İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin, eski çalışanın haksız rekabetle ticari sırları kötüye kullanarak yeni şirket kurması ve personel ayartması iddiasıyla açılan tazminat davasına ilişkin istinaf kararı.
Özet: Davacı şirket, eski satış ve pazarlama müdürü olan davalının, görevde bulunduğu süreçte müvekkil şirketin ticari sırlarını ele geçirdiğini, müşterilerini ve çalışanlarını ayartarak aynı sektörde kendi şirketini kurduğunu, böylece haksız rekabet eylemlerinde bulunarak şirkete maddi ve manevi zarar verdiğini ileri sürerek haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ile birlikte maddi ve manevi tazminat talep etmiş; davalı taraf ise iddiaları reddederek, manevi tazminatın tüzel kişilik için mümkün olmadığını ve davacının iş modelinin benzersiz olmadığını savunmuştur.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: █████████ Esas
KARAR NO : █████████ Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : ███████ Esas- ████████ Karar
TARİH: █████/2023
DAVA: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: █████/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ...'in █████/2014 - █████/2016 tarihleri arasında müvekkili şirket bünyesinde satış ve pazarlama müdürü pozisyonunda çalıştığını, görev tanımı gereği müvekkili şirketin lastik ve jant bayileri ile toplantılara katıldığını, müşteriler ile görüşmeler yaptığını, iş modelini anlattığını, çalıştığı bölümde toplam dört kişi çalıştığını, bulunduğu pozisyon gereği müvekkili şirketin tek başına yöneticisi ...' un onayı ile yönettiğini ve şirkete ait alım, satım, finans, insan kaynakları, iş geliştirme ve bütçe gibi tüm bilgilerine kolaylıkla ulaşılabildiğini, █████/2016 tarihinde müvekkili şirketten istifa ettiğini, kendi şirketi olan ve müvekkili şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren ... Anonim Şirketi'ni █████/2016 tarihinde kurduğunu, müvekkili şirket bünyesinde çalışırken, müvekkili şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren bir başka lastik firması kurduğunu ve bununla ilgili işlemlere başladığını, marka başvurusunun da müvekkili şirkette çalıştığı esnada █████/ 2015 tarihinde yapıldığını, her ne kadar kurucu eşi ... olarak gözükse de müvekkili şirket nezdinde çalışırken marka çalışmaları için gönderilen e- postaların açıkça ... Anonim Şirketi'nin davalı ... tarafından kurulduğunu gösterdiğini, müvekkili şirketten ayrılmasını takiben de █████/ 2016 tarihinde müvekkili şirket ile aynı faaliyet alanına sahip olan davalı ... Anonim Şirketi'ni kurduğunu, Davalı ...'in bu eylemleri nedeniyle suç duyurusunda bulunulduğunu ve davalı ... aleyhine İstanbul 50. Asliye Ceza Mahkemesi'nin ████████ Esas sayılı dosyası nezdinde haksız rekabet suçundan dolayı kamu davası açıldığını, Davalı ...'in kendisi ile birlikte müvekkil şirkette çalışan üç kişiyi de ayartarak kendi kurduğu davalı ... Anonim Şirketi'nde çalışmaya ikna ettiğini, Davalı ...'in bu davranışı ile de kalmayıp aynı departmanda çalışan üç çalışanı da ayarttığını ve müvekkil şirketin üretim ve iş sırlarını ifşa etmeye veya ele geçirmeye yönelttiğini, Davalı ... tarafından müvekkili şirkette çalıştığı dönemde kendi şahsi e- posta adresine müşteri bilgileri, satış bilgilerini ve müşterilere verilen teklifler gönderdiğini, bu hususun savcılık tarafından hazırlanan iddianamede de tespit edildiğini, davalıların müvekkil şirket ile birebir aynı kampanyalar düzenlenerek müşterilerin yanılmasına ve ürünlerin karıştırılmasına sebebiyet verdiğini, bununla da kalmayıp müvekkil şirket veri tabanından müvekkil şirket tarafından ciddi emek ve masraf harcanarak oluşturulan müşteri bilgilerini kendisine kopyaladığını ve ticari hayatta dürüstlük kurallarına aykırı şekilde davranmaya devam ettiğini, müvekkili şirketin maddi ve manevi zarara uğradığını ve uğramaya devam ettiğini ileri sürerek haksız rekabetin tespitine, haksız rekabetin men'ine, haksız rekabet sonucu müvekkili şirketin meydana gelmiş zarar ve ziyanın tazmini için 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu' nun 56.maddesi gereği şimdilik 5.000- TL maddi tazminatın ticari işlerde uygulanan avans faiziyle davalıdan tahsiline, TTK madde 56 uyarınca 30.000,00 TL manevi tazminatın işleyecek ticari işlerde uygulanan avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, davacı vekili █████/2019 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebini 5.000-TL’den 132.250,00 TL’ye yükseltmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının, manevi tazminata ilişkin haklarını saklı tuttuğunu, manevi tazminatın bir bölümünün dava edilmesi, kalanın saklı tutulması imkanı bulunmadığını, Yargıtay uygulamasının bu yönde olduğunu, manevi tazminat talep eden davacının tüzel kişiliğe sahip bir şirket olduğunu, manevi bir zarara uğramasının mümkün olmadığını, davacının, dava dilekçesinde yaptığı iş ülke sınırları içinde elinde stoğu olup satmak isteyen tacirlerin stoğunu bir sistemde toplayarak gene aynı tacirlere satışa çıkartılması, bu işlemde firmaların aradığı ürüne tek bir internet portalından ulaşılmasının sağlanması şeklinde tanımladığını, dilekçe ekinde ... lastik satışı yapan firmaların internet sitesi görsellerini sunduklarını, bu görsellere bakıldığında iş bu sitelerin yapısının anonim olduğunun görüldüğünü, davacı şirketin bu konuda TPE'ye bağlı bir patent ya da faydalı model başvurusu bulunmadığını, davacı şirketin ... lastik satışının sadece kendisine ait bir tekel olduğunu ileri sürdüğünü, Türkiye Cumhuriyetinde ....com arama sonuçlarında da görüleceği üzere "314.000" sonuç bulunduğunu, müvekkili ...'in, davacının belirttiği gibi bu şirketi kurmadığını, bu şirketi dava dışı ...'in kurduğunu, müvekkili ...'in Anayasada düzenlenen çalışma hürriyeti ilkesinden hareketle müvekkil şirkette çalışmaya başladığını, Anayasa’nın 2. maddesinde ve Anayasa’nın 48. maddesindeki haklarını kullandığını, İddia Edilen Haksız Rekabet Eylemleri Bakımından ise; Davacı ile müvekkili arasında yazılı bir iş sözleşmesi bulunmadığını, davacı ile müvekkili arasında görev tanımını belirleyen tek bir yazılı evrak bile bulunmadığını, davacının, müvekkillini bir köle olarak görerek müvekkilinin getirdiği her türlü bilgi, iş yapılış şekli, metot ve ilerlemenin, İşveren tarafından meydana getirilmiş ve geliştirilmiş teknikleri ve patent, telif hakkı, know-how, marka, müşteri portföyü, ticari sır yasal korumaya konu olamasa bile diğer her türlü yeniliği kendisinin mülkiyet alanına geçtiğini iddia edebildiğini, davacı ile müvekkili arasında rekabet yasağına dair ve gizliliğe dair bir sözleşme bulunmadığını, öncelikle Lastik sektörü gibi her firmanın her firma ile ticaret yaptığı bir ortamda, davacı şirketin müvekkili sayesinde ticaret yaptığı her firmanın fatura kestiği her işletmenin sadece kendisi ile çalışacağını ve başka bir firma ile çalışamayacağını iddia ettiğini, kaldı ki davacı şirketin bu firmalarla da herhangi bir sözleşmesinin bulunduğunu, müvekkilin davacıın bilgilerini ele geçirmediğini, davacının müvekkilinin müşteri portföyünü kullandığını, davacının soyut iddialarından birinin de ... ve ...'ın da müvekkili tarafından ayartılıp müvekkilinin çalıştığı şirkette çalışmaya yönlendirilmesi olduğunu, öncelikle ...'in müvekkilinin çalıştığı şirket ile çalışmadığını, ...'ın da davacı şirketten ayrılarak kendi iradesi ile müvekkilin çalıştığı şirkette çalışmaya başladığını, müvekkili ...'in Türkiye’de ilk defa uygulanan iş modelinin aynısını kendi kurduğu şirket’te uygulamaya başladığını, müvekkili şirket’in müşteri verilerini kopyaladığını ve bu müşterileri ile iletişime geçtiğini ve halen geçmeye devam ettiğini, müvekkili şirketin maddi ve manevi zarara uğradığını ve uğramaya devam ettiğini, davacının, müşterilerin herkeste bulunan yani anonim olarak kabul edilen bilgilerini ticari sır olarak gösterdiğini, müvekkili ...'in, davacı şirkette çalışmaya başladığında kampanya metinlerini kendisinin hazırladığını, bu kampanya görselleri, reklam smsleri ve içeriklerinin mülkiyetinin ...'e ait olduğunu, internet sitesi ile ilgili de davacının iddia ettiği şekilde aynı iş modelinde olan birçok internet sitesinin olduğunun görüldüğünü, iş bu davanın açılmasının tek bir amacı bulunduğunu, bu amacın asıl olarak müvekkili ... ile çalışan müşterilerin davacı ile çalışmasını sağlamak olduğunu, davacı şirketin müvekkili sayesinde ediğindiği çevrenin sadece kendisi ile çalışmasını sağlayabilmek için iş bu davayı açtığını beyan ederek haksız ve kötü niyetli olarak açılan davanın reddine, yargılama harç ve giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi █████/2023 tarih ve ███████ Esas- ████████ Karar sayılı kararında;
Davanın, haksız rekabetten kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davası olduğu, tarafların tanıklarının beyanının alındığı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Ceza Dairesi █████████ Esas - █████████ Karar sayılı kararı ile, "... İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda eylemi sabit görülen sanık ...'in mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır. Yerel mahkemede yapılan yargılama sonunda İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ███████ Esas sayılı dosyasında da Haksız Rekabet ile ilgili Tazminat davası açıldığı, bu dosyadan alınan Bilirkişi Raporu’nda da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere katılanın bir takım müşterilerinin sanığın ... şirketine aktarıldığının ve aktarılan bu müşteriler nedeniyle katılan şirketin gelirlerinde azalma olduğunun ve sanığın şirketinin aktarılan bu müşterilerden 132.250.00 gelir elde ettiğinin tespit edildiği, böylece sanığın işten ayrılmasından sonra katılan şirkete ait bir takım müşterilerin kendi şirketine geçtiği ve bu durumda sanığın katılan şirkete ait işçi ve müşterileri ayartmakla haksız rekabet eyleminde bulunduğunun tespit edildiği, 26.08.2020 tarihli Bilirkişi Raporu da benzer şekilde olup, 'Sanığın eşinin 01.12.2015 tarihinde ''...'' markası için Türk Patent Ensitüsüne başvuruda bulunması ve ... Firmasının ana sözleşmesini İstanbul 25. Noterliğinin 05.01.2016 tarihli ve ... yevmiye numarası ile onaylatıp, şirketin tescilini yaptırması; Sanığın eşinin Kasım 2015 tarihinde marka tescilinde bulunduktan sonra, müştekiye ait işyerinde çalışırken kendine ait işyeri açma planları yaptığı ve diğer çalışanlara da iş teklif etmesiyle; Müştekiye ait işyerinde çalışırken ....com.tr şirket mail adresinden, ....com kendi şahsi mail adresine, 28.12.2015 tarihinden itibaren 17 adet e-postanın müştekiye ait müşteri, fiyat listesi ve her türlü görselleri iletmesi, müştekinin müşterilerine yaptığı kampanya detaylarına ve fiyat bilgisine çok yakın tekliflerde bulunup, müşteri nezdinde olumsuz algı yaratmasının haksız rekabet unsuru olarak kabul edilmesi gerektiği kanaati ile mahkumiyet kararı verilmiştir. Ancak 6102 sayılı yasanın 62/1-a maddesinde 55. Maddede yazılı haksız haksız rekabet fiillerinden birin kasten işleyenler" hakkında cezai müeyyide öngörülerek 55. Maddeye atıf yapılmıştır. 55. Maddedenin hangi bendi ihlal edilerek atılı suçun işlendiğinin bilirkişi raporlarında ve mahkeme gerekçesinde tartışılmadan hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Sanık ile katılan arasında mahkemeye sunulan herhangi bir iş sözleşmesi bulunmadığı, sanığın katılanın işyerinde çalıştığı dönemde iş değiştirmek istemesinin serbest piyasa şartlarında kabul edilebilir olduğu ayrıca sanığın savunmalarında kendisinin ... AŞ de 9 yıl çalıştığını, kendisini tanıyan ve bilen müşterilerin Lastik Stokta çalıştığı dönemde kendisi ile çalışmalara devam ettiğini, kendisi ... ayrıldıktan sonra eşinin kurduğu firmada çalışmaya başladıktan sonra katılan şirketin eski müşterileri ile çalışmasının ticari hayatta kabul edilebilir bir durum olduğunu ayrıca katılan şirketin iş yapım şekli internet sitesi yazılımlarının belirli bir patente sahip olmayıp anonim yazılımlar olduğu ve bu yazılımları benzer işi yapan tüm şirketlerin kullandığını ileri sürmesi karşısında, katılanın iddia ettiği tüm eylemler yönünden Haksız Rekabet ve Ticaret Hukuku alanında uzman bilirkişiden rapor alınması ve sanığın eyleminin 62/1-a ve 55. Madde kapsamında kalıp kalmadığının gerekçede tartışılması gerekirken konusunda uzman kabul edilmeyen Serbest Mali Müşavirden alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçe ile mahkumiyet kararı verilmesi, Kanuna aykırı,sanık müdafiinin istinaf nedenleri bu yönleriyle yerinde görüldüğünden hükmün 5271 sayılı CMK'nın 280/1-f maddeleri gereğince Bozulmasına, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine kesin olarak ve oy birliğiyle █████/2022 tarihinde karar verildi... " ifadelerine yer verilerek sanık ... ... hakkında verilmiş olan mahkumiyet kararının kaldırıldığı anlaşılmış ise de, haksız rekabetin oluşabilmesi için ceza hukukunda olduğu gibi “kast” unsurunun aranmaması, ceza mahkemesinin kusur yönünden yapmış olduğu nitelendirmenin ceza mahkemesini bağlamaması (TBK. m. 74), verilen bozma ilamının haksız rekabetin ihlal edilen hükmünün açıkça tespit edilmemesiyle ilgili olması dikkate alınarak ceza dosyasının işbu dava açısından bir bağlayıcılığının bulunmadığının kabul edildiği, deliller toplandıktan sonra ticari defter ve belgeler üzerinde inceleme yapılmak suretiyle mahkemece tespit edilen uyuşmazlık konularında rapor alındığı, kök ve ek rapor ile haksız rekabet eylemlerinin ve davacının zararının tespit edildiği, davacının bir takım müşterilerinin davalı ... şirketine aktarıldığı, aktarılan bu müşteriler nedeniyle davacının gelirlerinde azalma olduğu, davalının davacının müşterilerinden gelir elde ettiği, dolayısıyla davalıların haksız rekabet hükümlerini ihlal ettikleri, elde edilen gelirin TTK. m. 56/1-e hükmü uyarınca " davalının elde etmesi mümkün görülen menfaat " kabul edilerek davacıya verilmesi gereken maddi tazminat olarak hesaplanması gerektiği ve haksız rekabet eyleminin bulunması nedeniyle davacının haksız rekabetin tespiti ve meni, mahkeme ilamının yayınlanması yönündeki taleplerinin yerinde olduğu, haksız rekabette bulunan durumlarda, kişilik haklarının zedelendiğinin dolayısıyla da manevi tazminat şartının oluştuğunun kabul edilmesi gerektiği, sonuç olarak, davalı ...’in işten ayrılmasından sonra davacıya ait bir takım müşterilerin davalı şirkete geçtiğinin tespit edildiği, bu durumda davalıların, davacıya ait bazı çalışanları (... ve ..., ......) ve bir kısım davacı müşterilerini davalı ... şirketinde/şirketiyle çalışmaları yolunda etkileme, teşvik ve ikna etme suretiyle haksız rekabet eyleminde bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, davalı ... şirketinin davacının müşterilerinden 104.051,00 TL gelir elde ettiği, elde edilen bu gelirin TTK. m. 56/1-e hükmü uyarınca, “davalının elde etmesi mümkün görülen menfaat” ve davacıya verilmesi gereken maddi tazminat olarak kabul edilmesi gerektiği, haksız rekabet eyleminin bulunması nedeniyle, davacının haksız rekabetin tespiti ve meni, mahkeme ilamının yayınlanması yönündeki taleplerinin de yerinde olduğu, ayrıca davacı lehine manevi tazminata da hükmedilmesi gerektiği, hükmedilecek tazminatlardan davalıların TTK. m. 7 uyarınca birlikte sorumlu olması gerektiğinin anlaşıldığı, davalıların yarattığı haksız rekabetin tespitine ve menine, 104.051,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyen avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, eylemin niteliği, davacının ticari faaliyetinin bozulma düzeyi ve tarafların sosyo-ekonomik durumları ile enflasyon göz önünde bulundurularak takdiren 10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyen avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, gerekçeli kararın tirajı en yüksek üç gazeteden birinde yayınlanmasına karar verilmiş ve karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece kök raporda tespit edilen zarar miktarı hüküm altına alınması gerekirken davalının beyanına göre düzenlenen ek rapordaki zarar miktarının hüküm altına alınması ve hükmedilen manevi zararın yetersiz olması sebebiyle Mahkeme kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece derdest olan ceza yargılaması sonucu beklenmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu, bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere davacı şirketin, ... lastik satışının sadece kendisine ait bir tekel olduğu iddiasının haksız ve dayanaksız olduğunu, davacının ulaştığı müşterilere davalının ve herkesin ulaşabileceği dosya kapsamında sabit olduğunu, davacının müşterilerinin davalı tarafından davalı şirkete aktarıldığına dair tespitin de yerinde olmadığını, söz konusu müşterilere yazılan müzekkerelere verilen cevaplarda da görüleceği üzere bu müşterilerin davalı ... ile daha önce çalışmış olan ve davalı tarafından davacıya kazandırılmış müşteriler olduğunu, davacı ile davalı müvekkil arasında yazılı bir iş sözleşmesi bulunmadığını, davacı şirket ile davalı müvekkil arasında görev tanımını belirleyen yazılı bir belge olmadığını, davacı şirket, davalı müvekkilin getirdiği her türlü bilgi, iş yapış şekli, metod, ilerleme, geliştirdiği teknikleri, müşteri porföyünü davacının mülkiyet alanına geçtiğini iddia ettiğini, davacı ile müvekkil davalı arasında rekabet yasağına ve gizliliğe dair bir sözleşmenin mevcut olmadığını, lastik sektöründe tüm firmaların birbirleri ile ticaret yaptıklarını, davacı şirketin müvekkili sayesinde ticaret yaptığı her firmanın, fatura kestiği her işletmelerin sadece kendisi ile çalışacağı, kendi müşterisi olduğu iddiasında bulunduğunu ve yerel mahkemenin buna itibar ettiğini, müvekkil davalı, davacının bilgilerini ele geçirmediğini, davacının müvekkil davalının müşteri portföyünü kullandığını, bu hususun dosyadan işbu müşterilere yazılan müzekkerelere verilen yazı cevaplarıyla ve tanık ...'in beyanıyla sübuta erdiğini, davacı yanın, davalıların birbir aynı kampanyalar düzenleyerek müşterilerin yanılmasına ve ürünlerin karıştırılmasına sebebiyet verdikleri iddiaları da dosya kapsmında sübut bulmadığını, davalı müvekkil ... davacıda çalışmaya başladığında kampanya metinlerini lastik sektöründe geçirdiği uzun yılların verdiği tecrübe ve birikimlerini harmanlayarak bizzat hazırladığını, bu kampanya görselleri, reklam sms ve içeriklerinin mülkiyetinin davalı müvekkile ait olduğunu, müvekkil davalının yaptığı kampanyaların aynı olduğu yanılmaya neden olduğu konusu da dosyada sübut bulmadığını, davalının "işçileri, vekilleri veya diğer yardımcı kişileri, işverenlerinin veya müvekkillerinin üretim ve iş sırlarını ifşa etmeye veya ele geçirtmeye yönelik bir eylemde bulunmadığını, davacı yan, müvekkil davalının davacıda çalışırken şahsi mailine gönderim yaptığını dayanak olarak gösterdiğini, gerek Kanun ve gerekse Yargıtay içtihatları uyarınca haksız rekabeti oluşturan eylem ticari sırları üçüncü kişilerle paylaştığını, bir an için davacıların bu yöne ilişkin iddialarının gerçek olduğu kabul edilse bile davalının iş pozisyonu gereği zaten bildiği, vakıf olduğu bilgileri kendisine aktarması hukuka aykırılık teşkil etmeyeceğini, davalı müvekkillerin davacıya ait işçileri ayarttığı yönünde, davacı çalışanı olan, müvekkil şirkette hiç çalışmayan ve tamamen çelişkili, öğretildiği beyanlarda bulunan, beyanı hükme esas alınamayacak olan ...'nun beyanları dışında dosyada bu konuda da hiç bir kanıt bulunmadığını, ayartıldığı iddia edilen müşterilerin davalı ...'in müşterisi oldukları dosya kapsamında sübut bulduğundan davalının bu müşterilerden elde ettiği gelirlerin maddi tazminat olarak hüküm altına alınmasının da hatalı olduğunu, manevi tazminat koşullarının oluşmadığını, ayrıca TTK. 56/1-e hükmüne dayalı olarak hüküm altına alınabilecek tazminat miktarı, davalının elde ettiği net menfaat miktarı olması gerektiğini, bilirkişi heyeti raporunda bu tutarın brüt tutar olduğu belirtildiğini, bu yönde tarafından rapora vaki itiraz dikkate alınmadan hüküm kurulduğunu, bilirkişi heyetince hesaplanan brüt tutardan asgari %20 kurumlar vergisi düşülmeden brüt kazancın tazminat miktarı olarak rapor edilmesinin hatalı olduğunu, davalı müvekkillerin haksız rekabet eylemleri sabit olmadığından kararın ilanı yönünde hüküm kurulmasının yerinde olmadığını, ilgili madde hükmü hakime, ilana karar verip vermeme ve ilanın şekli konusunda takdir hakkı tanımış olmakla birlikte, ilk derece mahkemesinin tüm gerekçeli kararın ilanına şeklinde hüküm kurmasının da usul ve yasaya aykırı olduğunu, kararın ilanı için hükmün kesinleşmesi gereği kanunun amir hükmü olduğu halde hüküm fıkrasında bu hususun açıkça belirtilmemiş olmasının da yerinde olmadığını, hüküm altına aldığı manevi tazminata yasal faiz işletilmesi gerekirken avans faizi işletilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; haksız rekabetin tespitine, men'ine, haksız rekabet sebebiyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazminine ve kararın ilanına karar verilmesi talebine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Taraf vekilleri tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında dava dilekçesi, cevap dilekçesi, bilirkişi raporlarına itiraz dilekçeleri ve beyan dilekçeleri ile ileri sürülmüş, Mahkemece gerekçeli kararda değerlendirilmiştir. Somut uyuşmazlıkta davalı ...'in davacı şirkette █████/2014-█████/2016 tarihleri arasında satış ve pazarlama müdürü olarak çalıştığı ve kendi isteği ile istifa ederek davacı şirketten ayrıldığı, davacı şirketten ayrıldıktan sonra █████/2016 tarihli ana sözleşmeyi █████/2016 tarihinde tescil ettirerek davacı şirket ile birebir aynı faaliyet konusuna sahip davalı şirketi eşi adına kurduğu ve bu şirkette çalışmaya başladığı, ancak marka tescil başvuru tarihinden davalı şirketin kuruluş işlemlerine henüz davacı şirkette çalışırken başladığının anlaşıldığı, şirketin iştigal konusunda davalının kendisinin uzman olduğu, eşinin bu alanda uzmanlığına ilişkin bir delil sunulmadığı ve davacının şirketten istifa ettiği tarih ile ana sözleşme tarihinin aynı olduğu gözetildiğinde davalı şirketin davalı ... tarafından kurulduğunun anlaşıldığı, yine taraf tanıklarının beyanlarından davalının davacı şirkette çalışırken kendi şirketinin kuruluş işlemlerini yaptığı ve aynı departmanda çalıştığı davacı şirket çalışanlarından üçüne kendi şirketinde çalışması için teklifte bulunduğu, çalışanların da bu teklifi kabul ederek davalının istifasından çok kısa bir süre sonra davalı şirkette çalışmaya başladığı, tanıklardan ...'in kararından pişman olarak davacı şirkete geri döndüğü, yani davalı, davacıların işçilerinin davacı ile aralarındaki sözleşmeye aykırı davranmalarını sağlayarak davalı şirkette çalışmalarını sağladığı, davacı iş yerinde çalıştığı sırada şirketin mail adresinden kendi özel mail adresine davacıya ait müşteri, fiyat listesi ve her türlü görselleri ilettiği, davalı bu bilgilere görevi gereğince vakıf ise de davacı şirkete ait bu bilgileri kendi özel mail adresine gönderme yetkisinin ve hakkının bulunmadığı, davacı ile benzer kampanyalar düzenleyerek müşteriler nezdinde karışıklığa yol açtığı, davalı iş yerinden ayrıldıktan sonra davacının 2015 yılında satış yaptığı 53 müşterisine 2016 yılında kendisi satış yaptığı, söz konusu müşterilere yazılan müzekkerelere verilen cevaplarda çoğunun davalı ... ile davacı şirket ile çalışmasından önce tanışıklıklarının olduğu ve ... vasıtası ile davacı şirket ile çalışmaya başladıklarını beyan etmişler ise de, davalı ...'ın bu kadar fazla sayıda müşteriyi davacı şirkete kazandırdıktan sonra işten ayrıldıktan hemen sonra kendi şirketine yönlendirme gibi bir hakkının bulunmadığı, davalı ile çalışan müşteri sayısının çokluğu dikkate alındığında davalının müşterileri çok kısa bir süre sonra kendi şirketine yönlendirdiğinin anlaşıldığı, davacı şirketin iştigal konusunda tekel hakkına sahip olmamasının ve davacı ile davalı ... arasında rekabet yasağını içeren iş sözleşmesi olmamasının da sonuca etkisinin bulunmadığı, açıklanan sebeplerle davalının TTK'nın 55/1-a5, 55/1-b1-2, 55/1-c1 düzenlenen haksız rekabet eylemlerinin sabit olduğu anlaşılmakla Mahkemece TTK'nın 56/1-e maddesi uyarınca hesaplanan maddi tazminatın hüküm altına alınması, yine davacının işçilerinin ve çok sayıda müşteri çevresinin davalı şirkete kaydırılması dolayısıyla uğranılan itibar kaybı dikkate alınarak davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesi, tarafların tacir olduğu gözetilerek hükmedilen manevi tazminata avans faizi işletilmesi, davacının eylemlerinin tanık beyanları, mail yazışmaları, noter tespiti, işe giriş çıkış bildirgeleri, davalı şirket kuruluş belgeleri, davalı kampanya görselleri, bilirkişi raporları ile sabit olduğundan ve ceza yargılaması sonucunda Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararından sonra Mahkemece davalı hakkında haksız rekabet suçundan cezalandırılmasına karar verildikten sonra Mahkemece verilen kararın sadece hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünden yanlış değerlendirme yapıldığı gerekçesiyle kaldırılması ve davalının eyleminin sabit görülmesi sebebiyle bekletici mesele yapılmasının sonuca bir etkisinin bulunmadığından Mahkemece bekletici mesele yapılması talebinin reddine karar verilmesi, Mahkemenin takdirine göre gerekçeli kararın ilan edilmesi isabetli olup, hükmün kesinleşmeden ilan edilmediği gözetildiğinde ilanın kararın kesinleşmesine müteakiben yapılması gerektiğinin hükümde belirtilmemesinin sonuca etkisinin bulunmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerindedir. Tarafların ticari defter ve kayıtları ile davalı tarafından sunulan cari hesap bilgileri dikkate alınarak hesaplama yapılan ek karara itibar edilerek davacının maddi tazminat talebinin hüküm altına alınması ve eylemin niteliği, tarafların sosyal ekonomik durumları, paranın alım gücü gözetilerek davacı lehine hükmedilen manevi tazminat miktarı hakkaniyet uygun olduğundan davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Sonuç itibariyle; ilk decere mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından, taraf vekillerinin istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 539,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 192,30 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 7.790,82 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalılar tarafından peşin olarak yatırılan 2.217,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.572,97 TL'nin davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
6-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!