İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, bankanın ticari kredi sözleşmesinden kaynaklı itirazın iptali davasında verilen görevsizlik kararına yapılan istinaf başvurusunu incelemektedir.
Özet: Bir banka, vadesi geçmiş ticari kredi sözleşmesinden kaynaklanan icra takibine yapılan itirazın iptali davasında ilk derece mahkemesinin, davanın tüketici işleminden kaynaklandığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek davayı usulden reddetmesini temyiz etmiştir; zira banka, uyuşmazlığın ticari nitelikte olduğunu ve asliye ticaret mahkemelerinin görev alanına girdiğini, dolayısıyla tüketici mahkemesinin değil, ticaret mahkemesinin yetkili olduğunu iddia ederek, görev kararının hukuka aykırı olduğunu savunmaktadır.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ18. HUKUK DAİRESİDOSYA NO: ████████ KARAR NO : ████████TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARIİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ: █████/2026NUMARASI : ████████ Esas, ███████ KararDAVANIN KONUSU: İtirazın İptaliBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİKARAR TARİHİ: █████/2026Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmalı yapılmasına gerek görülmediğinden, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Başkanı ... tarafından incelendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili banka ile davalı/borçlu arasında ticari nitelikte kredi sözleşmesi akdedildiğini, davalının kredi taksitlerini ödemede temerrüte düştüğünü ve müvekkili banka tarafından davalı aleyhine Gaziosmanpaşa İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, ancak davalı tarafından itiraz edilmesi üzerine takibin durdurulduğunu, taraflar arasında yapılan arabuluculuk görüşmelerinin ise anlaşamama ile sonuçlandığını belirterek, davalı tarafından haksız ve kötü niyetli olarak yapılan itirazın iptali ile icra takibinin devamını, asıl alacağın %20'sinden az olmamak kaydıyla davalı borçlu aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.İlk derece mahkemesince; "...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-c maddesi ile hüküm altına alınan dava şartı yokluğu nedeniyle HMK'nın 115/2. maddesi gereğince davanın usulden reddine, Mahkemenin görevsizliğine, görevsizlik kararı kesinleştikten sonra 6100 sayılı HMK'nın 20/1. maddesinde belirtilen iki (2) haftalık süre içinde taraflardan birinin talebi halinde, dava dosyasının davayı bakmaya yetkili İstanbul Nöbetçi Tüketici Mahkemesine gönderilmesine,..." karar verilmiş olup, bu karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; "...Müvekkil banka ile davalı arasında akdedilen kredi sözleşmesi nedeni ile tarafımızca Gaziosmanpaşa İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine davalı tarafından itiraz edilmiştir. Bu nedenle tarafımızca İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinde İtirazın İptali davası açılmıştır. Açılan dava kredi sözleşmesinin tüketici işlemi olduğu gerekçesi ile Görevsizlik kararı ile Tüketici Mahkemelerinin görevli olduğuna hükmetmiştir. Ancak söz konusu icra takibine dayanak olan kredi sözleşmesi ticari nitelikte olup Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu açıktır. Tüm bu nedenlerle hukuka aykırı olarak verilen görevsizlik kararını tarafımızca İstinaf etme gereği hasıl olmuştur. Şöyle ki; takip konusu kredi sözleşmesi nedeni ile görülecek dava ticari niteliktedir. Davalı ile akdedilen ve kullanılan kredi sözleşmesi ticari nitelikte olup Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmesi gerekmektedir. İş bu kredinin TKHK kapsamı dışında kaldığı açıktır. Nitekim davalı krediyi kullanırken ticari ve mesleki amaçlarla kullanmıştır. Yargıtay Esnaf Kefalet Kredileri hakkında bu yönde hüküm kurmuştur. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi █████████ E.,█████████ K.... Somut olayda;davacı banka tarafından davalıya kullandırılan kooperatif kredisi 4077 Sayılı Kanun kapsamında bir tüketici işlemi ve davalı da tüketici olmadığı için uyuşmazlık hakkında tüketici sorunları hakem heyetince bir karar verilmesi mümkün değildir. Hal böyle olunca, Mahkemece Tüketici Sorunları Hakim Heyetinin kooperatif kredisine ilişkin uyuşmazlık hakkında karar verme yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüyle Hakem Heyeti Kararının iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına temyiz talebinin kabulü ile açıklanan nedenlerle kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir... Tüm bunlarla birlikte tarafımızca ikame edilen Esnaf Kooperatif kredisinden kaynaklı pek çok dava Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmüş ve hükme bağlanmıştır. Yukarıda izah edilen ve Sayın Mahkemenizce resen göz önünde bulundurulacak nedenlerle talebimizin kabulü ile dosyanın merci tayini için Ankara Bölge Adliye Mahkemesi İlgili Hukuk Dairesine gönderilmesini..." talep etmiştir.Dava,itirazın iptali talebine ilişkindir.Görev, kamu düzenine ilişkin olup, davanın her safhasında re'sen gözetilir. 6102 sayılı TTK'nun 6335 sayılı Kanunla değişik 5. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK 4/1-a maddesine göre “Tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın bu kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır”. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4/1.maddesinde; "Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; a) Bu Kanunda, b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır." hükmüne yer verilmiş ve TTK'nın 5/1. maddesinde ticari davalara bakmakla görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu belirtilmiştir. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalar olup TTK'nın 4/1.maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır.Nispi ticari davalar ise her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Buna göre bir uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde olabilmesi için her iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendirmesi yahut aynı maddenin alt bentlerinde düzenlenen istisnalardan birine dahil olması gerekmektedir. Yine Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlediğinden, TTK'nın 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin, diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevi ticari davalarla sınırlı olup, davanın ticari dava olup olmadığının TTK'nın 4. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. TTK'nın 4/1. bendinde nispi ticari dava; "her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları'' olarak belirtilmiş ve nispi ticari dava ticari işletme kavramı ile tanımlanmış olup, TTK'nın 11.maddesi; "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir." şeklinde düzenlenmiştir yani ticari işletmeden bahsedilebilmesi için; esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyet, bu faaliyetin devamlı olması ve bu faaliyetin bağımsız yürütülmesi şeklinde üç unsurun bulunması gerekmektedir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 s.TTK'nın 5. maddesinde “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.” hükmü yer almaktadır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/3. Maddesine göre de; Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. TTK'nın 4. maddesinde nelerin ticari dava olduğu açıklanmıştır. Buna göre hükümde sayılan dava ve işlerin yanı sıra her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan davalar da ticari davadır. Anılan yasa hükümleri gereği, davalı tarafın ticari işletmesi bulunmadığından ve dava konusu da maddede sayılan mutlak ticari davalardan olmadığından davaya bakmaya görevli mahkeme genel mahkemelerdir. Görev kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her safhasında ve re'sen nazara alınmalıdır.(Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin ██████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamı)6102 sayılı TTK'nın 12. maddesine "bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla hakla bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Anılan Yasanın 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir." 15.maddesinde de " İster gezici olsun ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11.maddenin 2.fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. (Yargıtay 3. HD. 13.02.2019 tarihli ██████████ E., █████████ K.)28.11.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun (TKHK) amaç başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemleri almak, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmelerini teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir. 6502 Sayılı Yasanın 3. maddesinde "Sağlayıcı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan ya da hizmet sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, Satıcı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi, ifade eder." şeklinde tanımlanmıştır.Bir hukuki işlemin sadece 6502 sayılı Yasa'da düzenlenmiş olması tek başına o işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesinde görülmesini gerektirmez. Bir hukuki işlemin 6502 sayılı yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin tüketici diğerinin ise satıcı veya sağlayıcı olması, taraflar arasındaki işlemin de tüketici işlemi olması gerekir. Yasanın düzenleniş amacı gözetildiğinde her alıcının tüketici olarak kabulünün mümkün olmadığı açıktır. Yasanın lafzından da anlaşıldığı üzere, tüketici olarak kabul edilmenin ilk koşulu, ticari veya mesleki olmayan bir amaçla hareket edilmiş olmasıdır.6502 sayılı Kanun'un Tüketici mahkemeleri başlıklı 73/1. maddesi ise; "Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir." şeklindedir. 6502 sayılı TKHK’nın 73. maddesi uyarınca tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemesi görevli kılınmıştır. Davacı ile davalı arasında yapılan kredi sözleşmesinin tüketici ilişkisinden kaynaklanması, taraflar arasında tüketici/sağlayıcı ilişkisi bulunması, ticari nitelikte bir kredinin söz konusu olmaması nedeniyle görevli mahkeme tüketici mahkemesidir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince verilen görevsizlik kararı usul ve yasaya uygun olup, davacının istinaf istemi ise yerinde değildir. Bu değerlendirmeler ile dava konusu uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemeler doğrultusunda; davacının istinaf başvurusunun HMK m.353/1-b-1 uyarınca esastan reddine karar verilmesi sonuç ve kanaatine oy birliğiyle varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;1.HMK m.353/1-b-1 gereğince davacının istinaf başvurusunun esastan REDDİNE, 2.İstinaf incelemesinin duruşmasız yapılması nedeniyle AAÜT m. 2/2 hükmü uyarınca davalı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 3.Alınması gereken harçlar peşin olarak yatırıldığından başka harç alınmasına yer olmadığına,4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK md. 360 yollamasıyla, md. 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına, 5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, █████/2026 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.