Kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali, mera sınırlandırmasının iptali ve tescil davasında, eski tapu kayıtlarına rağmen mirasçılık ilişkisi ile zilyetlik durumunun yetersiz incelenmesi.
Özet: Kadastro sırasında mera ve hali arazi olarak tespit edilen taşınmazların, davacılar tarafından murislerine ait eski tapu kayıtlarına dayanarak tapu iptali ve tescili talep edildiği davada, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin davacıların murislerle akdi veya irsi ilişkisini, aktif dava ehliyetini, eski tapu kayıtlarının taşınmaza uygulanıp uygulanmadığını, kadastro paftası ve toprak tevzi evrakları gibi ilgili belgeleri yeterince araştırmadan hüküm kurmasını Yüksek Mahkeme eksik bularak bozma kararı vermiştir.
1. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi

SAYISI : ████████ E., █████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Hakkari 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : ████████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R-
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali, mera sınırlandırmasının iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Kadastro sonucunda, Hakkari ili, Merkez ilçe, ... köyünde bulunan dava konusu 1 43... sayılı parselin senetsizden, kadimden beri köy halkınca mera olarak kullanılması sebebiyle mera olarak sınırlandırıldığı, sınırlandırmanın itiraz edilmeden 09.11.2010 tarihinde kesinleştiği, 1 41... ve 1 42... parsel sayılı taşınmazların ise Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup tarım alanına dönüştürülmesi mümkün olması sebebiyle hali arazi vasfıyla tespit edildiği, bu tespitlerin de itiraz edilmeksizin 09.11.2010 tarihinde kesinleştiği, 1 41... parselin 25.05.2018 tarihinde ifrazı sonucunda hali arazi vasıflı 1 41... parsel, direk yeri vasıflı 1 41... ve 4 parsellerin oluştuğu, 1 42... parselin de ifrazı sonucunda hali arazi vasıflı 1 42... parsel, direk yeri vasıflı 1 42... ve 4 parsellerin oluştuğu anlaşılmaktadır.
Davacılar; dava konusu taşınmazlarda bir kısım yerin murisleri adına tapulu olduğunu, murislerinden davacılara intikâl ettiğini, murisleri ve davacıların dava konusu taşınmazları uzun yıllardır tarla olarak kullandıklarını, taşınmazların kadastro sırasında mera ve hali arazi vasfıyla tespit ve sınırlandırmasının hatalı olduğunu ileri sürerek tapu kayıtlarının ve mera sınırlandırmasının iptali ile adlarına tescilini istemişlerdir.
Davalı Hazine; hak düşürücü sürenin geçtiğini, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacağını, taşınmazların davacılara intikâl şeklinin ispatı gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince; bilirkişi raporlarında dava konusu taşınmazların bir kısmının mera, bir kısmının biçenek vasfında olduğunun bildirildiği, 1968, 19 88... tarihli hava fotoğraflarına ilişkin jeodezi bilirkişisi raporunda taşınmazların ekili-sürülü olmadığının ve tarımsal faaliyet bulunmadığının bildirildiği, davacı tanıklarının dahi dava konusu taşınmazların 20 yıldır kullanılmadığını beyan ettikleri, mera vasıflı taşınmazların niteliği itibariyle özel mülkiyete konu olamayacağı, hali arazi olarak nitelendirilen taşınmazlar yönünden de imar-ihyanın tamamlandığı ve ihyadan itibaren 20 yıl boyunca devam ettiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacılar vekilinin istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; kadim meraların ve bu özelliklerini yitirseler dahi buralardan açılan yerlerin zilyetlik yolu ile kazanılamayacağı, ziraat bilirkişi kurulu raporuna göre taşınmazların kullanılmamış, kültür tarımı yapılmamış, imar-ihya edilmemiş mera vasfında olduğunun bildirilmesine, jeodezi bilirkişinin raporunda 1968,19 88... tarihli hava fotoğraflarında taşınmazlarda herhangi bir kullanım bulunmadığının belirtmesine göre İlk Derece Mahkemesi kararında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Ne var ki; İlk Derece Mahkemesince dava konusu taşınmazların mera vasfında olduğu ve meralar üzerindeki zilyetliğin hukuki kıymeti olmadığı gibi davacılar lehine zilyetlik ile iktisap koşullarının da oluşmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Somut olayda; davacılar, dava konusu taşınmazların 18.10.1943 tarihli 17. Cilt, 2 nolu, 68 sahife nolu tapu kaydı, 15.09.1943 tarihli 17. cilt, 72 nolu, 58 sahife nolu tapu kaydı; 07.09.1943 tarihli 17. cilt,36 nolu, 46 sahife nolu tapu kaydı, 09.09.1943 tarihli 17. cilt, 53 nolu, 51 sahife nolu tapu kaydına dayalı olarak murislerine ait olduğunu ve kendi kullanımlarında bulunduğunu ileri sürerek iptal-tescil talep etmişlerdir.
Ancak, Mahkemece; dayanılan kayıtlarda malik olarak görünen kişilerle davacılar arasında akdi veya irsi ilişki saptanmadığı gibi, tapu kayıt maliklerinin başkaca mirasçısı olup olmadığı da araştırılmamış, taşınmazların davacılara ne şekilde intikal (bağış, taksim, satış vs.) ettiği, bir başka ifade ile davacıların aktif dava ehliyetlerinin bulunup-bulunmadığı üzerinde durulmamış ve dayanılan tapu kayıtları keşifte yöntemince uygulanmamış, kadastro paftası getirilmemiş, toprak tevzi evrakları araştırılmamış, iskana dair evrak, iskan haritası ve dağıtım cetvelleri getirilmemiş, komşu parsellerin tesis kadastro tutanakları ve dayanakları getirilmemiş, keşifte dinlenen mahalli bilirkişilere dayanak tapu kayıtlarının hudutları ve malikleri tek tek sorulmamış, dayanak tapu kayıtlarının tesis kadastrosu sırasında herhangi bir taşınmaza revizyon görüp geçirmediği araştırmamış, davacıların aktif dava ehliyeti olmadığı, tapu kayıtlarının da
taşınmazlara uymadığının anlaşılması halinde dahi davacıların murisleri ve davacılar adına kuru ve sulu toprakta ayrı ayrı usulüne uygun belgesiz araştırması yapılmamıştır.
Hâl böyle olunca; Mahkemece öncelikle davacıların murislerine ait olduğunu ileri sürdükleri taşınmazın ne sebeple (taksim, bağış, satış vs.) kendi adlarına tescilini istedikleri sorularak açıklattırılmalı, bu yöndeki iddialarının ispatı açısından kendilerine imkan tanınmalı; davacılar ile tapu kayıt malikleri arasında irsi ilişki kurulmalı, taşınmazın taksim, hibe ve benzeri hukuki bir yolla intikal etmediği anlaşıldığı takdirde, mirasçılardan bir kısmının terekeye karşı üçüncü kişi konumundaki birine karşı muristen gelen hakka dayanarak kendi adlarına tek başına dava açamayacakları göz önünde bulundurularak davacı tarafın aktif dava ehliyetinin bulunmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmeli; çekişmeli taşınmazın hukuki bir yolla davacı tarafa intikal ettiğinin iddia ve ispat edilmesi halinde ise işin esasının incelenmesine geçilerek davacıların dayandığı tapu kayıtlarının tesisinden itibaren tüm tedavülleri ile ve varsa haritası getirtilmeli; revizyon durumları da belirlendikten sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler, taraf tanıkları ve fen bilirkişisinin katılımı ile yeniden keşif yapılmalı; keşif sırasında öncelikle davacıların dayandıkları tapuların malikleri ile davacılar arasında akdi ya da irsi ilişki bulunup-bulunmadığı nüfus kayıtları ve davacılar tarafından sunulacak veraset ilamından yararlanılarak ve yerel bilirkişilerden sorulmak suretiyle tespit edilmeli; daha sonra tapu kayıtları yöntemince mahalline uygulanarak kapsamları belirlenmeli; kayıtta yazılı sınırlar yerel bilirkişilere tek tek okunarak bu sınırların zemin üzerinde gösterilmesi istenilmeli; bilirkişilerin gösteremediği sınırların tespiti için taraflara tanık dinletme imkanı sağlanmalı; bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsellerin tespit tutanakları ve dayanakları ile denetlenmeli; bilirkişi ve tanıklarca gösterilen sınırlar fen bilirkişisi tarafından kroki üzerinde ayrı ayrı işaretlettirilmeli, teknik bilirkişiden bu uygulamayı, mahalli bilirkişi ve tanık sözlerini denetlemeye elverişli, keşfi izlemeye imkan veren ayrıntılı ve gerekçeli rapor ve kroki alınmalı; yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrıca, çekişmeli taşınmazın geçmişte ne durumda bulunduğu, ilk olarak ne zaman ve nasıl kullanılmaya başlandığı, kime ait olduğu, kimden-kime nasıl intikal ettiği, taşınmazın evveliyatının davacıların murislerine ait olup-olmadığı, muristen intikal eden yerlerden değilse ne şekilde edinildiği hususlarında olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı; dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarının çelişmesi halinde gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle çelişkiler giderilmeye çalışılmalı; kayıt kapsamı belirlendikten sonra 3 kişilik ziraat mühendisleri kurulundan dava konusu taşınmazın öncesinin geleneksel biçimde kullanılan kadim mera olup olmadığını, toprak yapısı, eğimi, bitki deseni ve diğer yönlerden mera nitelikli yerlerden nasıl ayrıldıklarını, taşınmazın meradan açılan, meranın devamı niteliğinde olup olmadığını, üzerinde sürdürülen ekonomik amaca uygun zilyetlik bulunup-bulunmadığını ve ekonomik amaca uygun zilyetlik varsa hangi tarihten beri ve hangi tasarruflar ile sürdürüldüğünü açıklayıp tarımsal niteliklerini belirten, taşınmazın değişik yönlerden çekilmiş fotoğrafları ile desteklenmiş, önceki bilirkişi raporlarının içeriğini de denetleyecek şekilde bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, davacıların dayandıkları tapu kayıtlarının dava konusu taşınmaz bölümlerini kapsamadığının anlaşılması halinde, davacıların kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine de dayandıkları dikkate alınarak, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14... . maddelerinde düzenlenen imar-ihya ve zilyetlik yoluyla iktisap koşullarının davacılar lehine oluşup oluşmadığı yöntemince araştırılmak, taşınmazların evvelinin ve niteliğinin mera olduğunun anlaşılması halinde bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetliğe hukuken değer verilemeyeceği de gözetilmek suretiyle iddia ve savunma çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
Yukarıda değinilen hususlar göz ardı edilerek eksik araştırma ve uygulama ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Davacılar vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
İstek hâlinde peşin alınan temyiz harcının temyiz eden davacılara iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!