İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin, benzer marka ibareleri ile iltibas ve haksız rekabet iddiasıyla açılan marka hakkına tecavüz ve hükümsüzlük davaları istinaf kararı.
Özet: Davacı, tescilli markasının asli unsurunu barındıran benzer markaların davalılar tarafından aynı sektörde ve hedef kitlede kullanılmasının, markasının sulandırılmasına, iltibasa ve marka hakkına tecavüze yol açtığını; bu eylemlerin aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürerek, davalı markalarının hükümsüz kılınmasını, tecavüzün tespiti ve durdurulması ile haksız rekabetin giderilmesini talep etmiştir; davalılar ise tüm iddiaları reddederek, markalar arasında iltibas bulunmadığını ve ilgili kelimenin münhasır bir hak teşkil etmediğini savunmuştur.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: ████████
KARAR NO: ████████
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: █████/2023
NUMARASI: ████████ E. - ███████ K.
MAHKEMEMİZİN ████████ ESAS SAYILI DOSYASI
DAVACILAR KARŞI
DAVA : Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan), Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan)
BİRLEŞEN 1. FSHHM'NİN 2021/2 ESAS SAYILI DOSYASI
DAVA : Markaya tecavüzün tespiti haksız rekabetin tespiti maddi, manevi ve itibar tazminatı
İSTİNAF KARAR TARİHİ: █████/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekilinin sunduğu dava dilekçesinde özetle; davacının İstanbul'un ... semtinde ... üretip sattığı; ...no.lu ... markasının tescilli olduğu; www.....com alan adının sahibi olduğu; yabancı müşterileri için 25.11.2015 tarihinde www.... .COm uzantılı internet sitesini satın aldığı ve aktif olarak kullandığı; 06.12.2015 yılında “...” markasının ve logosunun yer aldığı ... kanalını açtığı; 31.07.2013 tarihinde aynı Marka ve logo ile Instagram hesabı açtığı; Davalılar tarafından “... ... ...”, “... şekil”, “... ... ...”, “... ...”, “...”, “...”, “...”, “...”, “...&... ...” “...'...” şeklinde marka tescili başvurularında bulunulduğu; davalıların markayı “... ...” ve “... ...” şeklinde kullandığı; isim ve logoların asli unsur olan “...” ibaresini içerecek şekilde davacı markasının sulandırılmasına yol açacak tarzda ve iltibas yaratır düzeyde benzer olduğu; tespit dosyasına fotoğrafı eklenen ürünlere ait etiketlerde marka isim ve logosunun davalılardan ...'in başvurusunu yaptığı ve itiraz üzerine reddedilen ... no.lu “... ... ...” ibareli markanın isim ve logosunu içerdiği; söz konusu tescil edilmeyen markanın ve tescilli ... no.lu “... ...” markasının ürün etiketlerinde kullanıldığının bilirkişi raporunda tespit edildiği; yine etiketlerde kullanılan “...'.....” ibareli markanın da tescilli olmadığı; davalıların davacı markasında yer alan “...” ibaresini davalı ile aynı sektörde, aynı coğrafi bölgede, aynı müşteri kitlesini hedef alacak biçimde ... markası olarak kullandıkları; davalılara ait https://www.....com/.../ uzantılı adreste ve https://www.....com/.../...... uzantılı profilde “...” ibare ve logolarını kullandıkları; davalıların https://....com.tr/ alan adına İstanbul 2, FSHHM'nin ████████ D. İş dosyası ile erişim engeli tedbiri konduğu; bunun üzerine davalıların https://www.....com/ alan adlı sitede faaliyetlerini sürdürdükleri; davalıların tescilli - markalarının - “... ...” markasındaki “..., ..., .... ibarelerini/harflerini esas unsur olarak kullanarak davacı markasına iltibas yarattıkları; ████████ D. İş dosyasında davacı markasıyla benzerlik teşkil eden kullanımlar tespit edilmesine rağmen - davalının — 11.08.2020 - tarihli ... no.lu “...”, 16.09.2020 tarihli ... no.lu “...&... ...” ve ... no ile “...”ibareli üç markayı daha tescil ettirmek için kötüniyetle başvuruda bulunduğu; davalının fiillerinin haksız rekabet ve marka hakkına tecavüz teşkil ettiği ifade edilerek; 10.████████ D. İş sayılı dosyada verilen ihtiyati tedbir kararının devamına; https:/.......com/.../b, https://www.....com/.../, https:/Mwww.....com/ sitelerinin erişime engellenmesine, söz konusu sitelerdeki marka kullanımlarının davacının marka hakkına tecavüz ettiğinin tespitine, durdurulmasına, men'ine, ref'ine; davacı markası ile iltibas yaratan, kötüniyetli tescillerin hükümsüzlüğüne; ...no.lu “...”, ...no.lu “...”, ... no.lu “... ...” markaların tümünün hükümsüzlüğüne ve devrinin tedbiren engellenmesine; “...” yahut “...” kelimesini andıracak düzeyde meydana gelmiş harfler bütününü içerir ürün, tanıtım malzemesi vs. emtiaya el konularak imha edilmesine; davacıya ait markayla iltibas oluşturan markalar ile davacı ürünlerinden daha kalitesiz ve daha ucuza fiyatla ürün satan davalıların eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, haksız rekabet teşkil eden eylemlerin tespitine, ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacılar ... ve ... ....Şti. tarafından, davalı müvekkilleri ... ve....Şti. aleyhine açılan davayı, dava dilekçesi içeriğini, davacı tarafın dava dilekçesindeki her türlü talep, beyan, itham ve iddialarının hiçbirini kabul etmediklerini, zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazında bulunduklarını, HMK 114.maddesi gereğince, dava şartı bulunmadığını, İstanbul 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2020-116 D.iş sayılı dosyasındaki davacı talep, beyan ve iddialara ve yapılan aleyhe işlemlere de tümüyle itiraz ettiklerini, davacının markasına, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetinde sözkonusu olmadığını, davacının markasının ayrı, davalının markası ayrı olduğunu, "..." kelimesinin davacıların tekelinde, inhisarında olan veya olabilecek mahiyette özel bir kelime veya marka olmadığını, "..." kelimesinin ANONİM bir kelime olduğunu, davacıların haksız işlemlerinden dolayı davalı müvekkiller çok ciddi zarar ziyana maruz kaldıkları için, bütün bunların tazmini için karşı taraf aleyhine her türlü tazminat talep ve dava haklarımızı saklı tutarak, her iki davacının, her iki davalı müvekkili aleyhine açtığı davanın ve bütün taleplerinin reddine karar verilmesini, her türlü karşı dava, maddi ve manevi tazminat talep ve dava haklarımızın saklı tutulmasına karar verilmesini, haksız ihtiyati tedbirin kaldırılmasını, talep etmiştir.
Davalılar vekilinin asıl dava cevap ve karşı davadaki dava dilekçesinde özetle: İhtiyati tedbir şartlarının oluşmadığını; tedbirin orantılı olmadığı; ters teminat ilkesine göre karar verilmesi mümkünken yazılı şekilde verilen kararın yargı pratiklerine aykırı olduğunu, davacı ... ...Limited Şirketi'nin davada taraf sıfatı olmadığından bu davalı yönünden aktif husumet yokluğu sebebiyle davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, davalı tescillerinin █████/2017 tarihinde olmasına rağmen iki yıllık zamanaşımı süresinin geçmesinden sonra marka hakkında tecavüz iddiasında bulunulduğu, davacının davalının mağaza açılışına çiçek göndermesi olgusu karşısında davalı firmadan ve markadan haberdar olmamasının beklenemeyeceğini, davalıların kullanımlarının marka hakkı kapsamında olduğunu, davacıya ait “...” ibaresinden müstakil bir markanın olmadığı; davacının ... ... markasının esas unsurunun ... olarak kabul edilemeyeceğini, ... ibaresinin daha önce defalarca tescil edilmiş, ayırt ediciliği düşük, herkesin kullanımına açık bırakılması gereken sözcüklerden olduğu; davacının markasının zayıf marka olduğunu, TPMK” nezdinde ... ibaresi geçen ....... tescilli markanın bulunduğunu, markaların tescilli oldukları ... emtiası pahalı olduğundan, tüketicilerin önceden ciddi araştırma yaparak ve zaman harcanarak söz konusu emtiayı satın aldıklarını, dolayısıyla ortalama tüketicinin dikkat seviyesinin yüksek olduğunu, davacı ...'nın aktif olarak kullanmadığı markaya dayanarak dava ikame etmesinin kötüniyetinin göstergesi olduğunu beyan etmişlerdir.
Davacı/karşı davalının cevaba cevap ve karşı davaya cevap dilekçesinde özetle: Davacı/karşı davalı tarafından her ne kadar marka kendi adına tescil edilmişse de markanın ve markanın tescilli olduğu emtianın satışı şirket üzerinden yürütüldüğünden haksız rekabetten kaynaklanan zararın şirket üzerine doğduğu; dolayısıyla şirketin bu zararın tespiti ve engellenmesini talep hakkının mevcut olduğunu, zamanaşımına uğramadığını, temadinin sürdüğünü, davada tazminat talebinin olmadığını, davalı/karşı davacı kullanımının haksız rekabet teşkil ettiği hususunun ████████ D. İş dosyasında tespit edildiği; davalıların iş yerinde sattıkları gelinliklerdeki etiketlerde ...no.lu “...” ibareli markayı tescile aykırı şekilde “...” şeklinde kullandıklarını, ...no.lu ... markasının - kullanıldığına dair- bir. Tespitin yapılamadığı; davalı kullanımlarının “... ...” şeklinde olduğunu, davalı/karşı davacıların ... no.lu markayı da tescile uygun olarak kullanmadığını, tescilli markada ... ve ... birleşik yazıldığı halde ayrık şekilde kullanıldığın, tescilli markada ... ibaresi yer alırken fiili kullanımlarda doğrudan ... ibaresine vurgu yapıldığını, marka logosunda büyük harflerle ... vurgulandığı halde fiili kullanımda ... ibaresinin öne çıkarıldığını, davalı/karşı davacıların tescilsiz biçimde “...'.....” ibaresini de kullandığını, davalıların noterce tespit edilmiş bazı kullanımlarında “...” ibaresine tek başına yer verildiğini, davacı/karşı davalının markasının zayıf marka olmadığı; davalının “...” unsurunu içeren marka başvurularının TPMK nezdinde reddedildiğini, davalı/karşı davacıların markalarında ve fiili kullanımlarında yer alan “...” kelimesinin “gelin” anlamına geldiği ve sektörde harcıalem olduğunu, TPMK nezdinde 25. Sınıfta tescilli “...” ibareli 96 kaydın bulunduğu; harcıalem olanın “...” değil “...” ibaresi oldu; lova esas unsuruna eklenen ... ibaresinin dikkate alınmayacağını, davalıların tüketici kitlesine yönelik açıklamalarının ... emtiası için geçerli olabileceğini, abiyeler bakımından tüketicinin aynı özeni göstermeyeceğini, tescilli markanın kullanılmaması dolayısıyla iptalini öngören SMK m. 26'nın yürürlüğe girdikten 7 yıl sonra, 22.12.2023 tarihinde önem kazanacağı ifade edildiği, davalı/karşı davacının karşı davada ifade ettiği hususların asıl davada incelenecek hususlardan olduğu; dolayısıyla karşı davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği ifade edilerek; karşı davanın reddi, asıl davanın kabulüne karar verilmesi talep edilmiştir.
Davalı/karşı davacılar vekilinin asıl davada ikinci cevap, karşı davada cevaba cevaplarını içeren dilekçesinde özetle: Marka sahibinin yalnızca davacılardan ... olduğunu, davacı şirketin dava ehliyetinin bulunmadığından davanın usulden reddinin gerektiğini, davacı/karşı davalının ... ibaresinden ibaret bir markasının olmadığını, davacı/karşı davalının davalılara ait markada yer alan “...” ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğu iddialarının “...” ve “...” ibarelerinin de ayırt ediciliklerinin oldukça düşük olması karşısında markaların bütün olarak incelenmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyduğunu, davacı/karşı davalının markaların seri marka olarak algılanacağı ve davalının, kendisinden daha düşük fiyatlarla ürün satan mağazası olarak anlaşılabileceği iddiasının mesnetsiz olduğunu, davaya mesnet markanın SMK kapsamında usulüne uygun bir kullanım gerçekleştirilmediğinden SMK m. 25/7 ve 29/2 maddelerinde yer alan kullanmama defini ileri sürdüklerini, karşı davadaki davacı/karşı davalının ... ibaresi üzerinde hak iddia edemeyeceğine yönelik tespitin asıl davadan farklı olduğu; dolayısıyla karşı davayı açmakta hukuki yararın mevcut olduğu ifade edilmiştir.
Davacı/Karşı davalılar vekilinin asıl davada ikinci cevap dilekçesinde özetle: ████████ D. İş dosyasında da tespit edildiği üzere davalının ... ibaresi yer alan işletme adını yazarken tercih ettiği renk ve yazı stilinin davacı şirketin işletme adı olan “...” işletme adına iltibas yoluyla haksız rekabet oluşturduğunu, benzerlik değerlendirmesinin baskın unsur olan “...” ibaresi üzerinden yapılmasının gerektiğini, ... alan tüketicilerin özel bir bilgi sahibi olduğunun iddia edilemeyeceğini, davacı/karşı davalı ...'nın söz konusu markayı kendisine ait ticari iletmesi bulunduğu, söz konusu şirketin tek pay sahibi olduğu ve şirketin aktif olduğu, TTK nezdinde ticari işletmelerin tüzel kişiliği haiz olmadığı, şirket faaliyetleri çerçevesinde markanın kullanılmasının davacı/karşı davalı ... tarafından kullanımı mahiyeti taşıdığını, hem şirketin hem de ticari işletmenin faaliyetlerini sürdürdüğünü, davacı ... tarafından 2017 yılında devralınmış olması sebebiyle ve bu tarihe dek markanın münhasıran ticari işletme tarafından kullanılması dolayısıyla 5 yıllık kullanmama şartının sağlanmadığını, karşı dava açısından hukuki yararın bulunmadığı ifade edilmiştir.
İSTANBUL 1.FSHHM'NİN 2021/2 E. SAYILI BİRLEŞEN DOSYASI:
Davacılar vekilinin 05.01.2021 tarihinde sunduğu birleştirme, maddi ve manevi
Tazminat talepli dilekçesi: Davcının ... ilçesinde 3 adet butiği olduğu ve ... üretip sattığı;nı, davacının ...no.lu ... markasının ulusal ve uluslararası sektörde ayırtedici ve tanınmış olduğunu, davacının 19.06.2013 - yılında www.....com alan adını; 25.11.2015 tarihinde ise www.novabellabridal.com alan adını satın aldığını, davalıların davacının sektörde tanınır hale gelmesinden 4 yıl sonra davacının müşteri çevresinden haksız menfaat elde etmeye yönelik girişimlerde bulunduğunu, davacının ...'nda bulunan 3 adet işyerinin tam ortasına (bir tanesinin 5 dükkân yanına) ... İbaresini taşıyan tabela ile işyeri açtığı ve davacı ile aynı alanda (...) faaliyet sürdürdüğünü, davalının işyerinin davacıya ait olduğu şeklinde bir algının yaratıldığını, davalıların www.....com.tr alan adlı internet sitesini 27.07.2017 tarihinde açtıklarını, davalıların tüm bu mecralarda “...” ibaresine yönelik olarak gerçekleştirdikleri kullanımların davacının marka hakkına tecavüz teşkil eder mahiyette olduğunu, ████████ D.İş dosyasında yapılan haksız markasal kullanımların tespitinden sonra davalılarıngerçekleştirdikleri tescil - başvurularının davalı ” kullanımlarının davacının itibarını zedelediğini beyan ederek tarafların aynı olması, birbirlerini etkileyecek nitelikte bağlantı içeren talepler nedeni ile açılan davanın birleştirilmesini, https://...-...
, https://www.....com/...-.../...-p-..., https://tr.....com/.../...-...-...-2020/, https://www.....com/.../, Https://www.....com/.../?hi-tr, Https://www.....com.tr/....., https://www.....com/ linklerindeki haksız kullanımların kaldırılarak erişime engellenmesine, ████████ e. sayılı dosyadaki ihtiyati tedbir kararına rağmen sürdürülen haksız kullanımların ihtiyati tedbire açıkça muhalefet teşkil etmesi dolayısıyla HMK m. 398 uyarınca disiplin hapsi verilmesine; marka hakkına tecavüzce haksız rekabetten kaynaklı olarak fiili zarar, maddi kayıp ve yoksun kalınan kazanca ilişkin olarak daha sonra belirli hale getirmek üzere şimdilik 5.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline; markanın itibarının zedelenmesinden kaynaklı olarak şimdilik 10.000,00 TL itibar kaybı tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline; davacı ...'nın marka hakkına tecavüz teşkil eden eylemler nedeniyle uğramış olduğu manevi zarardan kaynaklı olarak 10.000,00 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir.
Davalı vekilinin dilekçesinde özetle; ... markasının sahibinin yalnızca ... olduğunu, markanın davacı şirkete devredilmesi yahut bir lisans anlaşması yapılması gibi bir durumun söz konusu Olmadığını, davacı şirketin davacı gerçek kişiden ayrı bir hukuki kişiliğinin olduğunu, davacı şirketin dava açma ehliyeti bulunmadığından husumet yokluğu Nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, Mahkeme aksi görüşte ise davaların marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet talepleri yönünden ayrılarak davacı şirketin haksız rekabet talepleri yönünden görevsizlik kararı verilmesinin gerektiğini, görevli Mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olacağını, davacıya ait ... ibaresinden müstakil tescilli bir marka olmadığını, bu ibare üzerinde hak iddia edilemeyeceğini, ifadenin defaten tescil edilmiş, ayırt ediciliği düşük, herkesin kullanımına açık olması gereken bir kelime olduğu ve markanın zayıf marka olduğunu, taraf markaları arasında iltibas yaratacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığını, davacı ...'nın aktif olarak kullanmadığı markaya dayanarak dava ikame etmesinin kötü niyetini kanıtladığını, davacı şirketin davada taraf sıfatının Olmamasının yanı sıra, marka sahibi ...'nın 18.04.2013 tarihinde kurduğu ... ..... ... unvanlı şahıs şirketinin 26.10.2016 Tarihinden bu yana yaklaşık 4 yıldan fazla süredir herhangi bir faaliyet göstermediğini, diğer davacı .......... Şti.'nin ise diğer davacı Tarafından kurulmadığını, 04.12.2017 tarihinde eski unvanı ...olan bir şirketin paylarının devralınması ve şirket unvanının değiştirilmesi suretiyle vücut bulmuş bir tüzel kişilik Olduğunu, davacının bu tarihten sonra gerçekleştirdiği tüm faaliyetlerin ise yalnızca davacı ... .... ŞTİ tüzel kişiliği üzerinden gerçekleştirildiğini, dolayısıyla marka sahibinin markaya yönelik bir kullanımının olmadığını, kullanımların diğer davacı olan şirket üzerinden gerçekleştiğini, bu kullanımın Kanun'un izin verdiği, çerçevede bir kullanım olmadığını, dosyaya kullanıma izin verildiğine yönelik bir belge de sunulamadığını, söz konusu kullanımın hukuka uygun bir kullanım olmadığını, bu bağlamda davalıların kullanmama defini ileri sürdüklerini, tazminat taleplerinin zaman aşımına uğradığını, davacının, davalının davacıyla aynı muhitte mağaza açmasının kötü niyetli ve marka hakkına tecavüz kastıyla yapıldığına yönelik iddialarının mesnetsiz olduğunu, SMK m. 150/2 kapsamında uğradığı bir itibar kaybının olmadığı ifade edilerek, davacı şirket bakımından husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine; diğer davacı ... tarafından açılan davanın esastan reddine karar verilmesi talep edilmiştir.
Davacılar vekilinin cevaba cevap dilekçesinde özetle; Uyuşmazlığın sadece marka hakkından kaynaklanmadığını, haksız rekabetin de söz konusu Olduğunu, dolayısıyla zarar gören davacı şirketin davayı açmakta hukuki yararının ve taraf sıfatının bulunduğunu, davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı mevcut odluğundan görevli mahkemenin her iki davacı bakımından da FSHHM olduğunu, ... ibaresinin esaslı unsur olduğunu, zayıf marka olmadığını, asıl esaslı unsur olmayan ibarenin “...” ibaresi olduğunu, davacı ...'nın markayı aktif olarak kullandığını, dahası davacı gerçek kişinin şirketteki konumu dolayısıyla şirket şirket eliyle kullanımın da davacı gerçek kişi tarafından kullanım teşkil edeceğini, kullanmama def'i iddialarının reddinin gerektiği beyan edilmiştir.
Davalılar Vekili İkinci Cevap Dilekçesinde; Davacılar tarafından markanın aktif olarak kullanıldığı iddia edilse de bu kullanımların güncel tarihli olmamaları dolayısıyla kullanmama defi gereği davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, davacı vekilinin marka tescilinin bütüncül koruma sağlamadığını, tescil edilen sözcüklerede ayrı ayrı koruma sağladığı iddialarının marka hukuku kuralları ile bağdaşmadığı beyan edilmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak ele alındığında TPMK nezdinde ...tescil numaralı "..." ibareli marka ile ... tescil numaralı "... ..." ibareli marka ve ...tescil numaraları "..." ibareli markanın davalı adına tescilli olduğu, ...tescil numaralı "... ..." ibareli markanın davacı adına tescilli olduğu anlaşılmıştır. Esas dava davalı adına tescilli bulunan markaların hükümsüzlüğü ile sicilden terkininin gerekip gerekmediğini ilişkin olup bu bağlamda yapılan incelemede davacı adına tescilli marka ile davalı adına tescilli markaların şekil, görsel, fonetik ve kullanım alanları açısından benzer nitelikte olmadığı dosya arasında alınan bilirkişi raporunda da bu hususun ayrıntılı bir şekilde irdelendiği, dosya kapsamına uygun yeterli ve el verişli bilirkişi raporları dikkate alınarak davacı ile davalının markaları arasında benzerlik olmadığı, davalının markaları kullandığı bu nedenle kullanılmama iddiasının da yerinde olmadığı anlaşılmakla esas dava bakımından açılan hükümsüzlük davasının reddine karar vermek gerekmiştir. Karşı dava yönünden davalı karşı davacının talebi davacanın "..." ibaresi yönünden hak sahibi olmadığının tespitine ilişkin olduğu, bu dava hakkında yapılan incelemede davacının bu ibare yönünden herhangi bir hak sahipliği iddia etmediği davacının markasının "... ... " şeklinde olduğu anlaşılmakla karşı dava yönünden de karşı davanın reddine karar verilmiştir. Birleşen dosya bakımından yapılan incelemede ise davacının talebi davacı adına tescilli markaya tecavüzün tespiti önlenmesi, durdurulması maddi, itibar ve manevi tazminat talebine ilişkin olduğu, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusuna davalının adına tescilli bulunan markları kullanmasının tecavüz niteliğinde olmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir.
Yapılan yargılama sonucunda esas, karşı dava ve birleşen dosya da dava konusu edilen taleplerin tümü bakımından davanın reddine" karar verilmiştir.
Davacılar Vekili İstinaf Dilekçesinde Özetle;
-asıl davaya yönelik olarak Mahkemenin doğrudan bilirkişi raporlarındaki tespit ve değerlendirmelere atıfla gerekçe tesis ettiğini, alınan her iki bilirkişi raporunun da eksik ve hatalı incelemeler içerdiğini, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini, taraflar arasındaki "..." ibareli ortak kullanımın benzerlik teşkil edip etmediği izaha muhtaç bir durum olmadığını, davalıların markasal kullanımları ile marka başvuru tercihlerinde kötüniyetli olup olmadıklarının tespiti gerektiğini, kötüniyet incelemesi yapmak ise bilirkişinin değil hakimin görevi olduğunu, ancak gerekçeli kararda davalıların dosya kapsamında sübut eden iş ve eylemlerinin neden kötüniyetli olarak mahkemece yorumlanmadığı açıklanmadığını,
-tarafların ... ve abiye olarak sadece iki ürünü ticarete konu ettikleri, davalıların, davacıların dört yıldır faaliyet sürdürdüğü iş yerinin 4 dükkan bitişiğinde ve aynı sokakta "..." ibaresi içerir tabela ile iş yeri açtığını, davalıların internet adresleri ve sosyal medya paylaşımlarındaki reklam ve tanıtımlarda yalnızca "..." ibaresine yer verdiği noter e-tespit tutanakları ile ortaya konulduğunu, Davalı ...’in marka başvurusu yaptığı dosyalar ve Davalı ... Limited Şirketi’nin marka başvurusu yaptığı dosyalarda, esaslı unsur oluşturmadığı hatalı şekilde tespit edilen “...” ibaresine davalıların tüm marka başvurularında bire bir şekilde ve “...” ibaresi ile yer verdiklerini, Davalıların iş yeri ve bölge seçimleri, marka tercihleri ve markasal kullanımlarının tesadüf eseri olmadığı, bilerek ve isteyerek bölgede markasal bilinirliğe ulaşmış davacıların müşteri potansiyelinden istifa etmek istedikleri, tüketici nezdinde karışıklığa kasten yol açmaya çalıştıklarının açık olduğunu, eksik ve hatalı incelemeler yapan 5 kişilik bilirkişi heyetinin bu iş ve eylemleri dosyada mevcut değilmiş gibi doğrudan marka ibarelerindeki benzerlikler üzerinden inceleme yaptığını,
-... ibaresinin esaslı unsur olduğunu, davalıların kendilerine ait özgün bir marka seçimi yapmaktan ziyade, tıpkı fiziki iş yeri seçiminde olduğu gibi marka seçimlerinde de davacılara yakınlaşmaya çalıştıkları, tıpkı fiziki iş yeri seçimlerinde olduğu gibi marka seçimleri ile de tüketici nezdinde karışıklığa bilerek ve isteyerek yol açmaya çalıştıklarını, tüm başvurulardaki ortak unsur "..." ve "..." ibareleri iken "..." ibaresinin esaslı unsur olmadığına yönelik bilirkişi incelemesinin hatalı olduğunu,
-Noter e-tespit tutanakları ile kayıt altına alınan sosyal medyadaki markasal kullanımların bilirkişi raporunda "şüpheden uzak tespitler ise" "dijital içerik olma vasfını güncelde yitirdiğini" "matbu içerik" olduğu belirtilerek ne anlatılmak istendiğinin anlaşılamadığını, ... ibaresinin tanımlayıcı unsur olup, harcı alem olduğunu, herkesçe kullanıldığını, ayırt edicilik vasfının bulunmadığını, bu ibarenin tüketici nezdinde marka algısı oluşturmadığını ancak ve ancak ilgili ibareyi kullanan tacirin hangi sektörde faaliyet gösterdiğine dair bilinç oluşturabildiğini, “...” ibaresinin ayrıştırıcı unsur olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu,
-birleşen davaya yönelik olarak, davalıların "tescilli bulunan markaları kullanmasının" tespiti dışında incelenmesi gereken durumlar gerekçede yer almadığını, davalıların marka başvurusu dahi yapılmamış ve/veya marka başvurusuna konu edilmiş ancak tescil edilmemiş markaları kullandığı, bu kullanımların tescile uygun kullanım olmadığı, bu markasal kullanımların "..." kelimesinden ayrıştırılarak, davacı markası ile karışması adına yalnızca "..." kelimesinden ibaret olduğu iddia edilmiş ve bu iddialar değişik iş tespit dosyası ve noter e-tespit tutanakları ile ortaya konulduğunu, tescile uygun olmayan diğer kullanımların incelenmediğini, davalıların bilerek ve isteyerek davacı markası ile karıştırılmaya neden olacak şekilde, gerek tescile uygun gerekse de tescilsiz markasal kullanımlarının tecavüz teşkil ettiği, davalıların bu iş ve eylemlerde kötüniyetli olduklarını,
-Yerel mahkemece 3 nolu hükümde "Mahkememizin ████████ D.iş sayılı dosyasında verilen tedbir kararı ile eldeki dosyada verilen tedbirin devamına ilişkin kararın hükmün kesinleşmesi beklenilmeksizin kaldırılmasına" karar verilmiş olduğunu, diğer kararlar açısından yazılan eksik ve yetersiz gerekçe, tedbir kararı açısından hiç tesis edilmediğini, tedbire ilişkin bu hükmün kaldırılması ve davalıların "..." ibareli markasal kullanımların engellenmesi için kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı/Karşı Davacı Vekili İstinafa Cevap Ve İstinaf Dilekçesinde Özetle; davacı tarafından ... ibareli ortak kullanımın benzerlik teşkil ettiği ve bilirkişi tespiti dahi gerekli olmadığı iddia olsa da, davacıların dayanılan delillerinde bilirkişi talebi olup, ayrıca ilgili dava konusunun teknik inceleme yapmaksızın uyuşmazlığın sonlandırılmasını beklenemeyeceğini, ... ibaresinin salt davacının kullanıma hasredilemeyeceğini, Markaların bütün olarak incelenmesi ile açık farklılıkların (şekil+...) baskın unsur olarak kabul edilmesi mümkün görülmeyen ''...'' ibaresindeki ayniyetin yarattığı kısmi etkiyi bertaraf ettiği, ''...'' ibaresinin ancak düşük ayırt ediciliğe sahip olduğu, müvekkillerinin seri oluşturmaya yetebilecek sayıda marka kullanmadığından, tüketiciden seri içerisinde ''...'' ibaresini, ortak bir unsur olarak keşfetmesinin ve/veya aynı ortak bir tali unsur içeren davalı seri markalarını bununla ilişkilendirmesinin beklenemeyeceği, zayıf ve tali unsur olarak ''...'' ibaresini içeren marka başvurularında bulunulmasının salt ... ibaresini içermesi sebebiyle kötü niyet teşkil etmeyeceği tespit edildiğini, Birleşen 2021/2 E. sayılı dosya açısında ise yine, Sınai Mülkiyet Kanunun 6. maddesi ve 7. maddesi uyarınca karşılaştırma ihtimalinin ortaya çıkmadığı, davacının asıl dava ve birleşen dava yönünden davanın reddine dair karara karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunda yer alan iddialar kararı değiştirecek niteliği haiz olmadığından, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiğini,
-İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, ████████ E. ███████ K. Sayılı kararıyla ayrıca karşı davada, karşı davalı/davacının ''...'' ibaresi yönünden hak sahibi olmadığının tespitine yönelik talepler reddedilmişse de, esasen davacı karşı davalının markasının ismi ... ... olsa dahi, davacının taraflarına yöneltmiş olduğu dava dilekçesinde ''...'' ibaresinin kullanılmayacağını iddia ettiğini, salt ''...'' ibaresinin davacının tekelinde olmayacağına ilişkin talepte bulunulduğunu, davanın açılması ile birlikte müvekkilinin markası üzerinde tedbir uygulandığından, müvekkilinin ilgili tespit davasını açması gerektiğini, davacının tüm davası incelendiğinde; adeta ''...'' ibaresi hakkında tekel talep ettiği ve başka hiçbir markada yardımcı unsur dahil herhangi bir şekilde kullanılmamasını istemediğinin açıkça görüldüğünü, davacının açmış olduğu dava içeriğindeki tüm beyanlardan hareketle, davacı karşı davalının ilgili ... ibaresi üzerinde hak sahipliği iddia ettiği, bu nedenle karşı dava yönünden davanın reddine karar verilmesi yerine davanın kabul edilmesi gerektiğini bu nedenle kararın bu yönden kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava, asıl dava markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, önlenmesi, ortadan kaldırılması, hükümsüzlüğe ilişkin olduğu, karşı davada ... ibaresinin marka hakkına tecavüz oluşturmadığının tespitine ilişkin olduğu, birleşen davada markaya tecavüz ve haksız rekabetin durdurulması, önlenmesi, ortadan kaldırılması, maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
... tescil numaralı (...) TPMK kayıtlarında, ... adına █████/2013 tarihinden itibaren 10 yıl süre tescilli olduğu, ...tescil numaralı (... ...) TPMK kayıtlarında ... adına █████/2017 tarihinden itibaren tescilli olduğu, ... numaralı (... ...) TPMK kayıtlarında ... adına █████/2018 tarihinden tescilli olduğu, ... tescil numaralı (... ...) TPMK kayıtlarında ... adına █████/2019 tarihinden itibaren, ... tescil numaralı (...) TPMK da .... Şti. adına █████/2019 tarihinden itibaren 10 yıl süre ile tescilli olduğu anlaşılmıştır. Tescil sınıflarının 25. 26. 35. Sınıflar olduğu anlaşılmıştır.
Bilirkişi raporunda, ████████ sayılı Asıl Dava Açısından: Taraf markalarının bütünü arasında görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel yönden benzerlik bulunmadığı; markaların bir bütün olarak uyandırdığı genel izlenimdeki açık farklılıkların baskın unsur olarak kabul edilmesi mümkün görülmeyen "..." ibaresindeki ayniyetin yarattığı kısmi etkiyi bertaraf ettiği; hitap ettiği alıcı grubunun kimliğinin, toplumsal/ekonomik düzeyinin ve bilgi seviyesinin yüksek olduğu; bu sebeple 25 ve 26 ve 35. sınıflarda meydana gelen mal/hizmet örtüşmesine rağmen, davalıların tescilli markaları aleyhine SMK m.6/1'deki hükümsüzlük yaptırımının uygulanamayacağı düşünüldüğü, Davacının “... +... Şekil” markasının tescilli olması sebebiyle SMK'nın öngördüğü korumadan istifade edebileceği; Ancak taraf markaları arasındaki ortak unsurun sadece “...” ibaresinden ibaret kaldığı; bu ibarenin ise markalardaki asli unsuru oluşturmadığı; salt bu ibarenin ilgili çevre nezdinde zayıf bir ayırt ediciliğe sahip olduğu; davalıların markalarına yaptığı çeşitli eklemelerin farklılaşmayı sağlamada yeterli olduğu; “...” ibaresinin davacının markasındaki bir tali unsur olarak kabul edilmesi gerektiği ve davacı markasının ayırt ediciliğe “...” ibaresi ve “... Şekil” logosu ile birlikte ve bunların markanın bütününe eşit ölçüde gerçekleştirdikleri katkı ile ulaştığı; “...” ibaresinin .../gece kıyafeti/abiye emtiasında SMK m.5/1/c ve d hükümleri uyarınca tanımlayıcı/jenerik veya ortaklaşa kullanılan bir ibare olmadığı; ancak düşük ayırt ediciliğe sahip olduğu; Buna karşılık, “Gelin” anlamına gelen “...” ibaresinin de ilgili çevre algısında doğrudan ve tereddütsüz bir biçimde tanımlayıcı anlam yaratmayacağı ve SMK m.5/1/c açısından tanımlayıcı vasıfta bir etki doğurmayacağı; Davacının seri oluşturmaya yetebilecek sayıda marka kullanmadığından, tüketiciden seri içerisinde “...” ibaresini ortak bir unsur olarak keşfetmesinin ve/veya aynı ortak bir tali unsur içeren davalı seri markalarını bununla ilişkilendirmesinin beklenemeyeceği; ayrıca davacı markasındaki ayırt ediciliğin zayıf unsur olan "..." ibaresine sirayet ettiğini gösteren herhangi bir davacı deliline rastlanamadığı; Davalıların tescilleri dikkate alındığında davalıların kullanımlarının tescil kapsamında kaldığı ve SMK m.9/2'ye uygun olduğu; bir kısım tescil harici kullanımın ise davacının markası ile karıştırılma ihtimali yaratacak düzeyde olmadığı; bu kullanımların davacı markasına yönelik tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmeyeceği; Özellikle 26.12.2016 tarihli ve 27.12.2016 tarihli faturalar gereği, “...” ibaresinin davacılardan ... tarafından markasal vasıfta kullanıldığını gösterdiği; bu gerekçe ile davalıların SMK m. 19/2'ye dayalı kullanmama def'ini dava tarihi olan 18.09.2020 tarihi itibariyle ileri süremeyecekleri; Davalıların zayıf ve tali unsur olarak “...” ibaresini içeren marka başvurularında bulunmasının -salt “...” ibaresini içermeleri sebebiyle- SMK m.6/9 kapsamında kötüniyet göstergesi olarak kabul edilemeyeceği; Karşı Dava Açısından: Salt markasındaki bir tali unsur olan “...” kelimesine dayanarak davacıların, davalılara karşı SMK m.6, m.7 ve m.29 ile TTK m. 54 vd. hükümleri uyarınca marka hakkı ihlaline ve haksız rekabete dayalı taleplerde bulunamayacağı; Birleşen 2021/2 E. Sayılı Dosya Açısından: Davacılar markası ile davalıların markaları arasında SMK m.6 ve m.7 uyarınca karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkmadığı; Bu sebeple davacıların davalılara karşı SMK m.6, m.7, m.29 ile TTK m. 54 vd. hükümleri uyarınca marka hakkı ihlaline ve haksız rekabete dayalı taleplerde bulunamayacağı sonuç ve kamaatlerine ulaşıldığı bildirilmiştir.
Davacı/karşı davalının istinaf istemine ilişkin olarak;
Dava tarihi itibari ile yürürlükte olmakla uygulanması gereken SMK'nın 25/1. maddesinde markanın hükümsüzlüğü halleri sayılmış olup SMK'nın 5. ve 6. maddelerinde sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde Mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceği belirtilmiştir. Huzurdaki davada; karıştırılma (iltibas) sebebine dayalı olarak SMK'nın 6/1, gerçek hak sahipliği iddiasına dayalı 6/3, davacının ''...' markasının bilinir olduğu kötüniyet iddiası ile SMK'nın 6/9 maddelerine dayalı olarak davalı adına tescilli "..." esas unsurlu ibareli markaların hükümsüzlüğünün talep edildiği görülmüştür.
Davacı tarafça markaların benzer olduğu ve davalının tescilinin kötüniyetli olduğu ileri sürülmüş olup, "Tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı bir şekilde kullanılması yoluyla, başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp yedekleme marka ticareti yapmak ya da şantaja yönelik başvuru ve tescilleri kötüniyetli marka tescili olarak kabul edilmelidir."(Y.11.H.D. 01.12.2011 T, █████████ e. ██████████ k.). Yargıtay 11. HD'nin █████/2019 gün █████████ E, █████████ Karar sayılı kararında; "...Kabule göre, Mahkemece davalı marka başvurusunun kötüniyetli olduğu gerekçesiyle de davanın kabulüne karar verilmiş ise de; bir markanın kötü niyetle tescil ettirilmesi hali, mülga 556 sayılı KHK’da açıkça bir hükümsüzlük sebebi olarak sayılmamış ise de, MK 2. maddesinden hareketle, Dairemizin yerleşik uygulamaları doğrultusunda kötü niyetle marka başvurusu bir hükümsüzlük sebebi olarak kabul edilmektedir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. Ayrıca buna gerek ve ihtiyaç da bulunmamaktadır. Bu bağlamda, KHK’nın 8/3 maddesi uyarınca önceye dayalı hakkın ihlali, KHK’nın 8/4.maddesi veya Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış markanın aynısı veya benzerinin tescil ettirilmesi gibi hususlar tek başına kötü niyetli başvuru olarak görülemez.
Somut olayda da, Davacının tescilli markasının aynısı/benzerinin tescil edilmesinin tek başına davalının kötüniyetli olduğunu göstermeyeceği, tarafların aynı hizmet sektöründe bulunup, aynı sokakta bulunmalarının da tek başına kötüniyetli olduğunu göstermeyeceği, şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçların bulunduğunun ispatlanamadığı, taraflara ait markalar fonetik açıdan (telaffuz açısından) kıyaslandığında taraf markalarının “...” ibaresini ortak olarak içerdikleri, davacının markasının "..." olup, bütüncül olarak değerlendirilmesi gerektiği, her iki kelimenin de esaslı unsur olduğu, davalı markası ile ortak unsur olan “...” ibaresinin yarattığı benzerliğin ek alarak “... ...” “...” “... ... ... şekil” markası ile farklılaştığı, bilirkişi raporundaki görüşlerin esas alınmasında değerlendirmede aykırılık olmadığı sürece hukuka da aykırı bir durum oluşturmayacağı bu konudaki istinaf isteminin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Birleşen davaya yönelik olarak, davalının kullanımlarının tescile uygun olduğu, kullanımların ayırt ediciliğe sahip olan “...” ibaresinden farklı olarak başka ekler alarak kullanıldığı, www.....com.tr alan adlı internet sitesinde bu şekilde davacı markasına yanaşarak kullanım bulunmadığı, davalı kullanımlarının tescile uygun olduğu, tescil harici kullanımın ise davacının markası ile karıştırılma ihtimali bulunmadığından davanın reddine karar verilmesinde aykırılık bulunmamıştır.
Davalı/ karşı davacı istinaf istemine ilişkin olarak;
Davalı tarafça her ne kadar '...' kelimesinin davacının tekeline bırakılamayacağının tespiti talep edilmişse de, bu istemin dava konusu edilemeyeceği, Mahkemece verilmiş kararda aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.
Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davacı ve davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul .... Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin ../███████ tarih ve 2020/.. E., 2023/... K. sayılı kararına karşı davacılar ve davalılar vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince AYRI AYRI ESASTAN REDDİNE,
2-Davacılar tarafından Asıl ve Birleşen davaya yönelik 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00+732,00=1.464,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 855,20-TL harcın mahsubu ile bakiye 608,80-TL harcın Davacılardan (... ve ... .... Şti.) tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
3-Davalı karşı davacı tarafından asıl davaya yönelik 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 427,60-TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40-TL harcın Davalılardan (.... Şti. Ve ...) tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
6-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, █████/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!