Kredi borçlarını ödemek amacıyla yapılan sözlü inanç sözleşmesine dayalı, taşınmazın tapu iptali ve davacı adına tescili istemine ilişkin yüksek mahkeme kararı.
Özet: Bu dava, davacının kredi borçlarını ödeyebilmek amacıyla aile dostu davalıya sözlü inanç sözleşmesiyle devrettiği taşınmazın, davacının kredi taksitlerini düzenli ödemesine rağmen geri devredilmemesi üzerine açtığı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir; ilk derece ve bölge adliye mahkemeleri, davacının kredi ödeme dekontları ve taşınmazı kullanmaya devam etmesi gibi güçlü delillerle inançlı işlem iddiasını sabit bularak, taşınmazın davacı adına tesciline karar vermiş ve bu kararın davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunu reddetmiştir.
1. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI : ████████ E., ████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : ████████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı vekili; davacının, kredi borçlarını ödeyebilmek için aile dostları olan davalı ile sözlü inanç sözleşmesi yaptığını, anlaşmaya göre davacının, adına kayıtlı 39 50... parsel sayılı taşınmazını davalıya devrederek ve taşınmaz ipotek gösterilerek davalı adına konut kredisi çekileceğini, davacının kredi ile borçlarını ödeyebileceğini, çekilen kredinin taksitlerini ödeyeceğini, krediler bitince taşınmazın tekrar davacıya devredileceğini, kredi taksitlerinin yaklaşık 4 yıldır davacı tarafından ödendiğini, ancak davalının taşınmazın kendisine ait olduğunu iddia etmeye başladığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili; davacı ile davalı arasında herhangi bir sözleşme olmadığı gibi delil başlangıcı da bulunmadığını, davalı ile davacının eşi arasında bir dostluk olduğunu, davalının 20 09... yıllarında davacının eşi ... için kredi çektiğini, ...'in dava konusu taşınmazın satılarak söz konusu kredilerin ödeneceğini söylediğini, ancak yine ...'in kullandığı başka bir krediye ilişkin taşınmaz üzerindeki ipotek nedeniyle taşınmazın satılamadığını, bunun üzerine ...'in taşınmazı davalıya satma teklifinde bulunduğunu, davalı ile davacının eşi ...'in aralarındaki borç meselesi nedeniyle taşınmazın satışına ilişkin anlaştıklarını, davacının da bu duruma razı olduğunu, taşınmazın satışı ile davalının 90.000,00 TL tutarlı kredi çektiğini, kredi miktarının tamamının davacının eşi ... için kullanıldığını, bunun haricinde davalının ... için 84.000,00 TL harici ödeme yaptığını, ayrıca daire bedeli olarak 31.000,00 TL elden nakit olarak davacı ve eşine verdiğini, konut kredisi haricinde 115.000,00 TL satış bedelinin davalı tarafından ödendiğini, kullanılan konut kredisinin davacı ve eşi tarafından ödenmesi halinde davalıya borçları kalmayacağını, taşınmazın bu şartlarla satın alındığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kredi ödemelerine dair davacının elinde bulunan dekontlar ve sunulan diğer ek delillerin yazılı delil başlangıcı olduğu, bu kapsamda diğer delillerin de değerlendirilmesi gerektiği, dava konusu taşınmazın inançlı işlem ile davalıya devredildiği, 65.687,17 TL'nin davacı tarafından depo edildiği gerekçesiyle, depo edilen 65.687,17 TL'nin nemaları ile birlikte kararın kesinleşmesi sonrası davalıya ödenmesi suretiyle davacı adına tapu iptali-tescile karar verilmiş, kararın davalı vekili tarafından istinafı üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kredi geri ödemesine ilişkin dekontların davacının elinde bulunması yanında, davalının da ikrarında olan bu husus gözetildiğinde, davacı ödemelerinin taraflar arasındaki taşınmaz devri ile bağlantılı olduğu, güçlü delil teşkil edeceği ve çekişmenin giderilmesinde gözardı edilemeyeceği, davacı tanık anlatımları yanında taşınmazı temlik etmesine rağmen davacının kullanmaya devam ettiği dikkate alındığında, davacının inançlı işleme dair iddiasının sabit olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalının ödediği kredi borcu fazla belirlenmiş olsa da, davacı tarafın istinafı bulunmadığından sonuç olarak kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğu gerekçesiyle 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı ...'nın 35 90... parsel sayılı taşınmazdaki dava konusu 6 numaralı bağımsız bölümünü 04.03.2011 tarihinde satış suretiyle davalıya devrettiği, temlik sırasında taşınmaz üzerinde dava dışı Finansbank lehine 26.08.2009 tarihinde tesis edilen ipotek şerhi bulunduğu, 10.03.2011 tarihinde davalı tarafından kullanılan 90.000,00 TL bedelli konut kredisi nedeniyle dava konusu taşınmaz üzerine 15.03.2011 tarihinde dava dışı banka lehine ipotek tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, tarafların hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, malvarlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü bir hak tanır.
Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.
İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de TBK'nın 26... . maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.
Uygulamada mesele, 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile ilişkilendirilip bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan belgenin sözleşmeye taraf olanların veya inanılanın imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme Kararının kapsamının genişletilmesi, hem de taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.
Anılan 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise, ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.
Somut olaya gelince; davalı tarafından kullanılan konut kredisinin bir kısım taksitlerinin davacı tarafça ödendiği, bu hususa ilişkin davacı tarafta bulunan dekontlar delil başlangıcı kabul edilmek suretiyle diğer delillerle birlikte değerlendirilip inançlı işlemin varlığı kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmiş ise de inançlı işlemin varlığını ispat yükünün davacı tarafta olduğu, inançlı işleme dayalı iddianın şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanabileceği yada delil başlangıcı bulunduğu takdirde iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği, bu durumda da inançlı işlem iddiasının diğer delillerle birlikte desteklenip ispatlanması gerektiği, ancak dinlenen tanıkların taraflar arasındaki inançlı işleme dair bir beyanları bulunmadığı, yukarıdaki ilkeler, dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamındaki tüm delillerle birlikte değerlendirildiğinde inançlı işlem iddiasının ispatlanamadığı sonucuna varılmaktadır.
Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
Davalı vekilinin açıklanan nedenden ötürü yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davalıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!