Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, "..." sinema filmi projesinde "eser adı" kullanımıyla ilgili marka hakkına tecavüzün tespiti davasında pasif husumet yokluğu nedeniyle red kararına ilişkin istinaf incelemesi.
Özet: Büyük bütçeli bir sinema filmi projesinde kullanılan ismin, davalının ileri sürdüğü marka hakkına tecavüz etmediğinin tespiti amacıyla açılan davada, davalının noter ihtarnamesiyle kendi adına hak iddia ederek projenin durdurulmasını talep ettiği marka başvurusunun aslında dava dışı üçüncü bir kişiye ait olması ve henüz tescilli bulunmaması nedeniyle, ilk derece mahkemesi tarafından pasif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : █████████ KARAR NO : █████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... (...)ÜYE : ... (...)ÜYE : ... (...)KATİP : ... (...)İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİTARİHİ : █████/2026NUMARASI : ████████ E. - ███████ K.DAVACI : VEKİLİ : DAVALI :VEKİLİ : DAVANIN KONUSU : Marka Hakkına Tecavüzün Mevcut Olmadığının Tespiti Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen █████/2026 Tarih ve ████████ Esas - ███████ Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkilinin film ve medya prodüksiyonu alanında faaliyet gösteren bir kuruluş olduğunu, hali hazırda Türkiye'nin yakın tarihinin en önemli olaylarından biri olan 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nı konu alan ve "..." adını taşıyan büyük bütçeli bir sinema filmi projesi üzerinde çalıştığını, projenin kamuoyuna duyurulduğunu, oyuncu seçmeleri ve plato hazırlıkları gibi ileri safhalara ulaşıldığını ve önemli miktarda yatırımın yapıldığını, projenin devlet kurum ve kuruluşlarından ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları nezdinde de destek alan bir proje olduğunu, müvekkilinin kullanımının markasal bir kullanım değil, FSEK kapsamında bir "eser adı" kullanımı olduğunu, müvekkilinin önceye dayalı kullanım hakkının bulunduğunu, müvekkilinin projesinin kamuoyunda bu kadar geniş yer almasından sonra, davalının 01.08.2025 tarihinde noterden bir ihtarname keşide ederek, "..." ibaresi üzerinde hak sahibi olduğunu iddia edip, müvekkilinin projesinin durdurulmasını talep ettiğini, aksi halde hukuki yollara başvuracağını bildirdiğini, ayrıca davalının aynı ibare için marka tescil başvurusunda bulunmasının, hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bu başvurunun bir hak elde etme amacından ziyade, pazarda kendine rakip olarak gördüğü müvekkili şirketin projesini engelleme, faaliyetlerini sekteye uğratma ve haksız bir rekabet avantajı sağlama kastını taşıdığını, SMK 6/9. maddesinde kötü niyetle yapılan marka başvurularının itiraz üzerine reddedileceğinin hükme bağlandığını, davalının henüz tescil edilmemiş markasına dayanarak yarattığı bu tehdidin, müvekkilinin yatırımlarını ve ticari itibarını zedelediğini, 6762 sayılı SMK'nın 154. maddesi uyarınca işbu menfi tespit davasının açılması zaruretinin doğduğunu ileri sürerek, müvekkili şirketin "..." ismini sinema filmi projesinde "eser adı" olarak kullanmasının, davalının ███████████ numaralı marka başvurusuna ve/veya iddia ettiği herhangi bir sınai mülkiyet hakkına tecavüz teşkil etmediğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı Şirket temsilcisi savunmada bulunmamıştır.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacının davalıya ait olduğunu iddia ettiği ve somutlaştırdığı tek sınai hakkın, ███████████ sayılı marka olduğu, söz konusu markanın davalıya ait olmadığı, dava dışı ... adına kayıtlı bulunduğu, söz konusu marka başvurusunun henüz tescilli olmadığı, idari prosedürün devam ettiği, anılan marka başvurusunun ilanına davacının itirazda bulunduğu, söz konusu markadan başka dava dilekçesinde 6100 sayılı HMK m.194 hükmü uyarınca somutlaştırılan bir sınai haktan söz edilmediği, davacı yanın dilekçesinde bahsettiği ve davalıdan tarafına keşide edildiğini belirttiği ihtarname sureti incelendiğinde de; 6769 sayılı SMK m.154 hükmü uyarınca sicile kaydedilmiş ve belirlenebilir herhangi bir somut sınai hakkın tespit edilemediği, dolayısıyla davacı yanın 6100 sayılı HMK m.194 hükmü uyarınca üzerine düşen somutlaştırma külfeti kapsamında somutlaştırabildiği tek sınai hak olan ███████████ sayılı marka başvurusunun davalıya ait olmadığı, dava dışı üçüncü kişiye ait olduğu gerekçesiyle davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalının 01.08.2025 tarihli noter ihtarnamesi ile müvekkil şirketin yürüttüğü film projesini hedef aldığını, “...” ve “1974 ...” ibareli marka başvurularının sahibi olduğunu ileri sürdüğünü ve bu hakları noterden düzenlenen Marka Başvuru Hakkı Devir Sözleşmesi ile devraldığını açıkça beyan ettiğini, ihtarname içeriğinde ayrıca müvekkilinin film projesinin davalının sınai mülkiyet haklarını ihlal ettiği, markaya tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu, faaliyetlerin durdurulması gerektiği, aksi halde hukuki ve cezai yollara başvurulacağı ifadelerinin yer aldığını, müvekkili şirketin bu iddiaların hukuki dayanaktan yoksun olduğunun tespiti amacıyla işbu menfi tespit davasını açmak zorunda kaldığını, dolayısıyla somut davanın yalnızca sicilde görülen bir marka kaydına dayanılarak açılmış bir dava olmadığını, davanın açılmasının temel nedeninin, davalı şirket tarafından müvekkiline gönderilen ihtarname ile ileri sürülen hak iddiası ve bunun müvekkilinin ticari hayatı ve çalışmakta olduğu film projesi üzerinde yaratabileceği olumsuz etki olduğunu, pasif husumetin, davanın yöneltildiği kişinin dava konusu edilen hakkın süjesi olup olmadığı ile ilgili bulunduğunu, başka bir ifadeyle pasif husumetin, davanın sonucundan hukuken etkilenecek ve dava konusu edilen iddia veya talep ile ilişkilendirilebilecek kişinin davalı olarak gösterilmesi anlamına geldiğini, bu nedenle pasif husumet yokluğundan söz edilebilmesi için davanın yöneltildiği kişi ile ileri sürülen hak iddiası veya hukuki tehdit arasında hiçbir bağlantının bulunmamasının gerektiğini, somut olayda ise davalının bizzat kendisi tarafından ileri sürülen bir hak iddiasının bulunduğunu, artık bu kişi ile uyuşmazlık arasında doğrudan bir hukuki ilişki doğmuş sayılacağını ve pasif husumetin mevcut olduğunun kabul edileceğini, davanın açılmasına sebep olan hukuki tehdidin, davalı tarafından gönderilen ihtarname olduğunu, bu nedenle davanın muhatabı olan kişinin de doğal olarak bu iddiaları ileri süren davalı bulunduğunu, kaldı ki marka devir sözleşmesinin ... sicilinde görünmemesinin, hak iddiasının bulunmadığı anlamına gelmeyeceğini, davalı tarafın ihtarnamede açıkça söz konusu marka başvurularını noterlikte düzenlenen devir sözleşmesi ile devraldığını belirttiğini, bu durumda marka devrinin ... siciline henüz işlenmemiş olmasının, devrin hiç yapılmadığı veya davalının bu hakları ileri sürmediği anlamına gelmeyeceğini, ayrıca FSEK kapsamında eser üzerindeki hakların tescille doğmadığını ve tescile bağlı olmadığını, davalı tarafın ihtarnamesinde aynı isimli film projesi üzerinde hak sahibi olduğunu da ileri sürdüğünü, bu durum karşısında, davalının ihtarnamede ileri sürdüğü fikri hak iddialarının müvekkilinin projesi üzerinde ciddi bir hukuki tehdit oluşturduğunu, ilk derece mahkemesinin FSEK kapsamında korunan hak iddialarına ilişkin hiçbir değerlendirme yapmadan vermiş olduğu kararın hukuka aykırı bulunduğunu, menfi tespit davasında önemli olan hususun, hak iddiasının varlığı olduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, 6762 sayılı SMK'nın 154. maddesine dayalı, davacının "..." ismini sinema filmi projesinde "eser adı" olarak kullanmasının, davalının ███████████ numaralı marka başvurusuna ve/veya iddia ettiği herhangi bir sınai mülkiyet hakkına tecavüz teşkil etmediğinin tespitine karar verilmesi istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, dava konusu ███████████ numaralı "..." ibareli marka tescil başvurusunun, dava dışı ... tarafından 02.03.2025 tarihinde yapıldığı, daha sonra noterden düzenlenen 16.07.2025 tarihli Marka Başvuru Hakkı Devir Sözleşmesi ile davalıya devredildiği, ardından davalı vekili tarafından, yine noterden keşide edilen 01.08.2025 tarihli ihtarname ile davacıdan dava konusu film projesinin, müvekkilinin noterden devraldığı marka başvuru hakkına zarar verdiği bildirilip, bu fiillerine son verilmesinin istendiği anlaşılmaktadır. Dairemizce MHK'nın 353/1-b.3. maddesi uyarınca sorulması üzerine, ... tarafından verilen 22.05.2026 havale tarihli cevabi yazıdan, ███████████ numaralı "..." ibareli marka tescil başvurusunun yayınına davacının itirazının kabul edildiği, başvurunun reddine karar verildiği, başvuru sahibi tarafından bu karara itiraz edilmemesi üzerine, başvurunun reddi kararının kesinleştiği bildirilmiştir. Marka devir sözleşmesi, devir anından itibaren hüküm ifade eder. Tescil ve ilan, yaratıcı değil, bildirici etkiyi haizdir. Yargıtay'ın emsal uygulaması da aynı yöndedir (Yargıtay HGK.'nın 09.02.2011 tarih ve ████████ E.- ███████ K., Yargıtay 11. HD.'nin 06.11.2012 tarih ve █████████ E.- ██████████ K.). Yine 6762 sayılı SMK'nın 148/5. maddesi uyarınca, sicile kaydedilmeyen hukuki işlemlerden doğan haklar iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez ise de somut uyuşmazlıkta, davalı tarafça davacıya keşide edilen 01.08.2025 tarihli ihtarnamede, Ankara 76. Noterliğince düzenlenen devir sözleşmesinin 07502 yevmiye numarası da belirtilmek suretiyle davacıdan talepte bulunulduğuna göre, artık davacının iyiniyetli üçüncü kişi olarak sicilde hak sahibi gözüken ...'a davasını yöneltmesi beklenemez. Nitekim davacı da davasını, noterden marka başvuru hakkını devralan davalıya yöneltmiştir. Bu durum karşısında ilk derece mahkemesince, davacının ███████████ sayılı marka tescil başvurusunun davalıya ait olmadığı, sicilde dava dışı ... adına kayıtlı bulunduğu gerekçesiyle davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Buna karşılık 6769 sayılı SMK'nın 154/1. maddesinde, bu maddeye dayanılarak menfaat sahibi tarafından, fiillerinin tecavüz teşkil etmediğine karar verilmesi talebiyle açılacak davanın, "hak sahibine" yöneltilmesi gerektiği düzenlenmiştir. SMK'nın 2/1-ı maddesi uyarınca sınai mülkiyet hakkı; markayı, coğrafi işareti, tasarımı, patent ve faydalı modeli ifade eder. Kanun koyucu, "Tecavüzün mevcut olmadığına ilişkin dava ve şartları" başlıklı 6769 sayılı SMK'nın 154/1. maddesinde belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde, sınai mülkiyet haklarına mahsus bir menfi tespit davası açılmasını öngörmüş, bu maddede belirtilen hallerde hukuki yarar dava şartının var olduğunu kabul etmiştir. Zira HMK'na tabi diğer davalarda, bir maddi vakıanın tespiti, tek başına tespit davasının konusunu oluşturamaz. Nitekim Yargıtay 11. HD.'nin 06.05.2014 tarih ve █████████ E.- █████████ K. sayılı kararında "6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 106. maddesinde tespit davasıyla ilgili olarak "Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz." şeklinde düzenleme yapılmıştır. HMK'nın 106 maddesi ile alacağın belirlenebilmesi için tek başına tespit davası açılabilmesi mümkün hale getirilmiştir. Ancak, tespit davasında, sadece tespit hükmü verilebilir. Tespit davasında verilen karar ile hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu kesin olarak tespit edilir. Bir tespit davasının kabule şayan olabilmesi için, bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki yararının) bulunması gerekir. Tespit davasında; eda davasından ve inşai davadan farklı olarak, davacının böyle bir menfaatinin bulunduğu varsayılmaz. Tespit davasında davacı, kendisi için söz konusu olan tehlikeli veya tereddütlü durumun ortaya çıkaracağı zararın, ancak tespit davası ile giderilebileceğini kanıtlamalıdır. Çünkü tespit davası, hukuki bir durum ya da hak henüz inkar ya da ihlal edilmeden, yani herhangi bir zarar doğmadan açılabildiğinden, menfaatin doğmuş ve güncel olması gereğinin bir istisnası olarak ortaya çıkmıştır. İşte davacının hukuki ilişkinin derhal tespitinde menfaatinin (hukuki yararının) varlığı için öncelikle davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel (halihazır) ve ciddi bir tehditle karşı karşıya olması gerekir. Bu tehdit çoğunlukla davalının davranışları ile ortaya çıkar. Bu tehdidin davacı için bir tehlike oluşturabilmesi, bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumunun tereddüt içinde olmasına ve bu hususun, davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmasına bağlıdır (Aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu'nun 22.05.2013 gün ve ███████-561 Esas, ████████ Karar sayılı kararında da benimsenmiştir.)" denmiştir. SMK'nın 154. maddesinde düzenlenen menfi tespit davası, bu kuralın kanunlarda belirtilen istisnalarından birini oluşturur. Açılan bir tespit davasında hukuki yararın bulunması gerektiği hususu ise bir dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında re’sen dikkate alınır (6100 sayılı HMK'nın 114/1-h, 115). Zira dava hakkı, hukuki yarar ile sınırlıdır. Bir dava açmakta hukuki yararın bulunduğunun kabul edilebilmesi için öncelikle davacının, ihlal edildiğini ileri sürdüğü hakkını elde edebilmek üzere mahkeme kararına muhtaç bulunması gereklidir. İdeal veya geleceğe dönük bir yarar yeterli değildir. Yine anılan düzenlemelerden çıkarılacağı üzere, hukuki yararın davanın devamı süresince mevcut olması gerekir. Yargıtay 11. HD.'nin 12.06.2006 tarih ve █████████ E- █████████ K sayılı kararında belirtildiği üzere, "Bir davanın dinlenebilirlik koşullarından birisi de davanın açılması sırasında ve davanın devamı süresince hukuki yararın mevcudiyetidir." Somut uyuşmazlıkta ise dava doğru hasıma açılmış ise de davalının dayandığı ███████████ numaralı "..." ibareli marka tescil başvurusunun yayınına davacı tarafça itiraz edilmiş, Markalar Dairesince itirazın kabulü ile başvurunun reddine karar verilmiş, Markalar Dairesi kararına karşı başvuru sahibi tarafından itiraz edilmemesi üzerine, başvurunun reddine dair karar kesinleşmiştir. Dolayısıyla davalının 6769 sayılı SMK'nın 154/1. maddesinde, bu davanın yöneltilebileceği "hak sahibi" olma sıfatı kalmadığından, davacının anılan maddeye dayanarak davalıya karşı bir menfi tespit davası açması mümkün değildir. 6100 sayılı HMK'na tabi diğer davalarda ise davacının kendisine karşı davalı tarafından bir ihlal davası açılması halinde savunma olarak ileri sürebileceği bir hususu menfi tespit davasında ileri sürmesinde veya eda davası açılması mümkün olan hallerde tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Bu durum karşısında mahkemece, somut uyuşmazlıkta davalının dayandığı ███████████ numaralı "..." ibareli marka tescil başvurusunun reddedildiği, bu ret kararının kesinleştiği, dolayısıyla davacı tarafça menfi tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı gerekçesiyle HMK 114/h ve 115. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, Dairemizce davacı vekilinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK'nın 353/1-a-4 maddesi gereğince işin esası incelenmeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın HMK'nın 353/1-a-4 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi █████/2026 gün ve ████████ Esas - ███████ Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davacı tarafından istinaf başvurusund peşin olarak yatırılan 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile █████/2026 tarihinde HMK 353/1-a-4 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : █████/2026 Başkan... Üye... Üye... Katip...