İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin, Etibanktan kaynaklanan fon alacağının tahsili amacıyla açılan itirazın iptali davasında yetki ve yirmi yıllık zamanaşımı itirazlarının değerlendirildiği istinaf kararı.
Özet: Bu istinaf kararı, Etibank A.Ş.den temlik yoluyla devralınan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine davalılarca yapılan itirazın iptali talebiyle açılan davayı konu almaktadır; ilk derece mahkemesi, davalıların tebligat usulsüzlüğü, İzmir icra dairesinin yetkili olmadığına ve alacağın zamanaşımına uğradığına dair itirazlarını reddetmiş, özellikle fon alacaklarında 20 yıllık zamanaşımı süresi bulunduğunu ve birden fazla borçlunun olduğu durumda yetkili mahkemenin borçlulardan birinin yerleşim yeri olabileceğini belirterek davanın kısmen kabulüne hükmetmiştir.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ14. HUKUK DAİRESİDOSYA NO:████████ KARAR NO:█████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ:İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ:█████/2023NUMARASI:████████ Esas, ████████ Karar DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, taraflarca istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Etibank AŞ'nin davalılardan olan alacağını temlik sözleşmesi ile ...'YE devrettiğini, ...'nin de Kredi Alacağı Temliki Sözleşmesi ile alacağı ... AŞ' ne devrettiğini, ... ile ... arasında yapılan temlik sözleşmesinin 3. maddesi gereğince henüz takip konusu yapılmış veya yapılmamış alacağın tahsilini teminen yasal yollara başvurmak veya devam etmek hak ve yetkisinin tek başına varlık yönetim şirketine ait olduğunu, davalı hakkında İzmir 12. İcra Müd'ürlüğünün ... sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalının takibe itiraz ettiğini, itiraz üzerine takibin durdurulduğunu, davalıların faiz ve faiz oranına da itiraz ettiklerini, davalı ...' in faize itirazını kısmen kabul ettiklerini, takip tarihinden önce işlemiş olan faiz ve faiz oranına ilişkin itirazı kabul ettiklerini, davalılardan ...'in de faize itirazını kısmen kabul ettiklerini belirtmiş, davalılardan ...'in İzmir 12. İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyası yaptığı itirazın iptali ile takibin 185.921,67 TL üzerinden devamına, davalılardan ...'in İzmir 12. İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyası yaptığı itirazın iptali ile takibin 15.000,00 TL asıl alacak, 140.200,00 TL işlemiş faiz ve 164,00 TL dosya masrafı olmak üzere toplam 155.164,00 TL üzerinden devamına, faize itirazın iptali ile faizin takip tarihinden itibaren % 13,75 olarak hesaplanmasına, davalılardan % 20' den az olmamak üzere icra inkar tazminatının hüküm altına alınmasına, vekalet ücreti ve yargılama giderinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; dava dilekçesinin tebligatının yasaya aykırı olduğunu, dava ile ilgili müvekkilinin eline her hangi bir tebligat geçmediğini, davadan tesadüfen e-devlet uygulaması ile haberdar olunduğunu, tebligat usulsüzlüğü sebebiyle davalı açısından usul kanununda ön görülen sürelerin başlamayacağını ayrıca taraf teşkilinden de bahsedilemeyeceğini, dava dilekçesinin tebliği ve taraf teşkili tarihinin █████/2015 olduğunu, müvekkilinin resmî ikametgahının İstanbul olduğunu ayrıca davacı yanın ikametgahının da İstanbul olduğunu, takip ve dava açısından yetkili yargı mercilerinin İstanbul icra daireleri ve mahkemeleri olduğunu, esas yönünden de dava konusu alacağın zaman aşımına uğradığını, alacak iddiasının afaki olduğunu belirtmiş, öncelikle yetki itirazının kabulü ile davanın yetkisizlik sebebi ile reddine, bilhare haksız, yersiz ve kötü niyetli davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davalılar icra dosyasında ödeme emrine itiraz dilekçesi ile birlikte İzmir İcra Müdürlüklerinin yetkisine itirazda bulunarak genel yetki kuralları uyarınca İstanbul İcra Müdürlüklerinin yetkili olduğunu belirtmiş ise de; 2004 s. İİK 50. maddesinin yollamasıyla 6100 s. HMK 7. maddesinde "Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir." şeklinde düzenlendiği, icra takibinde davalı kefillerin dışında özelikle asıl borçlu şirketin de takip borçlusu olarak gösterildiği, takip borçlusu ...Şti.' nin yerleşim yerinin Konak / İZMİR olduğu, bu itibarla 6100 s. HMK 7. maddesi uyarınca birden fazla takip borçlusu bulunduğu takdirde bunlardan birinin yerleşim yeri adresinde icra takibi başlatılabileceğinden davalıların İzmir İcra Müdürlüğünün yetkisine ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek reddedilmiştir. 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren 5020 sayılı Kanunun 27. maddesiyle 4389 sayılı Kanuna eklenen ek 3. maddesiyle, Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi 20 yıl olmuştur. 01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Kanunun 141. maddesinde de Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğu hükme bağlanmıştır. 5411 sayılı Kanunun geçici 16. maddesinde ise 141. maddede öngörülen 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olduğu belirtilmiştir. Bu durumda 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. madde ile bu tarihte on yılını doldurmamış tüm fon alacaklarının zamanaşımı süresi 20 yıla uzamıştır. Anayasa Mahkemesi'nin 04.06.2014 gün ███████ E. ████████ K. sayılı ilamı ile Bankacılık Kanunu'nun 141.madde hükmü iptal edilmemiş, 5411 sayılı Bankacılık Kanununun geçici 16. maddesine ilişkin esas incelemenin "zamanaşımı" sözcüğü ile sınırlı olarak yapılmasına ve bu maddede yer alan "zamanaşımı" sözcüğünün Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir ( Aynı yönde bakınız. Yargıtay 19 HD. █████████ E. █████████ K). Davaya ve takibe konu genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla davacı (devirden önce ...bank A.Ş.), █████/2000 tarihli ihtarnameyi göndererek hesap kat ihtarında bulunmuş, alacak bu tarih itibariyle muaccel olmuştur. Yukarıda açıklanan zamanaşımı süreleri ve tarihler dikkate alındığında, davaya konu alacağın 4389 sayılı Kanuna eklenen ek 3. maddesinin yürürlüğe girdiği 26.12.2003 tarihinde on yıllık zamanaşımı süresini doldurmadığı ve bu nedenle zamanaşımı süresinin 20 yıla uzadığı anlaşılmaktadır. Eldeki davanın █████/2014 tarihinde açıldığı gözetilerek ,dava tarihi itibariyle zaman aşımı süresinin dolmadığı anlaşılmış, davalıların zaman aşımı itirazlarının reddine karar verilmiştir. Bu aşamada belirtmek gerekir ki, davalılar alacağın fon alacağı olmadığını ve zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu savunmuşlardır. Ancak, ...bank A.Ş.'nin █████/2000 tarihinde fona (...'ye) devredilen bankalardan olduğu, dolayısıyla alacağın fon alacağına dönüştüğü, davacı varlık yönetim şirketinin fon alacağını temlik aldığı hususunda duraksama yoktur. Kaldı ki, eldeki davada; İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi ████████ E. ████████ K. sayılı kararında, davanın fona devredilen ...bank A.Ş.'den kullandırılan kredilerden kaynaklandığını, 5411 s. Bankacılık Kanunun 142. maddesi hükmü uyarınca alacağın fon alacağı olduğu gözetilerek ihtisas mahkemesi sıfatıyla mahkememize görevszlik kararı verilmiş, davalılar vekili alacağın fon alacağı olmadığını, 5411 s. Bankacılık Kanunun 142. maddesinin uygulama alanı bulmayacağını ileri sürerek işbu kararı istinaf etmiş, ancak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi ████████ E. ████████ K. sayılı ilamında "somut olayda, asıl borçlu ... Şti.'nin █████/1998 ve █████/1999 tarihlerinde fona devredilen ...bank'tan kullanmış olduğu kredi sözleşmelerini davalıların müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları..." gerekçesiyle fon alacağı yönünden mahkememizin ihtisas mahkemesi olarak görevli olduğu vurgulanmış, davalılar vekilinin istinaf talepleri reddedilmiştir. Bu itibarla, davalıların bu yöndeki savunmaları da isabetli değildir. Somut olayda, fon alacağı bakımından zaman aşımı süresi 20 yıl olup, dava tarihi itibariyle zaman aşımı süresi dolmamıştır.Davaya konu kredinin kullandırılma tarihi, hesap kat ihtarı ve buna göre alacağın muaccel hale gelmesi, 818 Sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olduğu dönemde gerçekleşmiştir. Ancak 01.07.2012 tarihinde 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği anlaşılmaktadır. Türk Borçlar Kanununun Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 sayılı Kanunun 1. maddesinin son cümlesinde ''....Ancak Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiili ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye Türk Borçlar Kanununun hükümlerine tabidir.'' denilmiştir. Bu durumda somut olayda borcun sona ermesiyle ilgili olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun hükümlerinin uygulanması gerektiği açıktır.Türk Borçlar Kanununun 598/3. maddesinde ''Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.'' denilmiştir. Türk Borçlar Kanununun 598/4. maddesinde ''Kefalet 10 yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır. Davalıların müteselsil kefili olduğu sözleşmelerin tarihi █████/1998 ile █████/1999 tarihi olup. Türk Borçlar Kanunun 598/3. maddesi uyarınca, sözleşmelerin kurulduğu tarihten 10 yılın geçmesiyle kefaletin sona ereceği kabul edilmelidir. Nitekim anılan madde de açıkça sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kefaletin kendiliğinden ortadan kalkacağı ifade edilmiştir. Buna göre 1998 ile 1999 tarihinden itibaren 10 yıllık sürenin sonu olan 2008 ile 2009 tarihi itibariyle kefaletin kendiliğinden ortadan kalktığının kabul edilmesi gerekir. 6101 Sayılı Kanunun 5/2. maddesinde ''Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır. 6101 sayılı Kanunun 6. maddesinde ise ''Bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde Türk Borçlar Kanununda öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanır.'' denilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin akdedildiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununda kefalet için herhangi bir sürenin öngörülmediği, ancak 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanununda azami 10 yıllık sürenin getirildiği ve bu düzenlemenin 6101 sayılı Kanunun 5/2. maddesinde ifade edildiği şekilde ''ilk defa öngörülen'' süre niteliğinde olduğu ve kefaletin 10 yıllık sürenin sonunda kendiliğinden kalkacağı 598/3. maddesinde açıkça ifade edilmiş olduğundan bu sürenin zamanaşımı süresi değil, hak düşürücü süre olarak kabul edilmesi gerekir. Nitekim öngörülen 10 yıllık süre dolduğunda, kefalet ortadan kalkacaktır. Başka bir deyişle 10 yıllık sürenin dolmasının neticesinde kefalet geçersiz hale gelmektedir. Yasada geçersiz hale geldiği belirtildiğinden bu hususun mahkemece resen dikkate alınması gerekmektedir. Aşağıda yer verilen görüşler dikkate alındığında kefalete ilişkin 10 yıllık sürenin zamanaşımı süresi olmadığı yönünde doktrinde de görüş birliğinin olduğu görülmektedir. 1-''....... 10 yılın geçmesiyle borç kendiliğinden kalkar, kefalet için getirilen yasal en yüksek süreye ilişkin düzenleme başka hiçbir hukuk sisteminde bulunmamaktadır. Amaç, kefili belli bir süre geçtikten sonra kefillik bağından kurtarmaktır..'' (Nihat Yavuz, Kefalet Sözleşmesi, Sayfa 3085) ; 2- ''...10 yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığı için kesilme ve durma söz konusu olmaz. 10 yıllık sürenin tamamlanması ile birlikte kefilin yükümlülüğü kendiliğinden (yasa gereği ortadan kalkar) kefalet süresinin dolduğu yargıç tarafından görevinden ötürü gözönünde tutulur.'' (Prof. Dr. Cevdet Yavuz, Borçlar Hukuku, Sayfa 1472) 3-''.. Yeni borçlar kanununda sona ermeyle ilgili emredici hükümler varsa bunlar -sözleşmede örneğin feragat ile ilgili hüküm olsa da olmasa da- 01.07.2012 tarihinden sonraki sona ermelerde uygulanacaktır. (kefalet sözleşmesinde) 10 yıllık süre daha önce sona ermiş ise yürürlük yasasının 5. maddesi gözönünde tutulacaktır. Gerçek kişilerin verdiği kefaleti sona erdiren 10 yılın hakdüşürücü süre olarak kabul edilip edilmemesi, 5. maddenin uygulanması bakımından farklı sonuçlar verecektir... Hakdüşürücü süre olarak kabul edilirse 01.07.2012 tarihinden önce 10 yılı dolduran kefaletlerde alacaklı 5. maddenin tanıdığı 1 yıllık ek süreden yararlanacak ve 01.07.2013 tarihine kadar kefili dava edebilecektir'' (Prof. Dr. Sezayi Reisoğlu-TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun Bankacılık İşlemleri Açısından Değerlendirilmesi-İstanbul 15.06.2012-Türkiye Bankalar Birliği Yayını) 4-''...Kefilin sorumlu tutulabileceği 10 yıllık süre kefalet sözleşmesinin meydana geldiği andan itibaren işlemeye başlar... 10 yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığına göre kesilme ve durma da söz konusu olmaz.'' (Doç. Dr. Burak Özen, Kefalet Sözleşmesi, Sayfa 578 vd.) 5-''.. 6101 Sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 5/2. maddesine göre TBK ile hakdüşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, haksahipleri TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak 1 yıllık ek süreden yararlanır... Aynı kanunun 6. maddesine göre, bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde TBK'da öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir..... bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde 01.07.2012den önce kurulmuş bulunan gerçek kişilerin kefil olduğu kefalet sözleşmeleri derhal 10 yıllık süreye tabi olur... Bu tarihten önce 10 yıllık süre dolmuşsa .... alacaklı 01.07.2013 tarihine kadar kefili takip edebilecektir. Bu tarihte ise kefalet sözleşmesi hükümden düşer..'' (Y. Doç. Dr. Serkan Ayan, Kefalet Sözleşmesinde Kefilin Sorumluluğu). Bu itibarla, sözleşme tarihinden itibaren 10 yıllık sürenin sonu 2008 ile 2009 yıllarıdır. Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce kefalet için öngörülen 10 yıllık sürenin dolduğu anlaşılmaktadır. 6101 Sayılı Kanunun 5/2. maddesinde Türk Borçlar Kanunu ile hakdüşürücü sürenin ilk defa öngörülmesi ve bu sürenin kanunun yürürlüğünden önce dolmuş olması halinde hak sahiplerine yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanabilme imkanının getirildiği anlaşılmaktadır. Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce 2008 ile 2009 tarihinde kefalet için öngörülen 10 yıllık sürenin dolduğu, kanunun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girdiği ve bu tarihten itibaren hak sahiplerine bir yıllık ek sürenin tanındığı ve bu sürenin de 01.07.2013 tarihi itibariyle dolacağı, ancak somut olayda ek süre dolmadan davaya esas icra takibinin █████/2013 tarihinde başlatıldığı anlaşılmakla, davalı kefiller yönünden somut olayda hak düşürücü sürenin dahi geçmediği anlaşılmış, davalılar vekilinin hak düşürücü süre itirazları da reddedilmiştir. (Aynı yönde gerekçe ve detaylı bilgi için bakınız. İSTANBUL BAM 12 HD. █████████E. █████████ K.) Davalılar vekili cevap dilekçesi ile birlikte, davalıların genel kredi sözleşmesi kapsamında müteselsil kefil olduklarını, ancak davalı kefil ... yönünden kefalet limitinin açıkça yazıldığı halde, diğer kefil davalı ... yönünden kefalet miktarının sözleşmede yazılmadığını ileri sürmüş, ayrıca her iki davalı kefil bakımından 6098 s. TBK 583/1. maddesi uyarınca kefalet tarihi, miktarı ve müteselsil kefil ibarelerinin kefillerin el yazısı ile yazılmadığından davalıların kefaletinin geçersiz olduğu ileri sürülmüştür. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davalıların müteselsil kefil olduğu genel kredi sözleşmeleri █████/1998 ve █████/1999 tarihlerinde imzalanmıştır.Genel kredi sözleşmelerinin akdedildiği tarih itibariyle 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükte olup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 583/1. maddesinin somut olayda uygulanma kabiliyeti yoktur. Zira, bir sözleşmenin geçerlilik koşullarının, hüküm ve sonuçlarının o sözleşmenin akdedildiği tarihte yürürlükte bulunan Kanun hükümlerine göre tayin edilir. 818 sayılı Borçlar Kanununda, kefalet tarihi, miktarı ve müteselsil kefil ibarelerinin, kefilin el yazısı ile yazılma şartı bulunmamaktadır. Öte yandan; davalı kefil ... için kefalet miktarının yazılı olmadığı belirtilmiş ise de; █████/1998 tarihli ve █████/1999 tarihli Genel Kredi Sözleşmelerinin ilk sayfasında kredi limitinin açıkça yazıldığı ve belirlendiği, bu durumda kredi limiti çerçevesinde davalı kefilin sorumlu olacağı nazara alındığında kefalet sözleşmesinin geçerli olduğu anlaşılmıştır. ( Aynı yönde yerleşik uygulamadan misaller için bakınız. Yargıtay 19 HD. █████████E. ██████████K. ; Yargıtay 19 HD. █████████E. █████████K.). Hasılı, eldeki dava dosyası bakımından kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarının bulunduğu, davalıların kefalet sözleşmeleri uyarınca davacıya karşı hukuken sorumlu oldukları sonucuna varılmış, açıklanan nedenlerle davalıların kefalet sözleşmesinin geçersizliği yönündeki savunmalarına da itibar edilmemiştir.İcra müdürlüğünün yetkisine itiraz, zamanaşımı, hak düşürücü süre ve kefalet sözleşmesinin geçerliliğine yönelik gerekçeler tamamlandıktan sonra, davanın esasının incelenmesine geçilmiştir. Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; fona devredilen devir öncesi ...bank A.Ş.... Şubesi ile davalı asıl borçlu ... Şti. arasında █████/1998 tarihli 1.200,00 TL limitli ve █████/1999 tarihli 15.000,00 TL limitli olmak üzere toplam 16.200,00 TL limitli iki adet genel kredi sözleşmesinin imzalandığı, davalılardan ...'in işbu genel kredi sözleşmelerine toplam 16.200,00 TL miktarla; davalılardan ...'in ise yalnızca █████/1999 tarihli genel kredi sözleşmesinde 15.000,00 TL miktarla müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla kefil oldukları, genel kredi sözleşmelerine istinaden dava dışı asıl borçlu ... Şti.'ye nakdi krediler kullandırıldığı, ancak dava dışı asıl borçlunun genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kredi alacaklarını sözleşmede kararlaştırılan şekilde fona devredilen bankaya ödeyemediği, bu durum üzerine fona devredilen ...bank A.Ş.'nin İzmir... Noterliği'nin █████/2000 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile hesaplarının kat edildiği ve kat tarihi itibariyle bankaya olan toplam kredi borcunun ihtarnamenin tebliğinden itibaren iki (2) gün içinde bankaya ödenmesini dava dışı asıl borçlu ile davalı kefillerden talep ettiği, hesap kat ihtarnamesinin her iki davalı kefile ayrı ayrı ve usulüne uygun olarak █████/2000 tarihinde tebliğ edildiği, ancak kat ihtarnamesinde davalı kefillere tanınan atıfet sürelerine rağmen borcun ödenmediği, bu sırada ...' ye devredilen fon alacağının alacağın temliki sözleşmesi uyarınca ... A.Ş.' ye temlik edildiği, alacağı temlik alan ... A.Ş.'nin dava dışı asıl borçlu ile davalı müteselsil kefiller hakkında İzmir 12. İcra Müdürlüğünün ... sayılı icra dosyası üzerinden ilamsız icra takibi başlattığı, ancak davalıların borca itirazı üzerine takibin durduğu, davacının duran takibe devam edilmesi ve kredi alacağının tahsiline yönelik işbu itirazın iptali davasını açtığı anlaşılmıştır.Bu aşamada belirtmek gerekir ki, dava açıldıktan sonra ... A.Ş. birleşme yoluyla ... A.Ş. olmuştur (bu husus istinaf ilamında da belirtilmiştir). Dolayısıyla, davacı ... A.Ş.'nin dava ehliyeti ve dava takip yetkisi noktasında usuli bir noksanlık bulunmamaktadır. Bilindiği üzere, genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacakların hesabın kat edildiği tarih itibariyle muaccel hale gelecekleri, muacceliyet için kat ihtarının tebliğine gerek olmadığı, kat ihtarının tebliğinin ancak muhatap borçlu ya da kefiller için takip öncesi temerrüt durumunu etkilediği, öte yandan genel kredi sözleşmesine müteselsil kefil sıfatıyla kefil olan kişilerin asıl borçlu gibi kredi borcundan kefalet ettikleri tutar kadar hukuken sorumlu bulundukları, bu bağlamda asıl borçlunun genel kredi sözleşmesindeki kredi borçlarını geri ödeyememesi halinde, alacaklının pekala müteselsil kefilleri takip ve dava edebileceği konusunda duraksama yoktur. Esasen, genel kredi sözleşmelerini müteselsil kefil sıfatıyla imzalayan davalıların, imza inkarı da bulunmadığından, davacıya karşı hukuken sorumlu olacakları açıktır. Uyuşmazlığın temeli, davacının genel kredi sözleşmeleri kapsamında davalı kefillerden alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise icra takip tarihi itibariyle takipteki asıl alacak ve feri kalemlerle (işlemiş faiz ve masraf) birlikte davalı kefillerin kefalet miktarları da gözetilerek alacaklı olduğu toplam miktarının tutarı noktasında toplanmaktadır. Meselenin halli, özel ve teknik bilgi ile nitelikli hesaplama gerektirdiğinden bankacılık alanında uzman bilirkişi vasıtasıyla bilirkişi incelemeleri yaptırılmıştır. Bankacı bilirkişi ... tarafından dosyaya sunulan █████/2022 tarihli kök ve █████/2022 tarihli ek raporlarda; rapor içeriğinin denetime elverişli olmadığı, takip öncesinde hesap kat ihtarnamesi davalı kefillere tebliğ edilmesine rağmen temerrüt tarihi ve faizi noktasında ihtimalli / seçenekli hesaplama yapıldığı, bu suretle de alacak hesabı noktasında isabetsiz sonuçlara ulaşıldığından işbu kök ve ek rapor hükme esas alınmamış, taraf vekillerinin itirazları doğrultusunda yeniden rapor alınmasına yoluna gidilmiştir. Bu amaçla, dosya bankacılık alanında uzman ve emekli banka müdürü bilirkişi ...' e tevdi edilmiş, bankacı bilirkişi tarafından düzenlenen █████/2023 tarihli rapor dosyaya sunulmuştur. Bankacı bilirkişi tarafından sunulan raporda da ifade edildiği üzere; genel kredi sözleşmelerinin █████/2000 tarihi itibariyle kat edildiği, hesap kat ihtarının her iki davalı kefile ayrı ayrı █████/2000 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, hesap kat ihtarnamesinde atıfet süresinin 2 gün olarak belirlendiği, dolayısıyla davalı kefillerin █████/2000 tarihi itibariyle temerrüte düştükleri, fona devredilen bankanın hesabın kat edildiği tarih itibariyle davalı kefillerden 17.981,72 TL asıl alacak, kat tarihi ile temerrüt tarihi (█████/2000 - █████/2000) arasında 139,86 TL işlemiş akdi faiz (GKS uyarınca akdi faiz %70 oranında) ve 6,99 TL BSMV olmak üzere toplam 18.128,57 TL alacaklı olduğu anlaşılmıştır. Hasılı, davacının temerrüt tarihi itibariyle davalı kefillerden 18.128,57 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Ancak, davalı kefillerden ...'in 16.200,00 TL, davalı kefil ...'in 15.000,00 TL kefalet miktarı bulunduğundan, davalıların kefalet limitlerini aşan tutardan sorumlulukları bulunmadığı, bu nedenle hesaplamanın davalı kefillerin kefalet miktarları üzerinden yapılması gerekmektedir. Nitekim, bankacı bilirkişi davalı kefillerin kefalet limitini nazara almış, denetime elverişli açıklamalarla bu hususa değinip isabetli hesaplamalar yapmıştır. Bankacı bilirkişi tarafından sunulan █████/2013 tarihli raporda netice olarak; davalı kefil ...'den kefalet limitiyle sınırlı olarak 13.349,80 TL asıl alacak ve 127.007,61 TL birikmiş faiz olmak üzere toplam 140.357,41 TL, davalı kefil ...'den kefalet limitiyle sınırlı olarak 12.149,80 TL asıl alacak ve 115.794,63 TL birikmiş faiz olmak üzere toplam 127.944,43 TL alacaklı olduğu hesaplanmıştır. Ayrıca, icra takibinde talep edilen 164,00 TL masraf yönünden dava dosyasında ve takip talebinde yapılan masrafı gösterir herhangi bir belge bulunmadığından ve davacı vekili tarafında da sunulmadığından bu alacak kaleminin (masrafın) ise dışlanması gerektiği anlaşılmıştır.Hemen belirtmek gerekir ki, bankacı bilirkişi tarafından sunulan █████/2023 tarihli rapor ayrıntılı, gerekçeli, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve delillerle uyumlu olup, tarafların ve Mahkemenin denetimine elverişli olduğu, özellikle davalı kefillerin hesap kat ihtarnamesinin tebliği ile takip öncesinde temerrüt tarihlerinin isabetli olarak tayin edildiği, temerrüt faizi oranının taraflar arasındaki sözleşmeye (GKS 4.V.a maddesi) göre belirlenerek davacının talep sonucunda istemiş olduğu temerrüt faiz oranı ayrıca nazara alınarak doğru hesaplamalar yapıldığı, takibin davacı varlık yönetim tarafından yapılması sebebiyle BSMV yönünden yapılan açıklamaların bilimsel yönden isabetli tespit ve değerlendirmeler içerdiği, hatta rapor içeriğinde mahkememizce alınan diğer raporların dahi tartışılarak değerlendirildiği (farklılıkların gerekçeli açıklandığı), nihayetinde alacak hesabında maddi hata bulunmaması karşısında █████/2023 tarihli bilirkişi raporuna itibar edilmiş, mahkememizce rapor içeriği de denetlenerek hükme esas alınmıştır.Nitekim, █████/2023 tarihli bilirkişi raporuna karşı taraflarca itirazda bulunulmamıştır. Davacı vekili rapora bir diyeceklerinin olmadığını beyan etmiş ve rapor doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili ise raporda yapılan hesaplamalar dışında, cevap dilekçesinde ileri sürdüğü hak düşürücü süre, zaman aşımı ve kefaletin geçersiz olduğuna ilişkin savunmalarını tekrar etmiştir. Yukarıda kapsamlı olarak açıklandığı üzere, davalıların hak düşürücü süre, zaman aşımı ve kefaletin geçersizliğine yönelik tüm savunma sebepleri mahkememizce yerinde görülmemiştir. (Tekrardan kaçınmak adına gerekçeli kararın 2,3,4,5.syf. bkz.).Yapılan açıklamalar karşısında; mahkememizce hükme esas alınan █████/2023 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) davanın kısmen kabul kısmen reddine; davacı, talep sonucunda takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi istemek yerine, %13,75 oranında faiz işletilmesini talep ettiğinden taleple bağlılık ilkesi uyarınca mahkememizce takip tarihinden itibaren asıl alacak tutarlarına %13,75 oranında faiz işletilmesine karar verilmiştir. Son olarak, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan nakdi kredi alacaklarının likit ve muayyen olması sebebiyle, 2004 s. İİK 67/2. maddesi hükmü uyarınca icra inkar tazminatına ilişkin yasal koşullar bulunduğundan davacı lehine icra inkar tazminatına karar verilerek... " gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalı kefil ... yönünden; Davalının İzmir 12. İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyasına yönelik yapmış olduğu İTİRAZIN İPTALİ ile; takibin 13.349,80 TL Asıl Alacak ve 127.007,61 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 140.357,41 TL üzerinden; asıl alacak tutarına (13.349,80 TL) takip tarihinden itibaren borç tamamen ödeninceye kadar yıllık %13,75 oranında temerrüt faizi uygulanmak suretiyle takibin DEVAMINA, davacının fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE, Davalı kefil ... yönünden; Davalının İzmir 12. İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyasına yönelik yapmış olduğu İTİRAZIN İPTALİ ile; takibin 12.149,80 TL Asıl Alacak ve 115.794,63 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 127.944,43 TL üzerinden; asıl alacak tutarına (12.149,80 TL) takip tarihinden itibaren borç tamamen ödeninceye kadar yıllık %13,75 oranında temerrüt faizi uygulanmak suretiyle takibin DEVAMINA, davacının fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE, Alacağın likit ve muayyen olduğu anlaşılmakla, hükmedilen asıl alacağın 140.357,41 TL' nin %20'si oranındaki 28.071,48 TL icra inkar tazminatının (davalı kefil ...'in bu tutarın 25.588,88 TL'sinden sınırlı sorumlu olmak kaydıyla) davalılardan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davaya konu takibe ilişkin alacağın fon alacağı olduğunu, fon alacaklarında da zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğunu, ayrıca, alacağa ilişkin olarak başlatılan bir icra takibi bulunması halinde zamanaşımı süresinin kesildiğini ve alacağa ilişkin olarak başlatılan takibin işlemsizlik nedeni ile düşmesi halinde ise iş bu zamanaşımı süresinin her seferinde, yeni baştan işlemeye başladığını, davalılar vekilinin borcun zamanaşımına uğradığı yönündeki iddialarının asılsız olduğunu, dava konusu alacağın ... tarafından devir ve temlik alınarak müvekkili şirkete temlik edildiğini, müvekkili şirket ... A.Ş.'nin çoğunluk hissesinin ...'ye ait olduğunu, ayrıca şirketin kurucu ortağının da ... olduğunu, Bankacılık Kanunu’nun 143/3 maddesinin; “Fonun en az yüzde yirmi hissedar olduğu varlık yönetim şirketlerinin, Fondan devraldığı alacaklarla ilgili olarak bu Kanunun 132 nci maddesinin sekizinci fıkrası ve 138 nci maddesinin beşinci fıkrasında Fona tanınan hak ve yetkileri kullanır.” hükmünü getirdiğini, Bankacılık Kanunu’nun 132/8 maddesi ise; “Bu Kanunun 107 nci maddesi uyarınca bir bankanın alacaklarının devralınması halinde bu alacaklar, devir tarihi itibarıyla Fon alacağı haline gelir” dendiğini, Aynı kanunun 141. Maddesinin ise; “Bu Kanundan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıldır.” hükmünü amir olduğunu, Somut olayda davaya konu edilen alacağın, kredi hesabının kat edildiği 10.06.1998 tarihinde yani 4389 sayılı yasanın yürürlük tarihinden önce muaccel hale geldiğini, muaccel olduğu tarihte ve 4389 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği ilk halinde ayrık bir düzenleme bulunmadığından 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesine göre 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabi iken henüz 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı bir sırada yani 23.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren 5020 sayılı Kanun'un 27. maddesi ile 4389 sayılı yasa ile eklenen Ek 3. madde ile zamanaşımı süresi uzatıldığından tabi olduğu zamanaşımı süresi 20 yıla çıktığını, 4389 sayılı yasayı yürürlükten kaldıran 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda da zamanaşımı süresi 20 yıl olarak korunduğundan dava konusu olayda 20 yıllık zamanaşımının 2018 yılında dolacağını. Bu itibarla 5411 sayılı yasanın Geçici 16. maddesinde yer alan zamanaşımı süresini geçmişe yürüten Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen hükmün, 23.12.2003 tarihinde 10 yıllık zamanaşımı süresini dolduran olaylara ilişkin olup iptal kararının somut olaya etkisi bulunmadığını, davalılardan ...’in 31.08.1998 tarihli ve 20.10.1999 tarihli genel kredi sözleşmelerinde müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzaları bulunduğunu, kredi borçlarının ödenmemesi üzerine ... ve ... yevmiye numaralı ihtarnameler ile davalı ... temerrüde düşürüldüğünü, davalının, davaya konu edilen 17.981,73-TL asıl alacak, 167.775,94-TL birikmiş faiz ve 164,00-TL dosya masrafı olmak üzere toplam 185.921,67-TL’lik borçtan müteselsilen sorumluluğu bulunduğunu, davalılardan ...’in 20.10.1999 tarihli genel kredi sözleşmesinin 34. sayfasında eski para ile 15.000,00-TL kısımdan müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile sorumlu olduğuna ilişkin imzası yer aldığını, kredi borçlarının ödenmemesi üzerine ... ve ... yevmiye numaralı ihtarnameler ile davalı ...'in de temerrüde düşürüldüğünü, davalının sorumlu olduğu kefalet miktarı da dikkate alınarak yapılan hesaplamada davalının söz konusu borçtan sorumlu olduğu miktarın 155.164,00-TL olarak hesaplandığını, bu sebeple, davalı ... yönünden takibin 15.000,00-TL asıl alacak, 140.000,00-TL birikmiş faiz miktarı ve 164,00-TL dosya masrafı olmak üzere toplam 155.164,00-TL üzerinden devam edilmesine karar verilmesini talep etmelerine rağmen Mahkemece asıl alacak ve faiz miktarına ilişkin alacağın hatalı hesaplanarak hüküm kurulduğunu dosyadan yapılan hatalı hesaplamalar nedeni ile asıl alacak tutarı düşük hesaplandığından dolayı faiz hesaplamasının da düşük hesaplandığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle, dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını, 5411 S.K.nun 141. Maddesindeki 20 yıllık zamanaşımı süresinin, kanunun amacı ve ruhu itibariyle hukuki işleme konu edildiği tarihte halen fon alacağı niteliğine sahip olan alacaklar için geçerli olduğunu, dava konusu alacağın ise fon alacağı niteliğini yitirdiğini, davacının tümüyle TTK hükümlerine göre faaliyet yürüten ve tüm iş ve işlemleri TTK ve TBK hükümlerine tabi olan bir ticari şirket olduğunu, yalnızca ...'ye ait olup hukuki işlemleri onun tarafından yürütülen alacaklara özgü bulunan 20 yıllık zamanaşımı ayrıcalığından yararlanabilmesinin hukuken mümkün olmadığını, burada bir "fon alacağından" bahsedilecek ise bu, söz konusu temlik işleminden dolayı ...'nin temlik alan davacı şirketten olan temlik bedeli alacağı olduğunu, temlik alan şirket temlik bedelini tamamen veya kısmen ödemez ise ... nin, 20 yıllık zamanaşımı süresi içinde bu alacağını ondan talep edebileceğini, özel kişilere devredilmiş olan alacakların halen fon alacağı olmayı sürdüreceğine dair kanunda hüküm bulunmadığını, Bankacılık Kanunu'nun 141. Maddesindeki 20 yıllık zamanaşımının, eğer kefalet sözleşmesi TBK md.598'de düzenlenen usulde yenilenmedi veya uzatılmadı ise 10 yıldan sonra ancak ve yalnızca asıl borçlu için hüküm ifade edeceğini, 13 yıl önce tebliğ edilen (hesap kat ihtarnamesi tebliği 2000, icra takibi 2013 tarihlidir) hesap özetine istinaden icra takibi yapılamayacağını, icra takibi için güncel borç durumunu gösteren, borçlu tarafa değerlendirme imkanı veren ve hukuki denetime elverişli olan güncel hesap özetinin tebliğinin zorunlu olduğunu, hesap kat ihtarnamelerinde sözleşme atfı olmadığından hangi sözleşmeye ait olduklarının, hangi borç için düzenlendiğinin belli olmadığını, bu nedenle yasal hesap kat'ı niteliğini haiz de olmadığını, sözleşme, kefil, kefalet limiti ve borçtan sorumluluk vb hiçbir ayrım yapılmadan tüm alacak tek takipte her iki borçludan aynı ve eşit şekilde talep edildiğini, davacı tarafın "davalılardan ...'in 15.000 TL asıl alacak, takip tarihine kadar işlemiş olan 140.200,00 TL faiz miktarı ve 164,00 TL dosya masrafı olmak üzere toplam 155.164,00 TL'nin dışında kalan itirazlarının iptalini" talep ettiğini, ...'in 155.164,00 TL'na kadar olan itirazını kabul ettiğini, davacı yanın bu netice talebini sonradan düzeltmediğini, mezkur talebiyle bağlı olduğunu, bilirkişi raporuna göre davacının ...'den talep edebileceği tutarın 127.944,13 TL olduğunu, dolayısıyla davacı yanın ...'den talep edebileceği hiçbir alacak bulunmadığını, buna göre davanın müvekkili ... yönünden tümden reddi gerektiğini, kararın kısmi kabul/ret olmasının dava konusu alacağın muayyen olmadığını ispatladığını, 2000 yılında doğduğu iddia edilen bir alacağın 13 yıl bekletilip 167.775.94 TL faiz işletildikten sonra tahsile kalkılmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davanın kısmen kabulü kısmen reddi kararı olduğunu, bu yüzden hüküm fıkrasında itirazın da kısmen iptal edildiğinin belirtilmesi gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, dava dışı ...bank AŞ ile dava dışı şirket arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için asıl borçlu ve müteselsil kefiller aleyhine başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya kapsamında bulunan İzmir 12.İcra Müdürlüğünün ... sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı ... AŞ tarafından davalı takip borçluları aleyhine 17.981,73 TL kredi sözleşmesi alacağı, 167.755,94 TL takip öncesi işlemiş faiz, 164,00 TL masraf alacağı olmak üzere toplam 185.921,67 TL alacak yönünden icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak genel kredi sözleşmesinin gösterildiği, davalı-borçlular tarafından yapılan itiraz üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.Kredi kullandıran ...bank AŞ.nin 27.10.2000 tarihli temlik sözleşmesi ile dava dışı asıl borçlu şirkete kullandırılan nakdi ve gayri nakdi kredilerden doğan alacak feri ve teminatlarını ...'ye devir ve temlik etmiş olduğu, 24.02.2006 tarihli ''Kredi Alacağı Temlik Sözleşmesi'' ile dava dışı ...'nin dava dışı şirketin ...bank AŞ'nin kullandığı kredilerden kaynaklanan nakdi ve gayri nakdi kredi alacağını ... AŞ'ye temlik ettiği, 10.04.2017 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ilanına göre davacı ... AŞ'nin ... AŞ'yi devralıp birleştiği ve davacı-alacaklı sıfatının ... AŞ'ye geçtiği görülmüştür. Dosya kapsamında, dava dışı asıl borçlu ... Şti. Ve ...bank AŞ arasında 31.08.1998 ve 20.10.1999 tarihlerinde genel kredi sözleşmeleri imzalandığı, davalıların söz konusu sözleşmelerde müteselsil kefil sıfatıyla imzalarının bulunduğu görülmüştür. 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesi, "Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir." hükmünü içermektedir. 6101 sayılı TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 5. maddesinde ise "TBK'nın yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, TBK'da öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak TBK'da öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur. TBK ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz." hükmü yer almaktadır. Kefaletteki 10 yıllık hak düşürücü süre ilk kez 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesiyle getirilmiş olup, davaya konu kefaletname tarihi olan 20.11.1997 tarihi itibariyle bu düzenleme yürürlükte değildir. Somut olayda TBK'nın yürürlük tarihi olan █████/2012 tarihi itibariyle 10 yıllık süre dolmuş olduğundan, davacının söz konusu kefaletnameye dayalı olarak 1 yıllık ek süre içinde takipte bulunma hakkı olup, █████/2013 tarihinden sonra bu kefalete dayalı olarak kefillere başvurulması mümkün değildir. somut olayda ek süre dolmadan davaya esas icra takibinin █████/2013 tarihinde başlatıldığı anlaşılmakla, davalı kefiller yönünden somut olayda hak düşürücü sürenin dolmadığı anlaşılmaktadır.Davalı vekili alacağın zamanaşımına uğradığını istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Dava konusu alacak BDDK tarafından el konulan ..bank AŞ.nin tüm hak ve alacakların Fon’a devredildiği, 24.02.2006 tarihinde ise alacağın temliki sözleşmesi ile davayı açan ... AŞ'ye temlik edildiği, davaya konu kredi borcunun 19.07.2000 tarihinde kat edilerek, kefillerin 23.07.2000 tarihinde temerrüde düştükleri anlaşılmaktadır. 4389 sayılı Kanun'a 26.12.2003 tarihinde eklenen Ek 3 üncü madde ile fon alacaklarında zamanaşımı süresi 20 yıl olarak belirlendiğinden dava konusu alacağın gerek Fon'a devredildiği tarih gerekse alacağın temliki ile dava açan şirkete temlik edildiği tarih itibarıyla 10 yıllık hak düşürücü süre dolmamış olduğundan zamanaşımı süresi 20 yıl olarak hesaplanacaktır. Takip tarihi itibarıyla 20 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığından davalının zamanaşımı itirazı yerinde görülmemiştir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 04.07.2024 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı). Davalı vekili hüküm kurulurken taleple bağlılık ilkesinin ihlal edildiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Davacı vekili tarafından dava dilekçesinin 2.b.i paragrafında davalı ... yönünden talebini açıklamış olup; ''Davalının kefil olarak sorumlu olduğu miktar 15.000,oo TL ile sınırlı olduğundan bu miktar dikkate alınarak yapılan hesaplamada davalının takip tarihinden önce işlemiş faiz bakımından sorumlu olduğu miktar yaklaşık 140.000,oo TL olarak hesaplanmıştır. Bu sebeple davalı ...’in işlemiş faize ilişkin itirazını kısmen kabul ederek davalının 140.000,oo TL’lik işlemiş faizden sorumlu olduğuna karar verilmesini talep ederiz.'' ifadesini kullanmıştır. Dolayısıyla dilekçenin sonuç ve istem bölümünde ifade hatasına düşüldüğü anlaşılmaktadır.Bilirkişi tarafından asıl alacak ve faize ilişkin yapılan hesaplamanın dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerle uyumlu olduğu anlaşılmakla bu yöndeki istinaf nedeninin reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usule ve yasaya uygun olup taraf vekillerinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 304,40 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,3- Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 7.187,81 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline,4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 21.05.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır. 21.05.2026