına konu olaydan da anlaşılacağı üzere gebelik takibi de sağlıkla ilgili bir girişim olup, gebelik takibi yapan her doktor, hastasının aydınlatılmış onamını almak zorundadır. Kararın devamında ise “...Özetle hekim, görevini özenle yerine getirmeli ve hastanın bilgi alma hakkı kapsamında onu aydınlatmalıdır. Somut olayda, hekimin down sendromunu teşhise yönelik bir hatasının veya bu anomaliyi teşhise yönelik imkanlar konusunda hastayı aydınlatmamasının sorumluluğunu doğuracağı izahtan varestedir...” denilerek ilk olarak çok kesin bir şekilde down sendromu teşhis yöntemleri konusunda hastayı aydınlatmayan doktorun (dolayısıyla sigortacının) sorumlu olacağının tartışmasız olduğunu vurgulandığını, Kararın devamında ATK raporuna atıf yapılarak tarama testleri sırasında down sendromu riskinin 1/8490 çıkmış olması ve uygulamada risk sınırının 1/300 olması sebebiyle sigortalı doktorun amniyosentez önermemesinir bir eksiklik olmadığı mütalaasını içeren ATK raporuna itibar edilmediğini, Yargıtay -----.HD, ATK raporunun tam aksine hekimin hem tarama testleri ve hem de tanı testleri konusunda anne/bahayı aydınlatması gerektiğini şu şekilde ifade etmekte olduğunu, “...Mahkemece alınan tüm raporlarda belirtildiği gibi, üçlü tarama testi sonucunda elde edilen düşük risk oranına rağmen bebeğin down sendromlu olma ihtimali bulunmakta olup, bebeğin down sendromlu olup olmadığının tespiti için kesin tanı yöntemlerine başvurulması gerekmekte, ancak bu yöntemler de düşük gibi riskleri beraberinde getirdiğini, Bu durumda hekim, üçlü tarama testi sonucunda elde edilen düşük risk oranına rağmen bebeğin down sendromlu olabileceğini, kesin tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini, yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri gereğince ve usulünce anneye/babaya açıklamalı, onları aydınlatmalıdır. Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini ispat yükü ise hekimdedir..” diyerek bir yandan down sendromunun gebelikte tespit edilebildiği vurgulanmakta ve diğer yandan da aydınlatmanın kapsamı açıklanacağını, öte yandan down sendromuna ilişkin açtığımız bir başka davada Yargıtay --- Hukuk Dairesi'nin ---- Esas, ---- Karar sayılı █████/2019 tarihli kararında da bu kez ---- Tıp Fakültesi heyet raporundaki görüş aksine karar vererek, aynı hususları tekrar etmiş olması artık bu kararların gebelikte tespit edilemeyen down sendromu davaları hakkında “İLKE KARARI” olduğunu da gösterdiğini, Yargıtay ---Hukuk Dairesi'nin ---- Esas----Karar sayılı █████/2019 tarihli kararında ve yine ----.H.D'nin----Karar sayılı █████/2019 tarihli kararlarında ne ATK ve ne de Üniversite Tıp Fakültesi Heyeti kusur raporlarına itibar etmemiştir. Yargıtay'ın bilirkişiler tarafından hazırlanan kusur raporlarının tam aksine karar verdiği ve kusur raporlarına itibar etmediği dikkate alındığında dosyada kusur incelemesi yapılmasının yersiz olduğunu, anılan Yargıtay kararlarında devamla “.. hastayı bu şekilde toplanıp sonucuna göre karar vermek gerekir...” denilerek sayın mahkemeye de yol gösterildiğini, davalının usulünce aydınlatılmış onam alıp almadığına bilirkişi değil sayın mahkeme karar vereceğini, Bu nedenle de kusur incelemesi yapılması yersiz olacağını, ancak her şeye rağmen sayın mahkeme yine de bilirkişiden rapor alacaksa araştırılacak konu hekimin aydınlatma görevini yerine getirip getirmediğini, bu sebeple fazlaya dair talep ve dava hakkımız mahfuz kalmak kaydıyla:. Müvekkilim küçük ----- için: 430.000TL işgöremezlik (bakıcı ücreti dahil maddi) tazminatı, . 40.000 TL manevi tazminat, Müvekkilim ----- (anne) için 20.000 TL manevi tazminat, Müvekkilim --- (baba) için 20.000 TL manevi tazminat, olmak üzere toplam 510.000 TL tazminatın davalıya başvuru (█████/2021) tarihinden itibaren avans faizi, mahkeme masrafları ve avukatlık ücretiyle davalıdan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle : HMK md.121 vd. gereği, dava dilekçesinde dayanılan delillerin birer nüsha fazlası mahkemeye sunulur ve davalı yana bir nüshası tebliğ edileceğini, Dava dilekçesinde dayanılan deliller, birinci trimester kombine tarama testi (ikili tarama testi), dörtlü tarama testi, doğum raporu ve diğer delillerin tarafımıza tebliğini talep ederiz. Deliller tarafımıza tebliğ edildiğinde, ek beyan ve karşı delil hakkımızı saklı tutacağını, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.1. Maddesi uyarınca, bir zararın poliçe kapsamında teminat altına alınabilmesi için;"...serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların (Değişik ibare:-------poliçe kapsamındaki mesleki faaliyeti ifa ederken, sözleşme tarihinden önceki on yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içinde mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerine, bu taleple bağlantılı yargılama giderleri ile hükmolunacak faize ve sigortalı aleyhine ileri sürülen tazminat talebine ilişkin makul giderlere karşı poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağlar. Ancak on yıllık dönemin başlangıcı 30 Temmuz 2009’u geçemez ve bir aydan fazla sigortasız kalınan dönemlerde meydana gelen olaylara bağlı olarak sigortalı dönemlerde yapılan ihbarlar için sigorta koruması yoktur." Dolayısıyla; ilk tazminat talep tarihinde hekimin sigortasının hangi şirket nezdinde bulunduğunun tespiti; ayrıca olay tarihinde hekimin herhangi bir sigorta şirketinde Zorunlu TKU poliçesinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir. Zira 30 günden fazla sigortasız kalınan dönemlerde yapılan mesleki faaliyetler yönünden, ileride poliçe düzenlense dahi TKU ZMM genel şartları gereği poliçe kapsam ve koruması bulunmamaktadır. Somut olaya ilişkin olarak, hekimin, ilk tazminat talep tarihinden poliçesinin hangi şirkette olduğu ve olay tarihinde herhangi bir Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesinin bulunup bulunmadığının tespiti için TRAMER (SBM)'ye yazı yazılmasını talep edildiğini, önemle belirtelim ki dava konusu olayın ne şekilde meydana geldiği; davacının hangi tarihlerde sigortalı hekimle görüştüğü; doğum öncesi gebelik takiplerinin hangi hastanelerde yapıldığına ilişkin hiçbir bilgi dava dilekçesinde verilmediğini, Gebelik takibi; yaklaşık 40 haftaya yayılmış bir süreçtir. Bu sürecin farklı aşamalarında farklı hekimler, uzmanlar ve hastaneler yer alabileceği gibi, hastanın sürecin farklı dönemlerinde tedavi ve takiplerini üst merkezler, dış merkezler ve dahi Özel Hastanelerde yürütebileceği Sayın Mahkemenin malumu olduğunu, Nitekim davacı yan tarafından, müvekkil şirketçe sigortalı bulunduğu iddia edilen hekim tarafından takip edildiği iddia edilen kısma yönelik itham ve iddialarda bulunulmuş olup; HMK md.64 vd. Uyarınca işbu davanın sonuçları kendisini de etkileyebileceğinden, davanın, sigortalı hekime ihbarını talep edildiğini, Öte yandan; davacının gebelik takibinde sigortalı hekim tarafından takip edildiği döneme ilişkin tüm test ve tetkikler eksiksiz yaptırılmıştır. Kaldı ki, mevcut tıbbi yöntemlerle down sendromu vb. anomalilerin %100 tespiti mümkün olmadığı gibi, eğer test ve tetkiklerde düşük risk çıktı ise bu durumda da hekime kusur atfedilmesi mümkün değildir. Zira testlerin tespit oranları değişkenlik gösterdiği gibi her doğum öncesi anomalinin doğumu sonlandırma endikasyonu da bulunmamaktadır. Üstelik, hastanın ikili tarama testi vb. yöntemlerle yüksek risk grubunda bulunmadığı durumlarda, amniyosentez, kordosentez ve CVS gibi invazif işlemlerin yapılması tıbbi açıdan mümkün değildir. Zira bahsi geçen invazif tanı yöntemleri yüksek oranda risk içerdiğinden, bu tür invazif girişimlerin yapılabilmesi için hastanın endikasyonlarının bu testlerin yapılmasına uygun olması diğer bir deyişle yüksek risk grubunda yer alması gerekmektedir. O halde dahi, hastanın, hekimin yönlendirmelerine uygun şekilde işlem yapması (söz gelimi, amniyosentez için sevk edildi ise gönderildiği hastanede tetkiklerini yaptırması) gerektiğini, öte yandan; Sayın Mahkemece malum olduğu üzere, gebelik takibinde hastalar çoğu kez birden fazla hastanede farklı hekimler tarafından muayene edilmekte; özellikle her test ve tetkikin her yerde yapılamadığı gözetildiğinde, farklı tıp merkezlerinde çeşitli test ve tetkikler yaptırabilmekte olduğunu, Bu nedenle; davacı küçüğün doğum tarihinden 12 ay öncesini içerecek şekilde; DAVACI ANNENİN tüm gebelik sürecini ve gebeliğinin sonuçlandığı tarih içerir şekilde en az 12 aylık MEDULA kayıtlarının Sosyal Güvenlik Kurumundan getirilmesini; kayıtlardan tespit edilecek hastanelerden ve tıbbi merkezlerden, tüm test ve tetkiklerin, hasta dosyalarının, raporların celbini talep ettiklerini, HMK md.119/2 gereği dava dilçesinde dayanılan olay ve maddi vakıalar ile talep sonucun açıklatılması için davacıya 1 haftalık kesin süre verilmesine;Celp edilmesi gereken delil ve kayıtların; MEDULA kayıtları ile bu kayıtlardan tespit edilecek hasta dosyaları, test ve tetkik sonuçları ile belgelerin celbine; Medula kayıtları ve ilgili tüm hasta dosyaları geldiğinde, dosyanın Adli Tıp Kurumu --- İhtisas Dairesine gönderilmesine; aksi halde üniversitelerden üç kişilik heyet oluşturularak Perinatoloji - Tıbbi Genetik - Deontoloji bölümlerinden tercihen öğretim görevlisi-Prof.Dr. bilirkişilere dosyanın tevdii edilmesine;Her halükarda haksız ve mesnetsiz davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN İNCELENMESİ VE GEREKÇE:
Dava hukuki niteliği itibariyle ;davacı --- gebelik takibinde dava dışı doktor --- bu davacıyı down sendromu, bu sendromun tespiti ve teşhisine ilişkin tanı yöntemleri, bunların risk ve sonuçları yönünden usulünce aydınlatıp aydınlatmadığı, davacı ---- maluliyet oranı ve buna bağlı olarak maluliyet zararı ile davalının sorumluluğunun olup olmadığı, var ise miktarı şeklinde olduğu belirlendi.
Adli tıp kurumu ---. İhtisas kurulu raporunda ;Gebelik takibi sırasında yapılan tarama testleri ile ilgili bilgilendirilmediği ve bu sebeple Down Sendromlu bebek doğurduğu iddia edilen iddia edilen --- kızı █████/2001 doğumlu --- hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin tetkikinde;
Kişinin █████/2018 tarihinde gebelik durumu nedeni ile -- Devlet Hastanesi Kadın Doğum Polikiliniğine başvurduğu, çekilen USG’de intrauterin kese tespit edildiği, düzenli gebelik takibinin yapıldığı, takiplerinde tarma testleri ve 2. Düzey USG hakkında bilgi verilidiğinin kayıtlı olduğu, ---- Gelişim Tıp Laboratuvarlarında yapılan █████/2019 uzman onay tarihli ikili tarama testinde; kullanılan gebelik: US tahmini (CRL) Ağırlık Nuchal Ölçüm PAPP-A seviyesi FreeB-hCG seviyesi :90 kg :1.3 mm; 1.00 MoM :0.772 mlU/mL; 0.66 MoM :34 mIU/mL; 2.15 MoM olarak saptandığı, Tarama sonucunun Negatif Down sendromu riskinin 1/2400, maternal yaş nedeniyle olan Down sendromu riski ise 1/1500 olduğu, Trisomy 18 için yüksek risk kategorisinde olmadığı şeklinde yorumlandığı, ilgili hekim tarafından yapılan █████/2019 tarihli muayenesinde ikili test sonucunun görüldüğünün, üçlü tarama testleri ve ikinci düzey USG ile ilgili bilgi verildiğinin kayıtlı olduğu, █████/2019 tarihinde erken doğum eylemi, ilerlemeyen gebelik nedeni ile sezaryen ile canlı bir erkek bebeğin doğurtulduğu, █████/2019 tarihli Tıbbi Genetik raporunda; bebekte 21 nolu kromozomun trizomisi gözlendiği, █████/2022 tarihli Çocuk Nöroloji Poliklinik muayenesinde; çocukta epikantal katlantı, burun kökü basıklığı, hipertelorizm, düşük ense çizgisi, ellerde simian çizgisi mevcut olduğu, nöromotor gelişme geriliği tespit edildiği anlaşılmakla;
Genel tıbbi bilgiye göre, vücut hücrelerindeki kromozom sayısındaki fazlalıktan kaynaklanan genetik bir anormallik olan Down Sendromunda tarama testlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanması zorunlu bir tetkik olarak bildirilmediği, bu testlerin tarama niteliğinde olduğu, risk değerlendirmesi yapılan bu testler ile doğacak bebekte Down Sendromu vardır veya yoktur şeklinde kesin bir sonuca gitmenin mümkün olmadığı, tarama testlerinde annenin yaşı, hormonal değerleri ve testin özelliğine göre sonografik görüntüleme sonuçları göz önüne alınarak bir risk oranı belirlendiği, test sonuçlarının risk sınırı üzerinde çıkmasının bebekte mutlaka Down Sendromu olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, risk sınırının altında olduğu durumlarda dahi bebekte Down Sendromu görülebileceğinin bilindiği, test sonucunun söz konusu hastalığın kaç gebenin birinde karşılaşılabileceğini gösterdiği, oranın istatistikler ışığında risk sınırının üstünde bir değer göstermesi durumunda amniyosentez gibi ileri tetkikler önerilebileceği, tanı koydurucu olan bu ileri girişimsel tetkiklerde %1 oranında düşük riski bulunduğu, bebekte doğumdan sonra tespit edilen Down Sendromu’nun intrauterin rutin yapılan obstetrik ve/veya ilgili uzmanlar tarafından yapılabilen ikinci düzey ultrasonografi tetkiklerinde de tespit edilemeyebileceğinin tıbben bilindiği, tüm bu hususlar ve tıbbi evraklar ile birlikte değerlendirildiğinde; kişinin █████/2018 tarihinde gebelik durumu nedeni ile ---- Hastanesi Kadın Doğum Polikiliniğine başvurduğu, gebelik takiplerinin bebeğin doğum tarihi olan █████/2019 tarihine kadar ilgili hekim tarafından uygun aralıklarla yapıldığı, kişiye uygun dönemlerde kromozom anomalilerine yönelik tarama testlerinin önerildiği, kişinin özel bir tıp labaratuvarında yapılan ikili tarama testi sonucunun Down sendromu açısından negatif olduğu, test sonucuna göre kişiye amniyosentez önerilmesi gerekmediği, kişinin █████/2019 tarihli muayenesinde ikili tarama testinin görüldüğü, üçlü tarama testleri ve ikinci düzey USG ile ilgili bilgi verildiğinin ve yaptırılmasının önerildiği, dava dosyasında kişinin üçlü test ve detaylı USG yaptırdığına dair herhangi bir tıbbi kayıt bulunmadığı dikkate alındığında; Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. --- eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu oy birliği ile mütalaa sunduğu görüldü.
Tüm dosya kapsamına göre yapılan değerlendirmeye göre,
Davacı anne ve baba açısından; davacılar, sigortalı hekimin aydınlatma ve diğer yükümlülüklerini yerine getirmediğini, yaptığı tarama testleri, down sendromu ve benzeri hastalıkların teşhis ve tespitleriyle ilgili seçenekler konusunda kendilerini bilgilendirmediğini, ileri testleri önermediğini, down sendromunu saptamayarak davacı küçüğün engelli doğumuna sebep olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bir diğer ifadeyle, sigortalı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebiyle gebeliği sonlandırma haklarının ellerinden alındığını ifade etmektedirler. Mesleki sorumluluk sigortasının kapsamını; sorumluluk esasına dayanmakta ve bu sorumluluğun temelini ise kişinin icra ettiği meslek ile yüklenmiş olan ''özel özen gösterme'' yükümlülüğünün yerine getirilmemiş olması veya kişinin mesleki yeterliliği dâhilinde kusurlu, eksik ve yanlış hareket etmesi durumunda üçüncü şahısların maruz kalacağı zarar oluşturmaktadır. Hekimlerin mesleklerini icrası esnasında bir hekimden beklenen özen yükümlülüğünün doğuracağı sonuçlar diğer mesleklere nazaran daha fazladır. Zira hekimler tarafından gerçekleştirilen tıbbi müdahaleler nitelikleri itibariyle yaşam, sağlık ve vücut bütünlüğünü koruma gibi haklarla yakından ilgilidir. Bu sebeplerle, somut olayda, davalının sigortalı hekimin ''özel özen gösterme'' yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği veya kişinin mesleki yeterliliği dâhilinde kusurlu, eksik ve yanlış hareket edip etmediği, bunun sonucuna göre davacıların maruz kaldığı bir zararın bulunup bulunmadığı, zararla eylem arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir. Yerleşik Yargıtay içtihatlarıyla da kabul edildiği üzere hekimin mesleki faaliyetlerini icra ederken hekimle hasta arsında bir sözleşme söz konusu olur ve hekim bu sözleşme ile bir sonuç borcunu değil özenli iş görme borcunu üstlenir. Bu sebeple Türk hukukunda genel olarak bu sözleşme vekalet sözleşmesi olarak nitelendirilir. Ayrıca sağlık hizmetlerinin sunulmasında önemli bir role sahip olan hekimler ister kamu hastanelerinde ister özel sağlık kuruluşlarında isterse kendi muayenehanelerinde mesleklerini icra etsinler, tıp kurallarına meslek etik kurallarına uygun davranmak zorundadırlar. Hekim bir vekil gibi özen borcu altında olup, iş görürken yöneldiği sonucun olmaması değil bu sonuca erişmek için yaptığı faaliyetleri özenle yürütmekle sorumludur. Hekimin bir diğer borcu ise aydınlatma yükümlülüğüdür. Aydınlatma yükümlülüğü, temelde sözleşme görüşmeleri sırasında taraflar arasındaki özen yükümlülüğünün bir gereğidir. Kendi geleceği hakkında karar verme hakkına sahip olarak vücudu üzerinde gerçekleştirilecek her türlü müdahaleye ilişkin olarak olumlu ya da olumsuz bir karar verecek olan hastanın, yapılacak tıbbi müdahale konusunda karar verebilmesi için neye rıza gösterdiğini bilmesi gerekmektedir. Hekimin aydınlatma yükümlülüğü aydınlatılmış rızayı kapsamına alan ancak ondan daha kapsamlı bir yükümlülüğü ifade eder. Bir başka ifadeyle, aydınlatma yükümlülüğünün kapsamına aydınlatılmış rıza girdiği gibi, hekimin hastasını uygulanan tedavi sırasında ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda bilgilendirmesi de girer (Yargıtay HGK'nın 11.11.2021 tarih ve ----Karar sayılı kararları). Öte yandan, 2827 sayılı Kanun'un 2. maddesinde, gebeliğin sona erdirilmesi ve sterilizasyonun, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Bu Kanuna dayalı olarak çıkarılan Rahim Tahliyesi Ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi Ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük'ün 3. maddesinde rahim tahliyesinin, gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar kadının sağlığı açısından tıbbi bir sakınca olmadığı takdirde istek üzerine yapılabileceği, gebelik süresi on haftayı geçen kadınlarda ise kural olarak 5/1 maddesi uyarınca rahim tahliyesi yapılamayacağı belirtilmiştir. Fakat gebelik süresi on haftayı geçen kadınlarda 5/2 maddesinde belirtilen ve ancak Tüzüğe ekli (2) sayılı listede sayılan hastalıklardan birinin bulunması halinde ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından rahim tahliyesi yapılabileceği, bu durumda hastalığın, kadın hasatlıkları ve doğum uzmanıyla, bu hastalığın ilişkin olduğu uzmanlık dalından bir hekimin birlikte hazırlayacakları kesin klinik ve laboratuvar bulgulara dayanan gerekçeli raporlarla saptanmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir. Tüzüğe ekli (2) sayılı listede ise ''Konjenital Nedenler'' başlığı altına down sendromu da hastalıklar içinde belirtilmiştir.
Davacı ebeveynlerin, küçük çocuklarındaki bu durumu bilmeleri hâlinde gebeliği sonlandırma kararını kendilerinin verebileceğine yönelik iddiaları yukarıdaki kanun hükmü gereğince ancak Devlet eliyle olabilecek olup, olaya zorunlu mali mesuliyet sigortası kapsamı bakımından bakıldığında ise zorunlu mali sorumluluk sigortası uyarınca sigortacının zarar görenin zararını tazmin yükümlülüğünün ancak sigortalı hekimin sorumlu olması koşuluyla doğduğu, sigortalı hekimin de mesleki faaliyetini ifa ederken üçüncü kişilere verdiği zarardan ancak kusuru varsa sorumlu tutalacağı nazara alındığında bebeğin down sendromlu olduğunun tespit edilemediği ve gebeliğin sonlandırılması hakkının engellendiği iddiası ile hekimin mesleki faaliyetindeki ihmali arasında nedensellik bağı olması gereklidir. Zira alınan ATK raporlarına göre; gebelik takibi sırasında yapılan tarama testleri ile ilgili bilgilendirilmediği ve bu nedenle down sendromlu bebek doğurduğu iddia edilen --- kızı █████/2001 doğumlu -- hakkında düzenlenen adli tıp belgelerinin incelenmesinde kişinin █████/2018 tarihinde gebelik durumu nedeniyle ---- Devlet hastanesi kadın polikliniğine başvurduğu, gebelik takiplerinin bebeğin doğum tarihi olan █████/2019 tarihine kadar ilgili hekim tarafından uygun aralıkla yapıldığı , kişiye uygun dönemlerde kromozon anomilerine yönelik tarama testlerinin önerildiği, kişinin özel bir tıp labaratuarında yapılan ikili tarama testi sonucunun down sendrom açısından negatif olduğu ,test sonucuna göre kişiye amniyosentez önerilmesi gerekmediği, kişinin █████/2019 tarihli muayenesinde ikili tarama testinin görüldüğü, üçlü tarama testleri ve ikinci düzey USG ilgili bilgi verildiği ve yaptırılmasını önerildiği, dava dosyasında kişinin üçlü test ve detaylı USG yaptırdığına dair herhangi bir tıbbı kayıt bulunmadığı, dava dışı kadın hastalıkları ve doğum uzmanı DR. ----- eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke kurallara uygun olduğu, sigortalı doktorun üzerine izafe edilecek kusur bulunmadığı, doktorun fiili ile sonuç arasında illiyet bağı oluşmadığı bu nedenle davacı anne ve baba yönünden maddi manevi tazminat koşullarının oluşmadığı, anne ve babanın çocuklarının down sendromlu olduğu hususunda bilgilendirme yapılmadığı iddiasının karşısında düzenlenen ATK raporu da hükme esas alınmak suretiyle sigortalı doktor tarafından mesleğinin gerektirdiği tüm özenin gösterildiği, hizmeti sağlık çalışanları ile yürütülen idarenin organizasyon hatasının bulunmadığı bu nedenlerle davacı anne ve babanın tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerekmiştir.Yaşı küçük davacı yönünden;
Anayasanın temel hak ve hürriyetlerin niteliği başlıklı 12. maddesi, "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir..." hükmünü, 17.maddesi "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir..." düzenlemelerini içermektedir.
Öte yandan 31.12.2008 tarihli, 5825 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'nin Giriş bölümünün (h) bendinde, bu Sözleşmeye taraf olan devletlerin, "...Bir kişinin engelli olduğu için ayrımcılığa maruz kalmasının her bireyin doğuştan sahip olduğu insanlık onuru ve değerinin de ihlal edilmesi anlamına geldiğini de kabul ederek, ..." aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya vardıkları belirtilmiş olup ''Yaşama Hakkı'' başlıklı 10.maddesinde, taraf devletlerin her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tüm tedbirleri alacağı, ''Kişisel Bütünlüğün Korunması'' başlıklı 17.maddesinde, engelli her kişinin, beden ve ruh bütünlüğüne diğer bireylerle eşit bir şekilde saygı duyulması hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir.
Anılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta belirli rahatsızlıklarla doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, ''doktor, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmamakta, istem özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal etmektedir. Maddi ya da manevi, neticede parasal bir değere tekabül eden bir menfaat, kişilik haklarını ihlal eder şekilde talep ve dava konusu edilemez. Sosyal devlet ilkesi çerçevesinde engelli bireylere tanınan tüm haklardan davacı çocuğun da yararlanacağı şüphesizdir (Yargıtay ----.Hukuk Dairesinin 11.09.2024 tarihli ve ----Karar, 21.10.2024 tarih ve ---- Karar sayılı kararları).Açıklanan gerekçeler doğrultusunda davacı anne baba tarafından davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasının reddine, davacı ---- tarafından davalı aleyhine açılan maddi manevi tazminat davasının reddine karar vermek gerekmiş olup, dava açıldığı tarihte Yargıtay --Hukuk dairesinin aynı emsaldeki davalarda daha sonra görüş değiştirmesi neticesinde davaların reddine ilişkin karar verilmiş olup , dairenin önceki uygulamasına güvenilerek, açılan davalarda red kararı verilmesi halinde davacı aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi hakkaniyetli olmayacağından davacı aleyhine vekalet ücreti ve yargılama gideri hükmedilmemiş olup, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı ----- tarafından davalı aleyhine açılan maddi manevi tazminat davasının reddine,
2-Davacı ----- tarafından davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasının reddine,
3-Davacı ----- tarafından davalı aleyhine açın davanın reddine,
2-Alınması gereken 732,00.TL maktu karar ve ilam harcından, peşin alınan 1.741,91-TL harcın mahsubu ile bakiye 1.009,91 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendileri üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı yararına vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına ,
5-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
6-Taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın HMK. 333.maddesi gereğince karar kesinleştikten sonra yatırana iadesine,
7-Dava şartı arabuluculuk kapsamında arabulucuya Hazine tarafından ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacı taraftan 6831 sayılı Kanun'a göre yargılama gideri olarak tahsili için Hazine'ye müzekkere yazılmasına,
Dair, Davacı Vekilinin ve Davalı Vekilinin yüzlerine karşı tebliğden itibaren 2 hafta süre içinde İstinaf yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı..

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!