İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, süresinde itiraz edilmeyen haksız icra takibi ve kaydi hacizden kaynaklanan manevi tazminat talebinin reddi kararını inceledi.
Özet: Tanınmış bir işletme, hukuka aykırı şekilde "kaçak elektrik kullanımı" iddiasıyla başlatılan icra takibine süresi dışında itiraz etmesi ve takibin kesinleşmesi sonucu banka hesabına konulan kaydi haciz nedeniyle manevi zarar gördüğünü iddia ederek tazminat talep etmiştir. Davalı taraf, davacının yasal sürede itiraz etmeyerek zararın oluşmasına bizzat sebep olduğunu, icra takibinin sehven yanlış kişiye açıldığını fark edince taraf değişikliği yaptığını savunmuştur. İlk derece mahkemesi, ödeme emrindeki yasal uyarıya rağmen süresinde itiraz edilmemesini örtülü rıza olarak değerlendirmiş, yalnızca banka hesabına konulan kaydi haczin davacının faaliyet gösterdiği muhitte şayia yaratarak manevi zarara yol açtığı iddiasını, başkaca delil sunulmaması ve fiili bir haciz veya muhafaza işlemi yapılmaması nedeniyle kabul etmeyerek davayı reddetmiştir.

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : ████████
KARAR NO : █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : █████/2022
NUMARASI : ████████ Esas - ████████ Karar
DAVA : Manevi Tazminat
KARAR TARİHİ : █████/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : █████/2026
Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verilen, yukarıda tarih ve numarası gösterilen kararına karşı, istinaf başvurusunda bulunulmakla, dosyada duruşma yapılmasını gerektiren eksiklik görülmediğinden 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1-son cümle uyarınca istinaf incelemesinin duruşmasız yapılmasına karar verilerek, dosya incelendi;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü
DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... Çeşme ve Alaçatı bölgelerinde tanınmış, turistler arasında popüler, ticaret hayatında aktif, saygın bir müessese olduğunu, tüm yasal yükümlülüklerini düzenli olarak yerine getirme gayesiyle vergilerini ve borçlarını zamanında ödediğini, davalı ..., ortada hiçbir borç olmadığı halde, müvekkili ... aleyhinde ilamsız takip işlemi başlatıldığını, bahsettikleri haksız icra takibi genel yetki kuralının aksine ''borçlunun yerleşim yeri'' icra dairesi olan Çeşme Adliyesi'nde değil İzmir Adliyesi'nde açıldığını, üstelik, takibin açıklamasına ''kaçak elektrik kullanım bedeli'' yazıldığını, yani müvekkilimize ''hukuka aykırı yollarla enerji elde etme suçu''nun isnat edildiğini, müvekkilinin yetkisiz icra dairesinde ve aleyhinde haksız olarak başlatılmış olan bu takibe yönelik itirazının belirlenen kanuni süreyi 1 gün aştığı gerekçesiyle reddedilerek takibin kesinleştiğini, davalı tarafın yapmış olduğu haksız haciz nedeni ile müvekkilinin uğradığı manevi zararın tazmini için tahkikat sonucunda manevi zararının değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda arttırılmak üzere asgari 30.000,00 TL manevi tazminatın haksız haciz tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep ve dava ettikleri görülmüştür.
DAVALI CEVABININ ÖZETİ:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ilamsız icra takibinin söz konusu olduğu hallerde icra itiraz dilekçesi ödeme emrinin borçluya tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde verilmesi gerektiğini, ancak davacıya ödeme emri usulüne uygun tebliğ edilmiş olmasına rağmen davacı tarafından süresi içerisinde itiraz dilekçesinin sunulmadığını, daha sonrasında borçlu olmadığına ilişkin menfi tespit davası sürecinin de başlatılmadığını, hatta haciz işlemi sonrasında dahi makul süre içerisinde müvekkil şirket ile görüşme sağlanmadığını, Keza, davacı tarafından kanun gereği 7 gün süre içerisinde itiraz dilekçesi sunulmuş olsa idi yahut itiraz süresini kaçıran davacı tarafından makul süre içerisinde müvekkil şirket ile görüşme sağlansa idi söz konusu durumun meydana gelmeyeceğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, eğer bir zarar söz konusu ise bile davacının zararı doğuran fiile razı olduğunu ve zararın doğmasına kendisinin sebep olduğunu, nitekim, davacı tarafından makul sürede bir insanın kendi menfaati icabı zarara uğramamak için yapacağı gerekli işlemlerin yapılmadığını, müvekkili şirket tarafından davacının mağduriyet yaşamaması için söz konusu takibin sehven yanlış borçluya açıldığının fark edilmesi ile birlikte icra dairesine iradi taraf değişikliği için talep dilekçesi sunulmuş olup gerekli işlemlerin yapıldığını, davacının haksız ve mesnetsiz davasının reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesi talep ettikleri görülmüştür.
DELİLLER :
İzmir 21. İcra Müdürlüğü'nün █████████ Esas sayılı dosyası ve tüm dosya kapsamı.
İDM KARARININ ÖZETİ :
İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; somut olayda davalı şirketin İzmir 21. İcra Dairesinin █████████ Esas sayılı dosyasına sunduğu takip talebi akabinde icra dairesince gönderilmiş olan █████/2021 tarihli ödeme emrinde gerekli aydınlatma ve açıklamaların mevcut olduğu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 günlük itiraz süresinin bulunduğu ve belirtilen işbu yasal süre içerisinde itirazda bulunulmaz ise Cebri İcraya Devam Edileceği İhtaratının yapıldığının görüldüğü, davacı şirketin süresi içerisinde itirazda bulunmama şeklindeki eylemini örtülü rıza olarak değerlendirmenin de mümkün olduğu, ayrıca bahsi geçen icra takibinde herhangi bir fiili haczin ve muhafaza işleminin yapılmadığı, davacının banka hesabına kaydi haciz konulmasından ibaret işlemin davacı şirketin faaliyet gösterdiği muhitte şayia yaratarak davacı şirketin manen zarara uğrattığının kabulünün mümkün olmadığı, dava dilekçesinde dayanılan tek delilin İzmir 21. İcra Dairesinin █████████ Esas sayılı takip dosyası olduğu ve oluştuğu öne sürülen manevi zararın varlığını ortaya koyacak başkaca herhangi bir delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece başkaca delil sunulmadığı gerekçesiyle hüküm tesis edilmiş ise de cevaba cevap dilekçelerinde süresi içinde öne sürüldüğü halde Mahkemece dinlenilmeyen tanıkların davacı şirketin uğradığı manevi zararın ispatı niteliğinde olduğunu, müvekkili şirketin ticaret hayatında aktif, saygın bir müessese olduğunu, tüm yasal yükümlülüklerini düzenli olarak yerine getirme gayesiyle vergilerini ve borçlarını zamanında ödediğini, davalı şirketin ortada hiçbir borç olmadığı halde davacı şirket aleyhine ilamsız icra takibi başlattığını, takibin açıklamasına "kaçak elektrik kullanım bedeli" yazılarak müvekkili şirketi hukuka aykırı yollarla enerji elde etme suçunun davranışlarının isnat edildiğini, kişiler adli ve idari yerlere başvurma hakkına sahip ise de haklarını kullanırken özen yükümlülüğü altında olduğunu, davalı tarafın özen yükümlülüğüne hiçbir şekilde riayet etmediğini, kişiler haklarını kullanırken ve mercilere başvururken elbetteki özgür olması gerektiğini, davalı tarafın ne enerji dağıtırken ne de yasal yollara başvururken gerekli özen yükümlülüğüne riayet etmediğini belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İSTİNAFA CEVAP :
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın istinaf itirazlarının reddine karar verilmesini istemiştir.
G E R E K Ç E
Uyuşmazlık, haksız icra takibi ve hacizden kaynaklanan haksız eylem nedeniyle manevi tazminat isteğine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
6100 Sayılı HMK’nun 355. maddesi uyarınca inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilir; aynı Kanunun 357. maddesine göre de; İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemeyeceği ve istinafta yeni delillere dayanılamayacağına ilişkin maddeleri çerçevesinde inceleme yapılmıştır.
Bilindiği üzere, haksız yere bir kimse aleyhine icra takibi yapılması, haksız haciz ve satış işlemi yapılması 6098 Sayılı TBK un 49 uncu maddesi kapsamında haksız eylem niteliğindedir. Bu haksız eylemden zarar gören aynı maddenin ikinci fıkrası ile aynı Kanunun 50 inci maddesi uyarınca maddi zararını, Kanunun 58 inci uyarınca da itibarı zarar gördüğünden bahisle kişilik hakları saldırıya uğradığını ileri sürerek manevi tazminata hükmedilmesini de isteyebilir.
Ayrıca, kural olarak Anayasa’nın 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde dava açmak,icra takibi yapmak hakkına sahiptir. Bu hak kötüye kullanılmadığı sürece hakkı kullananın tazminatla sorumlu tutulması söz konusu olamaz. İcra takipleri başkalarının kişilik haklarını zedeleseler bile belirli ölçüler içinde hukuka uygundur. Bu hukuka uygunluğun dayanağı ,bireylerin yada da kamunun üstün menfaatlerinin korunmasıdır.Ancak bu hak toplumsal görevine aykırı kullanılmışsa ,bu kötüye kullanma davranışı hukuka aykırı kılar.
Haksız icra takibi ve haciz nedeniyle manevi tazminat talep edilebilmesi için davalı tarafın davacı aleyhine başlattığı icra takibinde kötüniyetli ve ağır kusurunun varlığının davacı tarafından ispat edilmesi gerekir.
Somut olayda; davalı şirketin İzmir 21. İcra Dairesinin █████████ Esas sayılı dosyasında davacı şirket aleyhine kaçak elektrik kullanım bedelinden kaynaklanan alacağa ilişkin ilamsız icra takibi başlattığı, ödeme emrinin davacı şirkete █████/2021 tarihinde tebliğ edildiği, davacı şirketin süresi içerisinde borca itiraz etmemesi üzerine takibin kesinleştiği, █████/2021 tarihinde davacı şirketin banka hesaplarına haciz uygulandığı, daha sonra davalı şirket tarafından icra takibinde taraf değişikliği talebinde bulunulduğu, taraf değişikliği üzerine ... parsel ... Yönetimi aleyhine ödeme emrinin çıkarıldığı, davacı şirket hakkındaki hacizlerin █████/2021 tarihinde kaldırıldığı anlaşılmıştır.
2004 Sayılı İİK’nın 259/1. maddesinde, ihtiyati haczin haksız çıkması halinde, borçlunun ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğradıkları bütün zararlardan alacaklının sorumlu olduğu düzenlenmiştir. İhtiyati haciz haksız ve bundan maddi zarar doğmuşsa, alacaklı kusurlu olmasa dahi, zarar görene maddi tazminat ödemekle yükümlüdür.
Buna karşılık, haksız ihtiyati haciz koyduran alacaklının kusursuz sorumluluğu sadece maddi tazminat bakımından olup, manevi tazminat yönünden davalının kötü niyetli veya ağır kusurlu olması ve zarar koşullarının oluşması gerekir . Manevi tazminat istemi yönünden; haksız ihtiyati haciz kararı alan alacaklının kusursuz sorumluluğu sadece maddi tazminat bakımından geçerli olduğundan, manevi tazminat yönünden TBK 58, (BK’nın 49) maddesindeki koşulların oluşması gerekir. Bu maddeye dayalı sorumluluk ise, kusura dayalıdır. Bu itibarla, alacaklının kötüniyetli veya iyiniyetli olup olmadığı da sonuca etkili olup, ağır olmasa da kusurlu olması da gerekmektedir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ██████████ E █████████K). Haksız hacizde kötü niyet olgusunu belirlerken yalnızca takip talebi anındaki iradeyi değerlendirmekle yetinmeyip, süreç içerisindeki genel tutum ve davranışa bakarak, alacaklının haksız yere haciz uygulayıp uygulamadığını tespit etmek gerekmektedir.
Somut olayda, olayların yukarıda açıklanan gelişimi dikkate alındığında haciz işleminin başka bir ifade ile takibin haksız ve kusurlu olduğu, davalı tarafından davacı aleyhine başlatılan takibin dayanaksız olduğu, davacının hukuka uygun olmayan bir şekilde cebri icra tehdidi altında bırakılarak, davacı şirketin banka hesaplarına haciz uygulandığı, davalının basiretli bir tacir gibi gerekli özen ve dikkati göstermeyerek borçlu olmayan davacı hakkında hukuka aykırı olarak icra takibi başlattığı olayda manevi tazminat koşulları oluştuğu anlaşıldığı halde; İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, bu yöne ilişkin davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Müterafik kusur yönünden, 6098 Sayılı TBK'nın "Tazminatın belirlenmesi" üst başlıklı 51/1 maddesi; Hâkimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği hükme bağlanmıştır.
Tazminattan indirim sebeplerini düzenleyen 52.maddesinde öngörülen sebepler, daha çok zarar görenle ilgilidir. "Hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı" yönündeki genel hukuk ilkesinin etkisiyle, maddede sayılan belirli hal ve durumlarda tazminattan indirim yapılması mümkün bulunmaktadır.
Anılan madde kapsamında yer alan indirim sebeplerinden bir kısmı; zarar verici fiile rıza, ortak veya kişisel kusurdur. Zarar gören, zararlandırıcı olayın sebep olacağı zarara önceden razı olabilir. Zarar gören, zarara açık veya örtülü bir irade beyanıyla razı olabileceği gibi, rızanın, diğer bir takım olgulardan da çıkarılması mümkündür. Makul bir insanın aynı şartlarda kendi yararı gereğince yapmaması gereken harekette bulunması da, zarar görenin ortak kusurunu ifade etmektedir. Zarar görenin bu kusuru, illiyet bağını kesmeyecek yoğunlukta ise tazminattan bir indirim sebebidir. Burada da hâkim, somut olayın özelliklerini dikkate alarak, hakkaniyet düşüncesiyle indirim yapabilecektir.
Müterafik kusur; aynı şartlar altındaki makul, dürüst ve ortalama bir kişinin, kendi menfaati icabı, zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçınması gereken bir davranış tarzını ifade etmektedir. Bu yolda indirim yapılabilmesi için herhangi bir talebin bulunması da şart değildir. (Yargıtay 17. HD █████████ Esas - ████████ Karar sayılı █████/2018 tarihli kararı)
Bu açıklamalar kapsamında eldeki davada, davacı şirkete ödeme emrinin █████/2021 tarihinde tebliğ edildiği halde 7 günlük itiraz süresi geçirilerek █████/2021 tarihinde borca itiraz etmemesi nedeniyle icra takibi kesinleştiğinden ve davacı şirketin banka hesaplarına haciz uygulandığından, davacının eklenen kusurunun zararın artmasına etkili olduğu belirlenmiş olup; manevi tazminat miktarının belirlenmesinde müterafik kusurun dikkate alınması gerektiği anlaşılmıştır.
6098 Sayılı TBK'nun 58. maddesi gereğince; hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. █████/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İBK gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Davaya konu somut olayın gerçekleşme şekli, yeri, zamanı, davalının özen yükümlülüğünü yerine getirmemesi, davacının eklenen kusuru, yukarıda açıklanan ilkeler, davalının eylemindeki hukuka aykırılığın tespitinin sağlayacağı manevi tatmin ile birlikte değerlendirildiğinde davacı şirket lehine 10.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesinin hakkaniyete uygun olacağı değerlendirilmiştir.
Tüm bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkrası (b-2) bendi gereğince kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, kabul edilen istinaf nedenleri yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden düzeltilerek yeniden esas hakkında karar vermek suretiyle; davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın █████/2021 haciz tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine şeklinde karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf isteminin 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkra (b-2) bendi gereğince KABULÜNE,
2-İlk Derece Mahkemesi olan İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas - ████████ Karar sayılı, █████/2022 tarihli kararının KALDIRILMASINA,
3-Düzelterek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle;
a-Davanın KISMEN KABULÜ ile 10.000,00 TL manevi tazminatın █████/2021 haciz tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine,
b-Alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcından davacının yatırdığı 512,33 TL peşin harcın mahsubuyla bakiye 219,67 TL'nin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, mahsubuna karar verilen 512,33 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
c-Davacı tarafından yapılan 201,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
ç-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
d-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince hesaplanan 10.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
e-Anayasa Mahkemesinin █████/2024 tarih, ███████ Esas - ████████ Karar sayılı kararı uyarınca kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
f-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A fıkra, 13 ve 14. maddeleri gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
g-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
ğ-Taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
4-Davacı tarafından peşin yatırılan 220,70 TL istinaf yoluna başvurma harcının mahsubuyla Hazineye gelir kaydına, 80,70 TL istinaf karar ve ilam harcının talep halinde davacıya iadesine,
5-Davacı tarafından yapılan 36,00 TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
İlişkin dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda █████/2026 tarihinde 6100 Sayılı HMK'nun 361/1 ve 362/1-a maddeleri uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta süre içinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!