İnançlı işlem sebebiyle açılan tapu iptali ve tescil davasında, Yargıtay bozma kararı sonrası eski hale getirme usulüne aykırı davranılması üzerine mahkeme kararının incelenmesi.
Özet: Dava, borçlar nedeniyle ablasına inançlı işlemle devredilen taşınmazın geri verilmemesi üzerine tapu iptali ve tescil talebiyle açılmış; davacının, ablasının eşinin baskısıyla taşınmazın iade edilmediğini ve davalılarca üçüncü kişiye satıldığını ileri sürerek kızına tescilini istediği, davalıların ise iddianın yazılı delille ispatlanamadığı ve muvazaa olmadığı gerekçesiyle davanın reddini savunduğu uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesinin usulen reddettiği bir davayı kendi ara kararıyla eski hale getirip esasa ilişkin karar vermesinin hukuka aykırı bulunarak Yargıtay tarafından bozulduğu, ancak mahkemenin bozma kararına uyma veya direnme kararı vermeden yeniden esastan ret kararı vermesi nedeniyle usuli eksikliklerin giderilmediği belirtilmiştir.
1. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2025/1 E., ████████ K.
Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Dava; inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı; dava dışı kişilere borcu olduğundan ve icra takibi yapıldığından ablası olan ...'e 18 55... parsel sayılı taşınmazdaki 4 numaralı bağımsız bölümü devrettiğini, ablasının eşinin ekonomik sıkıntılarının olduğunu ve bu nedenle de taşınmazın davacıya geri verilmemesi hususunda baskı yaptığını, davalıların şirketlerinin borçlarından dolayı mal varlıklarının satıldığını ve bunların arasında bulunan ve davacıya ait olan taşınmazın da satışa çıkarıldığını ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile kızı olan ... üzerine tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili; davanın sağlararası muvazaaya dayalı olarak açıldığını, iddianın yazılı delil ile ispatlanması gerektiğini, satış bedelinin devir tarihinde davacıya ödendiğini, dava konusu taşınmazın satış tarihinde davacının üzerine birden çok taşınmaz olduğu halde davacının sadece dava konusu taşınmazı elden çıkardığını, bu nedenle de bu satışın borçludan mal kaçırmak amacı ile yapılmadığının açık olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin 09.09.2014 tarih, ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile; yemin deliline dayanılmadığı, davalı tanıkları ... ve ...'ün beyanları da dikkate alındığında davacı tarafça dava konusu taşınmazın davalıların murisi olan ...’e güvene dayalı olarak temlik ettiğine ilişkin iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 19.09.2024 tarih, █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile; 27.03.2014 tarihinde davacı tarafından genel gider avansının yatırıldığı ancak mahkeme harcının yatırılmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verildiği ancak daha sonra 01.04.2014 tarihli ara karar ile usulden redde ilişkin kararının sehven verildiği ve davacının eski hale getirme talebinde haklı olduğu anlaşıldığından dosyanın eski hale getirilmesine ve eski esas üzerinden yargılamanın devamına karar verildiği, yapılan yargılama sonucunda da esas yönden davanın reddine karar verildiği, ancak ara karar ile dosyanın eski hale getirilmesine dair hüküm cihetine gidilmiş ise de HMK'nın 95. vd maddelerinde düzenlenen "Eski Hâle Getirme" müessesesinin uygulanma şartlarının somut olayda gerçekleşmediği, yargılama sonunda verilen kısa kararın, bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai) son karar olduğunu, bu karardan dönmenin (rücu) olanaklı olmadığı, karar Yargıtayca temyizen incelenip bozulmadan, hakimin el çektiği davaya tekrar bakmasının mümkün olmadığı gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasındaki uyuşmazlığın dava konusu taşınmazın davacı tarafından davalıların murisi olan ...’e güvene dayalı olarak devredilen taşınmazın tapu kaydının iptali ile taşınmazın davacının kızı adına tesciline ilişkin olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden; davacının 18 55... parseldeki █████ payını 24.02.1998 tarihinde ablası olan ...’e satış suretiyle temlik ettiği, anılan payın kat irtifakı tesisi ile dava konusu 4 nolu bağımsız bölüm olduğu, ...’in ölümü ile taşınmazın davalılara verasaten intikal ettiği, davalıların 18.07.2013 tarihinde taşınmazı yargılama sırasında dava dışı ...'ye satış suretiyle devrettikleri, 13.09.2013 tarihinde ise dava dışı ...'nin taşınmazı satış suretiyle dava dışı ...'a temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun, bozma sonrası mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen 429/2. maddesinde ifade edildiği üzere “…Mahkeme, temyiz edenden 434. madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra, Yargıtayın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir.” hükmü öngörülmüştür.
Öte yandan; bir davanın taraflarının o dava yönünden, Mahkemece hangi nedenle haklı veya haksız bulunduklarını anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, kuşkuya yer vermeyecek bir açıklık taşıyan direnme ya da uyma kararının bulunması zorunlu olup (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Tarih 24.12.2008, Esas No: 2008/2-750 Karar No: ████████; Tarih 16.07.2008 Esas No: 2008/8-492 Karar No: ████████) taraflara bozma kararı ve bozma sonrası duruşma günü tebliğ edilmesine rağmen usulüne uygun olarak uyma ya da direnme yönünde hüküm kurulmamıştır.
Diğer taraftan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141/3. maddesi mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını zorunlu kıldığı gibi bu zorunluluk, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. ve 298. maddelerinin de amir hükmüdür. Adil yargılanma hakkının garantileri arasında yer alan "aleni yargılanma ilkesi" ve "hukuki dinlenilme hakkı" da kararların gerekçeli olmasını zorunlu kılar. Bu prensiplerin amacı, yargılama sürecini ve kararın verilişini kamu denetimine açık tutmak suretiyle adaletin yerine getiriliş biçimini görünür kılmak, kamu eliyle karar verme sürecini denetleyerek kişinin adil yargılanma hakkını güvence altına almak ve adalete güveni korumaktır.
Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1-c maddesi uyarınca gerekçenin; "tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri" göstermesi gerektiği belirtilmiştir. Bir başka anlatımla; kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası birbirine sıkı sıkıya bağlı olup uyumlu bulunması zorunlu olduğu gibi, duruşmada tefhim edilen hüküm sonucuna nasıl ulaşıldığını açıklamayan ifadelerin gerekçe olarak kabul edilmesi de mümkün değildir.
Temyize konu eldeki kararın gerekçe bölümünde ise uyuşmazlığın hangi vakıadan kaynaklandığına ve talep sonucuna yer verilip hüküm tesis edildiği görülmektedir. Yukarıda yer alan ilke ve olgular karşısında böyle bir açıklamanın "gerekçe" olarak kabulü mümkün değildir. Bu haliyle mahkemenin kararının gerekçe içermediği açık ve tartışmasızdır.
Hal böyle olunca; öncelikle usulüne uygun olarak taraflar duruşmaya davet edilerek bozma kararına karşı beyanları alındıktan sonra, bozma kararına uyulup uyulmadığı konusunda karar verildikten sonra hasıl olacak sonuca göre bir hüküm kurulması gerekirken bozma kararına uyulup uyulmadığı konusunda bir karar verilmeden ve denetime elverişli bir hukuki gerekçe gösterilmeden hüküm tesis edilmesi doğru değildir.
Davacı vekilinin değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!