İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi tarafından, iflas yoluyla adi takipte itirazın kaldırılması ve iflas istemine ilişkin davada İİK 159. madde uyarınca muhafaza tedbirlerinin, takibin kesinleşmesine gerek olmaksızın uygulanabilirliği üzerine verilen istinaf kararı.
Özet: Davacı, iflas yoluyla adi takipte borçlunun itirazının kaldırılması ve iflası talebiyle açtığı davada, icra takibinin kesinleşmediği ve borçlunun mal kaçırdığına dair yeterli kanaat oluşmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesince reddedilen kayyım atanması, mal varlığına kısıtlama, defter kayıtlarının mühürlenmesi gibi telafisi güç zararların önlenmesine yönelik muhafaza tedbirleri talebini, alacağın mahkeme ilamına dayanması, borçlunun yüzlerce haciz ve ipotekle yüklü mal varlığı ve ticari faaliyetlerinin durduğu emareleri sebebiyle İİKnın 159. maddesi uyarınca takibin kesinleşmesi beklenmeden de bu tedbirlerin alınmasının zaruri olduğunu belirterek istinaf yoluyla yeniden değerlendirilmesini talep etmiştir.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ45. HUKUK DAİRESİESAS NO: ████████ KARAR NO: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİESAS NO: ████████DAVA TARİHİ : █████/2026ARA KARAR TARİHİ: █████/2026DAVA: İtirazın Kaldırılması ve İflasKARAR TARİHİ: █████/20266100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; .... İcra Dairesi'nin ...E. sayılı dosyaya vaki itirazın kaldırılması ile davalı şirketin iflasına, telafisi imkansız zararların doğmasını engellemek için öncelikle teminatsız şekilde davalı şirket hakkında muhafaza tedbirlerine başvurulması gerektiğini, bu kapsamda davalı şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanmasını, bu talep kabul görmediği takdirde denetim kayyımı atanmasını, davalı şirketin mal varlığı üzerinde tasarruf yetkisinin kısıtlanmasını, taşınır- taşınmazların satımının ve devrinin yasaklanmasını, şirketin tüm ticari defter, muhasebe kayıtları, sözleşme ve faturalarının mühürlenerek koruma altına alınmasına, elektronik veri ve kayıtların imajlarının alınarak saklanmasını, banka hesaplarının, pos gelirlerinin, ve üçüncü kişilerden yapılacak tahsilatların denetime alınmasını veya bloke edilmesini, üçüncü kişilerde bulunan mal ve alacaklara ilişkin envanter çıkarılmasını talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesinin 28.04.2026 tarihli ara kararı ile, davacı tarafça borçlu hakkında İİK'nın 159. maddelerine göre tedbire hükmedilmesi talep edilmiş ise de, dava itirazın kaldırılması ve iflas istemine ilişkin olup, icra takibinin kesinleşmediği, borçlunun mallarını kaçırmaya, gizlemeye dair iddiasını ispata ilişkin delil ibraz edilmediği, mahkememizce bu aşamada tedbir verilmesine yönelik yeterli kanaat oluşmadığı gerekçesiyle Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; icra takibinin kesinleşmemiş olmasının İİK'nın 159. maddesi kapsamında tedbir verilmesine engel olmadığını, takibe konu alacağın Bakırköy 30. İş Mahkemesi'nin ████████ E. ███████ K. sayılı kararıyla davanın kısmen kabulüne karar verilerek müvekkilinin alacağını hüküm altına alınan bir mahkeme ilamı olduğunu, borçlunun mallarını kaçırma ve borca batıklık emarelerinin dosya kapsamında somut olarak mevcut olduğunu, davalı adına kayıtlı 12 taşınmazın her birinde 350’den fazla ipotek ve haciz şerhi bulunduğunu, müvekkilinin haciz sırasının ortalama 240-250 aralığında ve taşınmazların tamamında çok sayıda kamu haczi ve ipotek mevcut olduğunu, bu tablo davalının taşınmazlarının fiilen tasfiye edilmiş, alacağın bu yolla tahsilinin imkânsız hâle gelmiş olduğunu gösterdiğini, ticari faaliyet yürüttüğü iddia edilen bir şirketin üzerinde hiçbir aracın kalmamış olmasının mal varlığının eritildiğine dair kuvvetli bir emare olduğunu, yıllardır bir ilam borcunu kötü niyetle ödemekten kaçınan, taşınmazları yüzlerce hacizle yüklü ve üzerinde hiçbir aracı kalmamış bir şirket bakımından telafisi imkânsız zararların doğmasının kuvvetle muhtemel olduğunu, muaccel alacağın varlığının mahkeme ilamı ile sabit olduğunu yaklaşık ispatın fazlasıyla gerçekleştiğini belirterek, ara kararın kaldırılmasını ve tedbir taleplerinin kabulünü talep etmiştir.Dava, iflas yoluyla adi takipte itirazın kaldırılması ve iflas istemine ilişkindir. İstinaf incelemesine konu talep ise, İİK'nın 159 vd. maddeleri uyarınca iflas muhafaza tedbirlerinin uygulanması istemine ilişkindir.İİK'nın 159. maddesi " İflas talebi halinde mahkeme ilk önce alacaklıların menfaati için zaruri gördüğü bütün muhafaza tedbirlerini emredebilir. Borçlu ödeme emrine itiraz etmemişse alacaklının talebi üzerine mahkeme mutlaka bu tedbirlere karar vermeye mecburdur. Bu emirler iflas dairesince yerine getirilir. Mahkeme defter tutmadan gayri bir muhafaza tedbiri isteyen alacaklıdan ileride haksız çıktığı takdirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayabilecekleri zararları karşılamak üzere HMK 96.maddesinde yazılı bir teminat alınmasını isteyebilir. Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş veya alacak bir ilama bağlı ise teminat aranmaz. Devlet veya Adli Yardıma nail kimselerde teminat göstermek mecburiyetinde değildir. Bu maddeye göre alınan muhafaza tedbirleri borçlu aleyhindeki icra takiplerine tesir etmez " , İİK'nın 161. maddesi ise " İflas talebinde bulunan alacaklı isterse, mahkeme borçluya ait bir defterin tutulmasına karar verebilir. Bu defter iflas dairesi tarafından tutulur" şeklinde düzenlenmiştir.Yasa metninde ifade edildiği gibi iflas talebi halinde mahkemenin, ilk başta alacaklıların menfaati için zaruri gördüğü bütün muhafaza tedbirlerini karar verebileceği düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere muhafaza tedbirine hükmedilebilmesi için borçlunun itirazının kaldırılmasına yada takibin kesinleşmesine gerek yoktur. İflas davasının açılması halinde, öncelikle mahkemenin muhafaza tedbirine hükmedilebilmesi için alacaklıların menfaatinin zaruri kılması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile alacaklıların menfaati tehlikeye düşecekse tedbirin alınmasında zaruret bulunduğu kabul edilmelidir. O halde, muhafaza tedbirleri ile güdülen amaç, aleyhine iflas davası açılan borçlunun müstakbel iflas masasına girecek mal ve hakların muhafazası suretiyle sadece iflas isteyen alacaklının değil, iflas alacaklıların tamamının menfaatlerinin kurunmasıdır. (Muşul, Timuçin, İflas ve Konkordato Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2019, s.168). Ancak yasal düzenlemede mahkeme tarafından alacaklıların menfaati için zaruri gördüğü bütün muhafaza tedbirlerinin mahkeme tarafından alınabileceği belirtilmiş ise de borçlu şirketin ticari hayatını ve faaliyetini zedeleyecek, iflasına yol açabilecek nitelikte tedbir talebi de verilmesi mümkün değildir.Yukarıda açıklandığı üzere iflas yoluyla takipte İİK'nın 159. maddesine göre muhafaza tedbirlerine karar verebilmek için iflas yoluyla takibin kesinleşmiş olması zorunlu olmadığı gibi, takibe itiraz edilmemiş ise mahkemenin talep üzerine veya resen muhafaza tedbirlerine karar vermek zorunda olduğu, ancak takibe itiraz edilmiş ise muhafaza tedbirine karar verip vermemek mahkemenin takdirinde olduğu anlaşılmıştır. Mahkeme takdir hakkını kullanırken öncelikle, alacaklıların menfaatinin zaruri kılınıp kılınmadığı, borçlunun ticari hayatını ve faaliyetini etkileyip etkilemediği ve HMK'nın 389. vd maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir şartlarına ilişkin yaklaşık ispat kuralı sağlanıp sağlamadığı hususlarını dikkate alması gerekmektedir. Şayet hâkim kararında somut sebep gösteremiyor, bunu en azından açıklayacak veya asgari ölçüde ikna edecek delil değerlendirmesi yapamıyor, yaklaşık ispat ölçüsünü yakalayamıyorsa tedbire karar vermemelidir. Ancak bu da hiçbir zaman tam bir ispat seviyesinde ispat şartına dönüşmemelidir. (Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes Muhammet; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, Ankara 2011-Sh.715-717) (Yüksek Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin █████/2012 gün ve ██████████ esas,█████████ karar sayılı ilamında belirtildiği gibi)Belirtilen yasal düzenleme uyarınca, alacaklının iflas talebini alan Mahkeme, ilk önce alacaklıların menfaati için gerekli gördüğü muhafaza tedbirlerini emredebilir. Muhafaza tedbirlerinin neler olduğu kanunda sayılmış değildir. Bunun için alacaklının bir talepte bulunması şart değildir. Muhafaza tedbirlerine karar vermek zorunluluğu, İİK'nun 159/1-2. cümlesi gereğince, borçlunun ödeme emrine itiraz etmemesi durumunda söz konusu olmaktadır.Somut uyuşmazlıkta, Bakırköy 30. İş Mahkemesi'nin 30.01.2018 tarihli ████████ E. ███████ K. sayılı davanın kısmen kararı ile hükmedilen işçilik alacaklarının .... İcra Dairesi'nin ... E. sayılı ilamlı icra takibine konu edilerek icra emrinin iş bu dava davalısı şirkete gönderildiği, İİK'nın 43/2. maddesi uyarınca takip yolunun iflas yoluyla adi takip olarak değiştirildiği, 02.12.2024 tarihinde tebliğ edilen ödeme emrine nedeniyle borçlu vekilinin 09.12.2024 tarihinde yetki ve borca itiraz ettiği, yetki itirazının kabulü nedeniyle gönderilen dosyanın... İcra Dairesi'nin ...E. sırasına kaydedildiği, ödeme emrinin 26.04.2025 tarihinde tebliğ edildiği, 02.05.2025 tarihinde borca itiraz edilmesi sonrası 21.04.2026 tarihinde iş bu itirazın kaldırılması ve iflas davasının açıldığı anlaşılmıştır. Takip konusu edilen ilama bağlı işçilik alacağının bulunduğu konusunda yaklaşık ispat mevcuttur. Mahkemece bu aşamada hükmedilecek muhafaza tedbirinin davalı şirketin ticari faaliyetini etkilememesi, davalıyı iflasa sürüklememesi gerekmektedir. Yasadaki düzenleme emredici nitelikte olmayıp, muhafaza tedbirleri mahkemenin taktirine bırakılmıştır. Davalı şirkette organ boşluğu bulunmadığından yönetim kayyımı atanamayacağı, davalı şirkete denetim kayyımı atanmasını gerektirir somut bilgi ve belge ise dosya kapsamında mevcut değildir. Davalı şirketin mal varlığı üzerinde tasarruf yetkisinin kısıtlanmasını, taşınır- taşınmazların satımının ve devrinin yasaklanmasını, banka hesaplarının, pos gelirlerinin, ve üçüncü kişilerden yapılacak tahsilatların denetime alınmasını veya bloke edilmesini talebinin de davalı şirketin ticari hayatın devamlılığının etkileyebilecek nitelikte olması nedeniyle bu aşamada mevcut veriler ışığında ölçülü bir muhafaza tedbir olmayacağı nazara alındığında yerinde olmadığı anlaşılmaktadır. İİK'nın 161. maddede düzenlenen defter tutma tedbiri borçlunun ekonomik ve ticari faaliyetini gözetim ve denetim altına aldığı, sadece iflas isteyen alacaklının değil bütün alacaklıların yararına bulunduğu, alacaklıların zarar görmesini engellediği gibi davalı şirketin faaliyetini, ticari itibarını zedeleyecek nitelikte olmadığından davalı ait malların bir defterinin tutulmasına karar verilmesi gerekirken talebinin tümden reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.Yukarıda açıklanan gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davacının iflas muhafaza tedbirleri talebi hakkında yeniden karar verilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;1-Davacı tarafın istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2026/... Esas sayılı dosyasında verilen ../███████ tarihli ihtiyati tedbir talebinin reddine yönelik kararının HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA ve YENİDEN KARAR VERİLMESİNE,2-Davacı vekilinin iflas muhafaza tedbir talebinin KISMEN KABULÜ ile, İİK'nın 161. maddesi uyarınca davalıya ait malların bir defterin tutulmasına, kararın ....İflas İdaresi tarafından yerine getirilmesine, davacı vekilinin defter tutulması haricindeki diğer muhafaza tedbirleri talebinin REDDİNE. 3-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafından yatırılan başvurma harcının Hazine'ye gelir kaydına, istinaf karar harcının ise talep halinde ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,4-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf kararının ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.f maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.█████/2026