Kadastro tespitine itiraz davasında Hazinenin, orman dışı bırakılan taşınmazda kesinleşen orman kadastrosuna itiraz etmemesi nedeniyle davasının reddi.
Özet: Yüksek mahkeme, hazine tarafından dava konusu arazinin devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu ve zilyetlikle kazanılamayacağı iddiasıyla açılan kadastro tespitine itiraz davasında, ilk derece ve istinaf mahkemelerinin davalı adına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle tescil kararını yerinde bulmuştur; zira taşınmazın 1991de kesinleşen orman kadastrosunda orman vasfını yitirdiği ve bu karara hazinenin itiraz etmediği, ayrıca kadastro tespit tarihine kadar 20 yıllık zilyetlik süresinin dolduğu tespit edilmiştir.

MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : █████████ E., ████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ : Kandıra (Kapatılan) Kadastro MahkemesiSAYISI : ███████ E., ███████ K.Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.Kararın davacı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:K A R A R ... ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) geçici 8. maddesi uyarınca yapılan kadastro çalışmaları sırasında, 1 02... parsel sayılı 3.210,42 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle fındık bahçesi vasfıyla davalı adına tespit edilmiştir. Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmazın zilyetlikle kazanılacak taşınmazlardan olmadığını, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazlardan olduğunu, davalı yararına zilyetlik koşullarının oluşmadığını ileri sürülerek, tespitin iptali ile taşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "davalı yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu" gerekçesiyle davanın reddine, ... ili ... ilçesi ... (köyü) Mahallesi 1 02... parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanağındaki gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı Hazine vekili istinaf dilekçesinde özetle; taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, zilyetlik şartlarının oluşmadığını ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle davacı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Davacı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir. Dava konusu taşınmaz, 1957 yılında yapılan ilk tesis kadastro çalışmalarında orman olarak tescil harici bırakılmıştır. Daha sonra taşınmazın bulunduğu yörede 6831 sayılı Orman Kanunu'na (6831 sayılı Kanun) göre yapılan orman kadastro çalışmaları yapılmış ve 03.12.1991 tarihinde kesinleşmiştir. Bu çalışmada dava konusu taşınmaz, orman sınırları dışında bırakılmıştır. 11.04.2022 tarihli jeodezi bilirkişi raporunda 1940 tarihli hava fotoğrafında taşınmazın ağaçlık orman olduğu, 1971 tarihli hava fotoğrafında açıklık ve sürülü arazi olduğu, 1980-1999 tarihli hava fotoğraflarında ise fındıklık olarak kullanıldığı ve bu durumun 2021 yılı uydu fotoğrafında da devam ettiği belirtilmiştir. 22.03.2022 tarihli ziraat bilirkişi raporunda, taşınmazın 40-45 yıldır tarım arazisi olarak kullanıldığı, üzerinde 40-45 yaşlı fındık ağaçlarının bulunduğu bildirilmiştir. 6831 sayılı Kanun'a göre yapılan orman kadastro çalışmasının kesinleşme tarihinden kadastro tespit tarihine kadar 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile mülk edinme süresi dolmuştur. Dava konusu taşınmaz 1940 tarihli hava fotoğrafında ağaçlık orman olarak belirtilmiş ise de, 1991 yılında yapılan orman kadastro çalışmasında orman sayılmayan alanda kaldıkları, Hazinenin davasının Kadastro Mahkemesinde açılmış olan 3402 sayılı Kanun'un 18. maddesine dayalı kadastro tespitine itiraz davası olduğu ve dava konusu taşınmaza ilişkin 18.08.2021 tarihli kadastro tutanağı incelendiğinde; Hazine tarafından orman kadastrosuna itiraz davası açılmadığı dikkate alındığında, İlk Derece Mahkemesince, Hazine tarafından itiraz edilmeyerek 03.12.1991 tarihinde kesinleşen orman kadastro çalışmasına dayanılarak karar verilmesi doğru görülmüştür. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA,Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,24.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde özetle; ... ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanı sınırları içinde Kadastro ekibince 5831 sayılı Kanunla 3402 sayılı Kanun'a eklenen geçici 8. maddesi kapsamında tahdit ve tespitleri yapılmış olup, düzenlenen askı tutanaklarının 16.11.2021 tarihli ve 15.12.2021 tarihleri arasında askıya çıkarıldığını, askı ilanına ait yapılan incelemede; 1 02... parsel nolu taşınmazın Hazine adına yazılması gerekirken davalı adına yazılmış olduğunu, davaya konu taşınmazın zilyetlikle kazanılacak taşınmazlardan olmayıp, davalı adına yapılan tespitin hatalı olduğunu, 3402 sayılı Kanun’un Hazine adına tespit başlıklı 18. maddesinde "Yukarıdaki maddelerin hükümleri dışında kalan ve tescile tabi bulunan taşınmaz mallar ile tarım alanına dönüştürülmesi veya ekonomik yarar sağlanması mümkün olan yerler Hazine adına tespit olunur. Orta malları, hizmet malları Ormanlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilen yerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmaz mallar, tapuda kayıtlı olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisap edilemez” denildiğini, aynı şekilde 3402 şayılı Kanunun 18/2. Maddesinde; taşınmaz orta malı, hizmet malı, orman, kamuya tahsis veya kanunlar uyarınca Devlete kalan veya kalacak olan taşınmazlardan olmamalıdır." denildiğini, davaya konu taşınmazların zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığını, davalı için TMK 713. maddesine göre zilyetlik ile iktisap süresi ve şartlarının oluşmadığını, arzın maliki devlet olup; taşınmazın Maliye Hazinesi adına kayıt ve tescil edilmesi gerektiğini belirterek, dava konusu taşınmazda davalı adına yapılan tespitin iptali ile taşınmazın Hazine adına tespit ve tescil edilmesine karar verilmesi talep edilmiştir.6100 sayılı Kanun'un 31. maddesinde hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir şeklinde düzenleme yapılarak hakime yargılama sonunda doğruya ulaşma görevini yüklemiştir.Taşınmazın bulunduğu yörede 6831 sayılı Kanun'a göre orman kadastro çalışmaları yapılmış ve 03.12.1991 tarihinde kesinleşmiştir. Dava dilekçesinden davacı Hazine'nin taşınmazın hangi nitelikle tescil edilmesini istediği ve orman kadastro çalışmalarına itiraz edip etmediği anlaşılamamaktadır. Bu itibarla; mahkemece öncelikle 6100 sayılı Kanun'un 31. maddesi uyarınca davacı Hazine'den taşınmazın hangi nitelikle tescil edilmesini istediği ve orman kadastro çalışmalarına itiraz edip etmediği hususlarında açıklama yapılması istenmelidir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.12.2008 tarih ve 2008/7-717 Esas, ████████ Karar sayılı kararında da değinildiği üzere, en geniş anlamıyla “kamu malı” kavramı, Devletin veya kamu tüzel kişiliğine sahip idarelerin, kamu hizmetlerini ifa ederken kullandıkları ve yararlandıkları malları ifade etmektedir. 3402 sayılı Kanun'un 16. maddesinde “Kamu Malları” başlığı altında, kamunun ortak kullanımına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerler hakkında ayrıntılı düzenlemeler bulunmakta, eş düzenlemelere 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin Yürürlükten Kaldırılmış Hükümleri Kanunu (743 sayılı Kanun) (madde 641, 912) ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (4721 sayılı Kanun) (madde 715, 999) yer verilmektedir. Keza, 3402 sayılı Kanun'un 16/D maddesinde, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlara da yer verilmiştir. Kamu malları üzerinde özel mülkiyet kurulamaz. Bunlar kamu hizmeti yönünden tahsis edildikleri yetkili idarece kamu malı olmaktan çıkarılmadıkları sürece temlik edilemez; kazandırıcı zamanaşımı yoluyla da edinilemezler. Kamu malı niteliği kazanmış bir taşınmaz özel mülkiyete konu olamayacağından tapuya bağlansa bile "mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 931 ve Türk Medenî Kanunu'nun 1023 üncü maddeleri bu durumda uygulanmaz. (Y.H.G.K. 30.09.1981 tarih, Esas: 1979/1-167, Karar: ████████, 03.12.2008 tarih ve 2008/7-717-722). Bu sonuçlara bağlı olarak, Hukuk Genel Kurulunun 21.2.1990 tarih ve 1989/1-700 Esas, ████████ Karar; 18.10.1989 tarih ve 1989/1-419 Esas, ████████ Karar sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; kamu malı niteliği taşıyan bir taşınmazın her nasılsa özel mülk olarak tapuya tescil edilmesi bir yolsuz tescil olup, bu husus o yerin özde tescile tabi bulunmama (kamu malı olma) niteliğini değiştirmez. (Y.H.G.K.’nın 26.02.2003 tarih ve ███████-116 Esas, ████████ Karar; 25.12.2002 tarih ve ███████-1101 Esas, █████████ Karar sayılı kararları).Kamu malları özel mülkler gibi devir ve temlik edilemezler. Böyle durumlarda, iyiniyet veya tapu siciline güven ilkelerinin uygulama yeri de yoktur (YHGK’nin 11.06.2003 tarihli ve ███████-414 Esas ve ████████ Karar sayılı kararı).Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 08.05.1987 tarih ve 1986/3 Esas, 1987/4 Karar sayılı ilamı da, "766 sayılı Tapulama Kanunu'nun (766 sayılı Kanun) hak düşürücü süre ve kamu malına ilişkin 31... inci maddeleriyle ilgili olup, içtihadı birleştirme kararı ile kamu mallarında hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı" kabul edilmiştir. 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun (766 sayılı Kanun) 31... inci maddelerine koşut düzenlemeler 3402 sayılı Kanun'un 12... maddelerinde de yer aldığına göre, sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararı 3402 sayılı Kanun'un yürürlüğü döneminde de uygulama olanağı bulacaktır. 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la (5841 sayılı Kanun) 3402 sayılı Kanun'un 12 inci maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen "Bu hüküm iddianın ve taşınmazın niteliği ile devlet ya da diğer kamu tüzel kişilikleri olsa dahi tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır" hükmü ile aynı Kanuna eklenen Geçici 10 uncu maddesindeki "Bu Kanunun 12 inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" hükmü, Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 gün ve ███████-77 sayılı kararı ile iptal edilmiş ve iptal kararı █████/2011 tarihli 28003 sayılı Resmî Gazetede yayımlanmıştır. 6831 sayılı Kanun'un 6527 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile değişik 11. maddesinin 1. fıkrasına göre; " Orman kadastro komisyonlarınca alınan kararlara ilişkin düzenlenen tutanak ve haritalar askı suretiyle otuz gün süre ile ilan edilir. Bu ilan ilgililere şahsen yapılan tebliğ hükmündedir. Tutanak ve haritalara karşı itirazı olanlar; askı tarihinden itibaren otuz gün içinde kadastro mahkemelerinde, kadastro mahkemesi olmayan yerlerde kadastro davalarına bakmakla görevli mahkemelerde dava açabilirler. İlan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kararlara ilişkin düzenlenen tutanak ve haritalar kesinleşir. Orman kadastro komisyonlarınca düzenlenen tutanak ve haritaların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak Hazine hariç itiraz olunamaz ve dava açılamaz." Bu itibarla Hazine hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman orman kadastrosuna itiraz davası açabilir.Yukarıda açıklandığı üzere davacı Hazine'nin, orman kadastro çalışmalarına da itiraz ettiğini belirtmesi halinde orman kadastrosuna itiraz davası tefrik edilerek görevsizlik kararı verilmek suretiyle Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesi, sonucunun beklenmesi, orman sınırları içerisine alınması halinde davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinden Sayın Çoğunluğun onama görüşüne katılamıyoruz.