İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, tasfiye halindeki şirketin mal varlığını alacaklıdan kaçıran tasfiye memurlarına karşı açılan alacak davasının istinaf incelemesini gerçekleştirmektedir.
Özet: Bu dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan 605.000 TL alacağını, tasfiye halindeki bir şirketten icra yoluyla tahsil edemeyen bir alacaklının, şirketin tasfiye memurlarına karşı açtığı davayı özetlemektedir; zira alacaklı, tasfiye memurlarının ağır kusurlu eylemleriyle alacaklı olduğu bilinmesine rağmen tasfiye sürecinde göz ardı edilerek zarar uğratıldığını ve şirketin malvarlığının alacaklıdan mal kaçırma amacıyla üçüncü şahıslara devredildiğini iddia ederek, alacağın tasfiye memurlarından tahsilini ve ihtiyati haciz kararı verilmesini talep etmektedir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: █████████ Esas
KARAR NO : █████████ Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : ████████ Esas- ████████ Karar
TARİH: █████/2023
KARAR TARİHİ: █████/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili tarafından .... A.Ş aleyhine İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas sayılı dosyası ile alacak davası açıldığını, davacı ile tasfiye edilen şirket arasında █████/2007 tarihli Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi imzalandığını, sözleşme ile İstanbul İli, Pendik İlçesi, ... Mahallesi ... Ada 5 Parselde kayıtlı gayrimenkulün ███████ hissesi için 2.475.000,00-TL bedel kararlaştırıldığını ve anılan şirkete 45 adet beheri 55.000,00-TL olan sıralı senetler verildiğini, █████/2008 tarihinden █████/2008 tarihine kadar olan 5 adet senet için 275.000,00-TL ödeme yapıldığını, bilhare şirket sermayesinin düşünülen yatırma yetersiz kalması üzerine finansman arayışına girildiğini ve ... Ltd. Den 671.600,00-TL kredi alındığını, alınan kredinin 330.000-TL ile █████/2008 - █████/2009 tarihleri arasındaki 6 adet senedin ödendiğini, ödemelere rağmen gayrimenkullerin üçüncü şahıslara satılarak sözleşmenin ihlal edildiğini, tasfiye halinde şirketin sözleşme şartlarını yerine getirmediğini, aldığı toplam 605.000,00-TL yi de iade etmediğini bu nedenle yapılan ödemenin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle beraber istirdadının istenildiğini, yargılama sonucunda mahkemenin █████/2017 tarih ve Esas ████████, karar ████████ sayılı kararıyla da davanın kabulüne, 605.000,00-TL nin değişen oranlardaki avans faiziyle birlikte tasfiye edilen şirketten alınarak davacı müvekkiline ödenmesine karar verildiğini, kararın İstanbul Anadolu 14. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibine konu edildiğini , yapılan tüm icra işlemlerine rağmen alacağın tahsil edilemediğini, tapu kayıtları üzerinde yapılan incelemede anılan şirkete ait Hendek İlçesi ... Mahallesinde kain muhtelif gayrimenkullerin █████/2015 tarihinde tevhit edilerek tek parsel haline getirildiğini, tahminen 135.000 m2 ye tekabül eden gayrimenkulün █████ hissesinin aynı tarihte 15.199.678,00-TL bedelle .... Tic. A.Ş. Ye 7/20 hissesinin ise 8.184.400,00-TL bedelli...A.Ş ye satıldığının görüldüğünü, ayrıca tasfiye edilen şirket adına kayıtlı olan ve davaya konu İstanbul ili, Pendik İlçesi, ... Mahallesi ... Ada ... Parselde kayıtlı gayrimenkulün ███████ hissesinin de satıldığını her iki satışa ait tapu kayıtlarının celp edildiğinde satış tarihlerinin ve satış miktarlarının açıkça gönderileceğini, sermaye şirketlerinin tasfiyesinin temel olarak iflas içi tasfiye ve iflas dışı tasfiye olarak ikiye ayrıldığını, TTK 540. Maddesine göre tasfiye memurlarının şirketin tasfiye başlangıcındaki durumunu inceleyeceğini, gerekirse şirket mallarına değer biçmek için uzmanlara başvurarak şirketin mal varlığına ilişkin durumunu ve finansal durumunu gösteren envanter ve bilanço düzenleyerek genel kurulun onayına sunulacağını, kanunun 541. Maddesinde ise alacaklı oldukları şirket defterlerinden ve diğer belgelerden anlaşılan ve yerleşim yerlerini bilinen kişilerin taahhüt eve mektupla diğer alacaklıların ticaret sicil gazetesinde ve şirketin internet sitesinde ve aynı zamanda esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde birer hafta arayla yapılacak 3 ilanla şirketin sona ermiş bulunduğu konusunda bilgilendirilmesi gerektiğini, tasfiye memurlarının ağır kusur yada kasıt olarak değerlendirilen eylemleriyle tasfiye memurlarınca da alacaklı olduğu bilinen müvekkili şirketin tasfiye dışı bırakılarak zarara uğratıldığını, şirketin tüm mal varlığı üzerinde alacaklıdan mal kaçırmaya matuf eylemler nedeniyle icra dosyasınında semeresiz kaldığını menkul haczine ilişkin haczi kabil mal bulunamadığı yönünde haciz zabıt varakası nın da 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 105. Maddesinde belirtilen aciz vesikası hükmünde olduğunu, icra yoluyla alacaklarının tahsilinin mümkün olmadığının ortaya çıktığından İstanbul Anadolu 14. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasıyla tahsilde tekerrür etmemek kaydıyla, tasfiye memurları aleyhine maddi vakıa ve yasal çerçeveler içerisinde bu davanın açılma zaruriyetinin oluştuğunu, mevcut delil durumuna göre, yaklaşık ispat koşulu gerçekleştiğinden ve dava alacağa tekabül ettiğinden ve davanın seyri esnasında tasfiye memurlarının isimlerine kayıtlı olmasının muhtemel mal varlığının alacaklıdan mal kaçırma maksadıyla üçüncü şahıslara devredip, alınacak hükmün icrasının imkansız kılabileceklerinden tasfiye esnasında da bu eylemleri tekrarladıklarını, taktir edilecek teminat karşılığında alacaklarını karşılayacak şekilde ihtiyati haciz kararı verilmesini, davanın kabulü ile 1.434.282,71-TL alacağının 605.000,00-TL lik kısmına dava tarihinden itibaren işleyecek avans, yargılama gideri ve vekalet ücretinin mahiyetindeki toplam 102.540,39-TL nin de yasal faiziyle beraber tasfiye memurları ... ve ...'den müştereken ve müteselsilen tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin tasfiye memurları üzerinde bırakılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı tasfiye memurlarına usulüne uygun dava dilekçesi, tensip zaptı tebliğ edilmiş olup, davalı vekilleri tarafından ibraz edilen cevap dilekçesinden özetle; davacının talep ettiği alacağın kesin hükme dayalı bir alacak olmadığını, aksine ... A. Ş .'nin davacıdan alacaklı olduğunu, davacının tasfiye memurlarından talep ettiği alacak hakkında devam eden derdest bir davanın olduğunu, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/ 359 Esas ve 2017/ 967 Karar sayılı dosyası halen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi Dosyası ████████ Esas sayılı dosyası ile istinaf incelemesinde olduğunu, ... A.Ş., davacı şirkete borçlu olmadığını, aksine, ... .... A.Ş'. davacı Şirketten 975.000,00 TL alacaklı olduğunu, bu konudaki taleplerini içeren karşı davalarının İstanbul 2.Asliye Ticaret Mah.████████ E.sayılı dosyası ile açıldığını, İstanbul 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ E.sayılı dosyası ile birleştirildiğini, bu dosyanın halen derdest olup istinaf incelemesinin devam ettiğini, davacının sanki bu dosya ile alacaklı olduğuna dair verilmiş olan kesinleşmiş bir hüküm varmış gibi dava açarak Mahkemeyi yanıltmaya çalıştığını, talep edilen alacak için derdest bir dava söz konusu iken aynı konuda tekrar başka bir Mahkemede ve fakat bu sefer davalı taraf değiştirilerek yeniden alacak davası açılmasının HMK hükümlerine aykırı olup hukuken de mümkün olmadığını, ortada kesin hükme dayanan bir alacak olmadığını, davaya dayanak gösterilen kararda davalı ve borçlu ... A.Ş. Olduğu halde, ... A.Ş.'nin borcundan tasfiye memurlarının şahsen sorumlu tutulmasının da TTK hükümlerine aykırı olup, hukuken mümkün olmadığını, tasfiye memurlarının alacak davasında hasım gösterilemeyeceğini, tasfiye memurlarına karşı açılmış olan huzurdaki bu davanın hiç bir hukuki dayanağının olmadığını, davacının davasının reddine karar verilmesi gerektiğini, Şirketin tasfiyesinin devam etmekte olduğunu, davalı tasfiye memurlarının görevlerini ve tasfiyeye ilişkin yükümlülüklerini TTK hükümleri doğrultusunda özen ile yerine getirmekte olduğunu, Tasfiye memurlarının sorumluluğunda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 546.maddesinin ikinci fıkrasında yapılan atıf gereği 553. Madde hükümleri uygulanacağını, buna göre tasfiye memurlarının, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlal ettikleri takdirde zarardan sorumlu olduklarını, Tasfiye memurlarının sorumluluğuna gidilebilmesi için zararın oluşmasının şart olduğunu, Öte yandan, sorumluluk türünün kusur sorumluluğu olduğunu, tasfiye memurlarının kusurlu olduklarının ispat yükünün davacılara ait olduğunu, sorumlu olan tasfiye memurlarına karşı dava hakkının, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı, Tasfiye memurlarının neden olduğu şirket zararı olmamakla birlikte, Pendik Tapu Müdürlüğünde yapılan satış işlemi 2012 yılında, Hendek Tapu Müdürlüğünde yapılan satış işlemi 2014 yılında yapılmış olmakla, kanunda öngörülen zamanaşımı süreleri de dolduğunu, davacı dava miktarı olarak 1.434.282,71-TL alacağın davalılar tasfiye memurlarından tahsiline karar verilmesini talep ve dava ettiğini, oysa İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/ 359 Esas sayılı kesinleşmemiş istinaf incelemesinin devam eden kararında ".... 605.000,00 TL nin ... .... A.Ş'den, alınarak davacıya verilmesine.." şeklinde karar verildiğini, davacının 1.434.282,71 TL alacak talebinin bu nedenle hiç bir dayanağı olmadığını, açıklanan nedenlerle HMK ve TTK hükümlerine aykırı olarak, hiç bir hukuki dayanağı ve ispatı olmadan ve sanki alacaklı olduğuna dair verilmiş kesin bir hüküm varmış gibi dava açarak Mahkemeyi yanıltmaya ve haksız bir şekilde davada taraf ve hasım gösterilemeyecek tasfiye memurlarının kişisel mal varlığından ihtiyati haciz yolu ile haksız tahsilat yapmaya çalışan, hukuki dayanaktan yoksun ve kötü niyetli olarak açılmış olan bu davanın reddine karar verilmesini, HMK ve TTK hükümlerine aykırı olarak, hiç bir hukuki dayanağı ve ispatı olmayan, derdest olduğu halde davalı tarafı değiştirilerek usule aykırı olarak tekrar açılmış olan haksız ve kötü niyetli, zamanaşımına uğramış davanın ve ihtiyati haciz talebinin reddine ve yargılama giderleri ve avukatlık ücretlerinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi █████/2023 tarih ve ████████ Esas- ████████ Karar sayılı kararında;
"Dava, TTK 553. madde kapsamında açılmış tasfiye memurunun sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkindir.
6102 Sayılı TTK'nun 553. Maddesinde, "Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar..."
6102 Sayılı TTK'nun 560. maddesinde, "Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır," düzenlemeleri mevcuttur.
Ticaret Sicil kayıtlarının incelemesinde davalı şirketin tasfiyeye girdiğine ilişkin birinci ilanın █████/2012 tarihinde ikinci ilanının █████/2012 tarihinde , üçüncü ilanın █████/2012 tarihinde ticaret sicil gazetesinde yapıldığı, şirketin borçlu ve alacaklıların ellerindeki belgeler ile ilandan itibaren en geç bir yıl içinde tasfiye memurluğuna başvurulmasını ilan ettiği, ancak tasfiyenin sona erdiğine dair sicil müdürlüğüne intikal eden her hangi bir kaydın bulunmadığı davalı şirketin tasfiyesinin henüz tamamlanmadığı, ticaret sicil müdürlüğünden terkin edilmediği görülmüştür.
İstanbul 2 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ E sayılı dosyasında; davacı ... Ltd Şirketinin davalı ... .... A.Ş ye karşı açmış olduğu alacak davasında taraflar arasında akdedilen gayrimenkul satış vadi sözleşmesinin şekil yönünden geçersiz olduğu, sözleşme gereğince davalıya verilen senetlerden dolayı yapılan ödemenin davacıya iade edilmesi gerekçesi ile asıl davanın kabulüne, 605.000-TL nin dava tarihi olan █████/2012 tarihinden itibaren değişen orandaki avans faizi ile birlikte davalı ... .... A.Ş'den alınarak davacıya verilmesine karar verildiği, İstanbul 2 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/ 259 E sayılı dosyası ile birleştirilen İstanbul 2 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ E sayılı dosyasında da; davacı ... .... A.Ş 'nin , davalı ... Ltd Şirketi 'ne karşı açmış olduğu alacak davasında davacıların zarara uğradıklarını ispat edememeleri sebebi ile reddine karar verildiği, İstanbul 2 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ E, ████████ Karar sayılı ilamının henüz kesinleşmemiş olduğu görülmüştür.
Davacı tarafından İstanbul 2 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ E sayılı dosyasından alınan ilam İstanbul Anadolu 14. İcra Müdürlüğü'nün ... E sayılı dosyası ile █████/2017 tarihinde icra takibine konulmuş, davalı şirket adına kayıtlı olan gayrimenkullerin satışı talep edilmiş, taşınmazların tamamının satıldığı, bu nedenle satış işleminin gerçekleştirilemeyeceğinin icra dosyasına tapu sicil müdürlüklerince bildirilen müzekkere cevaplarından öğrenilmiştir. Davacı tarafından davalı şirketin adresinde yapılan █████/2019 tarihinde, haciz işlemi sırasında davalıya ait hiç bir mal varlığının bulunmadığı tespit edilmiştir.
Davacının alacağının tespit edildiği İstanbul 2 Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas sayılı dosyası █████/2017 tarihinde karara çıkartılmış olup davacı tarafından ilamın icra takibine konu edilmesi ile birlikte yapılan haciz işlemi sırasında davacının gayrimenkullerinin satıldığı, satılan gayrimenkullerden elde edilen gelirin şirkette bulunmadığı, alacağını karşılayacak mal varlığının olmadığı █████/2019 tarihli haciz işlemi ile öğrenilmiştir. TTK nun 560. Maddesinde; Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkının, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı düzenleme konusu yapıldığından davacının zararı doğuran işlemi öğrendiği tarih █████/2019 olduğundan davanın açıldığı █████/2020 tarih itibari ile henüz iki yıllık zamanaşımı süresi dolmamış olduğundan davalıların zamanaşımı itirazının reddine karar vermek gerekmiştir.
TTK 'nun 541. maddesinde; (1) Alacaklı oldukları şirket defterlerinden veya diğer belgelerden anlaşılan ve yerleşim yerleri bilinen kişiler taahhütlü mektupla, diğer alacaklılar Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve şirketin internet sitesinde ve aynı zamanda esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde, birer hafta arayla yapılacak üç ilanla şirketin sona ermiş bulunduğu konusunda bilgilendirilirler ve alacaklarını tasfiye memurlarına bildirmeye çağrılırlar.
(2) Alacaklı oldukları bilinenler, bildirimde bulunmazlarsa alacaklarının tutarı Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca belirlenecek bir bankaya depo edilir.
(3) Şirketin, henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçlarını karşılayacak tutarda para notere depo edilir; meğerki, bu gibi borçlar yeterli bir şekilde teminat altına alınmış veya şirket varlığının pay sahipleri arasında paylaşımı bu borçların ödenmesi şartına bağlanmış olsun.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı hükümlere aykırı hareket eden tasfiye memurları haksız olarak ödedikleri paralardan dolayı 553 üncü madde uyarınca sorumludur." hükümlerine yer verildiğini,
Somut olayda, tasfiye sürecindeki borçlu şirketin tasfiyesi kapatılarak sicilden terkin edilmediği ve halihazırda tüzel kişiliğinin devam ettiği, taşınmazların satışından elde edilen tutarların şirketin bankalara olan kredi borçlarına, vergi ödemelerine, harçlara, komisyon giderlerine, avukatlık ve masraf giderlerine, ortaklardan kurumlar vergisi ödemesi için aldıkları tutarların geri ödenmesine, genel yönetim giderlerinin ödenmesine kullanıldığı, TTK'nun 541/4 maddesi gereğince tasfiye memurunun alacaklılara karşı şirket borcu kapsamındaki sorumluluğunun haksız ödediği paralarla sınırlı olduğu, tasfiye memurlarının haksız ödeme yaptıklarına ilişkin her hangi bir bilgi ve belgenin dosyaya ibraz edilmediği, doğan zarar ile tasfiye memurlarının yapmış oldukları ödemeler arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından açılan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile,
''1-Davacının davasının reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davanın mesnedi olan İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi kararının kesinleştiğini, iş bu davaya mesnet teşkil eden İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14.09.2017 tarih, ████████ Esas, ████████ Karar sayılı ilamına yönelik davalıların İstanbul BAM 44. Hukuk Dairesi'ne yaptıkları istinaf başvurusu mahkemenin 25.03.2021 tarih, ████████ Esas, ████████ Karar sayılı ilamıyla esastan reddedildiğini, bu kere istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesi nezdinde temyiz edildiğini, yüksek mahkemenin █████████ Esas, █████████ Karar Sayılı ilamıyla temyiz talebinin de reddedildiğini ve kesinleştiğini, Yargıtay kararı dosyaya 03.04.2023 tarihinde beyan dilekçesi ekinde ibraz edildiğini, buna rağmen mahkemenin kararın henüz kesinleşmediğinden bahisle karar yazmasının eksik inceleme yapıldığının ilk kanıtı olduğunu, tasfiyenin şekli konusunda alenen hatalı değerlendirme yapıldığını, tasfiyenin şeklinin düzenleyen 540. Maddenin 2. Fıkrası irdelenmediği gibi buna ilişkin değerlendirme yapılmadan karar verildiğini, somut uyuşmazlıkta bilirkişi raporunda tasfiye memurlarınca mal varlığı bilançosunun hazırlanıp hazırlanmadığı, genel kurulun onayına sunulup sunulmadığı, hazırlanan ilk bilançoda şirket aktiflerinin olası satış değerlerinin şirketin borçlarını karşılayıp karşılamadığı, buna göre tasfiyenin şeklinin neye göre belirlendiği konusunda tek satır bir izahata dahi yer verilmediğini, bu hususu bidayet mahkemesi nezdinde bilirkişi raporlarına yönelik tüm itirazlarında dile getirmiş olmalarına rağmen bidayet mahkemesi bu hususları inceleme dışında bıraktığını ve kanaatince hukuka uygun olmayan bir karar verdiğini, şirketin toplam aktif değerlerinin pasiflerini karşılayamaması halinde şirketin iflasına karar verilmesi ya da tasfiyenin iflas hükümlerine göre garameten yapılması gerekirken, bu hususun tespitinin de bilirkişi raporunda ihmal edilerek eksik incelemeyle karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, nizalı alacaklar açısından TTK. 541/3'e göre (depo) işlem yapılmadığını, gerek dava dilekçesinde gerek cevaba cevap dilekçesinde ve gerek dosyaya ibraz ettiği muhtelif tarihli beyan dilekçelerinde tasfiyenin öğrenilmesiyle beraber tasfiye memurlarına derdest davanın mesnedi olan İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde dava açıldığı, söz konusu alacağın tasfiye bilançosuna kaydedilmesinin gerektiği, tasfiyeden pay ayrılmaması halinde bu durumun tasfiye memurlarının kişisel sorumluluğunu doğuracağı ihtar edilmiş olmasına rağmen ve yine davanın seyri esnasında söz konusu dosya kesinleşmiş olmasına rağmen alacakla ilgili olarak herhangi bir depo işlemi yapılmadığını, ayrıca bu davanın mesnedi olan İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ndeki dosyada taraf teşkili açısından dava dilekçesinin tebliği davalı tasfiye memurlarına yapıldığını, tasfiye memurlarının maddi vakıaya konu borçtan haberleri olmasına rağmen nizalı alacakla ilgili depo işlemi yapılmasından kaçınıldığını, davanın seyri esnasında da söz konusu dosya kesinleşmiş olup alacak mahkeme ilamına bağlandığını, yeni TTK'da tasfiye memurlarına vadesi gelmemiş borçlar açısından T.C. Merkez Bankası'nca kısa vadeli kredilere uygulanan faiz oranı üzerinden iskonto yaparak ödeme yapma hakkı verildiğini, alacaklının da bu ödemeyi kabulden kaçınamayacağı hüküm altına alındığını, bununla birlikte 6762 Sayılı eski yasadaki düzenlemeyle benzer şekilde nizalı alacakların da notere tevdi edilmesi gerektiği emredici hüküm şeklinde düzenlendiğini, maddi vakıada önem arz eden ve kanaatince davanın esasını çözecek mesele; tasfiye memurları bankalara ve sair alacaklara ki bu alacakların hiçbirisinin alacağı nitelik itibariyle imtiyazlı ya da öncelikli olmadığını, ödeme yaptıkları halde mahkeme kararına bağlandığını fakat ödeme tarihi itibariyle henüz kesinleşmemiş olan müvekkilin alacağı konusunda herhangi bir depo işlemi yapmamalarının yasal dayanağı ne bilirkişi raporlarında ne de mahkeme gerekçesinde tek satırla dahi olsa izah edilmediğini, çok açık olarak görüleceği üzere şirketin mal varlığı değerlerine göre hazırlanacak envanteriyle borçlarının karşılaştırılması halinde aktifin pasife yetmemesi durumunda şirketin iflasının isteneceği ya da tasfiyedeki ödemenin garameten yapılması gerektiği kanunun amir hükmü iken müvekkilin alacağı ile aynı nitelikte olan banka alacaklarına öncelik tanınması hukuka aykırı olup bu husus tasfiye memurlarınca kasten yapıldığı için sorumluluklarını gerektirir bir durum olduğunu, şirketin iflasına karar verilmesi halinde iflas masasınca bu alacakların tamamı (İİK. Madde 206 gereğince banka alacaklarıyla müvekkilin alacakları aynı derecede yer alacağından) garameten ödeme esaslarına göre müvekkilin alacağına denk gelen kısım notere depo edilmeden bankalara ödeme yapılması mümkün olmayacağını, tasfiye memurları şirketin pasifinin aktifinden daha fazla olduğunu gördükleri halde iflas hükümlerine göre tasfiyenin yapılması için gerekli girişimleri yapmadıklarını ve müvekkile ödeme yapmamak maksadıyla kasten bankalara ödeme yaptıklarını, tasfiye memurlarını bu şekil bir hareket tarzına zorlayan amil sebep de; 5411 Sayılı Bankalar Kanunu kapsamında bankaların kullandırdıkları ticari kredilerde şirket ortaklarının müteselsil kefil olarak genel kredi sözleşmelerini imzalamaları gerektiğini, tasfiye memurları aynı zamanda şirket ortakları olduğu için söz konusu banka kredilerine müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imza attıklarını, bu borçların garameten ödenmesi halinde bakiye kısım için müteselsil kefalet söz konusu olacağından bankaların tasfiye memurları aleyhine icra takibi yapması ve alacağın tahsili cihetine gitmesi kaçınılmaz bir durum olduğunu, bu gerçekten hareketle tasfiye kararının verildiği tarihte teorik olarak tasfiyeye konu şirketin aktifinin pasifinden az olması durumunda mecburen iflas kararı verilmesi halinde iflasla takipler duracağından ve kesinleşmesiyle takipler düşeceğinden sadece kefiller aleyhine takibe devam edilmesi kaçınılmaz bir durum olduğunu, tasfiye memurları da bu duruma vakıf olduklarından şirketin iflasını istemediklerini ve müvekkil şirketin alacak haklarını ihlal ederek ve depo emri düzenlemesine muhalif hareket ederek bankalara ödeme yaptıklarını, bu hususa bidayet mahkemesine defalarca sorulmasına rağmen bankalardan kredi kullandırımlarına ilişkin belgeler (GKS örnekleri) celp edilmemiş sadece yapılan ödemelere ilişkin dekontlar üzerinde hiç bir açıklayıcı sonuç doğurmayan inceleme yapılmakla yetinildiğini, yani tahkikatın eksik bırakıldığını ve eksik incelemeyle karar verildiğini, bilirkişinin de kendilerine defalarca sorulmuş olmasına rağmen aynı statüdeki alacaklardan birisinin ödenip diğerinin görmezden gelinmesinin (ödenmemesinin) sebebini açık bir şekilde izah edemediğini, bu noktada tasfiye memurlarının hukuka aykırı eylemlerini anlatmaktan imtina ettiğini, kararın bu haliyle eksik incelemeye dayalı olup haksız ve hukuka aykırı olduğunu, atanan bilirkişilerin yargılama konusuyla ilgili uzmanlığının bulunmadığı ortaya çıkmış olmasına rağmen uzman bilirkişiden yeni rapor alınmadığını, izah ettiği açık hukuka aykırılıklarla beraber bilirkişinin konunun uzmanı olmadığı hususu zaman aşımına yönelik ilk rapordaki görüşüyle ortaya çıktığını, bu hususta uzman görüşü alınmak zorunda kalındığını, tasfiye sürecinin devamında yasal bir dayanak olmadığını, hukuka aykırı tasfiye süreci nihai bilançonun hazırlanıp tasfiyenin kapatılmamasıyla da devam ettirildciğini, tasfiye memurlarının başlangıç bilançosu, ara bilanço ve tasfiye sonucunda nihai bilançoyu hazırlayıp tasfiyeyi bitirmesi gerekirken somut hiç bir gereklilik bulunmamasına rağmen tasfiyenin sonuna ilişkin bilanço hazırlanıp tasfiye bitirilmediğini, tasfiye memurlarının bu hareketi kanaatimizce tasfiyede ödeme dışı bırakılan alacaklıların sorumluluk davası açmasını engellemeye matuf olduğunu, tasfiye süreci ilerledikçe sorumluluğa ilişkin zamanaşımı süreleri de dolacağından tasfiye memurları kasıtlı olarak ve hiçbir yasal ve fiili dayanağı bulunmamasına rağmen tasfiyeyi bitirmediğini, mahkeme de kararda tasfiyenin bitmediğini davanın reddi sebeplerinden biri olarak ima yollu ifade ettiğini, mesele tasfiyenin bitip bitmemesi değil, mesele tasfiyenin yasanın amir hükümleriyle yapılmadığıyla ilgili olduğunu, bu noktada bilirkişi tasfiyenin devamı açısından fiili ve hukuki sebeplerin olup olmadığıyla ilgili hiç bir izahat da yapmamış kanaatince yapamadığını, tasfiyenin bitmesinin tasfiye memurunun sorumluluğuna ilişkin davanın açılmasına doğrudan veya dolaylı bir etkisi olmadığını, bu noktada asıl olan tasfiye memurunun imtiyazlı ve öncelikli olmayan alacaklılara eşit davranma yükümlülüğünü ihlal edip, aynı nitelikteki alacaklıların bir kısmına (bankalara) ödeme yapıp bir kısmına (müvekkile) ödeme yapmaması ya da alacağını depo etmemesi olduğunu, bu ayrıntı gözetilmeden verilmiş kararın hukuka uygun olmadığını, Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; TTK'nın 553 maddesine dayalı anonim şirket tasfiye memurlarının sorumluluğuna dayalı tazminat davasıdır.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
TTK'nın 553/1. maddesi uyarınca kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Şirketin alacaklıları, kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlu olarak ihlal etmeleri sonucunda doğrudan zarara uğramaları durumunda anılan kişileri dava edebilir ve tazminatın kendilerine ödenmesini isteyebilirler.
Tasfiye işleri ise TTK'nın 540 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
TTK'nın 540 maddesi "Tasfiye memurları görevlerine başlar başlamaz, şirketin tasfiyenin başlangıcındaki durumunu incelerler; gerekirse şirket mallarına değer biçmek için uzmanlara başvurarak, şirketin malvarlığına ilişkin durumu ile finansal durumunu gösteren bir envanter ile bilanço düzenler ve genel kurulun onayına sunarlar.(2) Envanter ve bilançonun onaylanmasından sonra, tasfiye memurları şirketin envanterde yazılı bütün malları ile belgelerine ve defterlerine el koyarlar." hükmünü, TTK'nın 541 maddesi "(1) Alacaklı oldukları şirket defterlerinden veya diğer belgelerden anlaşılan ve yerleşim yerleri bilinen kişiler taahhütlü mektupla, diğer alacaklılar Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve şirketin internet sitesinde ve aynı zamanda esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde, birer hafta arayla yapılacak üç ilanla şirketin sona ermiş bulunduğu konusunda bilgilendirilirler ve alacaklarını tasfiye memurlarına bildirmeye çağrılırlar. (2) Alacaklı oldukları bilinenler, bildirimde bulunmazlarsa alacaklarının tutarı Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca belirlenecek bir bankaya depo edilir.(3) Şirketin, henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçlarını karşılayacak tutarda para notere depo edilir; meğerki, bu gibi borçlar yeterli bir şekilde teminat altına alınmış veya şirket varlığının pay sahipleri arasında paylaşımı bu borçların ödenmesi şartına bağlanmış olsun. (4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı hükümlere aykırı hareket eden tasfiye memurları haksız olarak ödedikleri paralardan dolayı 553 üncü madde uyarınca sorumludur." hükmünü içermektedir. Yine TTK'nın 542 maddesinde diğer tasfiye işleri sayılmıştır.
6100 sayılı HMK'nın 297 ve 298. maddeleri uyarınca mahkeme kararları, asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmeli, kararın sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hüküm açık ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmelidir. Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Mahkemece, davacı tarafın dava dilekçesinde davalı olarak gösterdiği tüm kişiler hakkında ileri sürdüğü talepleri ile ilgili olumlu/olumsuz bir karar verilmemesi, talep sonucunun karşılanmaması açık bir kanuna ve kamu düzenine aykırılık hali olup, istinaf aşamasında re’sen nazara alınması gerekmektedir.
Somut uyuşmazlıkta davacı ile █████/2012 tarihinde tasfiyeye giren dava dışı Tasfiye Halinde .....A.Ş. Arasında █████/2007 tarihli taşınmaz gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinden kaynaklı ihtilaf bulunduğu, bu sözleşme kapsamında davacı tarafından dava dışı şirkete sıralı senetler verilmesine rağmen taşınmazın devredilmemesi sebebiyle bedelsiz kalan senetlere ilişkin ödenen bedelin istirdadının talep edildiği, bu kapsamında davacı tarafından dava dışı şirket aleyhine İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı dosyasında █████/2012 tarihinde dava açıldığı, yargılama sonucunda davacı lehine alacağın hüküm altına alındığı ve kararın istinaf ve temyiz aşamalarından geçerek kesinleştiği, kararın davacı tarafından icra takibine konulduğu, ancak şirketin haczi kabil malvarlığının bulunamaması sebebiyle tahsilatın yapılamadığı anlaşılmıştır. Davacı tarafından davalı tasfiye memurlarının tasfiye sürecini TTK'nın 540 ve devamı maddelerine uygun olarak işletmedikleri, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları ve İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı dosyasındaki davacı alacağından haberdar olmalarına rağmen alacağın ihtilaflı olması sebebiyle TTK'nın 541 maddesi uyarınca alacağı depo etmedikleri gerekçesiyle sorumlulukları kapsamında alacağın tahsilini talep etmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında ise ihtilaflı senetlerin ve dava dışı şirketin davacıya borçlu olduğunun, şirketin satılan gayrimenkullerinden elde edilen bedelleri ile şirketin bankalara olan kredi borçları, vergi, harç, komisyon, mahkeme masrafları ve vekalet ücreti, genel yönetim giderlerinin ödendiği tespit edilmiştir. Ancak davacı vekili tarafından defaatle talep edilmesine rağmen ne hükme esas alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında ne de Mahkemece gerekçeli kararda tasfiye sürecinin TTK'nın 540 ve devamı maddeleri uyarınca usulüne uygun olup olmadığına ve usulüne uygun olmaması halinde bu durum ile davacının zararı arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığına ilişkin herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmamıştır. İş bu davada davalıların sorumlu olup olmadıklarının belirlenmesi için tasfiyeye ilişkin tüm belgelerin celbi, tasfiye kararının alındığı tarih ve hemen öncesindeki şirketin mali durumunun ve mal varlığının aktif ve pasifleriyle birlikte tespiti, tasfiye sürecinde mal varlığının nasıl değerlendirildiği, şirketin borçlarına ve ödemelerine ilişkin tüm dayanak belgeleri dosyaya kazandırılmak suretiyle yapılan ödemelerin yerinde olup olmadığı, ödeme tarihleri, yapılan ödemeler ile davacı alacağı arasında imtiyazlı alacak bulunup bulunmadığı, davacının bildiriminden önce ödeme yapılıp yapılmadığı, borçların ödenmesinden sonra bakiye aktif mal varlığı kalıp kalmadığı ve kalan aktifin ortaklara tasfiye sonunda dağıtılıp dağıtılmadığı, davacıların alacağını şirketten tahsil edememesinin gerçek nedeninin tasfiye sırasında yapılan hukuka aykırı işlemlerden kaynaklanıp kaynaklanmadığı, yani illiyet bağının bulunup bulunmadığı hususlarının araştırılması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekmekte olup, Mahkemece eksik inceleme ve değerlendirme ile karar verilmesi ve HMK'nın 297 maddesine uygun gerekçe oluşturmaması hatalı olmuştur.
Sonuç olarak, davacının istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçelerle kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 297, 353/1-a6, 355 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine, kaldırma sebebine göre davacının sair istinaf başvurusu sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile;
İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2023 tarih ve ████████ Esas- ████████ Karar sayılı kararının HMK'nın 297, 353/1-a6, 355 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,
4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
5-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde teminatı yatıran ilgili tarafa iadesine,
6-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda █████/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!