Sigorta acentelik sözleşmesinin haksız feshi iddiasıyla açılan denkleştirme tazminatı davasında, taraflar arasındaki delil şartı ve portföy kazancının değerlendirilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi kararı.
Özet: Davacı acente şirketi tarafından, davalı sigorta şirketi ile arasındaki acentelik sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanan denkleştirme tazminatı talebiyle açılan davada ilk derece mahkemesi, bilirkişi raporuyla davalı sigorta şirketinin davacının portföyünden önemli menfaat elde ettiğini tespit ederek talebi kabul etmiş, davalı ise istinaf başvurusunda, sözleşmedeki münhasır delil şartının mahkemece göz ardı edildiğini ve feshin haklı olduğunu ileri sürmüştür.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ43. HUKUK DAİRESİDOSYA NO: █████████ KARAR NO: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ: █████/2022NUMARASI: ████████ Esas - ████████ KararDAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)İSTİNAF KARAR TARİHİ: █████/2026Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİDAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili .... Şti. İle davalı arasında acentelik sözleşmesinin mevcut olduğunu, .... Noterliğince █████/2015 tarih ve ... sayılı vekaletname ile yetki verildiğini ve davalı şirket ile acentesi olarak faaliyete başladığını, müvekkilinin acenteliğin tesisinden itibaren davalı şirket nam ve hesabına poliçelerin tazmininde aracılık yaptığını ve acente komisyonu almaya hak kazandığını, davalı tarafın .... Noterliğinin █████/2019 tarih ... yevmiye nolu ihtarname ile Acentelik sözleşmesinin tebliğinden itibaren üç ayın bitiminde acentelik sözleşmesinin fesih olacağının ihtar edilmiş olduğunu, .... Noterliğinin █████/2019 tarih ve ...yevmiye nolu fesihname / azilname ile sözleşmeyi tek taraflı olarak fesih ettiğini beyan ettiğini, müvekkiline herhangi bir gerekçe göstermeden sözleşmenin fesih edilmesinin haksız olduğunu, yukarıda açıklanan nedenlerle; fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000-TL'sı acenteliğin feshinden dolayı denkleştirme tazminatının (portföy alacağının) acenteliğin feshi tarihinden itibaren reeskont faizi masraf ve ücreti vekaletle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflarca akdedilen sözleşmenin 22. maddesinde bir delil şartı akdedilmiş olduğunu, işbu delil şartına göre müvekkili şirketin defter, kayıt ve dökümanları münhasır delil olarak kabul edilmiş olduğunu, bu kapsamda davacı yan delillerinin kabulünün mümkün olmadığını, acentelik sözleşmesinin davacının kusuru ile feshedilmiş olduğunu, davacı yanın yetki alanını aşarak işlem yaptığını, davacının yapmış olduğu üretimlerin hasar/prim oranlarının oldukça yüksek olduğunu, davacının yapmış olduğu üretimlerin hasar/prim oranlarının oldukça yüksek olduğunu, davacı tarafından acentelik faaliyetinin gereği gibi yapılmadığından müvekkili şirket açısından haklı fesih şartlarının oluştuğunu, yukarıda açıklanan nedenlerle fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde haksız ve hukuka aykırı davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa teşmiline karar verilmesini talep ile cevap verdiği görüldü. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Denkleştirme tazminatı açısından, 6102 sayılı TTK' nın 122/1-c maddesi de göz önüne alınmak suretiyle 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu' nun █████-16. maddeleri kapsamında sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra davalı sigorta şirketinin, davacı acentenin faaliyeti sonucu önemli menfaatler elde edip etmediği, ya da hakkaniyetin bunu gerektirip gerektirmediği hususlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda bilirkişi incelemesine başvurulmuş olup, bilirkişilerce tanzim edilen raporlarla davacının portföyü üzerinden yenilenen poliçe sayısının 920 olduğu, davalının müşterilerin %61’i ile devam ettiğinin belirlendiği, bu oranın kayda değer bir menfaat sayıldığı, bu durumda 6102 sayılı TTK 122. maddesi ile 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu' nun █████. maddesine göre somut olayın özellik ve şartları ile hakkaniyet ilkeleri uyarınca denkleştirme tazminatı hak etme koşullarının oluştuğu gözetilerek davanın kabulüne," karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilen sözleşme ile davalı şirket defter, kayıt ve dokümanlarının delil olarak kabul edildiğini, karşı tarafın defterlerinin incelenmesine muvafakatlerinin olmadığını, bu hususun yazılı ve sözlü beyanlar ile mahkemeye bildirildiğini, ancak mahkemece bu talebin karara bağlanmadığını, her iki tarafın ticari defter ve kayıtlarının incelenmesine karar verildiğini, iki tarafın kayıtlarının incelenerek oluşturulan raporun hükme esas alındığını, mahkemece kesin nitelikteki delil şartının göz ardı edildiğini, taraf kayıtlarının incelendiği raporun hükme esas alındığını, mahkemenin hangi gerekçe ile tarafların serbest iradeleri ile akdetmiş oldukları sözleşme hükmüne aykırı olarak, delil şartını göz ardı etmiş olduğu hususunun davalı tarafça anlaşılamadığını, yerel mahkemenin acentelik sözleşmesinin haksız feshedildiğine ilişkin değerlendirmesinin yerinde olmadığını, davacının portföy tazminatı talep hakkı bulunmadığını, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin davalı şirket tarafından yasa ve usule uygun olarak haklı sebeple sona erdirildiğini, davanın kabulü yönündeki ilgili hükmün kaldırılması gerektiğini, davacının sözleşme ile taahhüt ettiği branşlar genelinde üretim yapmadığını, üretimlerinin neredeyse tamamını müşteri sadakati bulunmayan trafik poliçesinden oluşturduğunu, bu kapsamda yapmış olduğu üretimlerde hasar/prim oranlarının oldukça yüksek olması nedeniyle ticari kazanç kaygısı taşıyan davalı şirketi zarara uğrattığını, bu hususun dahi bir haklı sebep teşkil ettiğini, tam olarak bu hususa ilişkin yine davalı şirkete karşı ikame edilen başka bir davada verilen emsal nitelikte kararın mahkeme dosyasına ibraz edildiğini, ancak ilgili kararın mahkemece yeterince incelenmediğini ve aynı celsede davanın kabulü yönünde hüküm kurulduğunu, davacının yetki alanını aşarak işlem yaptığını, bu hususun sözleşme kapsamında haklı neden teşkil ettiğini, ancak fesih sebebi olarak belirtilen bu hususun hükme esas alınan bilirkişi raporlarında hiçbir şekilde incelenmediğini, fesih hususunun yanı sıra tazminat için aranan diğer şartların da dava konusu somut olayda mevcut olmadığını, mahkemece maddi gerçeklikten uzak rapora dayanılarak hüküm tesis edildiğini, bilirkişilerce itirazlarına raporda lafzi olarak dahi değinilmediğini, bilirkişilerce yıllık komisyon ortalaması esas alınarak portföy tazminatı olarak hesaplanan ve hükme esas alınan bedelin azami tutar olduğunu, tazminat olarak hükmolunan tutarın fahiş olduğunu, bilirkişi raporunda ve mahkeme kararında hesaplanan tazminat miktarında herhangi bir hakkaniyet indirimi uygulanmadığını, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.GEREKÇE : Dava, acentelik sözleşmenin feshi nedeniyle denkleştirme (portföy) tazminatı istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf konusu uyuşmazlık temelde; ilk derece mahkemesince davacı ticari defterleri üzerinde inceleme yaptırılmasının delil sözleşmesine aykırı olup olmadığı, sözleşmenin davalı tarafça haklı olarak feshedilip edilmediği, portföy tazminatı şartlarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır. Taraflar arasında █████/2015 tarihinde 1 yıl süreli "poliçe yapma ve prim tahsil etme yetkisini haiz acentelik sözleşmesi" imzalandığı, bilahare sigorta acenteleri yönetmeliğinde yapılan değişiklik sonrası █████/2016 tarihli süresiz sigorta acentelik sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin 24. Maddesi ile taraflarca feshedilmemesi veya hitam tarihinden itibarın üç ay evvel diğer tarafa devamı meriyet arzusunda olmadığını ihbar etmemesi halinde kendiliğinden birer sene uzar hükmünce birer yıl uzayarak 2019 yılına kadar devam ettiği, davalı tarafça █████/2019 tarihli noter kanalı ile gönderilen ihtarname ile sözleşmenin 3 ayın bitiminde feshedileceği ihtar edildiği, █████/2019 tarihli azilname/ fesihname ile herhangi bir fesih sebebi bildirilmeden sözleşmenin feshedildiği anlaşılmaktadır. Hukuk Genel Kurulunun ████████ E., ████████ K sayılı ilamında belirtildiği gibi; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Delil sözleşmesi” başlıklı 193 üncü maddesinde; “Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler.(2) Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir” hükmüne yer verilmiştir. Anılan hükümde düzenlenen delil sözleşmesi, ispat yükünün kimde olduğuna ilişkin değil, ispatın nasıl yapılacağı hakkındadır. Maddede belirtilen şekil koşuluna uyulmak suretiyle ispat konusunda tarafların anlaşması ile delil sözleşmesi kurulmuş olur. Delil sözleşmesinin geçerli olması için yazılı olarak yapılması veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarla olması gerekmektedir. Delil sözleşmesi, belli bir vakıanın, belli bir delille veya diğer deliller yanında kararlaştırılan türdeki deliller ile de ispat edilebileceği konusunda taraflar arasında davadan önce veya yargılama sırasında yapılan usulî bir sözleşmedir. Delil sözleşmesi etkisini doğrudan yargılama hukukunda gösterir. Delil sözleşmesiyle birlikte taraflar yargılama sırasında belli delillere dayanıp dayanmama konusunda taahhütte bulunmaktadırlar. Bunun doğal sonucu olarak mahkeme delil sözleşmesinde yasaklanan bir delili inceleyemez (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, C. II, İstanbul 2017, s. 1741).Bir hususun ispatı için münhasır delil sözleşmesi, başka bir ifadeyle sadece belli delil veya delillerle ispatı mümkün kılan daraltıcı delil sözleşmesi yapılmış ise, delil sözleşmesinde kararlaştırılan delilden başka delille ispat mümkün değildir. Zira taraflar, delil sözleşmesi ile aynı zamanda delillerini hasretmiş olurlar ve kararlaştırdıkları deliller dışında başka delil gösteremezler. Delil sözleşmesinde, hangi hukuki ilişkinin hangi delil ile ispat edilebileceğinin kararlaştırıldığının açıkça gösterilmesi gerekli olup, taraflar genel bir delil sözleşmesi yapamazlar. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 193/2 nci maddesinde ise, delil sözleşmesinin yapılmasının sınırlarına yer verilmiş olup, buna göre taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olacağı belirtilmiştir.Delil sözleşmesini taraflar yargılamanın her aşamasında ileri sürebilirler. Taraflarca ileri sürülmese dahi, delil sözleşmesinin mahkemece resen gözetilmesi gerekir. Delil sözleşmesi temyiz hâlinde Yargıtay tarafından da kendiliğinden göz önünde tutulur. Delil sözleşmesi kesin delil sayıldığından gerek tarafları ve gerekse mahkemeyi bağlayacağından, hâkimin görevinden ötürü resen bu hususu göz önünde bulundurması zorunludur (Muammer Öztürk, Zeki Gözütok, Usul ve Esaslarıyla Eser Sözleşmesi Uygulaması, Ankara 2023, s. 1098).Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulunun 21.06.2022 tarihli ve 2020/(15)6-610 Esas, ████████ Karar sayılı kararında da değinilmiştir. Bu açıdan taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 22. Maddesinin değerlendirilmesi gerekmektedir; Acente sözleşmeden doğacak uyuşmazlıklardan Doğa sigortanın kanuni defter ve kayıtları ile bilgisayar kayıtları geçerli olacağını bunlara karşı her türlü itiraz hakkından peşinen feragat ettiğini Doğa sigortanın kanuni defter ve bilgisayar kayıtlarının kati ve münhasır delil teşkil edeceğini, defterlerin usulüne uygun tutulduğu hususunda TTK nın 83 maddesi uyarınca yemin teklifi hakkında feragat ettiğini ve bu maddenin hukuk usulü muhakemeleri kanununun 287. maddesi anlamında yazılı delil sözleşmesi niteliğinde olduğunu kabul eder." şeklindedir. Anılan düzenleme ile taraflar arasındaki uyuşmalıklarda davalının ticari belge ve evraklarının münhasır delil olacağı, bu kayıtlara karşı her türlü itiraz etme ve usulüne uygun tutulduğu hususunda yemin teklif etme hakkından dahi feragat edildiği görülmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmedeki münhasır delil hükmü ile uyuşmazlık halinde davalı defter ve kayıtlarının esas alınacağı düzenlenmiş ise de, HMK'nın 193/2. maddesi hükmü uyarınca, taraflar arasındaki münhasır delil sözleşmesine rağmen bu delilin aksi, yine aynı kuvvetteki başka bir delille ispatlanabileceği gibi, taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya büyük ölçüde güçleştiren delil sözleşmeleri de geçersizdir. Dolayısıyla delil sözleşmesinin varlığı, karşı tarafın yasal delillerini sunma olanağını ortadan kaldırmayacağı gibi, ticari defter ve kayıtlarının incelenmesine de engel teşkil etmeyecektir. Davacı tarafta dava dilekçesinde tarafların ticari defterlerine, sözleşe, ve ihtarnamelere ve başkaca delillere de dayanmıştır. Bu duruma taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin münhasır delil sözleşmesine ilişkin 22. Maddesi davacının kesin deliller ile davalı savunmasının aksini ispatlamasına engel değildir. Bu durumda davalının bu yönlere ilişen istinaf istemi yerinde görülmemiştir.Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Portföy tazminatı hukukumuzda ilk kez 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK 122. maddesinde düzenlenmiş olmakla birlikte bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce 6762 sayılı eski TTK'nın yürürlükte olduğu dönemde de, doktrinde çoğunlukla kabul edildiği gibi yerleşik yargı kararları ile uygulama alanı bulmaktaydı. Öte yandan 6102 sayılı TTK'nın Uygulanma Usulüne ilişkin 6103 sayılı yasanın 2/c maddesine göre,Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Aynı yasanın 4. maddesi uyarınca, eski hukuk yürürlükte iken gerçekleşmiş olup da, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte henüz herhangi bir hak doğurmamış olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır.Portföy tazminatı, acentenin, sözleşmenin devamı süresince ticari faaliyetleri sonucu bir müşteri çevresi oluşturmuş veya genişletmişse, sözleşmenin feshinden sonra vekil edenin bu müşteri çevresinden yararlanmasının söz konusu olduğu hallerde vekil edenden talep edilebilecek bir tazminat türü olup, 6102 sayılı TTK 122. maddesinde düzenlenmiştir. TTK 122/5 maddesi uyarınca; portföy tazminatı hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacaktır.Eldeki uyuşmazlık sigorta acenteliği sözleşmesinden kaynaklanmakla TTK ve Sigortacılık Kanunu kapsamında davacının portföy tazminatı talebinin değerlendirilmesi gerekmektedir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanununda 6102 sayılı Kanun sonrası getirilen değişiklikle m. █████ da, " Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilir. Ancak, sigorta acentesinin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması halinde tazminat hakkı düşer." denilmektedir.6102 sayılı TTK m. 122 ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. █████'da belirtilen koşulların varlığı halinde, davacı sigorta acentesinin, acentesi bulunduğu davalı sigorta şirketinden portföy zararını talep edebilecektir.Portföy tazminatı istenebilmesi için maddede aranan tüm koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Sözleşmenin sona ermesi yeterli olup, hangi sebeple sona erdiğinin bir önemi yoktur. Sözleşme; sürenin son bulması, iflas, ölüm, kısıtlama veya feshi ihbarla sona ermiş olabilir. (Sabih ARKAN, Ticari İşletme, 2015, s.228 ) Bu noktada önemli olan, sözleşmenin sona ermesinde acentenin (tek satıcının) kusurlu bir davranışının olmamasıdır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ██████████ E- █████████ K sayılı 1.3.2017 tarihli kararı) Başka bir anlatımla, acentenin (tek satıcının) kusuru olmaksızın sözleşmenin her hangi bir şekilde sona ermesi durumunda talep edilebilecektir. Dava konusu olayda, fesih tarihi itibariyle uygulanması gereken 6102 sayılı TTK.nın 122. maddesi uyarınca, taraflar arasındaki sözleşmenin niteliğine göre, sözleşmenin davacının bir kusuru olmaksızın davalı tarafından sona erdirilmesi ve diğer koşulların da bulunması kaydıyla denkleştirmeye ilişkin bu tazminat davacı tarafından talep edebilecektir.Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir: 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması ( Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Mahkemece öncelikle bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmelidir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir. Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir. Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan ve 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesindeki düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır. Denkleştirme talebinin temelinde, acentenin kendi çabasıyla oluşturduğu yeni müşteri çevresinin, sözleşme ilişkisi sona erdiğinde müvekkile devredilmiş olması ve bu yeni müşteri çevresinin ekonomik bir değerinin olması yatmaktadır. Bu nedenle, öncelikle oluşturulan yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmalıdır. Acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlenmelidir. Bundan sonra hesaplama üç aşamada yapılır: Birinci aşamada, acentenin kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden müvekkilin elde ettiği/ elde etmesi muhtemel menfaatler/gelirler hesaplanır. Daha sonra, acentenin yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybı hesaplanır. Bu kayıp, acentelik sözleşmesi devam etseydi, acentenin temel edimleri karşılığında elde edeceği ücret (provizyon) gelirleridir. Burada temel bir kural vardır: Müvekkilin menfaati, acentenin ücret kaybı kadardır. Bu nedenle, müvekkilin elde edeceği menfaatin, acentenin gelir kaybı kadar olduğu ilkesinden hareketle, öncelikle acentenin gelir kaybının hesaplanması uygun olacaktır. Bu hesaplama yapılırken, acentenin temel ediminin karşılığı olan ücretler esas alınmalı ve maliyetler düşüldükten sonraki net gelir esas alınmalıdır. Acenteye arızi olarak ödenen ücretler bu hesaplamada dikkate alınmamalıdır. Acentenin bir yıllık gelir kaybı bulunmalıdır. Gerek müvekkilin elde edeceği menfaat miktarının gerekse acentenin yoksun kaldığı toplam gelir miktarının hesaplanabilmesi için, yeni müşteri çevresinin müvekkille ne kadar süreyle ticari ilişkide bulunacağının, somut olayın özelliklerine göre tahmin edilmesi gerekir. Daha sonra, işin niteliğine ve acentelik ilişkisinin devam ettiği süredeki veriler dikkate alınarak, yıllık müşteri kayıp oranı belirlenir. Yeni müşterilerle müvekkilin tahmini ilişki süresi esas alınarak her yıl için belirlenen miktarlardan, müşteri kayıp oranında indirim yapılır. Her yıl için bulunan zararlar toplanır. Bulunan bu ham alacak üzerinden, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılır ve birinci aşamadaki ham alacak bulunur.İkinci aşamada hakkaniyet denetimi yapılır. Bu aşamada üst sınır dikkate alınmaz. Somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince alacak tutarında indirim veya artırım yapılabilir. Örneğin, müvekkilin markasının tanınmışlığı yeni müşteri çevresinin oluşumunda etkili olmuşsa, alacak miktarından uygun bir oranda indirim yapılmalıdır. Acente olağanüstü çaba göstermiş, önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmışsa alacak miktarı hakkaniyet gereği artırılabilir. Hakkaniyet ölçüsü de uygulanarak, acentenin denkleştirme alacağı hesaplanmış olur. Üçüncü aşamada, hesaplanan denkleştirme alacağının, yasal üst sınırı aşıp aşmadığı denetlenir. Eğer üst sınırın altındaysa hesaplanan alacağa aynen hükmedilir; üst sınırı aşıyorsa, alacak tutarı üst sınıra indirilerek hüküm altına alınır. Denkleştirme talebinin üst sınırı, 6102 sayılı TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: “Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır”. Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dahil edilmeli ve bürüt gelir esas alınmalıdır. Üst sınır acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan, hesaplamanın bu şekilde yapılması hakkaniyete uygun olacaktır. Yukarıda açıklandığı üzere, hesaplama aşamalarla yapılmalı ve üst sınır denetimi en son yapılmalıdır. diğer yandan, TTK'nın 122/4. maddesi uyarınca denkleştirme isteminin sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içerisinde ileri sürülmesi gerekir.Somut uyuşmazlıkta sözleşme olağan fesih yolu ile davalı tarafça feshedilip herhangi bir fesih sebebi bildirilmediği anlaşılmaktadır. Davalı taraf sözleşmenin acentenin yetki sınırlarını aşarak işlem yaptığı ve ürettiği poliçelerin prim/hasar oranının yüksek olduğu gerekçesine dayanmaktadır. Sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini ispat etme yükü davalı tarafın üzerindedir. Davalı tarafın fesih nedeni olarak belirttiği davacının yetki alanını aşarak işlem yaptığı hususunun davalı tarafça ispat edilemediği, plakaya bağlı poliçelerin farklı illere kayıtlı olmasının davacının yetki alanını aştığını göstermediği, günümüz elektronik işlemlerinin gelişmesi ile acentenin portföyünde değişik illerdeki müşterilerinin bulunmasının beklenen bir durum olduğu, acentelik sözleşmesinde davacının düzenlediği poliçelerde hasar oranının düşük olması gerektiğine ve belirli bir performansı yakalaması gerektiğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı, davalı tarafın davacı acenteye yönelik somut ve ticari olarak ulaşılabilir bir hedef ortaya koyduğuna ve bu hedeflerin gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin somut bir performans denetimi yapıldığına dair de somut bir tespit bulunmadığı anlaşılmakla davalı tarafça yapılan feshin haksız olduğunun kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığından davalının bu yönlere ilişkin istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Dosyaya kazandırılan ve hüküm kurmaya yeterli bilirkişi raporu ile ;sözleşmenin feshini takiben 12 ay içinde Davalı Sigortacının davacının kazandırdığı müşterilerin 920 adedi ile ( % 61 oranında) çalışmaya devam ettiği, bu müşterilerden 1.940.081,56 TL net prim ve 199.024,19 TL aracı komisyonu olduğunun hesap edildiği, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde etiği, acentenin yıllık komisyon ortalamasının 141.116,33 TL olarak hesap edilip üst limit olarak hüküm altına alınabileceği anlaşılmakla davanın kabulüne dair verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 2.410,00 TL harcın, alınması gerekli olan 9.639,65 TL harçtan mahsubu ile bakiye 7.229,65 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. █████/2026