Ticari itibarın zedelenmesi iddiasıyla açılan tazminat davasında basın ve ifade özgürlüğünün sınırlarının değerlendirildiği mahkeme kararı özeti.
Özet: Bir banka, bir televizyon kanalının yayınladığı haberlerin ticari itibarını zedelediği, gerçeğe aykırı ve yanıltıcı olduğu gerekçesiyle manevi tazminat davası açmış; davacı banka, kanalın kişilik haklarına saldırdığını iddia ederken, davalı kanal ise yayının anayasal haber verme ve eleştiri hakkı kapsamında, MASAK raporlarına dayanarak kamuoyunu bilgilendirme amacı taşıdığını ve basın özgürlüğü sınırları içinde kaldığını savunmuş; mahkeme ise ifade özgürlüğünün demokratik toplum için önemini vurgularken, bu özgürlüğün başkalarının şeref ve itibarını koruma amacıyla sınırlanabileceğine dikkat çekmiştir.

T.C. İstanbul Anadolu 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : ████████ KARAR NO : ████████DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ : █████/2024KARAR TARİHİ : █████/2026Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının yönetiminde olan ---- kanalı tarafından █████/2024 tarihli ''--- '' programında; müvekkili bankanın hedef alınarak kamuoyunu ve yatırımcılarımızı yanıltıcı, gerçeğe aykırı, itibar zedeleyici, müvekkili bankanın güven ve itibarını sarsıcı nitelikte haberler yayımladığını, davalı tarafından ortaya atılan işbu asılsız iddialar neticesinde kamuoyunda müvekkili hakkında olumsuz bir algı oluşturulduğunu, müvekkilinin kişilik haklarından olan ticari itibarinin zedelendiğini beyan ederek müvekkili bankanın kişilik haklarına saldırı niteliğinde haber yapan davalının sorumluluğuna karar verilerek, davamızın kabulü ile 1.000.000,00 TL manevi zararın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili tarafından yapılan yayının Anayasa ile güvence altına alınmış haber verme ve eleştiri hakkı çerçevesinde, kamuoyunun bilgilendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiş, basın meslek ilkeleri doğrultusunda yürütülen bir yayın faaliyeti olduğunu, dava konusu edilen, --- rumuzlu televizyon kanalının █████/2024 tarihli '----' programında yer alan ifadeler; kamuoyunun gündeminde geniş yer bulan ve basında da geniş şekilde yer alan ---- soruşturmasına ilişkin Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) raporları ile bu raporlarda yer aldığı iddia edilen kamu bankalarıyla bağlantılı finansal işlemlere dair olduğunu, yayında MASAK raporlarına dayanılarak, soruşturma dosyasında yer alan iddialar çerçevesinde kamu bankalarından suç örgütü bağlantılı şirketlere yüksek meblağlarda kredi sağlandığı iddiasının aktarıldığını, söz konusu programda sunucular ve yorumcular tarafından, bu bilgilerin kamuoyunun denetim hakkı kapsamında haberleştirildiği, yorumların ise açık kaynaklara dayandığının açıkça ifade edildiğini, haberin yayımlandığı tarihte görünür gerçekliğe uygun olduğunu, yayındaki ifadelerin AİHM ve anayasa ile güvence altına alınan basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Dava; Basın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık konularının: davalı şirketin davacı şirket ile ilgili yapmış olduğu programın basın yayın özgürlüğü kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, işbu yayınla davacı yanın kişilik haklarına saldırıda bulunup bulunulmadığı, bu kapsamda davacı yanın manevi zararının oluşup oluşmadığı, davalının işbu zarardan sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir. İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.Ancak belirtmek gerekir ki ifade açıklama özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur. Bu itibarla, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şeref ve itibarının korunmasıdır. Davalının dava konusu yayında davacı hakkında sarf ettiği söz ve ifadelerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değil ise demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.Kamuya mal olmuş kişilerin şeref ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir denge kurulmalıdır. Dengeleme yapılırken; dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği göz önüne alınmalıdır.Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.Basın özgürlüğü ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. AİHM basın ile ilgili kararlarında, ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birisini oluşturduğuna değindikten sonra, basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğunu belirtmektedir. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü, kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Basına siyasal arenada ve kamunun ilgilendiği diğer alanlarda tartışma konusu olan bilgi ve görüşleri iletme görevi düşer. Basının bu görevi kamuoyunun da bilgi ve görüşleri alma hakkı ile tanımlanır.Sözleşmenin 10.maddesi sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini değil, fakat aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de korur. AİHM’nin yerleşik içtihadına göre; gazetecilik özgürlüğü ve mesleği, belirli ölçüde abartma, hatta kışkırtma unsurunu da içerir.Basın özgürlüğünün tartışılmasında dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise “değer yargısı” ile “olaya dayalı bilgilendirme” arasında ayırım yapmaktır. Bir olayın olup olmadığı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi gerçekleştirilemez ve kanaat özgürlüğüne müdahale oluşturur. AİHM’ne göre ulusal hukukun bu ayrımı öngörmemesi kendi başına ifade özgürlüğüne aykırılık oluşturabilir.Anayasa Mahkemesi'nin emsal nitelikte █████/2024 tarih --- esas sayılı ilamı ve benzer nitelikteki davalarda vermiş olduğu kararlarında ".... kullanılan dil ve üslup muhatabı açısından rahatsız edici olabilir. Somut unsurlarla desteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir. Ancak Anayasa Mahkemesinin benimsediği gibi demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan, toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler ya da fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir (--. Nitekim basın özgürlüğünün kapsamının demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak bir dereceye kadar abartıya ve provoke etmeye izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir --Taraflar arasında mevcut polemik de dikkate alındığında yayının tümüyle keyfî bir kişisel saldırı oluşturduğu söylenemez. Üstelik davacının toplumsal konumu gereği, kendilerini hedef aldığını iddia ettikleri yazıya cevap verme ve bu cevabı geniş kitlelere ulaştırma imkânına sahip oldukları da gözardı edilmemelidir. Kaldı ki kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği öne sürülen ifadelerin başvurucu üzerinde kayda değer somut bir etki yarattığına dair herhangi bir iddia da bulunmamaktadır." gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuruların reddine karar verdiği gibi, Yargıtay --- Hukuk Dairesi de emsal nitelikteki pek çok ilamında, aynı şekilde basın ve ifade özgürlüğünün geniş yorumlanması gerektiğine karar vermiştir.Tüm bu açıklamalar ışığında somut olayda; davaya dayanak TV programına ve gazete yazısına ilişkin yayın içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde, basın özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğu, bu durumun demokratik toplumun gereği olduğu, dava konusu söz ve yazılarda kamu yararının amaçlandığı, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, konunun güncel olduğu, toplumda tanınan kişiyle ilgili olarak eleştirel mahiyette ifadeler içerdiği, demokratik toplumlarda ifade ve fikir özgürlüğünün sadece lehte olan veya ilgilenmeye değmez görülen haber için değil, aynı zamanda çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler için geçerli olduğu, davacı tarafın bilinir kişilerden olması dikkate alındığında, diğer insanlara göre bu tür eleştirilere daha fazla katlanma yükümlülüğünün bulunduğu, bu itibarla dava konusu yayında kullanılan ifadelerin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı, kişilik haklarına saldırı niteliği bulunmadığı kanaatine varılmakla davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davanın reddine,2-Alınması gerekli 732,00 TL harcın davacı tarafından peşin olarak yatırılan 17.077,50 TL harçtan mahsubu kalan 16.345,50 TL nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Avukatlık asgari ücret tarifesine göre davalı için takdir olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafından sarfedilen yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-Davadan önce gidilen arabulucukta devletçe karşılanan 3.600,00 TL arabuluculuk ücretini davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, bu nedenle bu miktar yönünden de harç gibi tahsil müzekkeresi hazırlanmasına,6-Davalı tarafından sarfedilen yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 7-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine,Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren (2) hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.