Tapu iptali ve tescil davasında hile ve muvazaa iddialarının reddi yerinde görülürken, inançlı işlem iddiasının yeterince incelenmediği temyiz değerlendirmesi.
Özet: Davacının, maddi zorluklar nedeniyle güvenerek taşınmazını abisinin arkadaşı olan davalıya kredi çekme amaçlı emaneten devredip daha sonra geri almayı planladığı iddiasıyla açtığı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel davasında; inançlı işlem, hile ve muvazaa iddialarının ispatlanamadığı gerekçesiyle yerel mahkeme ve istinaf mahkemesi tarafından tüm taleplerin reddine karar verilmişken, Yargıtay hile ve muvazaa iddialarının reddini isabetli bulurken, inançlı işlem iddiasına yönelik yeterli araştırma ve inceleme yapılmadığı sonucuna varmıştır.
1. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI : █████████ E., ████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bodrum 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : ████████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-KARAR-
Dava, inançlı işlem, hile ve muvazaa hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel isteğine ilişkindir.
Davacı; 2018 yılında maddi olarak sıkıntıda olduğu bir dönemde maliki olduğu dava konusu 7 98... parseldeki D blok 5 nolu bağımsız bölümün elinden gideceği korkusu içindeyken abisinin yakın arkadaşı olan davalının taşınmazı emaneten üzerine alıp kredi çekebileceğini, tehlike geçince de geri devredeceğini teklif etmesi üzerine davalıya güvenerek dava konusu taşınmazı satış göstermek suretiyle davalıya devrettiğini, davalı tarafından çekilen kredinin kendisine verilmesi ve kredi taksitlerinin el altından davacı tarafından ödenmesinin kararlaştırıldığını, yine babasının taşınmazda oturmaya devam edeceği ve taşınmazı ne zaman isterse geri devralacağı konusunda anlaştıklarını, davalının çektiği 400.000,00 TL kredi bedelini kendisine gönderdiğini, kredi taksit ödemelerinin ise kendisinin talimatı ve davalı ile anlaşmaları uyarınca dava dışı abisi ... ya da babası ... tarafından davalının babası dava dışı ... hesabına “kredi” açıklamasıyla yapıldığını, 2 yıl geçtikten sonra maddi olarak rahatladığını ve 2020 yılı Haziran ayında davalıdan taşınmazı iade etmesini istediği halde davalının taşınmazı iade etmeye yanaşmayıp kendisini oyaladığını, kredi taksitlerini hala ödemeye devam ettiğini, davalı tarafından kandırıldığını, inançlı işlem, muvazaa ve hile nedeniyle işlemin iptalinin gerektiğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tescilini, olmadığı takdirde taşınmazın rayiç bedelinin ve tarafından ödenen kredi taksitlerinin tespiti ile davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı; taşınmazın emaneten kendisine devredildiği iddiasının doğru olmadığını, davacının inançlı işlem iddiasının yazılı delille kanıtlaması gerektiğini, dava konusu taşınmazı bedeli karşılığında satın aldığını, davacının ve ailesinin kendisine ve şirketine borçlarının bulunduğunu, tüm bu borçlara karşılık dava konusu taşınmazın davalıya devredildiğini, hile ya da muvazaanın söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; temlikin inançlı işlem olduğuna ilişkin yazılı delil olmadığı gibi delil başlangıcı mahiyetindeki bir belge de sunulmadığı, hile ve muvazaa iddiası yönünden de dinlenen tanık beyanları ve tüm dosya kapsamıyla iddianın ispatlanamadığı, yemin deliline dayanan davacıya yemin teklif etme hakkının da hatırlatıldığı ancak davacının yemin teklifinde bulunmayacağını bildirdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinafı üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; inançlı işlem iddiası yönünden yazılı delil veya delil başlangıcı niteliğinde bir belge bulunmadığı, irade fesadı ve muvazaa iddiasının da ispatlanamadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesinin doğru olduğu, ancak davacının terditli bedel talebi ile ödenen kredi taksitlerinin tahsili isteği hakkında karar verilmemesinin doğru olmadığı, davacı asıl iddiasını ispat edemediğinden terditli bedel talebinin de reddine karar verilmesi gerektiği, kredi ödemelerinin tahsili talebi yönünden ise davacı tarafından kredi bedelinin kendisi tarafından ödendiğine dair dosyaya delil ibraz edilmediğinden bu talebin de reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun değinilen yönden kabulüne, hüküm ortadan kaldırılarak asıl ve terditli taleplerin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacının, maliki olduğu 7 98... parseldeki D blok 5 nolu bağımsız bölümü 01.06.2018 tarihinde satış suretiyle davalıya devrettiği, aynı akit ile davalı tarafından çekilen konut kredisi sebebiyle taşınmaz üzerine ... Bankası lehine 800.000,00 TL bedelli 1. dereceden ipotek tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, Bölge Adliye Mahkemesince, hile ve muvazaa iddiası yönünden davacının iddiasını ispatlayamadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacı vekilinin bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine.
Ancak davacı vekilinin inançlı işlem iddiasına yönelik hükme yeterli araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla-inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.
Öte yandan; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 202. maddesinin 1. fıkrasında ise “Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir.” hükmü düzenlemiştir.
Somut olayda, yukarıda değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca inançlı temlike ilişkin yazılı bir belgenin bulunmadığı anlaşılmakta ise de davacının, taşınmazın temliki sırasında davalının ... Bankasından kullandığı 400.000,00 TL bedelli konut kredisi taksitlerinin abisi ... ve babası ... tarafından davalının babası ... 'ın ve davalının sahibi olduğu şirketin banka hesaplarına gönderilen paralar ile ödendiğini belirterek bir kısım hesap ekstrelerini ve dekontları dosyaya sunduğu ve bu banka ödemelerinin inançlı işlemin varlığına ilişkin yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilmesi gerektiğini ileri sürdüğü, davalının ise gönderilen bu paraların dava konusu taşınmazla ilgisinin bulunmadığını, davacının ve aile şirketinin başka işlerden ötürü kendisine borçlu olmaları sebebiyle bu ödemelerin yapıldığını savunduğu, davacı tarafından sunulan banka hesap ekstreleri ve dekontlardan davacının babası ... veya abisi ... tarafından davalının babası veya şirketinin hesabına muhtelif tarih ve meblağlarda "kredi taksit", "... tatil sitesi ... adına", "iveco araç kredi taksit" gibi çeşitli açıklamalarla para gönderildiğinin anlaşıldığı, davalının sunduğu belgeler, şirket cari hesap tabloları ve e-maillerden ise taraflar arasında dava konusu taşınmaz haricinde başka nedenlerle de alacak-borç ilişkisinin bulunduğunun, yine davalı ile davacının abisi arasındaki temlik tarihinden sonrasına ait mail görüşmelerinde ise dava konusu taşınmaza ilişkin olduğu anlaşılan kredi ödemelerine ve borca ilişkin bir kısım yazışmaların yapıldığının anlaşıldığı, ne var ki Mahkemece, taraflarca sunulan hesap ekstreleri, dekontlar, kullanılan kredi ve kredi ödemelerine ilişkin evrak yeterince incelenmeden ve davacının abisi ile davalı arasındaki mail yazışmaları yönünden bir değerlendirme yapılmadan sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; dava konusu taşınmaza ilişkin kullanılan krediye ve kredi taksit ödemelerine ait tüm belgelerin bankadan temin edilmesi; davacının, babası ...'nın ve abisi ...'un banka hesap dökümleri ile davalının, babası ...'in ve davalının sahibi olduğu şirketin banka hesap dökümlerinin temlik tarihinden öncesi ve sonrasını da kapsar biçimde dosyaya istenilmesi, davalının sahibi olduğu şirketin ticari defterlerinin ve cari hesaplarının getirtilmesi, bundan sonra dosyanın, alanında uzman bilirkişiye verilerek dosyadaki tüm dekontlar, banka hesap özetleri, diğer tüm belgelerin değerlendirilmesi suretiyle ödemelerin kim ya da kimler tarafından kimin hesabına yapıldığının açıkça tespit ettirilmesi; davacının abisi ve davalı arasındaki e-mail yazışmaları da değerlendirilerek yapılan ödemelerin taşınmazın kredi borcuna istinaden yapılıp yapılmadığının ve delil başlangıcı niteliğinde sayılıp sayılmayacağının tüm dosya kapsamı ile birlikte tartışılması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
Davacı vekilinin değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 16.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!