İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit davasında nakit blokaj rehin sözleşmesindeki imzanın sahte olduğunun tespiti üzerine verilen istinaf kararı.
Özet: Davacı banka, üçüncü bir şirketin kredi borcunu teminatlandırmak amacıyla bir müşterinin hesabından yapılan nakit blokaj ve mahsup işleminin hukuka uygun olduğunu ileri sürerek menfi tespit davası açmış, ancak davalı müşteri, blokajın dayanağı olan rehin sözleşmesindeki imzanın kendisine ait olmadığını iddia etmiştir. İlk derece mahkemesi, bilirkişi raporuyla söz konusu rehin sözleşmesindeki imzanın müşteriye ait olmadığının kesinleşmesi üzerine, bankanın borçlu olmadığına yönelik talebini reddederek, müşterinin hesabından yapılan kesintinin haksız olduğu yönündeki savunmasını haklı bulmuştur.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:█████████
KARAR NO:████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ:02.06.2022
NUMARASI:████████ Esas - ████████ Karar
DAVA:Menfi Tespit (Genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan)
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili bankanın ... Şubesinin kredili müşterilerinden olan dava dışı .... Şti. ile imzalanan genel kredi sözleşmelerine istinaden kullandırılan kredilerin teminatını oluşturmak üzere davalının bankada nezdindeki hesabında bulunan 2.196.000,00 TL'nin 20.12.2017 tarihli nakit blokaj rehin sözleşmesi ile müvekkiline rehin edildiğini, şirkete verilen kredi alacaklarının ödenmemesi üzerine Gebze ... Noterliğinin 16.07.2019 tarihli ihtarı ile hesabın kat edildiğini ve alacağın muaccel hale geldiğini, kredi alacağının teminatı olarak rehinli olan tutarın 31.07.2019 tarihinde 361.000,00 TL, 05.09.2019 tarihinde 1.835.000,00 TL olarak alacağa mahsup edildiğini, mahsuptan sonra kalan alacaklarının tahsili için borçlu şirket ile kefiller aleyhine İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında takip başlatıldığını, davalının 30.01.2020 tarihinde müvekkili bankaya ihtar göndererek hesapta yapılan işlemin bilgisi dışında olduğunu belirterek mahsuba itiraz ettiğini, müvekkilince 17.02.2020 tarihli ihtarla verilen cevapta rehin sözleşmesine istinaden takas ve mahsup işlemi yapıldığının bildirildiğini, buna rağmen davalının müvekkili banka aleyhine İstanbul 30. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile takip başlatıldığını ve takibin kesinleştiğini, takipten müvekkili bankanın Genel Müdürlüğünde 08.07.2020 tarihinde yapılan fiili haciz ile haberdar olunduğunu, müvekkilinin borçlu olmadığının belirtilmesine karşın alacaklı vekilinin haciz ve muhafaza işlemine devam ettiğini, haciz baskısı altında borcun tamamı olan 3.044.813,27 TL'nin dava ve şikayet hakkı saklı tutularak ödendiğini ileri sürerek, müvekkilinin 30. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasına konu takip nedeniyle davacıya borçlu olmadığının tespitine, ve icra veznesindeki paranını alacaklıya ödenmesinin takip tutarının %20'si oranında 608.962,65 TL teminat karşılığı durdurulmasına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; kesintinin kaynağı olarak gösterilen 20.12.2017 tarihli Nakit Blokaj Sözleşmesinin müvekkilince imzalanmamasına rağmen müvekkilinin hesabından 2.196.000,00 TL para çekildiğini, durumun fark edilmesi üzerine paranın iadesi için ihtar gönderildiğini, davalının cevabi ihtarında kesintinin sözleşmeye dayanılarak yapıldığının bildirildiğini, borçlu şirketinin 21.593.480,00 TL borçlu olduğu gerekçesiyle haksız şekilde müvekkilinin hesabından tahsilat yapıldığını, dayanak rehin sözleşmesinin kim tarafından imzalandığının bilmediğini, haksız kesintinin iadesi için İstanbul 30. İcra Dairesinin ... sayılı dosyasında başlatılan takibin itirazsız kesinleştiğini, bankanın takipten haberdar olduğunu, bankanın sözleşmeye atılan imzayı kontrol etme yükümlülüğü bulunduğunu, alacağın sürüncemede bırakılması için dava açıldığını savunarak, davanın reddi ile %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacının Adli Tıp Kurumu raporuna yapmış olduğu itirazların değerlendirilmesi ve dosya içerisinde bulunan ... numaralı kasa evrakının ATK başkanlığına gönderilmediği anlaşıldığından ...sayılı kasa evrakı da incelenerek Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasına karar verilmiş olup, ibraz edilen █████/2022 tarihli raporda; İnceleme konusu sözleşmede ... adına atılı imzalar ile ...'in mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından söz konusu imzaların mevcut mukayese imzalarına kıyasla ...'in eli ürünü olmadığı hususlarını bildirilmiştir.Tüm dosya kapsamının ve delillerin değerlendirilmesi sonucunda; Dava ... şirketi ile davacı banka arasında Genel Kredi Sözleşmeleri imzalandığı, Genel Kredi Sözleşmesinin teminatını oluşturmak üzere nakit blokaj ve rehin Sözleşmesi akdedildiği, bu sözleşmedeki rehin veren kısmındaki imzaların ...'e ait olmadığının bilirkişi raporu ile sabit olduğu, davalı ...'in nakit blokaj ve rehin sözleşmesinden sorumlu tutulamayacağı anlaşıldığından davacının davasının reddine, koşulları bulunmayan davalının % 20 tazminat talebinin reddine karar vermek gerektiği..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkemece alınan 04.04.2022 tarihli ATK raporunun yetersiz olduğunu, raporda tüm belgelerin incelemesine rağmen, hiçbir veri belirtilmeden imzaların davalının eli ürünü olmadığının belirtildiğini, mukayese imzalar ile huzurda alınan imzaların karşılaştırmalı tablolar şeklinde raporda yer alması gerektiğini, raporun bu hali ile sübjektif olduğunu ve denetime elverişli olmadığını, kanaate nasıl ulaşıldığı konusunda belirlilik olmadığını, raporun Yargıtay kararlarına aykırı düzenlendiğini, Hükmüne esas raporda, celp edilen mukayese imza örnekleri ve mukayese konusu evrak tarihlerinin 2014, 2018, 2020 ve 2021 olmasına karşın sözleşmenin 2017 tarihli olduğunu, hukuka uygun bir rapor için 2017 yılına ait imza örneklerinin toplanması gerektiğini, mahkemece bu eksiklik giderilmeden karar verildiğini, YSK, Noterler Birliği ve Bankalar Birliğine yazı yazılarak davalıya ait 2017 yılı imzalarının istenilmesine ilişkin talebin mahkemece haksız şekilde kabul edilmediğini, ATK'nın imza incelemesinde son ve üst merci olmadığını, bunun yanında Emniyet veya Jandarma Kriminal Daire Başkanlığından da rapor alınabileceğini, davalının dürüstlük kuralına aykırı davrandığını, zira davalıya ait hesabın 30.06.2017 tarihinde 2.106.417 TL bakiye ile açıldığı, hesapta 06.03.2019 tarihine kadar hiçbir hareket gerçekleşmediği, 06.03.2019 tarihinde davalının hesaptan nakden 472.000,00 TL, 19.04.2019 tarihinde 24.000,000 TL, 04.12.2019 tarihinde 67,567,30 TL ve daha sonra 81.000,00 TL çektiğini, söz konusu işlemin şubelerden bizzat davacı tarafından yapıldığını, sonrasında nakit blokajın ilk çözüldüğü 31.07.2019 tarihine kadar, hesaptan 2 adette toplam 105,000 TL çekildiğini, bu işlemlerin de şubeden davalı tarafından yapıldığını, hesaptan önce 31.07.2019 tarihinde 361.000 TL ardından 05.09.2019 tarihinde 1.835.000 TL’nin alınarak ... firmasının hesabına havale edildiğini, davalının, müvekkil banka şube temsilcisi ile yaptığı WhatsApp yazışmalarında teminat için alınan paraya itiraz etmediğini, bu durumda davalının paranın blokeli olduğunu bildiğini, tüm tasarruf yetkilerini blokedeki tutardan artan kısımlar üzerinde gerçekleştirdiğinin görüleceğini, bu dekont fotokopilerinin de incelenmesinin istenmesine rağmen mahkemece bu talebin dikkate alınmadığını, davalının kötü niyetle hareket ederek zenginleşme amacı güttüğünü, sözleşmenin imzalanmasından üç sene sonra imzanın inkar edilmesinin drüstlük kuralına aykırı olduğunu, Davalının nakit blokaj sözleşmesindeki imzaları ile bankadaki imza örneği ve işlem dekontlarındaki imzaların uyumlu olması, davalının 20.12.2017 tarihinden itibaren geçen 3 yıllık süre zarfında hesabındaki 2.100.000 TL mevduatının blokede tutulmasına itiraz etmemesi, bankada sürekli işlemler yapması hususları dikkate alındığında rehin ve bloke işlemine 3 yıl boyunca itiraz etmediğinin anlaşılacağını, rehinli tutarın tahsilinden sonra da bankaya başvurmadan takip başlatması, paranın hangi gerekçe ile alındığının sorgulanmadan takip başlatılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, işlemlerin davalının rızası ile yapıldığını, davalının belgeleri incelemeden doğrudan takip yapmasının kötü niyeti gösterdiğini, davalının üç yıl süreyle onayının alınmadığını ileri sürmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, Mahkemece davalının banka hesabından yaptığı işlemler, verdiği talimatlar WhatsApp yazışmaları, rehin sözleşmesine onay verip vermediği, rehinin geçerli olup olmadığı, eylemlerin rehin ilişkisini kabul anlamına gelip gelmediğinin değerlendirilmediğini, bu hususlarda banka hukuku konusunda uzman kişilerden rapor alınmadan karar verildiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, davacı tarafından davalı aleyhine başlatılan takip nedeniyle davacının İİK'nın 72. maddesi uyarınca borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine, karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı ile dava dışı .... Şti.arasında düzenlenen genel kredi sözleşmesi kapsamında şirkete kredi kullandırılmıştır. Kredi borcunun geri ödenmemesi üzerine borçlu ve kefillere gönderilen kat ihtarı ile sözleşme konusu borcun ödenmesi istenmiş, borcun ödenmemesi üzerine borçlu şirket ve kefiller hakkında İstanbul 14.İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında takip başlatılmıştır. Belirtmek gerekir ki davalı bankanın genel kredi sözleşmesine kefil, garantör veya başka bir sıfatla katılmamıştır.... Şti'nin genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcunun ödenmemesi üzerine davacı bankanın 20.12.2017 tarihli nakit blokaj ve rehin sözleşmesine dayanarak davalının bankadaki hesabından 31.07.2019 tarihinde 361.000 TL, 05.09.2019 tarihinde 1.835.000 TL olmak üzere toplam 2.196.000 TL tahsil ettiği anlaşılmaktadır. Bankanın bu tahsilatı üzerine davacı tarafından keşide edilen 31.01.2020 tarihli ihtarla bilgisi dışında kesinti yapıldığını belirterek paranın iadesini istemiştir. Bankaca gönderilen 17.02.2020 tarihli ihtarda kesintinin nakit blokaj rehin sözleşmesi kapsamında yapıldığı bildirilmiştir.Davacı kesintinin sözleşme kapsamında yapıldığını ileri sürmektedir. Davalı ise sözleşmedeki imzayı inkar etmiştir. HMK'nın 211 vd. maddelerinde, bir belgenin sahteliği iddia edilmesi durumunda ne şekilde inceleme yapılacağı düzenlenmiştir. Buna göre hakimin inkar edenden isticvap sonucu aldığı imaların yetersiz olması halinde bilirkişi incelemesi yapılacağı bu inceleme öncesinde de karşılaştırma yapmaya elverişli imza ve yazıların getirtileceği düzenlenmiştir. Uygulamada incelenecek belgeden önce atılmış olan imzaların toplanması önemli olmakla birlikte sonraki tarihli imzaların da toplanarak imza incelemesinde değerlendirilmesi mümkündür. Mahkemece yapılan araştırma sonucu davalının 2014, 2016 ve 2017 yılına ilişkin imza örneklerinin yanı sıra 2018, 2020 ve 2021 yılında atılmış imzalar toplanarak Adli Tıp Kurumu incelemesi yapılmıştır. ATK Fizik İhtisas Dairesinin 23.09.2021 tarihli raporunda inceleme konusu rehin sözleşmesindeki imzanın davacının eli ürünü olmadığı belirlenmiştir. Davalı somut olarak davalının 2017 yılında atılmış bir imzası bulunduğunu belirleyerek talepte bulunmamış, genel olarak 2017 yılı imzaları için yazı yazılmasını istemiştir.Davalının itirazı üzerine mahkemece aynı kuruldan alınan 04.04.2022 tarihli raporda sözleşmede davalı adına atılı imzalarla davalının mukayese imzaları arasında tersin biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve bası derecesi bakımından farklılıklar saptandığından söz konusu imzaların mevcut mukayese imzalarına kıyasla davalının eli ürünü olmadığı belirlenmiştir. Alınan raporda kullanılan yöntem, yazılım donanım, laboratuvar ve kullanılan optik aletler raporda belirlenmiş olup raporun sonuç kısmında imzaların hangi nedenle benzeşmediği açıklanmıştır. Bu durumda yapılan inceleme yeterli olup ayrıca imzaların benzeşmediği noktalarının tablo halinde gösterilmemiş olması sonuca etkili görülmemiştir. Adli Tıp Kurumu imza incelemesi konusunda son karar mercisi olmamakla birlikte alınan her iki raporda yeterli sayıda ve nitelikte davalının imzası incelenerek kesin şekilde sözleşme altındaki imzanın davacının eli ürünü olmadığı belirlendiğinden, somut olay ve incelemenin niteliği gereği başka bir yerden bilirkişi raporu alınmasına gerek bulunmamaktadır.Toplanan imzalar 2017 yılı ve öncesine ait olduğu, bunun yanı sıra 2017 yılından sonra atılan imzaların da toplandığı, bu nedenle toplanan karşılaştırmaya esas imza örneklerinin usulüne uygun şekilde toplandığı kabul edilmelidir. Rehin sözleşmesinin yazılı şekilde düzenlenmesi şart olmayıp buradaki şekil ispat şartıdır. Davacı, davalının sözleşmeden önceki 30.06.2017 tarihli bakiye alacağının 06.03.2019 tarihine kadar değişmediğini, bu tarihten sonra 04.12.2019 tarihine kadar davacının şubeden nakden para çektiğini, 04.12.2019 tarihinde işlem yapılmasına rağmen bu tarihten önce 31.07.2019 ve 05.09.2019 tarihlerinde davalının hesabından, kredi borçlusu şirketin hesabına para havale edilerek şirketin borcunun kesildiği, davalının banka şubesi yetkilileri ile WhatsApp aracılığıyla yaptığı görüşmelerde kesintiye itiraz etmediği belirtilmiştir. Dilekçeler ekinde sunulan WhatsApp yazışmalarının kime ait olduğu anlaşılmamakla birlikte bu yazışmalarda açık şekilde rehin sözleşmesinin kabul edildiğine ilişkin bir beyan bulunmamaktadır. 19.04.2019 tarihli yazışmada, 2.196.000 TL'nin teminat blokeli olduğu belirtilmesine karşın davalının bir beyanının bulunmadığı ve hangi teminatın kastedildiğinin anlaşılmadığı görülmüştür. Bu durumda HMK'nın 202. maddesine göre bir delil başlangıcından söz edilemeyecektir. Mahkemece icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmesinin tedbiren durdurulmasına karar verilmesi ve davacının teminat mektubu sunmasına rağmen mahkemece İİK'nın 72/5.maddesine göre işlem yapılmamasına karşın davalının istinaf başvurusu bulunmadığından, dairemizce bu husus resen değerlendirilmemiştir.Davacı banka bir güven ve itibar kurumu olarak imtiyaz şeklinde sürdürdüğü bankacılık faaliyetinde verdiği krediler karşılığı gerekli olan teminatları bankacılık mevzuatına uygun şekilde almakla yükümlüdür. Bankanın düzenlediği sözleşmeleri imzalayan kişileri denetlemesi ve sözleşmenin yetkili kişi tarafından imzalanmasını sağlamak yükümlülüğü bulunmaktadır. Sözleşmede davalıya atfen birden çok imza bulunduğu görülmüş olup bu imzalardan hiç bir tanesinin davalının eli ürünü olmadığı anlaşılmaktadır. Davalının hesabından kesinti yapıldıktan sonra bu kesintilerin kaynağını bankadan sonradan takip başlatmasına yüklenebilecek herhangi bir anlam yoktur. Davalı yapılan kesintinin haksız olduğuna ilişkin bankaya ihtar göndermiş, ardından takip başlatmıştır. Bankanın sözleşmeye aykırı yapmış olduğu kesintinin istirdadı için takip başlatılmasının yasada düzenlenmiş bir merasimi bulunmamaktadır. Bu nedenle gönderilen ihtar veya başlatılan takip ve bu sırada izlenen yöntemler esasında davalının borçlu olduğuna ilişkin bir sonuç çıkarılmayacaktır. Aksine banka üçüncü kişinin borcu için davalıdan yapmış olduğu kesintinin geçerli bir sözleşme ilişkisine dayandığını ve hukuka uygun olduğunu yazılı bir delil veya başka hukuken kabul edilebilir bir delille ispatlamalıdır. Bankanın bu ispat yükümlülüğünü yerine getirmemesi, davalının imzalamadığı bir sözleşme kapsamında kesinti yapması karşısında davalının bir takım eylemlerinden anlam çıkarılarak fikir yürütülüp davalının borçlu olduğunun kabulü mümkün olmadığından, davacının yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 651,30 TL nispi istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 12.03.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!