Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, trafik kazası kaynaklı cismani zarar tazminatında hesaplama, illiyet bağı ve müterafik kusur gibi istinaf itirazlarını incelemiştir.
Özet: Bu hukuki evrak, 2017deki bir trafik kazasında kimliği belirsiz bir aracın çarpması sonucu motosikletinde yaralanan davacının geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı talebiyle açtığı davada, ilk derece mahkemesinin kısmen kabul kararı sonrası hem davacı hem de davalının istinaf başvurularını ele almaktadır; davacı, belirsiz alacak davası niteliğindeki talebinde asgari ücret artışlarının hesaplamalara yansıtılmamasının ve usulü müktesep hak gerekçelerinin hatalı olduğunu savunurken, davalı ise tanık beyanlarındaki çelişkiler, zamanaşımı, kusur raporu yetersizliği, sağlık kurulu raporlarındaki usulsüzlükler, müterafik kusur indirimi gerekliliği ve tazminat hesaplama yöntemlerinin hatalı olduğunu iddia etmektedir.

T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: █████████ - █████████
T.C.ADANABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİDOSYA NO : █████████ KARAR NO : █████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IBAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN DOSYANINMAHKEMESİ :.... Asliye Ticaret MahkemesiTARİHİ :█████/2026NUMARASI :████████ Esas, ████████ KararDAVACI : VEKİLİ : Av. DAVALI : ... -VEKİLİ : Av. TANIK : ... (T.C.- )DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)KARAR TARİHİ : █████/2026GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : █████/2026.... Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2026 tarih ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; █████/2017 tarihinde müvekkili ...'ya ait ... plakalı motosikleti ile Adana merkez istikametinden Ceyhan istikametine doğru D-400 karoyolunda seyir halindeyken ... kavşağına yaklaşık 10-15 metre geçtiği esnada arkasından plakası tespit edilemeyen gri renkli bir aracın kendisine çarparak kaçması neticesinde müvekkilinin yaralandığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla geçici iş göremezlik yönünden 100,00-TL ve kalıcı maluliyet yönünden 100,00-TL olmak üzere toplam 200,00-TL'nin davalı taraftan tahsilini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; haksız ve mesnetsiz, usul ve yasaya aykırı davanın reddini, aksi takdirde haksız ve sebepsiz zenginleşmeye yol açacak nitelikteki talebinin esastan reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, Davanın Kabulü İle, Meydana gelen trafik kazasında davacının yaralanması nedeniyle 100,00 TL geçici iş göremezlik ve 69.614,78 TL sürekli iş göremezlik tazminatı olmak üzere toplam 69.714,78 TL'nin █████/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davacı vekili; mahkemece yapılan yargılama neticesinde; müvekkilinin %100 kusursuz olduğunu ve asgari ücret artışlarının hesaplamada uygulanması gerekmesine rağmen, "ikinci ıslah yasağı" ve "davalı lehine usulü müktesep hak" gerekçeleriyle davanın kısmen reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ████████ K. sayılı kararı uyarınca istinaf kaldırma kararı sonrası yapılan işlemler "yeni hüküm" niteliğinde olduğunu, davanın "belirsiz alacak davası" olduğunun göz ardı edildiğini ve belirsiz alacak davasında bedel artırımının ıslah olmadığını, Bölge Adliye Mahkemesi kararı sonrası yapılan yeni hesaplamada, güncel asgari ücretin uygulanması yasal bir zorunlulu olduğunu, müvekkilinin %100 haklı olduğu ve asgari ücretin yasal olarak arttığı bir ortamda, müvekkilinin eski ücretlere mahkum etmenin zararın tazmini ilkesini yok saydığını belirterek mahkemece verilen kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davalı vekili; mahkemece dinlenilen tanık beyanında çelişkiler bulunduğunu ve mahkemece bu çelişkilerin giderilmesi gerektiğini, ıslah edilen tutarın kabul edilmeme nedeni ile ikinci ıslah nedeni ile değil, Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtilen usuli kazınılmış haklara göre rapor alınması gerektiğini ve bu hususlar gözetilerek karar verilmesi gerektiğini, kazadan kaynaklı tazminat talebinin zamanaşımına uğradığını, plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen aracın atfi kabil kusuru bulunmadığından davanın reddinin gerektiğini, müvekkili şirketin geçici iş göremezlik tazminatından sorumlu olmadığını, dosyaya sunulan sağlık kurulu raporu, kaza tarihinde yürürlükte olan yönetmeliğe aykırı olduğunu ve dava şartını sağlamaya elverişli olmadığını, Adli Tıp Uzmanlarının rapor düzenleme yetkisinin bulunmadığını, davacının mevcut kaza öncesi 2016 tarihli bir başka kazasının da olduğunu, dava konusu kaza ile maluliyet arasında illiyetin araştırılması gerektiğini ve maluliyet raporları arasındaki çelişkilerin giderilmediğini, kusur raporunun denetime el verişli olmadığını, davacının kaza sırasında korucuyu ekipman kullanmadığını ve müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, SGK tarafından ödenen tazminatın varsa tespit edilerek ödenecek tazminattan düşülmesi gerektiğini, 04.12.2021 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren yeni genel şartlar gereği hesaplamada %1,65 iskonto oranının esas alınması gerektiğini, teknik faiz uygulanması gerektiğini ve hesaplama yönteminin hatalı olduğunu, ...'nın sorumluluğunun teminat limiti ve kusur oranı ile sınırlı olduğunu belirterek mahkemece verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49, 50, 54. ve 55. maddeleri kapsamında, yaralanmalı trafik kazasına dayalı açılan, çalışma gücünün azalmasından veya yitirmesinden doğan (malüliyet) maddi tazminat davasıdır.İlk derece mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiş, karar davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Yargılama safahatı:Davacı vekili eldeki davada █████/2017 tarihinde müvekkili ...'ya ait ... plakalı motosikleti ile Adana merkez istikametinden Ceyhan istikametine doğru D-400 karoyolunda seyir halindeyken ... kavşağına yaklaşık 10-15 metre geçtiği esnada arkasından plakası tespit edilemeyen gri renkli bir aracın kendisine çarparak kaçması neticesinde müvekkilinin yaralandığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.Mahkemece 15.12.2020 tarihli kararla davanın kabulüne karar verilmiştir.Kararın davalı vekili tarafından istinafı üzerine; Dairemizin █████/2022 tarih, ████████ Esas ve █████████ karar sayılı ilamı ile; olayın oluşunun ispatlanması gerektiği, maluliyet raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi gerektiği ve TRH 2010 yaşam tablosu ve prograsif rant yöntemine göre hesap raporu alınması gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.Davalı vekilinin olay nedeniyle sorumlulukları bulunmadığına yönelik istinaf sebeplerinin incelenmesinde;Davacı, kolluk birimlerine vermiş olduğu 08.03.2017 tarihli şikayet beyanında, 06.02.2017 tarihinde motosikleti ile seyir halinde iken arkasından gelen gri renkli bir otomobilin motosikletine çarptığını ve çarpmasının etkisiyle yola savrulduğunu ve yaralandığını ifade etmiştir. Davacı taraf aynı iddiaları dava dilekçesinde de ileri sürmüştür.Davacı tarafından olay ile aynı gün hastaneye başvurulmuş ve ... Hastanesinin 13.02.2017 tarihli epikriz detay raporunda; "trafik kazasında...motorlu araçlarla çarpışmada yolcunun yaralanması" ifadelerinin bulunduğu, davacının bu iddiasının belirtilen epikriz detay raporu ve mahkemece dinlenen tanık ...'un ifadesi ile doğrulandığı, her ne kadar davalı vekili tanığın beyanının -"aracım" dediği aracın kendi adına kayıtlı olmaması nedeniyle- çelişkili olduğunu ileri sürmüşse de tanığın "aracım" dediği aracın kayıt maliki olması gerekmediği, haricen sahibi olabileceği gibi kiracısı ya da emanetçisi de olabileceği, dolayısıyla kullandığı aracın resmi olarak adına tescilli olmamasının tanığın beyanının gerçek dışı olduğunu göstermeyeceği, sonuç olarak davacının iddiasının kanıtlandığı anlaşılmış olup davalı vekilinin bu yöndeki istinafına itibar edilmemiştir.Davalı vekilinin zamanaşımına yönelik istinaf incelemesinde:2918 sayılı KTK.nin 109/1. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar." denilmektedir. Aynı kanunun 109/2. maddesinde ise, "Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir.Yukarıda açıklandığı gibi 2918 sayılı yasanın 109/2. maddesi gereğince davacının trafik kazası neticesinde yaralanmış olduğu anlaşılmakla olayda ceza zamanaşımı dikkate alınacaktır. Bu durumda 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 89 ve 66. maddeleri nazara alındığında 8 yıllık zamanaşımı süresi dikkate alınmalıdır. Bu açıklamalara göre, kazanın 06.02.2017 tarihinde meydana geldiği, 2918 sayılı yasanın 109/2. maddesi ve 5237 sayılı sayanın 89 ve 66. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde 8 yıllık zamanaşımı süresinin 06.02.2025 tarihinde dolacağı, dava dilekçesinde davacı vekilinin "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak" dava açtığı, 06.11.2020 tarihinde de "bedel artırım talepli ıslah" dilekçesi verdiği, bu durumda davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığının kabulü gerektiği ve davanın 04.12.2018 tarihinde zamanaşımı süresi dolmadan açılmış olduğu, belirsiz alacak davalarında davanın açılması ile birlikte zamanaşımının alacağın tamamı için durduğu göz önüne alındığında davalı vekilinin bu yöndeki istinafı yerinde görülmemiştir.Kusur raporuna ve müterafik kusur indirimi yapılmış olmasına yönelik itirazları yönünden yapılan incelemede; Kusur bilirkişisi ...'a ait 07.05.2019 tarihli raporda; firari gri renkli otomobil sürücüsünün %100 oranında kusurlu, sürücü ...'nın ise kazada kural ihlalinin olmadığı yönünde rapor sunulmuştur.Mahkemece 01.11.2019 tarihinde yapılan keşif sonrası sunulan 26.12.2019 tarihli kusur raporunda; plakası tespit edilemeyen firari otomobil sürücüsünün %100 oranında asli kusurlu, ... plakalı motosiklet sürücüsünün kazaya etken kural ihlalinin olmadığı yönünde rapor sunulmuştur. Raporlar birbiri ile uyumlu olduğu, raporlar arasında çelişki olmadığı, davacının ehliyetinin bulunup bulunmamasının kusur durumuna bir etkisinin olmayacağı anlaşıldığından davalı vekilinin kusur raporuna ilişkin istinafı yerinde görülmemiştir.Diğer yandan davalı vekili mahkemece müterafik kusur indirimi yapılmamasının hatalı olduğunu savunmuşsa da; davacının kaza esnasında kaskının takılı olup olmadığının belirsiz olduğu ancak dosya münderecatında yer alan genel adli muayene raporu, sağlık kurulu raporu ile davacının tedavisine ilişkin tıbbi belgelerde; davacıda “sol diz eklem hareket kısıtlılığı” nedeniyle kalıcı maluliyet oluştuğu, davacının kaskının takılı olup olmaması ile maluliyeti arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığıdan davacı vekilinin bu yöndeki istinafı yerinde görülmemiştir.Davalı vekilinin geçici iş göremezliğe yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde;Davalı vekili davalının geçici iş göremezlik tazminatından sorumlu olmadığını ileri sürmüşse de, █████/2020 günlü resmi gazetede yayınlanan Anayasa Mahkemesinin ███████-███████ Esas-Karar sayılı █████/2020 günlü kararı dikkate alındığında davacının zararının belirlenmesinde █████/2015 günlü ZMSS genel şartlarının dikkate alınamayacağı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle davacının tedavi sürecinde uğramış olduğu geçici iş görmezlik zararının davacının gerçek zararı niteliğinde olduğu, dolayısıyla davalı ... tarafından davacının uğramış olduğu bu zararın karşılanması gerektiği anlaşıldığından bu miktar yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamakla, buna dair istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. (Aynı yönde Yargıtay 17. HD'nin █████████E- █████████ K sayılı █████/2020 günlü kararı)Maluliyet raporuna yönelik istinaf başvurusunun değerlendirilmesinde; Yargıtay 17. ve 4. Hukuk Dairelerinin Anayasa Mahkemesinin ███████-███████ Esas-Karar sayılı █████/2020 günlü iptali kararından sonra dahi vermiş olduğu yerleşik uygulamasına göre maluliyet oranları Adli tıp Kurumu 3. İhtisas dairesi ya da Üniversitelerin Adli Tıp Anabilim dalı başkanlığından oluşturulacak bilirkişi heyetinden kaza tarihi itibari ile yürürlükte olan mevzuat yönetmelik hükümlerine uygun olacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Buna göre, -█████/2008 tarihinden önceki kazalar için Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu,-█████/2008-█████/2015 tarihleri arasında gerçekleşen kazalar için Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu, -█████/2015 ile █████/2019 tarihleri arasındaki meydana gelen kazalar için █████/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu ve-█████/2019 tarihinden sonra meydana gelecek kazalar içinse Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde heyet rapor alınması gerekmektedir. (Benzer yönde Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin █████████ E - █████████ K; █████████ E - █████████ K; █████████ E - █████████ K sayılı kararları) Mahkemesinde hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu İkinci Üst Kurulunun █████/2025 karar tarih ve 4138 karar no'lu raporunun, kaza tarihi olan 06.02.2017 tarihinde yürürlükte bulunan; 30/3/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde düzenlendiği ve çelişkiyi giderici nitelikte olduğu dikkate alındığında, bu yönüyle davalı vekilinin istinaf başvurusu haklı bulunmamıştır.Davalı vekilinin hesap raporuna yönelik yapılan istinaf başvurusunun incelenmesinde; Anayasa Mahkemesinin ███████-███████ E.K sayılı █████/2020 günlü kararı sonrasında Yargıtay 17. Hukuk ve sonrasında Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin istikrarlı kararlarında (örneğin █████/2021 gün ve █████████ Esas ve █████████ karar sayılı kararları, █████████ Esas ve 2944 Karar sayılı kararları) davacının gerçek zararının belirlenmesi noktasında davacının muhtemel bakiye yaşam süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenerek ve prograsif rant tekniği kullanılmak suretiyle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğine işaret edilmiştir. Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda mahkemesince hükme esas alınan hesap raporunda TRH 2010 ve prograssif rant yöntemi kullanılmak sureti ile asgari ücret baz alınarak, davacının zararının belirlendiği, mahkeme tarafından SGK'ya rücuya tabi ödeme yapılıp yapılmadığının sorulduğu, bilirkişi tarafından SGK tarafından yapılan ödemenin tenzil edildiği anlaşılmakla raporun bu yönüyle hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacı vekilinin istinafının incelenmesinde:İlk derece mahkemesince, 15.12.2020 tarihli kararla "davanın kabulü ile 100,00-TL geçici iş göremezlik tazminatının 30.11.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 69.614,78-TL kalıcı maluliyet tazminatının 30.11.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine" karar verilmiştir.Kararın davalı vekili tarafından istinafı üzerine; Dairemizin █████/2022 tarih, ████████ Esas ve █████████ karar sayılı ilamı ile; olayın oluşunun ispatlanması gerektiği, maluliyet raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi gerektiği ve TRH 2010 yaşam tablosu ve prograsif rant yöntemine göre hesap raporu alınması gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.Mahkemece yeniden yapılan yargılamada Adli Tıp Kurumu İkinci Üst Kurulunundan çelişkiyi giderici nitelikte rapor alınmış, bu raporda da mahkemenin ilk kararında hükme esas aldığı maluliyet oranları ile aynı oranlar tespit edilmiştir. Davacı vekili asgari ücret değişikliğini gerekçe göstererek davasını bedel yönünden istinaf etmiş, mahkemece davanın kısmi dava olarak açıldığı, kısmi davada davanın ikinci kez ıslahının mümkün olmadığı ve ilk kararı yalnızca davalı istinaf ettiğinden davalının usuli kazanılmış haklarının korunması gerektiği gerekçesiyle davacının ıslah talebi kabul edilmemiş, mahkemenin ilk kararındaki gibi karar verilmiştir. Yukarıda da belirtildiği üzere dava dilekçesinde davacı vekilinin "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak" dava açtığı, 06.11.2020 tarihinde de "bedel artırım talepli ıslah" dilekçesi verdiği, uyuşmazlığın haksız fiile dayalı olduğu ve niteliği gereği belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu, bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığının kabulü gerektiği, belirsiz alacak davalarında davacının bir kez bedel artırım bir kez de ıslah imkanının olduğu, davacı vekilinin 06.11.2020 tarihinde verdiği dilekçede "bedel artırım talepli ıslah" dilekçesi ifadesinin bulunduğu, bu durumda 06.11.2020 tarihli dilekçenin bedel artırım talebi olarak kabulü gerektiği, davacı vekilinin bir kez de ıslah hakkı bulunduğu anlaşıldığından mahkemenin aksi yöndeki kabulü yerinde değildir. Ancak mahkemenin 15.12.2020 tarihli kararını yalnızca davalı vekili istinaf etmiş olup ilk kararda hükmedilen miktar davalı yönünden usuli kazanılmış hak teşkil etmektedir. Başka deyişle mahkemenin artık ilk kararda hükmedilen miktardan daha fazla bir miktara hükmetmesi mümkün değildir. Bu nedenle davacı vekilinin bu yöndeki istinafı yerinde görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince davanın yazılı şekilde karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İlk Derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcı peşin yatırıldığından davacı taraftan yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 4.769,22-TL istinaf karar harcının, peşin yatırılan 732,00-TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye 4.037,22-TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,4-Davacı ve davalı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361. maddesi gereğince; Dairemizin kararının taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'ne, yahut temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine veya Dairemize gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesi'ne verilebilecek bir dilekçe ile YARGITAY'A TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile karar verildi.23.06.2026 Başkan Üye Üye Katip ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.