Koşullu bağışın amacı gerçekleşmediğinden tapu iptali ve tescil talebi davasında mirasçıların ve doğrudan bağışlayanların hak sahipliği ile hak düşürücü süre ayrımının bozma sonrası yargılamada onanması.
Özet: Dava, davacıların imar planında sağlık ocağı gibi kamu hizmetleri için koşullu olarak davalı belediyeye bağışladıkları taşınmazların amacına uygun kullanılmaması sebebiyle açılan tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir; mahkeme, doğrudan bağış yapanların bağıştan rücu haklarının şartları oluştuğundan kabulüne karar verirken, mirasçılar tarafından açılan davaları 818 sayılı Borçlar Kanununun 246. maddesindeki hak düşürücü süre nedeniyle reddetmiş ve Yargıtayın infazda tereddüt yaratmayacak şekilde pay üzerinden karar verilmesi gerektiği yönündeki bozmasına uyularak verilen kararın isabetli olduğuna hükmetmiştir.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : ████████ E., ████████ K.Mahkeme kararı davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: - K A R A R -Dava, bağıştan rücu hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacılar vekili; imar planında sağlık ocağı alanı olarak ayrılan dava konusu 53 59... parsel sayılı taşınmazda bir kısım davacı ile bir kısım davacının mirasbırakanlarının, adlarına kayıtlı payları “okul alanı, semt spor sahası, kreş, pazar yeri vb.” gibi yerlerin yapılması amacıyla 19 97... yıllarında davalı Belediyeye koşullu olarak bağışladıklarını, her ne kadar resmi akitlerde koşulsuz bağışlandığı yazılmış ise de bağışın koşullu olduğunun işleme dayanak encümen kararlarından anlaşıldığını, bağış işlemlerinin üzerinden 17-18 yıl geçtiği halde davalının bağış amacına uygun herhangi bir işlem yapmadığını, taşınmazın boş vaziyette durduğunu, bu nedenle bağıştan rücu ettiklerini ileri sürerek dava konusu 53 59... parsel sayılı taşınmazda bağış yolu ile davalı adına tescil edilen davacı paylarının tapu kayıtlarının iptali ile davacılar adına tescilini istemiştir. Davalı ... vekili; dava konusu bir kısım pay yönünden davanın bağışlayan tarafından değil mirasçılar tarafından açıldığını, mirasbırakanlarının ölüm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 246/2. maddesi gereğince mirasçıların rücu hakkı bulunmadığını, 1 yıllık hak düşürücü sürenin de geçtiğini, bağışın koşullu olmadığı gibi, koşullu bağıştan dönebilmek için haklı bir sebep olmaksızın koşulun icra edilmemesi gerektiğini, sağlık ocağı alanı olarak planlanan taşınmazın ancak Sağlık Bakanlığı tarafından kamulaştırılıp tasarruf edilebileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince; bir kısım davacının, mirasbırakanlarına teban açtıkları davanın 818 sayılı BK'nın 246. maddesi gereğince hak düşürücü süre nedeniyle reddine, bir kısım davacının bizzat kendi devrettikleri payları yönünden açtıkları davanın ise ispatlandığı gerekçesiyle kabulüne karar verilmiş, taraf vekillerinin istinafı üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, kararın taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Dairece; "...dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar ..., ..., ..., ..., ..., ... tarafından mirasbırakanları ...’a teban açılan, yine davacılar ..., ..., ..., ... tarafından mirasbırakanları ... ...’a teban açılan, yine davacılar ..., ... ve ... tarafından mirasbırakanları ... ...’a teban açılan dava yönünden, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 246. maddesi uyarınca dava açma hakları bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmiş olması doğru olduğu gibi; davacılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile yargılama sırasında ölen davacı ...’ın bizzat devrettiği paylarla ilgili olarak koşullu bağıştan rücu şartlarının gerçekleştiği benimsenmek suretiyle bu paylar yönünden davanın kabulü ile iptal tescile karar verilmesi de doğrudur. Davacı ve davalı tarafın bu yönlere ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine. Ancak; kabul kapsamındaki davacılar ..., ..., ... ile yargılama sırasında ölen davacı ...’ın mirasçıları yönünden pay üzerinden iptal tescil hükmü kurulması gerekirken, infazda tereddüt oluşturacak biçimde ve HMK’nın 297/2. maddesine aykırı olacak şekilde metrekare üzerinden iptal-tescile karar verilmesi doğru değildir..." gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiş, İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, dava konusu taşınmazda davacılar ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve yargılama sırasında ölen davacı ... (mirasçıları ..., ... ..., ..., ... ve ...) tarafından bizzat devredilen paylar yönünden bağıştan rücu şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne; davacılar ..., ..., ..., ..., ..., ... tarafından mirasbırakanları ...’a teban açılan, davacılar ..., ..., ..., ... tarafından mirasbırakanları ... ...’a teban açılan, yine davacılar ..., ... ve ... tarafından mirasbırakanları ... ...’a teban açılan dava yönünden ise 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 246. maddesi uyarınca davanın reddine karar verilmiştir. Hemen belirtilmelidir ki, hükmüne uyulan bozma kararında gösterildiği şekilde araştırma ve inceleme yapılarak yazılı şekilde karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalı vekilinin tüm, davacılar vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine.Somut olayda, İlk Derece Mahkemesinin 01.11.2019 tarihli önceki kararında, harcı tamamlanan değer üzerinden davacılar ... ... mirasçıları ile davacı ... ... mirasçısı davacı ... dışındaki davacılar lehine 61.712,59 TL nispi, davalı ... lehine ise 2.725,00 TL maktu vekalet ücretine hükmedildiği, davacılar vekilinin ve davalı vekilinin hükmün fer'ilerine yönelik temyize gelmediği, sadece işin esasına yönelik temyiz talebinde bulundukları, bir başka ifadeyle vekalet ücreti yönünden anılan hükmün davacılar lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğu kuşkusuz olup temyizen incelenen son kararda ise usuli kazanılmış hak olgusu göz ardı edilerek davacılardan sadece ..., ... ve ... lehine 38.054,46 TL eksik nispi vekalet ücreti hükmedilmesi doğru olmadığı gibi davalı ... lehine de maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken 162.409,58 TL nispi vekalet ücreti hükmedilmiş olması isabetsizdir.Ne var ki, bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davacılar vekilinin değinilen yönden temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 8. bendinin hüküm yerinden çıkarılarak yerine 8. bent olarak; "Davacılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 61.712,59 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile ... ... mirasçıları davacılar ..., ..., ..., ... ve davacı ... ... mirasçısı davacı ... dışındaki diğer davacılara verilmesine," cümlesinin yazılmasına, yine hüküm fıkrasının 9. bendinin hüküm yerinden çıkarılarak yerine 9. bent olarak; "Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden reddedilen kısım yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'tan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalıya verilmesine" cümlesinin yazılması suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın İlk Derece Antalya 8. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 24.03.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.