Ankarada Hazineye karşı imar ve ihya ile zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil davasında direnme kararı temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulu incelemesi.
Özet: Davacının babasından kalan ve uzun yıllardır imar, ihya ve zilyetlikle kazanıldığını iddia ettiği taşınmazların tapu iptali ve tescili talebiyle açtığı davada, ilk derece mahkemesi mülkiyetin kazanıldığını tespit etse de, taşınmazların imar planına dahil edilmesi ve yeni parsellere ayrılması nedeniyle sadece mülkiyetin tespitiyle yetinmiş; istinaf ve temyiz süreçleri sonrası bölge adliye mahkemesinin özel daire bozmasına direnmesi üzerine, uyuşmazlık, zilyetlikle kazanılan arazinin imar planı kapsamına alınmasının mülkiyet iktisabına engel olup olmadığı ile tescil yerine tespit kararının hukuki olup olmadığı noktasında yoğunlaşmaktadır.
Hukuk Genel Kurulu         ████████ E.  ,  ████████ K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

    SAYISI : █████████ E., ████████ K.
    ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 19.09.2023 tarihli ve
    █████████ Esas, █████████ Karar sayılı BOZMA kararı
    Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Kararın davalı Hazine vekili, davalı ... vekili ve davacı vekili (katılma yoluyla) tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
    Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
    Direnme kararı davacı vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    I. DAVA
    Davacı vekili; Ankara ili, Sincan ilçesi, ... Mahallesinde kâin 2109, 2110, 18 03... parsel sayılı taşınmazları müvekkilinin babası ...’nun imar ve ihya ettiğini, taşınmazların 1965 yılından bugüne kadar davasız ve aralıksız ekilip biçildiğini, emek ve para harcanmak suretiyle ekilebilir hâle getirildiğini, baba ...’nun sağlığında anılan taşınmazları müvekkiline bıraktığını, müvekkilinin de tek başına malik sıfatıyla ekip biçmek suretiyle taşınmazları kullanmaya devam ettiğini, dava konusu taşınmazların orman sayılan yerlerden olmadığı gibi kamu hizmetine tahsis edilmiş yerlerden de olmadığını, ancak taşınmazların bir kısmının Hazine adına tescil edildiğini ileri sürerek müvekkili tarafından kullanılan alanların tespitine ve adına tesciline, davalı Hazine adına kayıtlı kısımların tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
    II. CEVAP
    1. Davalı Hazine vekili; dava konusu taşınmazların devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, ayrıca Ankara Büyükşehir Belediyesince tanzim edilen Nazım İmar Planı içerisinde kaldığından 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17. maddesi gereğince imar ve ihya edilerek mülkiyetlerinin kazanılamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.
    2. Davalı ... vekili; dava konusu taşınmazların imar uygulamasına tabi tutulduğunu, 18 03... parsel sayılı taşınmazların müvekkiline ait olduğunu, imar ile muhtelif ada ve parsellere revizyon gördüğünü, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713. maddesi uyarınca davacının tescil talebinde bulunamayacağını, 3402 sayılı Kanun’un 14... . maddelerinde yazılı şartların davacı lehine gerçekleşmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
    3. Davalı ... vekili; dava konusu taşınmazların 13.04.2012 tarihinde kesinleşen 1/25000 ölçekli 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planı ve 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı kapsamında kaldıklarını, zilyetlik yoluyla iktisaplarının mümkün olmadığını, gerekli araştırma ve incelemenin yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
    III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
    İlk Derece Mahkemesinin 15.11.2018 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararıyla; dosya kapsamı ve toplanan delillerden, 37.2 00... yüzölçümlü 1803 sayılı parselin 34.8 91... ’sinin, 15.0 00... yüzölçümlü 1804 sayılı parselin tamamının, 7.0 47... yüzölçümlü 2109 sayılı parselin 6.6 75... ’sinin, 8.4 00... yüzölçümlü 2110 sayılı parselin 8.3 64... ’sinin davacı tarafından imar ihya edilmek suretiyle kullanıldığı, imar ihyanın 1968 yılı öncesinden başlayarak bugüne kadar tarımsal faaliyet şeklinde devam ettiği, imar uygulamasının yapıldığı 2012 yılına kadar dava konusu alanlarda 3402 sayılı Kanun’un 14... . maddelerinde aranılan koşulların gerçekleştiği, kazanım koşullarının oluşmasından sonra dava konusu alanın imar planı içerisine alınmasının mülkiyet iktisabına engel olmayacağı, dava konusu taşınmazların imar uygulaması ile yeni parsellere, park ve yollara revizyon gördüğü, bu durumda imar planına göre kamu orta malı olarak bırakılan yerler hakkında tescil kararı verilemeyeceğinden ve yine dava dışı üçüncü kişiler adına tescil edilen imar parselleri hakkında iptal ve tescil kararı verilemeyeceğinden mülkiyetin tespiti ile yetinilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile 1803, 1804, 21 09... parsel sayılı taşınmazlarda fen bilirkişinin 07.06.2018 havale tarihli rapor ve krokisinde belirtilen kısımlar (imar ile yeni parsellere, parklara ve yollara özgülenen) yönünden dava tarihi itibarıyla 4721 sayılı Kanun’un 713/1. fıkrası uyarınca imar, ihya ve zilyetlik nedeniyle tescil şartlarının oluştuğu ve davacının mülkiyetinde olduğunun tespitine karar verilmiştir.
    IV. İSTİNAF
    A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili, davalı ... vekili ve davacı vekili (katılma yoluyla) istinaf başvurusunda bulunmuştur.
    B. Gerekçe ve Sonuç
    Bölge Adliye Mahkemesinin 17.03.2021 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararıyla; dava konusu 21 09... sayılı parsellerin 1955 yılında yapılan tesis kadastrosu sırasında ekilemez arazi olarak tescil harici bırakıldıkları, 05.11.2001 tarihinde ihdasen ham toprak vasfıyla Hazine adına tescil edildikleri, bölgede yapılan imar uygulaması neticesinde çeşitli imar parsellerine, yol ve park alanlarına revizyon gördükleri, dosya kapsamı ve toplanan deliller uyarınca Hazine adına tescil ve imar planına alınma tarihinden geriye doğru davacının imar ihya işlemlerini tamamlayarak yirmi yılı aşkın tarım arazisi olarak zilyet bulunduğu, davacı lehine 3402 sayılı Kanun’un 17. maddesinde öngörülen şartların gerçekleştiği, ancak tescili istenilen yerlerin kısmen imar adalarında, kısmen imar yollarında ve parklar ile üçüncü kişiler adına tapuda tescil edilmiş parsellerde kaldığı ve davacının itirazının olmadığı anlaşıldığından mülkiyetin tespiti ile yetinilmesi gerektiği, dava konusu 18 03... sayılı parsellerin ise 1955 yılında yapılan tesis kadastrosu nedeniyle açılan tespite itiraz davası neticesinde Ankara Gezici Kadastro Hakimliğinin 02.07.1960 tarihli ve ███████ 67... /1885 Karar sayılı ilâmı ile 15 85... sayılı parsellerden hükmen ifraz ile 13.09.1963 tarihinde Hazine adına tescil edildiği, 18 03... sayılı parsellerin öncesinin tescil harici bırakılan yerlerden olmadığı, aksine kadastro tutanağı düzenlenen yerlerden olduğu, tespit tarihinde yürürlükte bulunan 5602 sayılı Tapulama Kanunu’nda öngörülen on yıllık ve 3402 sayılı Kanun’un Geçici 4. maddesinde öngörülen bir yıllık dava açma süresinin (hak düşürücü süre) tespitin kesinleştiği 13.09.1963 tarihinden dava tarihine kadar olan dönemde geçtiği, öte yandan davacı tarafın yüzölçümün eksik hesaplandığına yönelik istinaf nedeni yerinde değil ise de gelinen aşamada davalı Hazine yasal hasım olmaktan çıktığından yargılama giderlerinden sorumlu tutulması gerektiği gerekçesiyle istinaf başvurularının kısmen kabulüne, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b.2 maddesi gereğince hükmün ortadan kaldırılmasına, yeniden hüküm tesisi ile; davanın kısmen kabul kısmen reddine, dava konusu 21 09... parsel sayılı taşınmazlarda fen bilirkişinin 07.06.2018 havale tarihli rapor ve krokisinde belirtilen kısımlar (imar ile yeni parsellere, parklara ve yollara özgülenen) yönünden dava tarihi itibarıyla 4721 sayılı Kanun’un 713/1. fıkrası uyarınca imar, ihya ve zilyetlik nedeniyle tescil şartlarının oluştuğu ve davacının mülkiyetinde olduğunun tespitine, dava konusu 18 03... parsel sayılı taşınmazlara ilişkin davanın 6100 sayılı Kanun’un 114/2 ve 115/2. fıkraları uyarınca hak düşürücü süre nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
    V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
    A. Bozma Kararı
    1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
    2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ''...Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 21 09... parsel sayılı taşınmazların 1955 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında ''ekilemez arazi'' olarak tescil harici bırakılıp 05.11.2001 tarihinde ihdasen "ham toprak" vasfıyla Hazine adına tescil edildiği, daha sonra Hazine tarafından 26.03.2002 tarihinde dava dışı ... Kooperatifine satış suretiyle devredildiği, 26.12.2012 tarihinde yapılan imar uygulaması ve sonrasında 2109 parsel sayılı taşınmazda davacının kullandığı 6.6 75... 'lik kısmın, 1018 60... nolu parsele (1.9 63... 'lik kısmı), 1018 64... parsele (6 41... 'lik kısmı), 1018 64... parsele ( 2.3 51... 'lik kısmı), 1.3 05... 'lik kısmı parka(yeşil alana) ve 4 15... 'lik kısmının ise imar yoluna gittiği, yine 2110 parsel sayılı taşınmazda davacının kullandığı 8.3 64... 'lik kısmın ise, 1010 47... parsele (1.5 76... 'lik kısmı), 1018 69... parsele (1.3 30... 'lik kısmı), 4.4 72... lik kısmı parka(yeşil alana) ve 9 86... 'sinin de imar yoluna gittiği; 1018 60... parsel sayılı taşınmazın davalı Hazine adına, 1010 47... parsel sayılı taşınmazın davalı ... Belediyesi adına, 1018 64... ve 1018 64... parsel sayılı taşınmazların ise dava dışı 3. kişiler adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
    Diğer dava konusu 18 03... parsel sayılı taşınmazların ise, 1955 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında tarla vasfıyla 15 85... parsel sayılı taşınmaz olarak dava dışı ... adına tespit edilip tespite itiraz edilmesi üzerine Ankara Gezici Kadastro Hakimliğinin █████████ E. █████████ K. sayılı kararında taşınmazların bir kısmının ifrazı ile Hazine adına tesciline karar verildiği, kararın deracattan geçerek kesinleştiği ve 13.09.1963 tarihinde hükmen ifraz suretiyle Hazine adına tescil edildiği anlaşılmaktadır.
    Hemen belirtilmelidir ki, tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, dava konusu 18 03... parsel sayılı taşınmazlar hakkında düzenlenen kadastro tutanaklarının kesinleştiği 1963 yılından itibaren davanın açıldığı 2016 yılına kadar on yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği; diğer dava konusu 21 09... parsel sayılı taşınmaz yönünden ise 4721 sayılı TMK'nın 713 üncü ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 üncü ve 17 nci maddelerinde öngörülen koşulların davacı lehine gerçekleştiği benimsenmek suretiyle davalı Hazine adına kayıtlı olan 1018 60... parsel de davalı ... Belediyesi adına kayıtlı olan 1010 47... parsel de ve 1018 69... parselde park(yeşil alan) ve yol olarak ayrılan kısımlar yönünden davacının mülkiyetinin tespitine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacı vekilinin tüm, davalı Hazine vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
    Dava konusu 21 09... parsel sayılı taşınmazların ihdasen Hazine adına tapu kaydı oluştuktan sonra dava dışı kooperatife satıldığı ve imar uygulaması sonucunda oluşan 1018 64... ve 4 parsel sayılı taşınmazların dava dışı 3.kişiler adına kayıtlı olduğu gözetildiğinde, davada taraf olmayan kayıt maliklerinin mülkiyet haklarını etkileyecek şekilde davacının mülkiyetinin tespitine karar verilmiş olması doğru değildir.
    Hal böyle olunca, 1018 64... ve 4 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın kayıt maliklerine karşı açılmadığı gözetilerek davanın husumetten reddine karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi bozmayı gerektirmiştir’’ gerekçesiyle davalı Hazine vekilinin değinilen yönden temyiz itirazlarının kabulü ile karar bozulmuştur.
    B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
    Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ek olarak, dava konusu 21 09... parsel sayılı taşınmazların 26.12.2012 tarihinde yapılan imar uygulaması ile çeşitli imar parsellerine, yol ve park alanlarına revizyon gördüğü, 2109 sayılı parselin imar uygulaması ile oluşan 1018 64... ve 4 sayılı parsellerin dava dışı kişiler adına tescil edildiği, dava konusu yapılan yerin 2.3 51... ’lik kısmının 1018 64... ; 6 41... ’lik kısmının ise 1018 64... sayılı parsel içinde kaldığı, dosya kapsamı ve deliller gözetildiğinde anılan kısımlar yönünden Hazine adına tapuya tescil tarihi olan 05.11.2001 tarihinden geriye doğru davacının imar ihya işlemlerini tamamlayarak yirmi yılı aşkın tarım arazisi olarak zilyet bulunduğu, davacı lehine 3402 sayılı Kanun’un 17. maddesinde öngörülen şartların gerçekleştiği, imar uygulamasının idari bir işlem olduğu, idare mahkemesince iptal edilmedikçe ayakta olduğundan eldeki davada mülkiyetin tespitine karar verildiği, mülkiyet tespiti ile imar uygulamasından sonra oluşan tapu kayıtları yönünden mülkiyet hakkının ihlal edilmediği, davacı tarafın 05.11.2001 tarihinde önce hak kazandığı tespit edilerek Hazine aleyhine tazminat haklarını kullanabilmesinin amaçlandığı, 05.11.2001 tarihinden sonraki zilyetliğe değer verilmesinin zaten mümkün olmadığı belirtilerek direnme kararı verilmiştir.
    VI. TEMYİZ
    A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
    Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
    B. Temyiz Sebepleri
    1. Davacı vekili; dava konusu 18 03... parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, bu nedenle anılan parseller yönünden hükmün kısmen bozulması gerektiğini ileri sürmüştür.
    2. Davalı Hazine vekili; dava konusu 21 09... parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, tescil şartlarının davacı lehine oluşmadığını, dava konusu taşınmazların 2023 Başkent Nazım İmar Planı içerisinde kaldığını, imar-ihya edilmek suretiyle kazanılamayacağını, ayrıca imar ihyanın davacılar lehine henüz tamamlanmadığını, Mahkemece dava konusu taşınmazların hangi nedenle ve hangi tarihte tescil harici bırakıldığı hususunun açıklığa kavuşturulmadığını, davacı tarafça 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 125. maddesi gereğince istemin tazminata dönüştürülmediğini, kaldı ki davacının mülkiyetin tespiti gibi bir seçimlik hakkının da bulunmadığını, dava konusu taşınmazların gerçek değerinin tespiti ile eksik harcın tamamlattırılması gerektiğini, lehlerine hükmedilen vekâlet ücretinin düşük olduğunu, daha yüksek vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, yargılama giderlerinin kabul ve ret oranına göre hükmedilmesi gerektiğini, ancak lehlerine yargılama giderine hükmedilmediğini ileri sürmüştür.
    C. Uyuşmazlık
    Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava konusu 2109 sayılı parseldeki 6.6 75... ’lik ve 2110 sayılı parseldeki 8.3 64... ’lik kısımlar yönünden davacı lehine 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17. maddesinde aranılan şartların gerçekleştiği konusunda uyuşmazlık bulunmayan somut olayda, 2109 parsel sayılı taşınmazın imar uygulaması neticesinde oluşan 1018 64... ve 4 sayılı parsellerin dava dışı kişiler adına kayıtlı olması nedeniyle anılan imar parselleri içerisinde kalan ve dava konusu edilen kısımlar (1018 64... sayılı parseldeki 6 41... ’lik kısım ve 1018 64... sayılı parseldeki 2.3 51... ’lik kısım) yönünden mülkiyetin tespitine karar verilip verilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre 1018 64... ve 4 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
    D. Ön Sorun
    1. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce, Bölge Adliye Mahkemesinin ilk kararında dava konusu 21 09... sayılı taşınmazlar yönünden davacı lehine 3402 sayılı Kanun'un 17. maddesinde öngörülen şartların dava tarihi itibarıyla gerçekleştiği tespit edildikten sonra direnme kararında Hazine adına ihdasen tescil tarihine kadar (05.11.2001) gerçekleştiği tespitine yer verildiği gözetildiğinde direnme adı altında verilen kararın yeni bir gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulu tarafından mı yoksa Özel Daire tarafından mı yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak ele alınmıştır.
    2. Bilindiği üzere direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozma kararından esinlenerek yeni bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir.
    3. Başka bir anlatımla, mahkemenin yeni bir delile dayanmak veya bozmadan esinlenmek suretiyle gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek karar vermiş olması hâlinde, direnme kararının varlığından söz edilemez.
    4. Yargıtay'ın istikrar kazanmış içtihatlarına göre, mahkemece direnme kararı verilse dahi bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak, bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme veya toplanan yeni delillere dayanmak, önceki kararda yer almayan ve Özel Daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak suretiyle verilen karar direnme kararı olmayıp yeni hüküm olarak kabul edilmektedir.
    5. Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu 21 09... sayılı parsellerin 05.11.2001 tarihinde ihdasen ham toprak vasfıyla davalı Hazine adına tescil edildiği, dosya kapsamı ve toplanan deliller uyarınca davalı Hazine adına tescil ve imar planına alınma tarihinden geriye doğru davacının imar ihya işlemlerini tamamlayarak yirmi yılı aşkın tarım arazisi olarak zilyet bulunduğu tespitine yer verdikten sonra dava tarihi itibarıyla 4721 sayılı Kanun'un 713/1. maddesi uyarınca imar, ihya, zilyetlik nedeniyle tescil şartlarının oluştuğu ve davacının mülkiyetinde olduğunun tespitine karar verildiği, kararın temyizi ve Özel Dairenin bozma kararı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince direnme kararında yeni bir delil toplanmadan ya da dayanılmadan veyahut gerekçe değiştirilmeksizin Hazine adına ihdasen tescil tarihine kadar (dava tarihinden önce) 4721 sayılı Kanun'un 713/1. maddesi uyarınca imar, ihya, zilyetlik nedeniyle tescil şartlarının oluştuğu ve davacının mülkiyetinde olduğunun tespitine karar verildiği anlaşılmaktadır.
    6. Görüldüğü üzere, Bölge Adliye Mahkemesince ilk kararda da dava konusu 21 09... parsel sayılı taşınmazlar yönünden ihdasen davalı Hazine adına tescil edildiği tarih itibarıyla (05.11.2001) davacı lehine tescil şartlarının oluştuğu gerekçesine yer verildiği, o tarihi de kapsar biçimde dava tarihi itibarıyla da tescil şartlarının gerçekleştiği yönündeki tespitin ortaya konulduğu, direnme kararında ise önceki gerekçenin açıklanması amacıyla davacı lehine tescil şartlarının ihdasen davalı Hazine adına tescil edildiği tarih itibarıyla oluştuğunun tekrar edildiği ortadadır.
    7. Hâl böyle olunca eldeki davada ön sorunun bulunmadığına 05.11.2025 tarihinde yapılan görüşmede oy birliğiyle karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
    E. Gerekçe
    1. İlgili Hukuk
    1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesi.
    2. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14... . maddeleri.
    2. Değerlendirme
    a) Davacı vekilinin temyiz talebi yönünden yapılan incelemede
    1. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, direnme kararı öncesinde verilen kararın davacı vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz edildiği, Özel Dairece davacı vekilinin tüm temyiz itirazları reddedilerek davalı Hazine vekilinin değinilen yön itibarıyla temyiz itirazları kabul edilerek bozma kararı verildiği, direnme kararının ise yeniden davacı vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz edildiği dikkate alındığında, direnme öncesi verilen kararı temyiz eden ve temyiz itirazları reddedilen davacı vekilinin direnme kararını temyizinde hukuki yararının bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre temyiz isteminin reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği hususu tartışılmıştır.
    2. Hukuki yarar, dava şartı olduğundan temyiz incelemesi yapılabilmesi için de gerekli bir şarttır.
    3. Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz edip, bu istemi Özel Dairece reddedilen taraf yönünden karar kesinleşmiş olmakla, artık bu tarafın direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmamaktadır.
    4. O hâlde, davacı vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
    b) Davalı Hazine vekilinin temyiz talebi yönünden yapılan incelemede
    1. Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713. ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14... . maddelerine (imar-ihya suretiyle kazandırıcı zaman aşımı zilyetliğine) dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
    2. Bilindiği üzere, 10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 17. maddesinde imar ve ihya kurumuna yer verilmiş ve bu yoldan taşınmaz kazanılması imkânı getirilmiştir.
    3. 3402 sayılı Kanun'un "İhya edilen taşınmaz mallar" başlıklı 17. maddesi;
    "Orman sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde hazine adına tespit edilir.
    İl, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz" hükmünü içermektedir.
    4. Anılan madde gereğince orman sayılmayan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerin, aynı Kanun'un 14. maddesinde yazılı koşulların gerçekleşmesi hâlinde imar ve ihya yoluyla kazanılması mümkün bulunmaktadır.
    5. Bir yerin imar ve ihya ile kazanılması için taşınmazın emek ve para sarfedilerek tarım arazisi hâline getirilmesi gerekir. Tarıma müsait olmayan araziden maksat, yararlanılacak bitki ve ürünlerin yetiştirilmediği topraklardır. Ekime, dikime ve ürün yetiştirmeye müsait olmayan yerler ihya edilecek taşınmazlardır. Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tarıma elverişli olmayan bir taşınmazın tarım arazisi hâline getirilmesi ile imar ve ihyadan söz edilebilir. İhya yolu ile kazanma bakımından taşınmazın tarıma elverişli hâle getirilmesi önemli bir olgudur.
    6. 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesinde;
    "Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan ( 40... dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.
    (Değişik ikinci fıkra: 3/7/2005 - ███████ md.) Sulu veya kuru arazi ayrımı, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümlerine göre yapılır.
    (Değişik : 3/7/2005 - ███████ md.) 4342 sayılı Mera Kanununun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereği 3402 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılacak işlemlerde Kadastro Komisyonlarına konu uzmanı Ziraat Mühendisi dâhil edilir.
    Taşınmaz malın, yukarıdaki fıkranın kapsamı dışında kalan kısmının zilyedi adına tespit edilebilmesi için, birinci fıkra gereğince delillendirilen zilyetliğin ayrıca aşağıdaki belgelerden birine dayandırılması lazımdır..." hükmü bulunmaktadır.
    7. Önemle belirtmek gerekir ki, imar ve ihya tek başına taşınmazın mülkiyetinin kazanılması için yeterli bir olgu değildir. 3402 sayılı Kanun'un 17. maddesindeki yollama uyarınca taşınmazın aynı Kanun'un yukarıda içeriğine yer verilen 14. maddesi gereğince nizasız, fasılasız ve malik sıfatıyla en az yirmi yıldan beri zilyetlik altında bulundurulması gerekmektedir. Yirmi yıllık süre imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten itibaren hesaplanır.
    8. Öte yandan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesinin 5. fıkrasının son cümlesi; ''Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur'' şeklinde olup, eldeki dava bakımından da dikkat çekilmesi gereken bir düzenlemedir.
    9. Yukarıda yer verilen açıklamalardan sonra eldeki davada çözümlenecek uyuşmazlığın açık bir şekilde ortaya konulması gerekmektedir. Şöyle ki; davacı taraf dava dilekçesinde Ankara ili Sincan ilçesi ... mahallesinde kâin 2109, 2110, 18 03... parsel sayılı taşınmazlar yönünden tapu iptali ve tescil istemli dava açmış ise de gelinen aşamada Bölge Adliye Mahkemesi ve Özel Daire arasında dava konusu 18 03... sayılı parseller yönünden davanın reddine karar verilmesi ile diğer dava konusu 21 09... sayılı parseller yönünden davacı lehine imar ihya suretiyle kazandırıcı zaman aşımına dayalı tescil şartlarının oluştuğu konularında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, dava konusu 2109 sayılı parselin davalı Hazine tarafından dava tarihinden önce üçüncü kişiye devredilmesi ve 2012-2016 yıllarında yapılan imar uygulaması ile 2109 sayılı parselden oluşan 1018 64... ve 4 sayılı imar parsellerinin dava dışı üçüncü kişiler adına kayıtlı olması nedeniyle anılan imar parsellerinin içerisinde kalan alan yönünden davacı lehine mülkiyetin tespitine karar verilip verilemeyeceği, mülkiyetin tespitine karar verilmesi hâlinde dava dışı imar parseli sahiplerinin haklarının etkilenip etkilenmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
    10. Celp edilen tapu kayıtları incelendiğinde; davacının hak iddia ettiği alanın 1955 yılında yapılan kadastro tespiti sırasında ekilemez arazi olarak tespit harici bırakıldığı, 05.11.2001 tarihinde ham toprak vasfıyla ihdasen 2109 sayılı parsel olarak davalı Hazine adına tescil edildiği, davalı Hazine'nin 2109 sayılı parseli 26.03.2002 tarihinde trampa yoluyla S.S. ... Turistik Tesisler Konut Yapı Kooperatifi'ne devrettiği, anılan kooperatifin aynı gün 2109 sayılı parseli S.S. ... Konut Yapı Kooperatifi'ne satış suretiyle temlik ettiği, 2109 sayılı parselin 20 12... yıllarında imar uygulamasına tabi tutularak imar parselleri, yol ve parka şuyulandırıldığı, 2109 sayılı parselden gelen 1018 64... ve 4 sayılı parsellerin hâlihazırda dava dışı üçüncü kişiler adına kayıtlı olduğu, davacı lehine tescil şartlarının oluştuğu alanın 6 41... 'lik kısmının 1018 64... ; 2.3 51... 'lik kısmının ise 1018 64... sayılı parseller içerisinde kaldığı kayden ve hükme esas alınan 07.06.2018 havale tarihli fen bilirkişi raporu ve ekli krokisinden anlaşılmaktadır.
    11. Gelinen aşamada, 1018 64... sayılı parseldeki 6 41... 'lik kısım ile 1018 64... sayılı parseldeki 2.3 51... 'lik kısım yönünden davacı lehine tescil şartlarının davalı Hazine adına ihdasen tescil tarihi olan 05.11.2001 tarihine kadar oluştuğu tartışmaya kapalıdır. Bilindiği üzere, tapu iptali ve tescil istemlerinin tapu kayıt maliklerine yöneltilmesi zorunludur. 2109 sayılı parselin davalı Hazine tarafından dava tarihinden önce devredilmesi ve sonrasında da imar uygulamasına tabi tutulması neticesinde olayla ilgisi ve irtibatı bulunmayan dava dışı kişiler adına tescil edilmesi nedeniyle tapu iptali ve tescil isteminin dinlenmeyeceği ortadadır. Bu nedenle, ''çoğun içinde az da vardır'' prensibi gereğince 1018 64... sayılı parseldeki 6 41... 'lik kısım ile 1018 64... sayılı parseldeki 2.3 51... 'lik kısım yönünden davacı lehine tescil şartlarının oluştuğunun tespiti bakımından mülkiyetin tespitine karar verilmesi gerekli ve yeterlidir.
    12. Öte yandan, davacı lehine mülkiyetin tespiti kararı verilmesi somut olay bağlamında 1018 64... ve 4 sayılı imar parsel maliklerinin mülkiyet haklarını da etkilemeyecektir. Davacının 2109 sayılı parsel içerisinde hak iddia ettiği alan davalı Hazine tarafından dava ve imar tarihlerinden önce dava dışı kooperatiflere devredilmiştir. Daha sonra yapılan imar uygulaması ile çekişmeli alan dava dışı şahıslara özgülenmiştir. Bu nedenle, eldeki davada verilen mülkiyetin tespiti kararı ile imar parsellerinin yeni maliklerine karşı mülkiyet hakkına dayalı açılacak bir davanın dinlenme olanağı bulunmamaktadır. Davacı tarafın elde ettiği mülkiyetin tespiti kararı Hazine'ye karşı açılabilecek bir tazminat davasının dayanağını teşkil etmektedir. Yapılan açıklamalar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde, davacı lehine mülkiyetin tespitine karar verilebileceği ve verilen bu kadar ile 1018 64... ve 4 sayılı imar parsel maliklerinin mülkiyet haklarına bir hâlel gelmeyeceği anlaşılmaktadır.
    13. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; davacı lehine verilen mülkiyetin tespiti kararının 1018 64... ve 4 sayılı imar parsel maliklerinin mülkiyet haklarını kısıtlayacağı ve etkileyeceği, yokluklarında yapılan bir yargılama ile aleyhlerine karar verilemeyeceği, husumetin yaygınlaştırılması gerektiği, davacının imar parsel maliklerine karşı tapu iptali ve tescil istemli bir dava açması hâlinde iyiniyetli edinen olup olmadıklarının tartışılması gerekeceği, eldeki davada dava dışı olduklarından mülkiyetin tespitine karar verilemeyeceği, bu nedenle direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir.
    14. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.
    VII. KARAR
    Açıklanan sebeplerle;
    I. (2-a) bendinde belirtilen gerekçeyle davacı vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan oy birliğiyle REDDİNE,
    İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
    II. (2-b) bendinde belirtilen gerekçeyle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının oy çokluğuyla ONANMASINA,
    Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
    26.11.2025 tarihinde yapılan birinci görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamadığından,
    10.12.2025 tarihinde yapılan ikinci görüşmede kesin olarak karar verildi.
    "K A R Ş I O Y"
    Dava, Kadastro Kanunu'nun 17. maddesine dayalı mülkiyetin tespiti isteğine ilişkindir.
    Yargılama sırasında dava konusu taşınmaz malikleri davalı olarak davada yer almamış, mülkiyetin tespitine karar verilmiştir.
    Bu karar Özel Dairece taraf teşkili açısından bozulmuş, Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    Çözümlenmesi gereken husus, bir taşınmazın tapu maliki davada taraf olarak gösterilmeden, Hazine ve ilgili belediyeler davalı gösterilmek suretiyle mülkiyetin tespiti kararı verilip verilemeyeceğine ilişkindir.
    İmar uygulamasından önce zilyetlikle kazanılma şartlarının gerçekleştiği noktasında tartışma bulunmamaktadır. Ne var ki, taşınmazlar taraf olmayan üçüncü kişiler adına tescillidir. Taşınmazlar öncelikle Hazine adına ihdasen tescil görmüş, sonradan imar uygulaması ile bir kısım taşınmazlar ortak alanlar olarak terkin edildiği gibi, gerçek şahıslar adına da tesciller yapılmıştır.
    Bilindiği üzere, kendisine ait olmayan taşınmazın tapuda başkasına devri yolsuz tescil olarak nitelendirilmektedir. Yolsuz tescile ilişkin davalar ise, hak düşürücü süre veya zamanaşımına ilişkin yaptırımlara tabi değildir. Yine yolsuz tescil hukuki sebebine dayalı davalar her zaman mevcut tapu malikine karşı tapu iptal tescil davası olarak açılabileceği gibi, önceki maliklere karşı tazminat talepli olarak da açılabilir.
    Somut uyuşmazlıkta, tapu malikleri aleyhine açılmış bir dava olmadığı gibi, kendilerine davanın ihbarı da yapılmamıştır.
    Süresi geçmekle imar uygulamasının iptali için dava açılamayacağı açık ise de, imar uygulamasına ilişkin idari işlemin iptali ayrı, taşınmazın tapusunun iptali isteğiyle açılan iptal tescil davası ayrıdır. Mülkiyetin tespiti yapılan taşınmazın, imar uygulamasıyla birçok malik elinde bulunması hâlinde mülkiyet hakkı sahibi bütün malikler aleyhine tapu iptal tescil isteğiyle dava açabilir, yeni maliklerin kötüniyetinin ispatı hâlinde her bir taşınmaz için payı oranında iptal tescile karar verilebilir. Son maliklerin imar uygulamasıyla oluşan taşınmazı edinmelerinin peşinen iyiniyetli olarak değerlendirilmesi ve aleyhlerine iptal tescil isteğine ilişkin dava açılamayacağının kabulü bu davalar bakımından yerinde olmamıştır.
    Açıklanan bu sebeplerle ve Özel Dairenin bozma ilâmında belirttiği gerekçelerle direnme kararının bozulması düşüncesiyle Sayın Çoğunluğun onama kararına katılmıyorum.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!