İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin azınlık ortakların haklı sebeple ticari şirketin feshini talep ettiği davada, ilk derece mahkemesinin fesih yerine ortaklıktan çıkarma ve pay bedeli ödeme kararına yönelik istinaf incelemesi.
Özet: Azınlık hissedarların, hakim ortağın rekabet yasağını ihlali, güven sarsıcı eylemleri ve kendilerini şirketten dışlaması gibi haklı nedenlerle aile şirketi niteliğindeki davalı şirketin feshi ve tasfiyesi talebiyle açtığı davada ilk derece mahkemesi, ortaklığın davacılar açısından çekilmez hale geldiğini tespit etse de, şirketin aktif ve karlı olması nedeniyle fesih yerine azınlık pay sahiplerinin şirket ortaklığından çıkarılmasına ve pay değerlerinin ödenmesine hükmetmiş olup, davacılar fesih taleplerinin tam olarak karşılanmadığını ve pay değerinin düşük belirlendiğini, davalı ise şirketin mali yeterliliğini ve fesih için haklı sebep olmadığını ileri sürerek kararı istinaf etmiştir.

T.C.İZMİRBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ11. HUKUK DAİRESİDOSYA NO : ████████ KARAR NO : █████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : █████/2025NUMARASI : ████████ Esas - ███████ KararDAVANIN KONUSU : Ticari Şirket (Fesih İstemli)KARAR TARİHİ : █████/2026KARAR YAZIM TARİHİ : █████/2026 İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2025 tarih ████████ Esas ███████ Karar sayılı kararının Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların davalı şirketin azınlık ortaklarından olduğunu, şirketin aile şirketi niteliğinde olup davacı ...'in diğer davacı ...'in oğlu, diğer ortaklar ...'in oğlu ve ...'in kardeşi olduğunu, davalı şirketin limited şirket iken davacıların muhalefetine rağmen oy çokluğu ile anonim şirkete dönüştürüldüğünü, şirketin hakim ortağı ...'in şirketin ve davacıların menfaatlerine zarar veren güven sarsıcı, hukuka aykırı eylemlerde bulunduğunu, şirket imza yetkilisi ...'in bu yetkiyi kötüye kullandığını, kayıtdışı işlemler yapıldığını, vergi yasalarının ihlal edildiğini, şirketten usulsüz şekilde para aktarıldığını, davacılar adına usulsüz borç kaydı yaratıldığını, hakim ortağın eşi ...'in şirkette çalışmadığı halde sigortalı gösterildiğini ve onun üzerine rakip şirket kurulduğunu, davacıların şirketten dışlandığını ve ortaklar arasındaki güven ilişkisinin tamamen ortadan kalktığını ileri sürerek; davalı şirketin haklı sebeplerle fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirketin başarılı, faal ve mali yapısı güçlü bir şirket olduğunu, şirkette haklı nedenle feshi gerektirecek herhangi bir mali veya yönetimsel zaafiyetin bulunmadığını, ortaklar arasındaki kişisel ve ailevi uyuşmazlıkların anonim şirketin feshini gerektirmeyeceğini, davacıların şirketten dışlandığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, şirkete zarar verildiği iddialarının asılsız olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacıların şirket sermayesinin yaklaşık %18,92'sini temsil eden azınlık ortaklar olduklarından TTK'nın 531. maddesi kapsamında dava açma ehliyetine sahip oldukları, alınan bilirkişi heyet raporları ve ek raporlarında fesih için somutlaşmış ihlal, kötü yönetim ve şirkete zarar verme gibi unsurların tespit edilemediği, buna karşın ortaklardan ...'in eşi adına aynı sektörde rakip şirket kurulduğu, rekabet yasağına ilişkin TTK'nın 395. ve 396. maddelerinin karar öncesi dönemde ihlal edildiğinin söylenebileceği, stok hesaplarındaki kayıt dışılığın ve lüks araç kullanımına ilişkin iddiaların şirket içinde güven ilişkisini zedeleyici nitelikte olduğu, taraflar arasında çok sayıda dava ve cezai şikayet bulunduğu, şirketin aile şirketi niteliğinde olması gözetildiğinde kişisel sebeplerin de haklı sebep sayılabileceği, dolayısıyla davacı ortaklar yönünden şirkette ortaklığın çekilmez hale geldiği, ancak şirketin faal, kârlı ve özvarlığı güçlü olması karşısında fesih yerine TTK'nın 531. maddesi uyarınca davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmasına karar verilmesinin daha uygun bir çözüm niteliğinde olduğu gerekçesiyle davalı şirketin fesih ve tasfiyesi yerine davacı ortaklar ... ve ...'in şirket ortaklığından çıkarılmasına, ...'in pay değeri olarak hesaplanan 230.809.457,40 TL ile ...'in pay değeri olarak hesaplanan 18.765.145,81 TL'nin karar tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalı şirketten alınarak davacılara ödenmesine karar verilmiştir.Karara karşı davacılar vekili ve davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.İSTİNAF NEDENLERİ : Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkemece TTK m.531 kapsamında haklı sebep varlığının kabul edilmiş olmasını yerinde bulduklarını, ancak bu tespite karşın fesih yerine ortaklıktan çıkarma kararı verilmesinin taleplerini karşılamadığını, şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesi gerektiğini, ortaklığın çekilmez hâle geldiğinin saptanmış olduğu bir davada salt şirketin kârlı ve faal olduğu gerekçesiyle feshe hükmedilmemesinin kanunun amacıyla bağdaşmadığını, zira kârlılık ve faaliyetin devamının tek başına fesih kararını engelleyecek bir kriter olmadığını, bilirkişi heyet raporlarında tespit edilen pay bedellerinin gerçek değerin altında kaldığını, özellikle makine değerlerinin TL bazlı tespitinin güncel piyasa gerçeğini yansıtmadığını, davacı tarafça aldırılan ..... A.Ş. raporunun daha isabetli bir sonuç içerdiğini ve bu rapora göre belirlenen değerlerin esas alınması gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkeme kararının aslında gerekçesiz nitelikte olduğunu, kararın büyük bölümünün bilirkişi raporu içeriklerinin ve davacı iddialarının olduğu gibi aktarılmasından ibaret kaldığını, haklı sebebe ilişkin somut bir hukuki değerlendirme yapılmaksızın yalnızca ortaklar arasında husumet oluştuğu yolunda soyut bir tespite dayanılarak hüküm kurulduğunu ve bu durumun HMK'nın 297. maddesinin öngördüğü gerekçeli karar zorunluluğunu karşılamadığını, kök bilirkişi raporunda ve sonraki tüm ek raporlarda fesih için haklı sebebin bulunmadığının defalarca tespit edilmiş olmasına karşın mahkemece aynı heyetten ısrarla ek rapor alınmasının HMK'nın bilirkişi hükümlerine aykırı olduğunu, kaldı ki haklı sebep tespit edilemeyen bir davada pay değerinin belirlenmesi amacıyla ek rapor alınmasının hukuken herhangi bir dayanağının bulunmadığını, heyete sonradan marka uzmanı eklenmesinin ise yeni bir heyet oluşturulması anlamına geleceğini ve bunun da ayrı bir usul aykırılığı teşkil ettiğini, kök bilirkişi raporunda naylon fatura düzenlenmesi, faturasız mal satışı, usulsüz para aktarımı, araç satışlarında muvazaa ve sahte sigortalılık iddialarının tamamının somut delille ispat edilemediğinin açıkça saptandığını, ek raporlarda da bu tespitlerden sapılmadığını, bilirkişilerin kendi raporlarında dahi kök rapordan farklı bir sonuca ulaşılmadığını tekrar tekrar doğruladığını, stok affı kapsamında yapılan kayıt düzeltmelerinin Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın tebliğlerine uygun ve yasal olduğunun bilirkişi raporunca tespit edildiğini, dolayısıyla şirketin kayıt dışı işlem yaptığı iddiasının da somutlaşmadığını, 07.03.2022 tarihli genel kurul kararıyla yönetim kuruluna TTK'nın 395. ve 396. maddeleri kapsamında izin verilmesinin karar öncesi döneme ilişkin ihlal iddiasını ortadan kaldırdığını, lüks araç alımlarının şirkete zarar verdiğinin kanıtlanamadığını ve şirketin kârlılığını bozacak bir etkisinin bulunmadığının tespit edildiğini, taraflar arasında çok sayıda dava açılmış olmasının ise TTK m.531 anlamında haklı sebep oluşturmadığını zira bu durumun doğrudan davacıların açtığı davalardan kaynaklandığını, fesih davasının açılmasının kendisinin husumet yaratarak haklı sebep görünümü oluşturmasına olanak tanınmasının kabul edilemez olduğunu, nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihadında haklı sebebin tespit edilemediği durumlarda hem fesih hem de ortağın çıkarılması taleplerinin birlikte reddedilmesi gerektiğinin vurgulandığını, haklı sebep bulunmaksızın salt ortağın çıkarılmasına karar verilemeyeceğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.GEREKÇE : Dava, 6102 sayılı TTK'nın 531/1. maddesi uyarınca haklı sebepler gerekçesiyle anonim şirketin feshi istemine ilişkin olup ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davacı ortakların şirketten çıkarılmasına ve pay değerlerinin ödenmesine karar verilmiştir.Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.6102 sayılı TTK'nın 531/1. maddesinde "haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler; mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir" düzenlemesi yer almaktadır. Haklı sebep kavramı kanunda tanımlanmamış olmakla birlikte öğreti ve Yargıtay uygulaması; azınlık pay sahiplerinin, başta çoğunluğun gücünü sistematik biçimde kötüye kullanması olmak üzere yönetim ve temsil organlarının özen ve bağlılık yükümlülüklerini ağır şekilde ihlal etmesi, şirket amacının gerçekleştirilmesinin olanaksız hâle gelmesi, ortaklar arasındaki güven temelinin kalıcı ve geri dönüşsüz biçimde çökmesi gibi halleri haklı sebep kapsamında değerlendirmektedir. Fesih davası son çare niteliğinde olup başka çözüm yollarının tükenmesi ya da etkisiz kalması aranır; şirketin faal, kârlı ve özvarlığı sağlam olduğu durumlarda ise TTK'nın 531. maddesinin açık düzenlemesi uyarınca fesih yerine davacı pay sahiplerinin gerçek değer üzerinden şirketten çıkarılmaları öncelikli seçenek olarak ön plana çıkmaktadır.Somut olayın incelenmesinde; davacılar ... ve ...'in toplam pay oranının şirket sermayesinin onda birini aştığından dava açma ehliyetinin mevcut olduğu görülmüştür. Davacılar tarafından ileri sürülen iddialar, alınan bilirkişi heyet raporları ve ek raporlarının değerlendirilmesinden; YMM, makine mühendisi, bankacı, gayrimenkul değerleme uzmanı ve marka uzmanından oluşan geniş kapsamlı heyet incelemeleri sonucunda naylon fatura, faturasız mal satışı ve araç satışlarında muvazaa iddialarının somut belge ve delille ispat edilemediği, davalı şirketin incelenen dönemlerde kârlı bir faaliyet sürdürdüğü, özvarlığının güçlü olduğu ve finansal tablolarının yasal mevzuata uygun olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. Bilirkişi raporlarında fesih için somutlaşmış ihlal, kötü yönetim ve şirkete somut zarar verme unsurlarının tespit edilemediği açıkça ortaya konulmuştur.Davacılar vekilinin fesih kararı verilmesi gerektiğine ilişkin istinaf itirazları değerlendirildiğinde; fesih kararı verilebilmesi için ortaklığın azınlık pay sahipleri yönünden çekilmez hâle geldiğinin kanıtlanması yeterli olmayıp bunun yanı sıra şirketin amacını gerçekleştirme gücünün kalmadığının ya da başkaca çözüm yollarının tüketilmiş veya işlevsiz kaldığının da ortaya konulması gerektiği, davacıların ise bu olgular yönünden yeterli ispat ortaya koyamadığı, buna ek olarak bilirkişi raporlarında şirketin faal, kârlı ve özvarlığı güçlü bir yapıya sahip olduğunun saptandığı, TTK'nın 531. maddesinin son cümlesinin fesih yerine pay sahiplerinin gerçek değer üzerinden çıkarılma seçeneğine açıkça yer verdiği, mahkemece bu seçeneğe yönelik kurulan hükmün söz konusu yasal düzenleme ve dosya kapsamıyla uyumlu olduğu görülmüştür. Davacılar vekilinin pay değerlerinin gerçek değerin altında saptandığına ilişkin itirazı yönünden ise; birden fazla alanda uzman bilirkişilerin katıldığı yargılama sürecinde tarafların itirazlarının tamamının değerlendirildiği, belirlenen değerlerin tek taraflı veriye değil birden fazla kez alınan bilirkişi rapor ve ek raporlarına dayandığı ve hükmedilen pay bedellerinin dosya kapsamıyla çelişen bir yanının bulunmadığı anlaşılmakla taraf vekillerinin bu yöndeki istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir. Davacılar vekilinin faiz başlangıç tarihine yönelik istinaf itirazlarının incelenmesinde; TTK'nın 531. maddesi uyarınca açılan fesih davalarında, mahkemece fesih yerine alternatif çözüm olarak ortaklıktan çıkarma ve pay bedelinin ödenmesine karar verilmesi halinde, bu karar yenilik doğuran nitelikte bir karar olup, ortağın sıfatı ve buna bağlı hak ve yükümlülükleri kararın kesinleşme tarihi itibariyle sona erer. Dolayısıyla çıkma payının karar tarihine en yakın tarih itibariyle şirket pay değeri üzerinden hesaplanacak olması ve kesinleşme tarihine kadar bu paranın icra takibine konulamayacak olması nedeniyle paranın tahsil edileceği tarihe kadar yaşanacak değer kaybı dikkate alındığında, karar tarihinden itibaren faize hükmedilmiş olması yerinde olup, davacı vekilinin faiz başlangıç tarihine yönelik istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.(Aynı yönde: Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 29.042025 tarih █████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamı)Davalı vekilinin ilk derece mahkemesince aynı heyetten defalarca rapor alındığına ve bu durumun HMK'ya aykırı olduğuna ilişkin istinaf itirazı değerlendirildiğinde; HMK'nın 281/2. maddesi uyarınca mahkemenin bilirkişi raporunu eksik veya yetersiz bulduğunda aynı ya da yeni bir bilirkişiden ek rapor almasının mümkün olduğu, dosyada birden fazla ek rapor alınmasının ise bilirkişi incelemesinin kapsamını genişletme, pay değerlerini güncel verilerle belirleme ve taraf itirazlarını karşılama amacına yönelik olduğu, bu süreçte heyete marka uzmanı ve ek teknik bilirkişiler dahil edilerek raporların farklı disiplinler arası uzmanlık incelemesine dayandırıldığı, söz konusu uygulamanın davanın niteliği ve konusu itibarıyla zorunlu bir yargısal tercih olduğu görülmektedir. Açıklanan nedenlerle davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir.Davalı vekilinin kararın gerekçesiz ve kendi içinde çelişkili olduğuna ilişkin itirazı yönünden; Anayasa'nın 141/3. maddesi ve HMK'nın 297. maddesi uyarınca mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunludur. Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihadına göre mahkemelerin kendilerine sunulan tüm itirazlara ayrı ayrı yanıt vermesi zorunlu olmayıp davanın esas sorunlarının incelendiğinin karardan anlaşılması ve davanın sonucuna etkili iddialara yeterli gerekçeyle yanıt verilmesi yeterlidir. İncelenen kararda mahkemenin; bilirkişi raporlarını değerlendirdiği, güven ilişkisinin bozulmasına yol açan somut olgular ile şirketin kârlı yapısını ayrı ayrı ele aldığı ve fesih yerine çıkarma yolunu tercih etme nedenini Kanunun 531. maddesine dayandırarak açıkladığı görülmüştür. Bu çerçevede gerekçeli karar hakkı kapsamındaki anayasal güvenceye aykırı bir yön bulunmamaktadır. Davalı vekilinin gerekçesizlik iddiasına dayanan istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir.Davalı vekilinin TTK'nın 531. maddesi kapsamında haklı sebebin gerçekleşmediğine ilişkin esas itirazı değerlendirildiğinde; her ne kadar bilirkişi raporlarında fesih için somutlaşmış ihlal, kötü yönetim ve şirkete zarar verme unsurları tespit edilememiş ise de, şirketin aile şirketi niteliğinde olduğu, yargılama süreci boyunca taraflar arasında birden fazla dava ve cezai şikâyetin söz konusu olduğu, yönetim kurulunun karar öncesi dönemde TTK'nın 395. ve 396. maddelerinde düzenlenen şirketle işlem ve rekabet yasağına ilişkin yükümlülüklere uygun davranmadığının söylenebileceği, stok affından yararlanılmasının kayıt düzeni bakımından şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini zedelediği, lüks araçların tüm ortakların değil yalnızca bir kısım ortağın kullanımına sunulduğunun ileri sürüldüğü ve bu iddiaların dosyada yer alan delillerle uyuştuğu görülmüştür. Aile şirketi niteliğindeki anonim şirketlerde kişi ortaklığı özelliklerinin ön plana çıkması nedeniyle şahsi nitelikteki güven ilişkisinin de ortaklık bağının temel unsuru hâline geldiği, bu itibarla bilirkişi raporlarında saptanan güven ilişkisini zedeleyici olgular ile taraflar arasında yaşanan kronik uyuşmazlıklar bir bütün olarak değerlendirildiğinde TTK'nın 531. maddesi anlamında haklı sebebin oluştuğu yönündeki mahkeme kabulü dosya kapsamına uygundur. Öte yandan TTK'nın 531. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi mahkemeye fesih yerine çıkarma yolunu seçme konusunda geniş takdir yetkisi tanımakta olup şirketin faal ve kârlı olduğu, amacını gerçekleştirme gücünü koruduğu ve faaliyetlerinin devamında sosyo-ekonomik fayda bulunduğu saptanan hallerde fesih kararı yerine davacı pay sahiplerinin gerçek değer üzerinden şirketten çıkarılmasına karar verilmesi hem kanunun amacına hem de somut olayın koşullarına daha uygun düşmektedir. İlk derece mahkemesinin bu yönde kurduğu hükmün dosya kapsamı ve yasal düzenlemeyle örtüştüğü anlaşılmakla davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir.Bu durumda, taraf vekillerinin istinaf kanun yoluna başvuru dilekçelerinde yer verdikleri itirazların açıklanan gerekçeler ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacılar yönünden istinaf karar harcı olan 732,00 TL'den peşin alınan 1.230,80 TL'nin mahsubu ile fazla alınan 498,80 TL'nin davacılara iadesine, 3-Davalı yönünden istinaf karar harcı olan 17.048.441,15 TL'den peşin alınan 4.262.111,00 TL'nin mahsubu ile bakiye 12.786.330,15 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf başvurusu nedeniyle taraflarca yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.