Kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil talebinin, 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolması nedeniyle reddine dair Yargıtay onaması.
Özet: Kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil talebiyle açılan davada, taşınmazın kadastro tespitinin kesinleşmesinden itibaren 3402 sayılı Kanunun 12/3 maddesinde öngörülen on yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu ve davanın bu süre geçtikten sonra açıldığı tespit edilerek, ilk derece mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararı ile bu kararı onayan bölge adliye mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğuna hükmedilerek temyiz başvurusunun reddine ve kararın onanmasına karar verilmiştir.

MAHKEMESİ: Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : █████████ E., █████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ:...Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI : ████████ E., ████████ K.Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Kadastro sonucu ...ili,...ilçesi, ... Mahallesi,...mevkii 1 16... parsel sayılı taşınmazın 21.10.2004 tarihinde ... köyü adına tespit gördüğü, tespitin 10.03.2005 tarihinde kesinleştiği, 03.07.2015 tarihli tashihen devir işlemi ile taşınmazın davalı Belediye adına kayıtlı hale geldiği, eldeki davanın 3402 sayılı Yasa'nın 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 06.09.2024 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.Davacı vekili; dava konusu ...ili,...ilçesi, ... Mahallesi,...mevkii 1 16... parsel sayılı taşınmazın davalı ... adına gözüktüğünü, taşınmazın ... adına tescilinin hatalı olduğunu, dava konusu taşınmazın kadastro tespiti sırasında ... köyü adına tespit ve tescil edildiğini, daha sonra yeni bir güncelleme ile 03.07.2015 tarihinde davalı ... adına tescil edildiğini, ilk kadastro tutanağında senetsiz ibaresinin yer aldığını, kadastro tutanağında ismi geçen ... ...ve ... isimli kişilerin dava konusu taşınmazla uzaktan yakından bir ilgi ve alakaları olmadığını, kadastro işleminin hukuka aykırı ve yanlış yapıldığını, taşınmazın kadastrodan önce yaklaşık 100 yıldır müvekkillerinin babaları ve kendileri tarafından üzerinde yer alan meskenlerle birlikte kullanıldığını ileri sürerek tespitin iptali ile müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili; ...ili,...ilçesi, ... Mahallesi,...mevkii 1 16... parselde yer alan taşınmazın aslen senetsiz ve belgesiz yerlerden olduğunu, yirmi yılı aşkın bir zamandan beri ... oğlu ... ...ve ... oğlu ... ve ... oğlu ...... ve ... oğlu ... ...'nın nizasız ve fasılasız malik sıfatı ile fiilen zilyet ve tasarruflarında olduğunu, bu yerlerin 1984 evveli ... Mahallesinde bulunduğunu, aynı yıl ... köyüne ait ... Mahallesi ...yolunun yapıldığını, köyün yer değiştirdiğini, ... oğlu ... ...ve ... oğlu ... ve ... oğlu ...... ve ... oğlu ... ...'nın evlerini terk ettiklerini, 1984'ten sonra evlerinin yıkıldığını, harabe halini aldığını, 1984 yılında kayıtsız ve şartsız olarak taşınmazlarını ... Köyü Tüzel Kişiliğine hibe ettiklerini, 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesi gereğince 30 günlük süre içesinde kadastro tespitine itiraz edilmesi ve 10 yıllık süre içesinde dava açılması gerektiğini, tespit işleminin 03.11.2004 tarihinde kesinleştiğini, davacı tarafça bu işleme ilişkin açılmış herhangi bir davanın söz konusu olmadığını, dava açma hakları zaman aşımına uğradığını, 03.07.2015 tarihinde bahse konu taşınmazın müvekkili Belediyeye tashihen devredildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının talebinin kadastro öncesi nedene dayalı olduğu, Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi hükmü uyarınca taşınmaz hakkındaki haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait kadastro tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki nedenlere dayanarak dava açılamayacağı, belirtilen sürenin hak düşürücü süre olması nedeni ile re'sen gözetilmesi gerektiği, davanın, davaya konu taşınmazların kadastro tutanaklarının kesinleşmesinin üzerinden 10 yıl geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:- K A R A R -Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Alınması gereken harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.04.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.