Elektrik çarpmasıyla vefat eden işçinin yakınlarının iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında hesaplama hataları ve kusur itirazları temyiz edildi.
Özet: Bu hukuki evrak, iş kazası sonucu vefat eden bir işçinin ailesinin, işverenlerden destekten yoksun kalma ve manevi tazminat talebini konu almaktadır; davacılar, mahkemenin maddi-manevi tazminat hesaplamalarındaki hataları, güncel olmayan yaşam tablosu kullanımını ve düşük manevi tazminat miktarını temyiz ederken, davalılar ise kusur oranına, husumet itirazlarının değerlendirilmemesine, ceza davasının bekletici mesele yapılmamasına ve bilirkişi raporlarındaki eksikliklere dayanarak kararın bozulmasını talep etmektedir.
10. Hukuk Dairesi         ██████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi

SAYISI : ████████ E., █████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : ████████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ile davalılar .... ... ve ... San. ve....Şti ile.... San. ve .... A.Ş. ortak vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesi ile 21.08.20 15... .00 civarlarında ... ...'un davalılara ait iş yerinde kum eleme makinesi operatörü olarak çalışmakta iken elektrik çarpması sonucu vefat ettiğini, müteveffanın aylık net 3.000,00 TL ücret aldığını, iş kazasından işverenlerin tam kusurlu olduklarını, davacıların müteveffanın eşi ve 3 çocuğu olduğunu, müteveffanın desteğinden mahrum kaldıklarını, bu nedenle, talep ettikleri maddi ve manevi tazminatlarının davalılardan tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesi ile davaya konu alanda davalıların ticari faaliyetinin olmadığını, yaşanan kazada herhangi bir kusurlarının, sorumluluklarının bulunmadığını, müteveffanın çalışanları olmadığını beyanla husumet itirazında bulunarak davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davacılar vekili ile davalılar .... ... ve ... San. ve.... Şti ile.... San. ve .... A.Ş. ortak vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesinin, maddi - manevi tazminat davasının kısmen reddine, şeklindeki kararının, usul ve yasaya aykırı olduğunu, şöyle ki; öncelikle, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki maddi tazminat hesabının hatalı olduğunu, bu sebeple rapora itiraz etmelerine rağmen, İlk Derece Mahkemesinin, itirazlarını hiç incelemeden sonuca gitmesinin, hukuken doğru olmadığını, yine, olayın meydana geliş şekli, kusur durumu, davacıların müteveffaya yakınlıkları ve tarafların sosyo-ekonomik durumu dikkate alındığında, hükmedilen manevi tazminat miktarlarının da, hak ve nesafete aykırı olacak şekilde düşük belirlendiğini, keza, bakiye ömür süreleri bakımından, PMF 1931 yaşam tablosunun kullanılmış olmasının, eşitlik ilkesine ve adil yargılanma hakkına aykırı olduğunu, gerçekte, bakiye ömür açısından, Türkiye'ye özgü, daha güncel olan ve ... uygulamasında tatbik edilen "TRH 2010" tablosunun uygulanmasının gerektiğini, yine, müteveffanın, en son aldığı ücretine ek ödemelerin, aktif dönem hesaplamalarında göz önüne alınması gerekmesine rağmen, bunun yapılmamasının ve yargılama sürecindeki ücret artışlarının da, talep etmelerine rağmen, dikkate alınmamasının da, hukuken doğru olmadığını, keza, davacılardan ...'nin evlenme olasılığının da yanlış değerlendirildiğini, gerçekte, bu davacının evlenme olasılığının bulunmadığını, bu nedenlerle, eksik incelemeler, yanlış hesaplamalar ve hatalı hukuki değerlendirmelere dayalı olarak verilen, ilk derece mahkemesi "kısmen red" kararının, hukuka uygun olmadığını iddia ederek; Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar .... ... ve ... San. ve.... Şti. ile.... San. ve .... A.Ş. vekilinin temyiz dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesinin, maddi - manevi tazminat davasının kısmen kabulüne, şeklindeki kararının, usul ve yasaya aykırı olduğunu, şöyle ki; öncelikle, hükme esas alınan kusur raporunun ve belirlenen kusur oranının olaya uygun olmadığı gibi, İlk Derece Mahkemesince, husumet itirazlarının hiç değerlendirilmemesinin de, hukuken hatalı olduğunu, yine, ceza yargılaması yapılan dosyanın, iş bu dava açısından, bekletici mesele yapılması gerekirken, bunun yapılmamasının doğru olmadığı gibi, hükme esas alınan hesap bilirkişisi raporunun da, dosyadaki delil durumuna ve ülkemiz koşullarındaki muhtemel emeklilik yaşı uygulamalarına aykırı olduğunu, bu nedenlerle, eksik incelemeler, yanlış hesaplamalar ve hatalı hukuki değerlendirmelere dayalı olarak verilen, İlk Derece Mahkemesi "kısmen kabul" kararının, hukuka uygun olmadığını iddia ederek; İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davacılar murisi ...'un davalılardan ... şirketinin sigortalı çalışanı olduğu, davaya konu iş kazasının kum ocağında kum eleme makinası operatörü (düğmeci) olarak çalıştığı sırada gece vardiyasında iken 21.08.2015 günü saat 23:00 civarında, elektrik tesisatında toprak hattı bulunmayan kum eleme makinasının aşırı eleklrik yüklenmesi sebebiyle iş yapmakta olduğu kum eleme makinasına kapılarak yüksek gerilim nedeniyle bütün vücudu yanarak olay yerinde hayatını kaybetmesi şeklinde gerçekleştiği, dosya kapsamında yer alan ...Genel Müdürlüğü'nün cevabi yazısına göre kazanın meydana geldiği madenin işletme ruhsatının davalı ...'e ait olduğu bildirildiği, keza ... ... İşletme Müdürlüğü'nün yazısında da aynı şekilde izin sahibinin ... olduğu bildirildiği, Kurum müfettişinin 19.07.2016 tarihli inceleme raporunda; 21.08.2015 tarihli olayın 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesine göre iş kazası olduğu, kazanın meydana gelmesinde işveren ... İnşaat ve .... San. .... A.Ş.'nin %100 oranında kusurlu olduğu, sigortalının herhangi bir kusurunun tespit edilemediğinin belirtildiği, Silivri 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin ████████ Esas sayılı dosyasından alınan iş güvenliği uzmanı bilirkişi heyetinin 12.01.2021 tarihli kusur bilirkişi raporunda; olayın iş kazası olduğu, kaçınılmazlık unsurunun bulunmadığı, kazanın meydana gelmesinde sanık ......'nın (... şirketi yetkilisi) asli kusurlu, sanık ...'ın (iş güvenliği uzmanı) kusurunun olmadığı, maktul ...'un tali kusurlu olduğu belirtilmiş, mahkemece bu kusur raporu doğrultusunda mahkemenin ████████ Karar no ile sanık ...'ın beraatına, sanık ......'nın adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bu kararın istinaf incelemesinden geçerek 01.07.2021 tarihinde kesinleştiği, Mahkemece hükme esas alınan 05.01.2019 tarihli asıl ve 02.06.2021 tarihli ek dosyada bulunan diğer kusur raporlarının da irdelendiği kusur bilirkişi heyet raporlarında; olayın 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesine göre iş kazası olduğu, olayın meydana gelmesinde davalı ... İnşaat ve .... San. .... A.Ş.'nin %100 oranında kusurlu olduğu, diğer davalı şirketlere atfı kabil kusur izafe edilemeyeceği, ... sigortalı işçinin kusurunun bulunmadığının bildirildiği, Mahkemece dava konusu tazminatlardan tüm davalıların sorumlu tutulduğu gerekçesinde ise; "... şirketinin yönetim kurulu başkanı olduğunu söyleyen ...22.08.2015 tarihinde kaza sonrası Kolluk ifaesinde "... ... Mahallesinde faaliyet gösteren ... A.Ş. Ruhsatlı maden tesisinde taşeron olan ... A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanıyım..." demektedir. Tanık ... ... ise talimat yoluyla alınan ifadesinde "... Ben ve abim davalı şirketlerde çalışıyorduk. ... şirketinde kum ocağında çalışıyorduk..." demektedir. Şu halde öncelikle davalı şirketler yönünden getirtilen ... kayıtlarından yapılan incelemede ...'in yönetim kurulu üyelerinin ...olduğu, şirketin eski yönetim kurulu üyelerinden birisinin ...olduğu, ... ...'in eski ortağının ... olduğu ve şirketin eski ünvanının ... ..., İnşaat .... Ve ... San.....ltd.Şti. olduğu, ... şirketinin yetkilisinin ...olduğu görülmüştür. Dolayısıyla incelenen kayıtlardan davalı şirketler arasında fiili ve organik bağlar olduğu görülmektedir. Keza ... şirketinin yöneticisinin ve davacı tanığın beyanlarından da bu durum net biçimde anlaşılmaktadır. Kazanın meydana geldiği maden ocağının işletme ruhsatı ...'e ait olup ... şirketinin burada taşeron olarak faaliyet yürüttüğü bizzat ... yönetim kurulu başkanının ifadesinden anlaşılmakta, taraflar arasında bir rodövans sözleşmesinin varlığı da iddia edilmediği gibi herhangi bir sözleşme veya belge de sunulmamaktadır. Şu durumda davalılardan ... ve ...'in aralarıdna fiili ve organik bağ olması nedeniyle her iki şirketin asıl işveren, davalı ... şirketinin de alt işveren olduğu değerlendirilerek tüm tazminattan her üç şirkette müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır. Savcılık soruşturma dosyasından alınan bilirkişi heyet raporunda da davalı ... ile ... şirketleri arasında asıl işveren - alt işveren ilişkisinin varlığı ifade edilmiştir." şeklinde belirleme yapıldığı , hesaplama kriterleri yönünden ise Mahkemece davacılar murisinin ücreti yalnızca sendikalardan sorulmak suretiyle davacı iddiası gibi asgari ücretin 2.8446 katı olduğu kabulünden hareketle sonuca gidildiği, yine davalılar vekilince davacı murisinin ücretine yemek yardımı eklenmesine ve davacı eşin evlenme ihtimalinin bulunmadığına yönelik 05.05.2017 tarihli hesap raporuna itirazlarının bulunmadığı, Mahkemece hükme esas alınan hesap raporunda yemek yardımının dikkate alınmadığı ve evlenme ihtimalinin de 1,7 olarak uygulandığı anlaşılmaktadır.
4857 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir.
İş Kanunu'nun 2. maddesinin 7. fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
5510 sayılı Kanun'un 12/6. maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumlu tutulmuştur.
4857 sayılı Kanun'un 2/7. maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun'un 12/6. maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 48 57... sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2. maddesinin 6. fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler.
Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır.
a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır.
b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır.
c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır.
d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır.
e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır.
f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İşyerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.)
İş kazası ve dava tarihinde yürürlükte olan ve uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 470. maddesinde eser sözleşmesi; “Yüklenicinin bir eser meydana getirmesi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme” olarak nitelendirilmiş, sözleşmenin tarafları yüklenici ve iş sahibi olarak isimlendirilmiştir.
Eser sözleşmesinde tarafların edimleri birbirinin karşılığını oluşturmakta olduğundan tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmedir. Bu sözleşmenin unsuru olan meydana getirilecek eser, aynı zamanda sözleşmenin konusunu oluşturur. Ayırt edici diğer bir temel unsuru ise bedeldir. Meydana getirilecek bir sonuç bulunmasına rağmen bedel ödenmeyeceği kararlaştırılmış ise eser sözleşmesinin varlığından söz edilemez. Bedel, eser sözleşmesinin unsuru ise de tarafların anlaşırken bedeli kararlaştırmamış olmaları sözleşmenin kurulmasına etki etmez. Taraflar kararlaştırmamış olsa da bedel ödeneceğini taraflar biliyor veya bilmesi gerekiyor ise eser sözleşmesinin bulunduğu yine kabul edilecektir.
Eser sözleşmesinin konusu, meydana getirilmesi istenen sonuçtur. İstenen sonuç, bir şeyin yapılmasına ilişkin olabileceği gibi, ortadan kaldırılmasına, iyileştirilmesine veya montajına ilişkin de olabilecektir. Diğer bir ifadeyle baştan yeni bir eser meydana getirilmesine ilişkin olabileceği gibi mevcut bir eserde yapılacak değişiklik veya ilavelerle farklı bir hale getirilmesine de ilişkin olabilir.
Eser sözleşmesinde yüklenici, iş sahibinin istemi üzerine kural olarak bir şey meydana getirmeyi ve bedel karşılığında teslim etmeyi üstlenmektedir. Sözleşmede beceriye dayalı sonuç unsuru yerine emek verilmesi üstün ise eser sözleşmesi değil, hizmet sözleşmesi söz konusu olacaktır. (YHGK’nun 14.11.20 19... /21-627 E- █████████ K sayılı ilamı da bu yöndedir)
Öte yandan, insan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde:
"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların ... ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.20 13... /21-1 02... /1456 sayılı kararı).
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.20 13... /21-1121 E. ████████ sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.
Somut olayda; Mahkemece, davalıların davaya konu iş kazasından kaynaklanan sorumluluklarına ilişkin olarak aralarındaki hukuki ilişkinin niteliği ve sorumluluk sebepleri ortaya konulmadan hüküm tesisi yoluna gidilmesi hatalıdır. Bunun yanı sıra davalılar vekilinin temyiz istemi yönünden davacının ücret iddiası yönünden emsal ücretin tespitine dair araştırma yapılmaksızın davacı iddiası gibi ücretin kabulü hatalı olmakla birlikte davacılar vekilinin temyiz istemi yönünden ise evlenme ihtimali ile yemek yardımı yönünden davalının itirazlarının bulunmadığı hususu atlanarak davacı lehine oluşan usulü kazanılmış hak gözetilmeksizin maddi tazminata hükmedilmesi de yine hatalı olmuştur.
O halde Mahkemece yapılacak iş; her ne kadar davacılar murisi sigortalıya kusur atfedilmemesi olayın oluş biçimine uygun görülmüş ise de, kusurun dağılımı ve davalıların sorumluluğunun ortaya konulması yönünden -varsa davaya konu iş kazasına ilişkin rücu ve ceza dosyaları ile üst işveren olarak kabul edilen .... ... ve ... San. ve.... Şti. ile.... San. ve .... A.Ş arasında sözleşme bulunup bulunmadığı ile diğer davalı ... İnşaat ve ... Sanayi ve ... A.Ş ile iş bu davalılar arasında sözleşme bulunup bulunmadığı hususunun taraflardan sorularak var ise örneğinin veya Kurumdan bu şirketler arasında yapılmış taşeron sözleşmesi var ise örneğinin getirtilerek davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, bir başka ifadeyle asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunup bulunmadığının yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde usulünce incelenip değerlendirilmesidir. Bu kapsamda; Kurum denetmen raporu, rücu ve ceza dosyasında aldırılan kusura ilişkin bilirkişi raporları da dikkate alınarak çelişkileri giderecek ve belirtilen hususları gözetecek şekilde; dava dışı şahıs veya firmaların asıl işveren sıfatıyla mı, yoksa asıl-alt işveren ilişkisinin bulunmadığı kanaatine varılması halinde üçüncü kişi sıfatıyla mı sorumluluğunun bulunduğu hususlarında, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden, oluşa ve mevzuata uygun, kusur oran ve aidiyetini tereddüde yer bırakmayacak şekilde kesin olarak tespit eden bir rapor almak devamla işçinin yaşı, işi, iş yerindeki kıdemi, mesleki kıdemi belirtilmek suretiyle meslek odalarından , TÜİK, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yüksek Fen İşleri Kurulu'ndan sigortalının alabileceği ücretleri araştırmak ve bu suretle kazalının ücretini tereddüte yer bırakmayacak şekilde davacı talebini de aşmayacak şekilde belirlemek ve davacıların maddi zararlarını yeniden alınacak hesap raporu ile tespit ettirmek, alınacak raporda yemek yardımının dikkate alınması ve eş yönünden evlenme ihtimalinin uygulanmaması hususları ile davacılar vekilinin 21.06.2018 tarihli celsesindeki beyanında hareketle; hükme esas alınan 31.10.2107 tarihli bilirkişi hesap raporundaki bilinen (iskontosuz) ve bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ile bitiş tarihleri değiştirilmeksizin yeniden hesaplama yapılmasını gerektiğini göz önünde bulundurmak ve oluşacak sonuca göre taraflar lehine oluşan usulü kazanılmış hakları gözeten bir karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!