İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin, ticari satış sözleşmesi kapsamında avans çeki nedeniyle oluşan bakiye alacağın tahsili amaçlı icra takibine itirazın iptali davasına dair istinaf kararı.
Özet: Bu istinaf kararı, ticari bir satış sözleşmesi kapsamında avans olarak verildiği ve bedeli ödenmediği iddia olunan çeke ilişkin bakiye alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali davasında, davacının davalının edimini kısmen yerine getirmediği ve bakiye tutarı iade etmediği iddiası ile itirazın iptalini talep etmesi; davalının ise söz konusu çekin münferit su siparişleri için verildiğini, bir satış sözleşmesinin bulunmadığını ve takibin haksız olduğunu savunması üzerine, yerel mahkemenin kısmen kabul kararını inceleyerek itirazın iptali davalarının yasal koşulları, ispat külfeti ve usul hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapmaktadır.

T.C.İZMİRBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ17. HUKUK DAİRESİESAS NO : ███████ KARAR NO : █████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : █████/2022NUMARASI : ████████ Esas █████████ Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİKARAR TARİHİ : █████/2026KARAR YAZIM TARİHİ : █████/2026İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ Esas ve █████████ Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı arasında ticari satıma ilişkin sözleşme akdedildiğini, bu sözleşme kapsamında davacı şirketin davalıya avans çeki verdiğini, davalının sözleşmeye konu edimini kısmen yerine getirdiğini, bakiye kısım yönünden edimini yerine getirmediğini, davalıya ihtarname gönderildiği halde davalının yükümlülüklerini yerine getirmediğini ve bakiye satım bedelini iade etmediğini, bu nedenle davalı aleyhinde takip yapıldığını, davalının haksız ve kötü niyetli olarak takibe itiraz ettiğini belirterek davanın kabulüne itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP VE SAVUNMA:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin ilgili icra takip dosyasında bulunan söz konusu ödeme emrinde gösterildiği şekilde bir ana para borcu ve faiz borcu bulunmadığını, söz konusu çekin verilme sebebi davacı tarafın ilgili dava dilekçesinde belirttiği sözleşme değil, davacı tarafın müvekkili şirkete verdiği münferit ve düzensiz su siparişlerinin karşılığı olduğunu, diğer yandan, müvekkil şirket ile davacı taraf arasında yukarıda anılan dava dilekçesinde iddia edildiği gibi herhangi bir mal-alım satımına ilişkin sözleşme akdedilmediğini, dava dilekçesi ile ilgili icra takip dosyasında müvekkil şirkete tebliğ edilen ödeme emrinin içerikleri arasında söz konusu icra takibinin haksız ve kötü niyetli olarak yapıldığını kanıtlayan çelişkili ve tutarsız bilgiler bulunduğunu, davacı tarafın içinde bulunduğu ticari zorluklar nedeniyle müvekkili şirket ile ticari ilişkisinden doğan ödemelerini geri alabilmek amacıyla müvekkili şirketin sebepsiz zenginleştiği iddiasını taşıyan şimdiye kadarki icra ve dava yargı yolu girişimlerinin haksız ve kötü niyetli olduğu, ek protokol belgesindeki imzanın kimin elinin ürünü olduğu ve bilirkişi incelemesi yapılması yönünde müvekkil şirket ticari defter ve muhasebe kayıtlarının incelenmesi gerektiğin belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DAVA:Dava, ticari satım sözleşmesi kapsamında avans olarak verildiği ve bedeli ödendiği iddia olunan çeke ilişkin bakiye alacağın tahsili amacıyla girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.DELİLLER:-İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ esas sayılı dosyası-Bornova 2. Noterliğinin █████/2021 tarihli yazısı ve eki, -İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün █████/2021 tarihli yazısı ve eki, -... A.Ş nin █████/2021 tarihli yazısı ve eki, -İzmir 9 Noterliğinin █████/2021 tarihli yazısı, -Bilirkişi ....'un █████/2022 tarihli raporu, -Bilirkişi ....'un █████/2022 tarihli raporu.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;i)İlamsız takip yapılmış olması,ii)Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,iii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-1663 E., █████████ K. sayılı kararında da değinilmiştir. Dava yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince ispat yükü, Kanun’da özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.Bu açıklamalar göstermektedir ki, itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.Yukarıda yapılan açıklamalar ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; davacının, davalı aleyhinde ticari satım sözleşmesi kapsamında avans olarak verildiği ve bedeli ödendiği iddia olunan çeke ilişkin bakiye alacağın tahsili amacıyla İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ esas sayılı dosyasında 32.074,00 TL asıl alacak, 677,12 TL işlemiş faiz ve 324,17 TL ihtar masrafı olmak üzere toplam 33.075,29 TL üzerinden icra takibi başlattığı, ödeme emrinin davalı borçluya █████/2020 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçlunun █████/2020 tarihinde yasal süresi içerisinde yetkiye, borca ve ferilerine itiraz ettiği, takibin durduğu, davalı borçlunun takibe itirazı üzerine davacının iş bu itirazın iptali davasını bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde ikame ettiği, davacının ticari satım ilişkisi kapsamında davalıya avans çeki verdiği, çek bedelinin ödendiği ancak davalının sözleşmeye konu malı eksik teslim ettiği ve sözleşme nedeniyle davalıdan bakiye alacağının bulunduğu ve takibe yapılan itirazın haksız olduğunu iddia ettiği, davalının ise mahkememizin yetkisine itiraz ettiği, davacıya borçlu olmadığı, taraflar arasında sözleşme bulunmadığı, çekin münferit ve düzensiz su siparişleri karşılığı olarak kendilerine verildiği, davacının takip dayanağı olarak dayandığı ek protokol başlıklı belge altındaki imzanın şirket yetkilisine ait olmadığı, takibin haksız olduğunu savunduğu, taraflar arasında icra dairesinin ve mahkememizin yetkili olup olmadığı, ticari satım ilişkisi bulunup bulunmadığı, davacının bu ilişki kapsamında alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise alacaklı olduğu miktarın ne kadar olduğu, talep edilen faiz oranının uygun olup olmadığı ve takibe yapılan itirazın haksız olup olmadığı hususlarında ihtilaf bulunduğu anlaşılmıştır.Her iki tarafı tacir olan ve tarafların ticari işletmesini ilgilendiren nispi ticari dava niteliğindeki uyuşmazlıkta mahkememizin görevli olduğu belirlenmiştir.Davalı tarafından takip dayanağı olarak gösterilen ek protokol başlıklı belge altındaki imza inkar edilmekle ile birlikte mahkememizce öncelikle taraflar arasında ticari ilişki olup olmadığı, ilişki var ise bu ilişkinin ticari defterlere ne şekilde yansıdığı hususunda taraf defterlerinin bilirkişi tarafından incelenmesine ve icra dairesi ile mahkememizin yetkisine yönelik itiraz ile imza inkarına ilişkin hususun bu inceleme tamamlandıktan sonra değerlendirilmesine karar verildiği, öncelikle davalının defter ve kayıtlarının incelenmesi için İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesine talimat yazıldığı, talimat mahkemesince dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği, bilirkişinin █████/2022 tarihli raporunda, davalının defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, kendisi lehine delil vasfına sahip olduğu, takip tarihi itibariyle davalının kendi defterlerine göre davacıya 30.724,00 TL borçlu göründüğü yönünde görüş ve kanaat bildirildiği görülmüştür. Mahkememizce davacının ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği, bilirkişinin █████/2022 tarihli raporunda, davacının defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, kendisi lehine delil vasfına sahip olduğu, davalı tarafından davacı adına düzenlenen 2 adet faturanın taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, bu faturalar karşılığında davacının davalıdan 12.776,00 TL tutarında mal ve hizmet alımı yaptığı, davacı tarafından davalı adına düzenlenmiş olan █████/2022 tarihli 43.500,00 TL bedelli çekin davacı ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, ancak davalı defterlerinde kayıtlı olduğu, davacının davalıdan 30.724,00 TL alacaklı olduğu ve takip öncesi işlemiş faiz miktarının 33,67 TL olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirildiği görülmüştür. Davacı tarafından takip dayanağı olarak gösterilen ek protokol başlıklı belgede tarafların █████/2020 tarihinden itibaren 6.000 koli ....'nun █████/2020 tarihine kadar davacı .... Şti'ye teslimi ile buna karşılık 43.500,00 TL bedelli çekin davalı .... Şti'ye verilmesine ilişkin olduğu, söz konusu belge içeriğine ilişkin olarak mahkememizce davalı şirket yetkilisinin isticvap yoluyla beyanın alınması için İstanbul Anadolu Mahkemesine talimat yazıldığı, yazılan talimat üzerine davalı şirket yetkilisinin █████/2022 tarihli celsede alınan beyanında "...bana göstermiş olduğunuz ek protokol başlıklı belge altında bulunan davalı şirket kaşesi üzerine atılı imza kesinlikle bana ait değildir, ayrıca ek protokol içeriğini kabul etmiyorum, karşı tarafla aramızda sabit bir miktar ve fiyat belirlenmemiştir, ek protokol içeriğini kesinlikle kabul etmiyorum..." şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır.Davacının satım sözleşmesi kapsamında avans olarak davalıya teslim ettiği ve bedelini ödediği ve mal teslimi yapılmaması nedeniyle bakiye alacağının bulunduğunu iddia ettiği çeke ilişkin olarak mahkememizce davacıdan çek ayrıntı bilgisinin istenildiği, davacının söz konusu çekin ....ına ait █████/2020 keşide tarihli, 43.500,00 TL bedelli ve 31640 nolu çek olduğunu bildirdiği, mahkememizce ilgili bankalardan çekin ibraz edilip edilmediği, bedelinin ödenip ödenmediğinin sorulduğu, muhattap banka tarafından çekin takas aracılığı ile ibraz edildiği ve bedelinin ödendiğinin bildirildiği, bunun üzerine mahkememizce takas bankasından çekin ibraz ve ödeme bilgilerinin istenildiği, ... A.Ş İstanbul .... şubesinin █████/2021 tarihli cevabı yazısına göre söz konusu çekin keşidecisinin davacı .... Şti, lehtar ve cirantasının .... Şti, hamilinin ... Şti olduğu, söz konusu çekin hamil tarafından yasal süresi içerisinde ibraz edildiği ve bedelinin tahsil edildiği görülmüştür. Mahkememizce yapılan defter incelemesinde her ne kadar davacı defterlerinde takip ve davaya konu avans çeki kayıtlı değilse de, davalının usulüne uygun tutulan defterlerine göre davacının davalıya teslim ettiğini bildirdiği çekin davalı defterlerinde kayıtlı olduğu, davalı tarafından davacıya 2 fatura karşılığı mal ve hizmet teslim edildiği, bu iki faturanın taraf defterlerinde aynı şekilde 12.776,00 TL toplam tutarla yer aldığı, davalının davacıya 30.724,00 TL borçlu olduğu, nitekim dosyaya kazandırılan banka cevabı yazılarına göre takip ve davaya konu çekin davacı tarafından davalı adına keşide edildiği ve davalı tarafından ciro yoluyla üçüncü kişiye geçtiği ve bedelinin tahsil edildiği, bu halde davalı tarafından sözleşme ilişkisi cevap dilekçesinde ve isticvap yoluyla alınan beyanla inkar edilmiş ise de defter ve kayıtların davalının savunmasının aksini ortaya koyduğu ve davalı aleyhinde delil teşkil ettiği, davacının çeki avans olarak teslim ettiği ile çekin kısmen bedelsiz kaldığı ve bakiye alacağının bulunduğunu ispat ettiğinin kabulü gerektiği, bu durumda davalının takip ve davaya dayanak sözleşme içeriğine konu mal veya hizmeti teslim ettiğini veya davacıdan avans olarak almış olduğu bedeli iade ettiğini ispatlaması gerektiği, davalının bu yönde herhangi bir ispat vasıtası sunmadığı, bu nedenle takip dayanağı olarak gösterilen ek protokol başlıklı belge altındaki imzaya ilişkin inceleme yapılmasının yargılamaya katkı sağlamayacağı, sözleşme ilişkisi ve alacak durumu davalı defter ve kayıtları ile saptandığına göre davalının mahkememizin ve icra dairesinin yetkisine yönelik itirazının 2004 sayılı İİK'nun 50, 6098 sayılı TBK'nun 89 ve 6100 sayılı HMK'nun 10. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği buna göre para alacağından kaynaklanan uyuşmazlıkta davacı şirket yerleşim yeri olan İzmir mahkeme ve icra dairelerinin yetkili olduğu, davalının icra dairesi ile mahkememizin yetkisine itirazının yerinde olmadığı, davacının iddiasını ve taraflar arasındaki temel ilişki ile dava konusu asıl alacağının 30.724.00 TL'lik kısmı yönünden alacağının varlığını ispat ettiği, davacı tarafından takip öncesi işlemiş faiz talep edildiği, davacının takibe konu alacağını Bornova 2. Noterliğinin █████/2020 tarih ve 27608 yevmiye nolu ihtarnamesi ile davalıdan talep ettiği, davalıya 5 iş günü süre tanıdığı, ihtarnamenin davalıya █████/2020 tarihinde tebliğ edildiği, davalının kendisine tanınan süre sonunda █████/2020 tarihinde temerrüde düştüğü, █████/2022 tarihli bilirkişi raporuna göre davacının takip öncesi talep edebileceği işlemiş faiz miktarının 33,67 TL olduğu, tarafların sıfatına ve uyuşmazlığın niteliğine göre davacının temerrüt tarihi itibariyle davalıdan avans faizi talep edebileceği, ayrıca davacının temerrüt maksadı ile dava öncesi keşide etmiş olduğu ihtarname masrafını davalıdan talep edebileceği, mahkememizce alınan bilirkişi raporlarının usul ve yasa ile dosya kapsamına uygun, gerekçeli, denetime ve hükme esas alınmaya elverişli olduğu, ayrıca uyuşmazlığa konu alacak miktarı likit olduğundan davacının icra inkar tazminatı talebinin yasal şartlarının oluştuğu,..." gerekçesi ile, davanın KISMEN KABULÜ ile İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ Esas sayılı takip dosyasına davalı borçlu tarafından yapılan itirazın kısmen iptali ile takibin 30.724,00.TL asıl alacak, 33,67.TL takip öncesi işlemiş faiz, 324,17.TL ihtarname masrafı olmak üzere toplam 31.081,84.TL alacak ve asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte DEVAMINA, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 30.724,00.TL alacak üzerinden %20 oranında hesaplanan 6.144,80.TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu çekin verilme sebebinin dava dilekçesinde belirtilen sözleşmenin değil davacının müvekkili davalı şirkete verdiği münferit ve düzensiz siparişlerin karşılığı olduğunu, taraflar arasında herhangi bir "mal alım satımına ilişkin sözleşme akdedilmediği gibi sözleşme eki olabilecek herhangi bir ek protokol belgesinin de bulunmadığını, icra takibine dayanak belgelerin ödeme emri ekinde usulüne uygun tebliğ edilmediğini, davacının iddiasını ispatlayamadığını, yargılama aşamasında müvekkili şirketin yaptığı itirazların değerlendirilmediğini, alacağın likit olmadığını, ödeme emrinde belirtilen noter masrafından da sorumlu tutulmamaların mümkün olmadığını, icra müdürlüğünün yetkisine yönelik itirazlarının değerlendirilmediğini, eksik inceleme yapıldığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, avans olarak ödenen çek karşılığında mal tesliminin yapılmamasından kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.''...Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelere ve “ispat yükü”ne ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır.İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir.İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.”Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre“(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., █████████ K. sayılı kararında da değinilmiştir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir.Çek, 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. 6102 sayılı TTK’nın 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir ve 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, Ali /Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s. 221).Çek, 6102 sayılı TTK’da tanımlanmamıştır. Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir: Çek, Kanun’un öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna., Ergun/ Göç Gürbüz, Diğdem:Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s. 268).Bu havalenin yazılı şekilde yapılması, belli şekil şartlarını içermesi ve kayıtsız şartsız bir ödeme yetkisi biçiminde olması gerekir. Çek düzenleyen, muhataba belirli bir bedeli lehtara ödeme, lehtara da tahsil yetkisi veren bir kambiyo senedidir. Çek bir ödeme aracıdır. Ancak poliçe ve bonodaki gibi kredi işlevine haiz değildir. Ticari hayatta yaygın olarak ileri tarihli çek düzenlenerek çekin kredi veya teminat aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu kullanım şeklinin dahi çekin ödeme aracı olma özelliğini ortadan kaldıramayacağı unutulmamalıdır. Çek muhatap banka tarafından görüldüğünde meşru hamil olan kişiye nakden ödenir.Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Tarafın belgeyi ibraz etmemesi” başlıklı 220. maddesi;(1) İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir.(2) Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir.(3) Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir.” Hükmünü içermektedir.“Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi ise;“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”. Şeklinde düzenlenmiştir.7251 sayılı Kanun’un 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile HMK’nın 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir: “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 64/1. maddesinde, her tacirin, ticari defterleri tutmak ve defterlerinde, ticari işlemleriyle ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak ilişkilerini ve her hesap dönemi içinde elde edilen neticeleri, bu Kanun’a göre açıkça görülebilir bir şekilde ortaya koymak zorunda olduğu düzenlenmiş, aynı Kanun’un 64/3. maddesinde de, tacirlerin tuttuğu yevmiye defteri, defteri kebir ve envanter defterinin açılış onaylarının, kuruluş sırasında ve kullanılmaya başlanmadan önce yapılacağı, yevmiye defterinin kapanış onayının ise, izleyen faaliyet döneminin altıncı ayının sonuna kadar yaptırılması gerektiği belirtilmiştir.Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; davacı tarafından, davalının teslim edeceği 14400 adet çoraba karşılık on iki adet çekin davalıya avans olarak verildiği, ancak çorapların teslim edilmemesi nedeniyle beş adet çekin iade edildiği, dört adet çekin ise iade edilmediği, ödenen üç adet çek bedelinin de geri verilmediği, çorapların teslim edilmemesi nedeniyle çeklerin bedelsiz kaldığı ileri sürülmüş; davalı tarafça ise, dava konusu çeklerin bir malın sipariş avansı olarak verilmediği, davacının çeklerin avans olarak verildiği iddiasının yazılı belge ile ispatlanması gerektiği savunulmuştur...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.11.2021 tarih ve 2017/(19)11-1662 Esas █████████ Karar sayılı İlamı)Ayrıca, İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle somut olaya uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 201. maddesi uyarınca çeke bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve çekin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler tanıkla ispat olunamayacağından davaya konu çekin avans çeki olduğunu ve avans olarak davacı tarafından davalı şirkete verildiğini kesin delillerden olan davalı şirketin ticari defter kayıtları ile davacının ispat etmesine, davalı şirket tarafından avans olarak alınan çek karşılığında malın tamamının verilip teslim edildiğinin ispatlanamamasına, hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, alacağın likit ve belirlenebilir olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2022 tarih ve ████████ Esas █████████ Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 2.123,20.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 530,80.TL harcın mahsubu ile bakiye 1.592,40.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.