İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde görülen davada, hissedarlık haklarının ihlali ve usulsüz genel kurul çağrısı nedeniyle genel kurul kararlarının iptali veya yokluğunun tespiti talep edilmektedir.
Özet: Davacı, davalı şirketin 20.02.2020 tarihli genel kurul toplantısının, %40 pay sahibi olmasına rağmen kendisine usulüne uygun çağrı yapılmadan, pay ve oy hakları yok sayılarak Türk Ticaret Kanunu hükümlerine aykırı olarak gerçekleştirildiğini iddia ederek, söz konusu genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespitini, yürütülmesinin durdurulmasını ve şirkete kayyım atanmasını talep etmiştir.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ43. HUKUK DAİRESİDOSYA NO: █████████ KARAR NO: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ: █████/2022NUMARASI: ████████ Esas - ████████ KararDAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)İSTİNAF KARAR TARİHİ: █████/2026Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİDAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ...'ın ... bitirdiğini, ... yaşında ...'de şube başkanı olduğunu, █████/1992 tarihinde ...ile evlendiğini ve pek çok gayri menkul projesini gerçekleştirmiş bir ... ve iş kadını olduğunu, davacı ...'ın eşi ...'a açtığı boşanma davasına ilişkin İstanbul 6. Aile Mahkemesi'nin 2013/...... ( Yeni 2020/.......) Esas sayılı dosyasının halen derdest olduğunu, davacı ...'ın eşi ...'a açtığı edilmiş malların tasfiyesine ilişkin İstanbul 1. Aile Mahkemesi'nin 2015/ ...... Esas ( Eski İstanbul ...... Aile Mahkemesi'nin 2013/...... Esas ) sayılı dosyasının halen derdest olduğunu, davacı ...'ın eşi ...ile evlendikten sonra gayrı menkul proje ve yatırımlarını gerçekleştirmek için pek çok şirket kurduğunu ya da kurulmuş şirketlere ortak olduğunu, bu şirketlerin yönetiminde bulunduğunu, söz konusu şirketlerin bir tanesinin de davalı ...A.Ş. olduğunu, davacı ...'ın %40 hissesine sahip olduğu bu şirketin 2008 yılından 2013 yılına kadar yönetiminde yer aldığını, davacı ...'ın boşanma davası açtığı 2013 yılından sonra 03.09.2014 tarihinde yapılan 2013 yılı olağan genel kurul toplantısında sahip olduğu %40 hisseye ilişkin olarak hazirunu oluşturan hissedarlar tarafından bir şerh düşülmediği gibi pay defterinin doğru tutulmasından ve hazirunun hazırlanmasından sorumlu olan yönetim kurulu üyeleri tarafından hazirun ve hissedarlık durumunun pay defterine uygun olduğunun imza ile tasdik edildiğini, davacı ...'ın davalı şirkette sahip olduğu %40 hisseye, edindiği tarihten 2017 yılı başlarına kadar diğer hissedarlar eşi ...ve ...'ın önceki eşlerinden olan çocukları ..., ..., ..., ..., ... tarafından herhangi bir itirazda bulunulmadığını, her genel kurulda söz konusu hissedarlık gerek hazirun gerekse pay defterinin doğru tutulmasından sorumlu olan yönetim kurulu tarafından teyit ve tespit edildiğini, açtıkları butlan davasını 11.02.2020 tarihinde Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 10003 sayılı nüshasında TTK 448. Maddesi gereğince ilan eden davalının davacının hissedarlık haklarını kullanmasını engellemeye devam ettiğini ve ...'ın münferit yetkili yönetim kurulu üyesi seçtiğinin henüz öğrenildiğini, 20.02.2020 tarihli genel kurul kararlarının Türk Ticaret Kanunu 447. Maddesi gereği yok hükmünde olduğunu, davalı şirket yetkililerinin diğer hissedarları şirketin %40 hissesine sahip davacı davacının genel kurula katılma ve oy kullanma hakkını ortadan kaldırmak amacıyla 20.02.2020 tarihli genel kurulu TTK hükümlerine aykırı olarak davacıya haber vermeksizin paylarını hukuka ve yasaya aykırı olarak elde etmek için toplandığını, Türk Ticaret Kanunu 414. Maddesi gereği genel kurul toplantısı için ortaklara çağrının zorunlu olduğunu, davalı şirketin 20.02.2020 tarihli genel kurulu TTK'nun Anonim Şirket Genel Kurul Toplantısı için öngörülen kural ve hükümlerine aykırı olarak ortaklara çağrı yapmadan toplandığını, Türk Ticaret Kanunu 446. Maddesi gereği davacının butlan veya iptal davası ikame edebileceğinin açık olduğunu, davalı şirketin davacı davacının pay sahipliğinden kaynaklanan vazgeçilmez nitelikteki haklarını ortadan kaldıran, usulüne uygun çağrı yapmadan, gün ve gündemi ilan etmeden, üstelik davacı davacının paylarını yok sayarak, hatta oy haklarını diğer hissedarlara kullandıran genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun açık olduğunu, davalı şirket yönetim kurulu üyesi olan ...'ın davalı şirketi basiretli bir iş adamı gibi yönetmediği ve davacı davacı aleyhine kendisinin, babasının ve kardeşlerinin şahsi menfaatleri lehine işlemler yaptıkları açık bulunduğundan yargılama boyunca mağdur olan davacı davacının ve davalı şirketin mağduriyetinin daha çok artmaması için önce davalı şirketin menfaatlerini sonra da davacı davacının menfaatini korumak için davalı şirkete yargılama boyunca kayyım atanmasını, TTK'nın 447.maddesi ve diğer maddeleri gereğince 20.02.2020 tarihli genel kurul toplantısının yok hükmünde olduğunun tespitini, yoklukla malul 20.02.2020 tarihli genel kurul kararlarının yürütülmesinin verilecek ihtiyati tedbir kararı ile geri bırakılmasını, organsız kalan ve 4 yıldır usulüne uygun genel kurul yapmayan davalı şirkete genel kurulları yapmak ve dava sonuna kadar şirket menfaatlerini korumak üzere kayyım atanmasını, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalı şirkete yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının davalı firmanın hissedarlarından olmadığını, davacının pay sahipliği sıfatı bulunmamasına rağmen davalı firmanın 20.02.2020 tarihinde yapılan genel kurulunda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti için dava açmış olmasının dava takip yetkisi bakımından sakat ve hukuka aykırı olduğunu, açılan bu davanın öncelikle aktif husumet yokluğu nedeniyle reddini, davacı yanın 20.02.2020 tarihli genel kurulun yoklukla malul olduğunu beyan ederek davalı firmanın organsız olduğunu beyan ettiğini, ancak 20.02.2020 tarihli genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğuna dair herhangi bir mahkeme kararı olmadığını, davacının da davalı firmanın genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğuna karar verme hak ve yetkisi olmadığını, davalı firmanın yönetim kurulunun da görevinin başında ve firmanın hiçbir şekilde organsız olmadığını, davacının göz göre göre gerçekleri saptırmaya çalıştığını, Türk Ticaret Kanununda anonim şirketlere kayyım atanmasına ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığını, bu nedenle bu konudaki taleplere Türk Medeni Kanunu m.403, m.426/3 ve m.427/4 hükümlerinin uygulandığını, yasal düzenlemeye göre gerek anonim şirket organlarının iş göremez hale gelmesi, gerekse şirketin organsız kalması durumlarında mahkemelerden şirket için kayyım atanması istenebiliyor olsa da dava konusu olayda bu şartların hiç birisinin olmadığını, davalı firmanın organlarının iş başında olduğunu ve açılan dava ve davada ileri sürülen asılsız iddialardan dolayı davalı firmanın işleyişinin hiçbir şekilde etkilenmediğini, bu sebepten dolayı davacı yanın kayyım talebinin de yerinde olmadığını, davacının 20.02.2020 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların yürütmesinin, ihtiyati tedbir kararı ile geri bırakılması yönündeki talebinin reddini, davacı yanın yasal bir dayanağı bulunmayan kayyım talebinin reddini, husumet itirazlarının kabulü ile davanın öncelikle husumet yokluğu nedeniyle reddini, husumete yönelik itirazların kabul görmemesi ve yargılamaya devam edilmesi durumunda haksız iddialarla açılan mesnetsiz davanın reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Davacı, davalı şirketin █████/2020 tarihli genel kurul toplantısının yok hükmünde olduğunun tespiti talebi ile eldeki davayı açmış olup gerekçe olarak davalı şirkette %40 oranında paya sahip olduğunu, geçmiş genel kurul hazirun cetvellerinden bu durumun anlaşıldığını, pay defterinin tutulmasından sorumlu yönetim kurulunun da bu durumun teyit ve tespit ettiğini belirtmiş, ayrıca pay sahiplerin delil olarak hamiline yazılı senet fotokopilerini dosyaya ibraz etmiştir.Davalı ise; davacının pay sahipliği sıfatı bulunmadığını, davacının sahibi olduğunu iddia ettiği %40 oranındaki paya ilişkin nama yazılı ilmühaber basıldığını, hissedarlara dağıtıldığını, şirket hissedarlarından ...'ın hisse senedi ilmühaberlerini ibraz ederek %40 pala ilişkin haklarının kullandırılmasını talep ettiğini, ...'ın senetleri devrettiğinin söylenemeyeceğini, bunun için gerekli şartların oluşmadığını, hazirun cetveli ile pay defterine şirket muhasebecileri tarafından düşülen kayıtlarda yönetim kurulunun onayı ve imzası olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.Genel kurulun geçerliliğine ilişkin davada, davalı şirketin davacı gerçek kişiyi genel kurul toplantısına pay sahibi olarak kabul etmemesinin yerinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.Somut olayda, davacı, hazirun cetvelindeki kayıtlara ve hamiline yazılı senet fotokopilerine dayanmıştır. Buna karşılık davalı şirket de dava dışı ...'ın nama yazılı ilmühaberlere sahip olduğunu belirtmiştir. Pay defterinin 18. sayfasında 02.10.2007 tarihinde davalı şirket ortağı ...'ın 20.000 adet hisseye karşılık 20.000,00 TL'lik hissesini davacıya devrettiği, daha sonra bu kaydın “Hissenin ...'a sehven kayıt edilmesi nedeni ile 09.02.2017 tarih- ...yevmiye nolu .... Noterliğinden gönderilen ihtarnameye istinaden kayıtların düzeltilmesinden ve hissedarlığının iptal edilmesinden” açıklaması ile düzeltildiği görülmüştür.Pay defterinin bir ticari defter olarak tutulmasının zorunlu olduğu; en temel işlevinin anonim şirketin pay sahipliği yapısını göstermek olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Pay defterine yapılan kaydın en önemli hukuki sonucu ise TTK m. 499/1V ve eTTİK m. ██████ ve m. 417/1V'te işaret edildiği üzere, “şirketle ilişkilerde” pay defterine kayıtlı kimsenin pay sahibi “kabul edilmesi ”dir.Yani pay devralınması durumunda şirkete bildirim yapılmaz ve şirket bu devri pay defterine işlemezse, devralan kişi şirket nezdinde pay sahibi olarak kabul edilmeyecek; pay sahipliği haklarını kullanamayacaktır. Pay defterine kayıt bildirici niteliktedir. Pay defterine yazım aksi ispat edilene kadar bir karine oluşturur. Dolayısıyla pay defterindeki kayıtların pay sahipliği ile ilgili aksi ispat edilebilir bir karine oluşturduğu, bu karinenin ancak usulüne uygun getirilmiş delillerle çürütülebileceği sonucuna varılmaktadır. Bunun yanında, payın senede ve ilmühabere bağlanması ile ilgili de açıklamalarda bulunmakta fayda görüyoruz. Anonim şirketin özelliklerinden biri de payın kıymetli evrak niteliğinde senetlere bağlanabilmesidir; eTTK pay senetlerinin bastırılmasına ilişkin bir düzenleme içermediği halde TTK'nın 486. maddesi bu boşluğu doldurmuş ve hamiline yazılı paylar için senet bastırılma zorunluluğu getirilmiştir. Nama yazılı pay senetleri için ise azlığın istemde bulunması halinde basım zorunlu kılınmıştır. Pay senedi, sebebe bağlı bir kıymetli evraktır. Pay senedine bağlanmamış olan haklar, kağıttan değil, anonim şirketin esas sözleşmesinden doğarlar. Pay, pay senedi ile değil, anonim şirketin kuruluşunun veya sermaye artırımının tescili ile doğar. Bu sebeple pay senetleri bildiricidir. Ayrıca senedin geçerliliği için anonim şirket ile pay sahibi arasında bir oluşum sözleşmesinin yapılması şarttır. Onun için sahte pay senetleri bastırılması ve bunların devri halinde iyiniyetli müktesipler ne gerçek pay sahiplerine ne de anonim şirkete karşı herhangi bir hak ileri sürebilirler. Payın taahhüt edilmesi veya iştirak taahhütnamesi imzalanması, pay senetlerinin çıkarılması halinde işlevini gösteren, oluşum sözleşmesine ilişkin bir ön sözleşmedir. Pay senedinin anonim şirketçe verilmesi ile oluşum sözleşmesi akdedilmiş olur. İlmühaber ise ister hamiline ister nama yazılı olsun pay senedinin yerini tutmak amacıyla çıkartılan geçici senettir. TTK m. 486/1l-son cümlede “Pay senedi bastırılıncaya kadar ilmühaber çıkarılabilir. İlmühaberlere kıyas yoluyla nama yazılı pay senetlerine ilişkin hükümler uygulanır.” hükmü bulunmaktadır. eTTK m. ██████'de ise “Hamiline yazılı hisse senetleri yerine tanzim olunan nama yazılı ilmühaberler ancak alacağın devri hakkındaki hükümlere göre devrolunabilir. Şu kadar ki; devir şirkete karşı ancak ihbar tarihinden itibaren hüküm ifade eder. ” hükmü bulunmaktadır. Davacının iddiasına göre hisseyi devraldığı tarih █████/2007 tarihi olup 6102 sayılı TTK'nun yürürlük tarihinden önceki döneme denk gelmekte olup bu anlamda 6103 sayılı kanunun 2/1a maddesi gereğince 6762 sayılı eTTK hükümleri uygulanmalıdır. Davacının hissedar olarak gözükmediği tarih ise TTK dönemine denk geldiğinden anılan kanun hükümleri uygulama alanı bulacaktır. Davalı şirket yönetim kurulu █████/1998 tarihinde hisse senetlerinin küpürler halinde basılmasına ilişkin bir karar almış olup davalı şirketin hisseleri hamile yazılı olduğundan hisse senetlerinin mülkiyetinin devri için senedin zilyetliğinin geçirilmesi gerekmektedir. Hisse senedi ihraç olunmamış diğer bir ifade ile senede bağlanmamış paylar ise alacağın temliki yöntemi ile devrolunurlar. Somut olayda ihraç edildiği ifade olunan hamiline yazılı hisse senedi yerine tanzim olunan nama yazılı ilmühaberler ise eTTK'da alacağın temliki yöntemi ile devrolunurken TTK'da ciro ve zilyetliğin geçirilmesiyle devir olunmaktadır. (TTK 486/2).Davacının █████/2008, █████/2011, █████/2013 tarihli hazirun cetvellerinde pay sahibi olarak görüldüğü anlaşılmaktadır. Hukukumuzda mehaz İsviçre Hukuku'nu takiben pay defteri pay sahipliği bakımından açıklayıcı olup, pay sahipliğinin edinilmesi bağlamında kurucu değildir. Sadece şirkete karşı pay defterinde adı yazılı kişinin pay sahibi olduğu kabul edilir. Ancak bunun aksinin ispatı mümkündür. Nitekim eTTK döneminde yüksek yargı uygulamasında mehaz İsviçre Hukuku'nu takiben pay defteri ile hazirun cetveli arasında uyumsuzluk olduğu durumda pay defterine değil hazirun cetveline itibar edilmesi gerektiği yönünde içtihat oluşturmuştur. Hazirun cetvelini hazırlamakla mükellef olan yönetim kurulu olup pay sahipliği olan fiili durumu pay defterindeki kayda ilişkin hukuki duruma tercih etmesi doğaldır.Dava dosyasındaki belgeler incelendiğinde ortaklık pay defterindeki kayda göre davacının dava dışı ...'tan 20.000.00 TL tutarındaki hisseyi █████/2007 tarihinde devraldığı ve davacının adının bu tarihten sonra hem şirketin hazirun cetvelinde hem de genel kurul tutanaklarında görüldüğü tespit edilmiştir. Pay devrine ilişkin pay defterinin 18.sayfasındaki devir beyanına rağmen dava dışı Jülyet Benbesat tarafından davalı şirkete gönderilen .... Noterliği'nin █████/2017 tarihli ihtarında "hiçbir zaman nama yazılı hisse senedi ilmühaberini ciro etmediğini ve pay senedini ...'a vermediğini" beyan etmesi karşısında davalı şirket tarafından davacıya .... Noterliği'nin █████/2017 tarih ...yevmiye nolu ihtarı gönderilerek ciro edilmiş hisse senedi varsa sunması istenilmiş ve akabinde ortaklar pay defterinde 18.sayfada █████/2007 tarihinde davalı şirket ortağı ...'ın 20.000 adet hisseye karşılık 20.000,00 TL'lik hissesini ...'a devrettiğine ilişkin kaydın sehven kaydedildiği, .... Noterliği'nden gönderilen █████/2017 tarihli ...yevmiye sayılı ihtarnameye istinaden kayıtların düzeltilmesinden ve hissedarlarının iptal edilmesinden bahisle açıklama yapıldığı görülmüş ise de davacının 2007 yılındaki devir sonrası 2008, 2011 ve 2013 tarihli hazirun cetvellerinde yer aldığı, bu cetvellerde pay devrini inkar eden ...'ın da bulunduğu, aile şirketi olan davalı şirkette davacı adına pay devri yapılmadığı iddiasına rağmen hazirun cetvelinde davacının adının yer almasına ya da şirketle ilgili diğer dokümanlarda ortak olarak gösterilmesine herhangi bir itirazda bulunmayıp yine █████/2007 tarihinde gerçekleşen devirde dava dışı ...'ın sadece davacıya değil ... ve ...'a da devirler yaptığı, bunlarla ilgili de herhangi bir itirazın bulunmadığı, yalnızca davacı yönünden ciro edilmiş hisse senedi sunulmadığından devralınan paylara ilişkin hukuki işlemlerin hükümsüzlüğünün ileri sürülmesinin TMK 2.maddesi uyarınca hakkın kötüne kullanılması kapsamında kalıp hayatın olağan akışına da aykırı olduğu, TMK 416.maddesi gereğince tüm pay sahiplerinin veya temsilcilerinin toplantıda yer alması şartı ile çağrı yapılmaksızın genel kurul toplanabileceği ve toplantıda karar alınabileceği düzenlemesi karşısında hisse sahibi olduğu kabul edilen davacının katılımı olmaksızın yapılan genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan kararların yok hükmünde olduğu kanaatine varıldığından davanın kabulüne, ..." karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının, davalı firmanın kayıtlarında hissedar görünmediğini, davacının hissedar olup olmadığı sorunu mahkeme kararıyla çözülmeden bu davanın görülmesinin ve genel kurul kararlarının butlanına karar verilmesinin HMK ve TTK hükümlerine açıkça aykırı olduğunu, dava dışı ..., ..., ... ve ...ellerinde davalı firmanın hisse senedi ilmühaberi olan kişiler olduğunu ve bu şahısların şirket hissedarı olarak göründüklerini, davacının, davalı şirketin hissedarı olup olmadığına ilişkin iddialarını yöneltmesi gereken kişilerin de davalı firma değil de adı geçen bu şahısların olması gerektiğini, hissedarlığın tartışıldığı bir ortamda, şirket kayıtlarına göre hissedar olarak görünen kişilerin taraf olmaması, bu şahısların iddia ve savunmalarını ibraz etmekten mahrum bırakılmalarının hukuken kabul edilecek bir durum olmadığını, davacının öncelikle davalı firmaya ait %40 hissenin kendisine aidiyetinin tespiti yaptırması gerektiğini ve sonrasında genel kurulun iptali davası açabileceğinin ortaya çıkmasına rağmen ilk derece mahkemesi bu durumu dikkate almadığını ve gerekçeli kararında bu husus üzerinde hiç durmadığını, davalı firmanın hisseleri "Nama Yazılı Hisse Senedi İlmühaberi" ile temsil edildiğini ve davacı, hissedarlığını ispat için nama yazılı hisse senedi ilmühaber ibraz edemediğini, dava konusu somut olayda, elinde davalı şirkete ait basılı hisse senetleri olan ve bunları davalı şirkete ibraz eden ..., ..., ... ve ...'ın hisselerini davacıya devir edildiğine ilişkin işlemlerden hiç birisinin mevcut olmadığını ve İlk derece mahkemesinin de bu durumu tespit ettiğini ancak nihayetinde TTK hükümleri uygulamadığını ve TMK madde 2'ye atıfta bulunarak davanın kabulüne karar vermesinin TTK hükümleri bu denli açık bir şekilde ortada iken, TMK hükümlerine göre nihai karar verilmesinin yerinde olmadığını, davalı firmanın basılı hisse senedinin hiçbir zaman olmadığını, davacı, mahkemeyi yanıltmak için geçersiz olduğu belli olan hisse senedi fotokopilerini mahkemeye ibraz edecek kadar kötüniyetini ortaya koymuş iken, ilk derece mahkemesinin TMK'nun 2. maddesini dayanak göstererek, hakkın kötüye kullanıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiş olmasının kabul edilemeyeceğini, ibraz edilen hisse senedi fotokopilerinin 1998 basım tarihli olduğu göründüğünü, bunlar gerçek olsaydı davacının 1998 yılından bu güne kadar hissedar olması gerektiğini ancak, bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere, █████/2005 tarihinde yapılan genel kurul hazirun cetveline göre davacının davalı firmada hissedarı olmadığı göründüğünü, davacının, 2005 yılında hissedar olmadığı için adına hisse senedi ilmuhaberi dahi bastırılmadığını, nama yazılı hisse senedi ilmühaberi sahibi olan ..., ..., ... ve ...tarafından davalı şirkete ibraz edilen ilmühaberlerin arkasında da devir edildiğine ilişkin bir ciro olmadığını ve bu durumun ilk derece mahkemesi tarafından da tespit edildiğini ancak davanın kabulü cihetine gidildiğini, dosyada alınan bilirkişi raporunda, davacının bu davayı açmadan önce hisselerin kendisine ait olduğunu tespit ettirmesi gerektiğini ve açmış olduğu bu davasının yerinde olmadığını, şirket kayıtlarının doğru olmadığı yönündeki beyanlarımızın doğru olduğunu, bilirkişi raporu ile de tevsik edildiğini ancak ilk derece mahkemesi bilirkişi raporunu da dikkate dahi almadan hatalı bir karar verdiğini, davacının huzurdaki davayı açmakta hukuki yararı olmadığının ilk derece mahkemesi tarafından değerlendirilmediğini, davacının dava dilekçesinin hiçbir yerinde, genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesinde, davacının korunmaya değer bir hak ve çıkarının olduğunun açıklanmadığını, genel kurulda alınan kararların butlanına karar verilmesinde davacı yanın korunmaya değer herhangi bir hak ve çıkarı bulunmadığını, davacı, butlan davası açarak Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi çerçevesinde hakkını açık bir şekilde kötüye kullandığını, hakkın kötüye kullanılmasını korumadığından huzurdaki davanın, bu bakımdan da dinlenilme olanağınında bulunmadığını, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.GEREKÇE : Dava, davalı şirketin 20.02.2020 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacının davalı şirkette pay sahibi olup olmadığı, genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitini talep edip edemeyeceği, 20.02.2020 tarihli genel kurul kararların yok hükmünde olup olmadığı noktalarındadır.Davacı taraf , davacının şirketin %40 oranda payına sahip olmasına rağmen çağrısız yapılan 20.02.2020 tarihli genel kurul toplantısının TTK' nın 447 maddesi uyarınca yoklukla malul olduğunun tespitini talep etmiş olup, davalı ise davacının şirkette payı olmadığını, şirketin pay sahipliğini tespite yarar ilmühaberlerinin ...tarafından ibraz edildiğini, davacının % 40 hisseye ilişkin herhangi bir hisse senedi ilmuhaberi ibraz etmediğini, genel kurulun toplantısının şirketin hisselerine sahip tüm hissedarların katılımı yapıldığını, davacı pay sahibi olmadığından genel kurul toplantısına çağrılmadığı savunmasında bulunmuştur.Dava dışı ...tarafından keşide edilen .... Noterliği 03.02.2017 tarihli ... numaralı ihtarname ile son genel kurul toplantısı hazirun cetvelinde %40 hissenin ...'a aitmiş gibi hatalı kayıt düşüldüğünü, % 40 hissenin sahibinin ...olduğunu, ellerinde nama yazılı muvakkat hisse senedi ilmuhaberi bulunduğunu, senetleri ...'a ciro etmediklerini, zilyetliğini de vermediklerini bildirerek %40 pay sahipliği haklarının kullandırılmasının istenilmesi üzerine, davalı şirket tarafından davacıya .... Noterliği 09.02.107 tarihli ...numaralı ihtarname ile %40 pay devrinin nasıl yapıldığı, herhangi bir sözleşme yapılıp yapılmadığı, ciro edilmiş hisse senedi ilmuhaberlerinin sunulması istenilmiştir.Anonim ortaklık genel kurul kararlarına karşı iptal davası açabilecek olan şahıslar TTK nın 446 maddesinde tahdidi olarak belirtilmiştir. İptal davası hakkı, anonim ortaklık pay sahiplerine, yönetim kuruluna, kararların uygulanması durumunda yönetim kurulu üyeleri ile denetçilerin şahsi sorumlulukları söz konusu olacak ise bunların her birine, üç aylık kanuni süre içerisinde tanınmıştır. İptal davası açma hakkı pay sahiplerine, anonim ortaklıkta pay sahibi sıfatını haiz olmalarından ötürü tanınan ve kanunun emredici hükümlerince güvence altına alınmış olan haktır. İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi ███████ E., ████████ K. Sayılı dosyasında, dava dışı ...tarafından davacıya ve davalı şirkete karşı, ...A.Ş.'nin % 40 hissesinin ...'a devrinin yokluğunun, hükümsüzlüğünün ve hisselerin müvekkiline aidiyetinin tespitine ilişkin açtığı davada, 21.09.2017 tarihli karar ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.Davacı, şirket ortağı olduğunu iddia etmekte olup, davalı şirket davacının paydaş olmadığını genel kurula katılma hakkı olmadığını ileri sürmüştür. Davalı şirket tarafından söz konusu % 40 hissenin ilmühaberleri elinde bulunduran ... olduğu beyan edilmiştir.İlk derece mahkemesince, davacının 2007 yılındaki devir sonrası 2008, 2011 ve 2013 tarihli hazirun cetvellerinde yer aldığı, bu cetvellerde pay devrini inkar eden ...'ın da bulunduğu, aile şirketi olan davalı şirkette davacı adına pay devri yapılmadığı iddiasına rağmen hazirun cetvelinde davacının adının yer almasına ya da şirketle ilgili diğer dokümanlarda ortak olarak gösterilmesine herhangi bir itirazda bulunmayıp yine █████/2007 tarihinde gerçekleşen devirde dava dışı ...'ın sadece davacıya değil ... ve ...'a da devirler yaptığı, bunlarla ilgili de herhangi bir itirazın bulunmadığı, yalnızca davacı yönünden ciro edilmiş hisse senedi sunulmadığından devralınan paylara ilişkin hukuki işlemlerin hükümsüzlüğünün ileri sürülmesinin TMK 2. maddesi uyarınca hakkın kötüne kullanılması kapsamında kalıp hayatın olağan akışına da aykırı olduğu, hisse sahibi olduğu kabul edilen davacının katılımı olmaksızın yapılan genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan kararların yok hükmünde olduğuna karar verilmiştir. Dava, şirketin taraf olduğu genel kurul kararlarının butlanı davasıdır. Davacı ile pay sahipliği sıfatı nedeniyle ihtilaflı kişi bu davada taraf değildir. Mevcut durumda davacının şirket ortağı olarak kabulüne ilişkin tespitler yapılabilmesi için davalı şirketin pay sahibi olarak kabul ettiği kişinin davada taraf olması gerekir. İlgili kişinin taraf olmadığı bu davada bu yolda bir tespit yapılamaz.Davacının, davalı şirket ortağı olduğunun tespiti ile dava açmaya aktif husumet ehliyeti bulunduğu yokluğunda toplantı yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, hükümde yapılan bu tespitler genel kurul toplantısına pay sahibi sıfatıyla katılan dava dışı ...'ın hukukunu etkilediğinden yokluklarında açılan bir davada pay sahibi olup olmadıkları incelenip karar verilemeyeceğinden davalı vekilinin bu yöndeki istinaf nedeni haklı bulunmuştur.(Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21.02.2013 tarihli, ██████████ E., █████████ K., 08.10.2013 tarihli, █████████ E., ██████████ K., 28.03.2024 tarihli, ████████ E., ,█████████ K. Sayılı ilamları)Bu durumda, Mahkemece davacı tarafa süre verilerek dava konusu genel kurulda davacı yerine genel kurul toplantısına katılan kişiye husumet yöneltilerek, davalı şirkette pay sahibi olduğunun tesbiti için dava açmak üzere süre verilip dava açıldığı takdirde neticesi beklenerek sonucuna göre karar verilmek, dava açılmadığı takdirde davacının pay sahibi olmadığının kabulü ile davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerekmektedir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi█████/2026