Vekalet görevinin kötüye kullanılarak muris taşınmazının vekilin oğluna muvazaalı devredilmesi nedeniyle açılan tapu iptali, tescil ve bedel talepli dava.
Özet: Mirasçılar, müteveffanın vekili olan davalı tarafından taşınmazın vekaletin kötüye kullanılarak, gerçek değerinden düşük bir bedelle ve bedel ödenmeksizin kendi oğluna muvazaalı şekilde devredilmesi iddiasıyla tapu iptali ve tescil davası açmıştır; ilk derece mahkemesi, resmi senetteki satış bedelinin gerçek değerin altında olması, davalı tarafın ödeme olarak sunduğu dekontun kira bedeli açıklamalı olması ve taşınmazı satın alan davalının vekalet görevinin kötüye kullanıldığını bilebilecek durumda olduğu gerekçeleriyle davanın kabulüne, tapu iptali ve tesciline karar vermiştir ve bu karar davalılarca tekrar istinaf edilmiştir.
1. Hukuk Dairesi         ████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI : ████████ E., ████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Sivas 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : ████████ E., ███████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemine ilişkindir.
Davacılar; muris ...'un maliki olduğu 1 21... parsel sayılı taşınmazın vekil davalı ... tarafından oğlu diğer davalı ...’a devredildiğini, davalının, murisin köydeki taşınmazlarını kiraladığını ancak bu güne kadar hiçbir kira bedeli ve almış olduğu tarım desteklerinin ödenmediğini, davalı ...'ın taşınmazı vekil edenin bilgisi ve isteği dışında söz konusu vekaletnamede yer alan satış yetkisi ile kendi oğluna haksız bir şekilde muvazaalı devrettiğini, söz konusu devirle ilgili ...’a herhangi bir satış bedeli de ödenmediğini, zaten halen kira borcu bulunan davalının taşınmazı satın almasının olağan dışı olduğunu, davalıların murisin ciddi sağlık sorunları ve yaşı nedeniyle içinde bulunduğu durumu kullanarak çıkar ve işbirliği içinde zarara uğrattıklarını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile mirasçı davacılar adına miras hisseleri oranında tesciline, olmazsa davaya konu taşınmazın keşif tarihinde rayiç bedelinin (gerçek bedel) muvazaalı devir tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile ödenmesini istemişlerdir.
Davalılar; murisin taşınmazı kendi adına satılabilmesi için yetki verdiğini, bu yetkiyi verdiği tarihte murisin aklı başında bir birey olduğunu, 68 yaşında olduğunu, murisin herhangi bir irade fesadı halinde olmasının da mümkün bulunmadığını, kira bedelinin ödenmediği iddiasının yerinde olmadığını 21.000,00 TL ödemeye ilişkin dekontunun dosyaya sunulacağını, ÇKS kayıtlarına bakılırsa davalı ...’ın tarım ve hayvancılık ile uğraştığı, birçok arazi ektiği ve kiraladığı, dava konusu yerin de bunlardan biri olduğunu, muris tarafından davalı ...'a verilen vekaletname irade fesadı halinde verilmiş bir vekaletname olmayıp 30.12.2022 tarihine kadar süreli vekalet verilmesinin de düşünülemeyeceğini, satıştan davacıların haberdar olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne ilişkin olarak verilen kararın davalılar tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince taşınmazın satış tarihi ve dava tarihi itibariyle değerine yönelik denetime elverişli rapor alınması, tarafların iddiası, tanık beyanları, bilirkişi raporları ve dosyadaki ödeme belgesi dahil tüm delillerin tekrar değerlendirilmesi, davacı tarafın yemin deliline dayanması nedeniyle gerekirse davacı tarafa yemin deliline başvurup başvurmayacağının hatırlatılması, resmi satış senedi ile bir kısım tanıkların satışa ilişkin beyanlarının örtüştüğü de göz önünde bulundurulup vekaletin kötüye kullanılıp kullanılmadığı hususunun yeniden değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar kaldırılarak Mahkemesine gönderilmiş, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; resmi senetteki değerler ile bilirkişi raporu ile tespit edilen satış tarihindeki değerler karşılaştırıldığında resmi senette gösterilen satış bedelinin taşınmazın gerçek değerini göstermediği, satış bedelinin davacıya ödendiğine yönelik savunmaya ilişkin ...bank'tan celp edilen dekont suretinde ise arazi kira bedeli açıklamasının bulunduğu, davalı tanıkları ödemeye yönelik beyanda bulunmuşsa da davalının banka havalesinde kira bedeli açıklamasının bulunmasının davacı tanıklarının taşınmazın kiraya verildiği beyanlarını doğruladığı, Çiftçi Kayıt Sisteminde davaya konu taşınmazın davacıların murisi ... tarafından davalı ...'a kiraya verildiğine yönelik taraflarca imzalanan 01.10.2017 başlangıç tarihli ve on yıl süreli kira sözleşmesinin bulunduğu, yapılan ödemenin kira sözleşmesine müteakip ve sözleşmeden kaynaklı edimin ifası amacıyla yapıldığı, taşınmazı satın alan kişinin mülk sahibiyle kira sözleşmesi yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, taşınmazın satım bedelinin murise ödendiğinin de ispat olunamadığı, davalı ...'ın, babasının vekalet görevini kötüye kullandığını bilebilecek durumda olduğu dikkate alındığında vekil tarafından vekalet görevinin kötüye kullanıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile tapu iptali ve tescile karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; vekaletin taşınmazın satışı için verildiği, hile ile alınmasının söz konu olmadığı ancak satış bedelinin murise ödenmediği gerekçesiyle istinaf başvurunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, tapu iptali ve tescil talebinin reddi ile taşınmazın satış tarihindeki rayiç bedeli 59.910,17 TL'nin devir tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara miras hisseleri oranında ödenmesine kesin olarak karar verilmiş, kararın davacılar vekili tarafından temyizi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince 02.05.2025 tarihli ek kararı ile, bedel isteği yönünden kabul edilen 59.910,17 TL'nin karar tarihi olan 2025 yılı itibarıyla temyiz kesinlik sınırının altında kaldığı gerekçesiyle temyiz dilekçesinin değerden reddine karar verilmiştir.
Ek kararın davacılar vekili tarafından temyizi üzerine ise Dairenin 04.12.2025 tarihli █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazın dava tarihi itibariyle keşfen saptanan değeri 92.050,65 TL olup 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile yapılan yasal düzenleme gereğince eldeki davada dava tarihi itibariyle kesinlik sınırı nazara alındığında, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kesin nitelikte olmadığından, Bölge Adliye Mahkemesinin davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin miktar yönünden reddine ilişkin 02.05.2025 tarihli ek kararının ortadan kaldırılmasına, davalı ... yargılama sırasında 29.10.2024 tarihinde öldüğünden mirasçılarına Bölge Adliye Mahkemesi kararı ve davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin tebliğine karar verilerek eksiklik tamamlanmıştır.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; muris ...’un 01.05.2019 tarihinde ölümü ile geride çocukları davacılar ..., ..., ... ve ...’in mirasçı olarak kaldığı, murisin ... Noterliğinin 18.12.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı vekaletnamesi ile Sivas ili, Ulaş ilçesi, ... köyü 1 21... parsel sayılı 8.106, 26... miktarlı tarla nitelikli taşınmazını dilediği bedel ve koşullarda, dilediği kişiye satılması konusunda davalı ...’ı 30.12.2022 tarihine kadar vekil tayin ettiği, vekil ...’in taşınmazı davalı oğlu ...'a 22.12.2017 tarihli satış akdi ile 1.900,00 TL bedelle devrettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu'nun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan; vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni .... Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki; üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olayda; muris ...’nin taşınmazı kiracı olarak kullanan ve aynı zamana murisin akrabası olan davalılardan ...’i vekil tayin ettiği, vekilin ise taşınmazı davalı oğlu ...’a temlik ettiği, davalı ... ile muris arasında dava konusu taşınmazın da içinde bulunduğu 11 adet taşınmaz yönünden 30.10.2017 tarihli 01.10.2017-01.10.2027 tarihine kadar olan tarımsal faaliyette bulunmak üzere kiralandığına ilişkin sözleşme yapıldığı, davacıların, murisin rahatsız olup taşınmazlara ilişkin işlemlerin takibi için vekaletnamenin verildiğini beyan ettiği, davacı tanıklarının murisin taşınmaz satmayı gerektirir bir durumu olmadığını, satmak istediğini duymadıklarını, murisin taşınmazı davalı ...’a icara verdiğini beyan ettiği, davalılar vekilinin ise cevap dilekçesinde kira bedellerinin murise ödendiğini savunarak ...bank 06.11.2017 tarihli 21.000,00 TL bedelli “arazi kira bedeli” açıklamalı davalı ... tarafından murise gönderilen dekontun sunulduğu, bilahare her ne kadar kira bedeli açıklaması olsa da satış bedeli olarak yapılan ödemeye ilişkin olduğunu beyan ettiği, davalı ...’in 08.03.2019 tarihli celsede vekaletle işlem yapan kişi olduğunu, parayı alan veya arsayı satan kişi olmadığını, vekalette sorun varsa noterin davaya dahil edilmesi gerektiğini bildirdiği, 13.01.2020 tarihli duruşmada da murisin taşınmazları satmak istediğini ancak Tarım Müdürlüğünden evrak gelmesi gerektiğini, 1 hafta süreceğinden kendisinden habersiz vekalet verildiğini, vekaleti alıp haber geldiğinde işlemi yaptığını belirttiği, davalı tanıklarının taşınmazın 20.000,00 TL-21.000,00 TL bedelle davalı ...’a satıldığını beyan ettiği ancak taşınmazın keşfen temlik tarihinde değerinin 59.910,17 TL olduğunun tespit edildiği, tüm bu hususlar göz önüne alındığında sunulan dekontun kira ödemesine ilişkin olduğu ve davalı vekilin beyanlarından bedelin ödenmediğinin sabit olduğu, vekilin vekalet görevini kötüye kullandığı, vekil ile oğlu ...’ın birlikte hareket ederek davacılar murisini zararlandırdıkları anlaşılmaktadır.
Hâl böyle olunca; davacılar vekilinin tapu iptali ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacılar vekilinin değinilen yöne ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, Dosyanın Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 19.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!