İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, öğretmen fişleme iddialı haberle kişilik hakları ve ticari itibarı zedelenen özel okulun açtığı manevi tazminat davasının reddi kararını istinaf mercii olarak inceliyor.
Özet: Bir şirket, bir haber sitesinde yayınlanan ve özel okulların öğretmenleri fişlediği iddiasını içeren, sendika açıklamasına dayalı haberin kendi okullarını haksız yere hedef alarak ticari itibarını ve kişilik haklarını zedelediğini, ekonomik zarara uğrattığını ileri sürerek 30.000 TL manevi tazminat talep etmiş; davalı ise haberin güncel, gerçek ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu, kişilik haklarına saldırı içermediğini savunmuş; ilk derece mahkemesi, haber içeriğinin davacı şirketi hedef göstererek ticari itibarını zedeleyecek nitelikte olmadığını ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceğini belirterek davayı reddetmiş, davacı bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuştur.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: ████████
KARAR NO : █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: █████/2025
NUMARASI : ███████ Esas - ████████ Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: █████/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalının hak sahibi ve yetkilisi olduğuhttps://o... adresinde yapılan haberin gerçekdışı olduğunu, haberde müvekkil şirketin hedef gösterildiğini, haberde özel okullar tarafından bir platform kurularak öğretmenlerin fişlendiği gibi bir iddia ileri sürüldüğünü, haberin özele indirgenerek müvekkilinin hedef alındığını, içerikte belirtilen öğretmenlerin fişlendiği yönündeki iddianın tamamen gerçekdışı olduğunu, müvekkillerinin işleteni olduğu ... Okulları'yla ilişkilendirilmesinin de tamamen hasmane bir tutumla ve müvekkillerimizi hedef göstermek maksadıyla dile getirildiğini, haberin 2021-2022 eğitim öğretim yılı için erken kayıtların başladığı bir dönemde yapılması, müvekkilinin işleteni olduğu ... Okulları’nı itibarsızlaştırarak zor durumda bırakmayı ve bu şekilde ekonomik bir çöküntüye sürüklemeyi amaçladığını, bu haberlerin etkisi ile kayıt dönemi çok sancılı geçmiş ve birçok öğrenci velisi bu habere atıf yapmak suretiyle sorgulamalarda bulunduğunu, kayıt yenilemeleri yapılmadığını, okulda istihdam edilmek istenen öğretmenlerin bir kısmı çalışmaktan vazgeçtiklerini, haber içeriğinden soyut bir ihbardan bahsedildiğini, buna dair idari ya da adli bir işlem ya da karar da söz konusu olmadığını, anılan yayın kuruluşunca, hiçbir bilgi ya da belgeye dayanmaksızın verilen işbu haberlerin, kötü niyetle verildiği ve sadece ... Okulları ve kurucusunu karalama ve itibarsızlaştırma amacıyla yayınlandığını, haber içeriklerinde, ... Okullarının kurucusu olan ve bu okullarda uygulanan eğitim sistemleri ile ulusal ve uluslararası alanda tanınmışlığa sahip...’ün şahsına yönelik olarak da asılsız ithamlarda bulunulduğunu, dava dışı...'ün şahsına yönelik yapılan bu asılsız haberlerle bir marka haline gelen ... Okulları da ayrıca zarar gördüğünü, bu haberlere ilişkin olarak haberin kaynağı olan birlik sendikası tarafından tekzip yayınlandığını, haberin yayınlanması ile ... Okullarının talep kitlesinde oluşan şüphe ve soru işaretlerinin giderilmediğini, haber içerikleri ile müvekkilinin kişilik haklarına açık ve ağır bir saldırı söz konusu olduğunu, ayrıca müvekkilinin ticari itibarı da ciddi oranda zedelediğini, anılan haksız fiili sebebiyle müvekkilinin uğradığı manevi zararlara karşılık olmak üzere 30.000-TL manevi tazminatın, haksız fiilin gerçekleştiği haber tarihi itibariyle işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; Davaya konu haberin içeriği ile ilgisi olunmadığını, dava konusu haberin, birlik sendikası merkez yönetim kurulunun yaptığı imzalı, resmi, açıklaması olduğunu, Toplumun Anayasal haber alma hakkı kapsamında, sendika açıklamasının, basın haberi olduğunu, Haberin, gerçek, güncel, sendika açıklamasına ilave yapılmadığını, hakaret içermediğini, davacının kişilik haklarına saldırı olmadığını, yazıda hukuka aykırılık olmadığını ileri sürerek, haksız ve hukuksuz davanın usul ve esastan reddine haber, güncel, sendika açıklamasını toplumun haber alma hakkı kapsamında sunan, içeriğinde, hakaret, kişilik haklarına saldırı içermeyen haber olduğunu, sendika açıklaması olması sebebiyle gerçek olduğunu, tazminata sebep olacak saldırı, kusur, haklı ve hukuki sebep olmadığı hiçbir illiyet bağı bulunmadığı için davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; "...Tazminat talebine konu yazı incelendiğinde, yazı içeriğinin "Eğitim İşverenleri Platformu" isimli internet sitesi ve konu ile ilgili olarak "Tüm İşçilerin Birlik Mücadele ve Dayanışma Sendikası"nın yaptığı açıklama ile ilgili olduğu, manevi tazminata hükmedilebilmesi için yasa gereği bir kimsenin kişilik hakkına hukuka aykırı bir saldırı bulunması, kişilik hakkı saldırıya uğrayan ile zarar gören kişinin aynı olması, manevi bir zarar bulunması, nedensellik bağının olması ve davalının sorumlu olmasını gerektiren bir kusurunun veya bir kusursuz sorumluluk halinin bulunması gerektiği, ancak mezkur yazıda davacı şirketin hedef gösterilerek ticari itibarını zarara uğratacak, kişilik haklarına aykırılık teşkil edecek nitelikte bir beyanın yer almadığı, yazı içeriğinin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğu, bu haliyle yazı ve içerik bir bütün olarak değerlendirildiğinde kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Davanın reddine,..." karar verilmiştir.
Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Dava dilekçesi ve aşamalardaki beyanlarını tekrarla, davaya konu ifadelerin basın ve ifade özgürlüğü sınırlarını aştığını, açmış oldukları davada tazminat koşullarının oluştuğunu beyanla Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava; Basın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Anayasa Mahkemesi'nin emsal nitelikte █████/2024 tarih ███████████ esas sayılı ilamı ve benzer nitelikteki davalarda vermiş olduğu kararlarında ".... kullanılan dil ve üslup muhatabı açısından rahatsız edici olabilir. Somut unsurlarla desteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir. Ancak Anayasa Mahkemesinin benimsediği gibi demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan, toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler ya da fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir (Emin Aydın (2), B. No: █████████, 25/6/2015, § 35; Bekir Coşkun, § 52). Nitekim basın özgürlüğünün kapsamının demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak bir dereceye kadar abartıya ve provoke etmeye izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir (Ali Suat Ertosun, B. No: █████████, 15/4/2015, § 66; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 102).
Taraflar arasında mevcut polemik de dikkate alındığında yayının tümüyle keyfî bir kişisel saldırı oluşturduğu söylenemez. Üstelik davacının toplumsal konumu gereği, kendilerini hedef aldığını iddia ettikleri yazıya cevap verme ve bu cevabı geniş kitlelere ulaştırma imkânına sahip oldukları da gözardı edilmemelidir. Kaldı ki kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği öne sürülen ifadelerin başvurucu üzerinde kayda değer somut bir etki yarattığına dair herhangi bir iddia da bulunmamaktadır." gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuruların reddine karar verdiği gibi, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de emsal nitelikteki pek çok ilamında, aynı şekilde basın ve ifade özgürlüğünün geniş yorumlanması gerektiğine karar vermiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, benzer olaylarda vermiş olduğu kararlarda basın özgürlüğü kapsamında belli ölçüde abartıya ve hatta tahrik yoluna başvurmanın mümkün olduğuna (Prager ve Oberschlick v. Avusturya, 26 Nisan 1995, § 38, A serisi, No. 313) işaret edilmekte, ayrıca özel hayata yapılan müdahalenin ortaya çıkacak kamu yararından daha ağır basacak kadar ciddi olmadığı durumlarda basın özgürlüğünün korunması gerektiğini (Haldimann ve diğerleri – İsviçre) ifade etmektedir.
Belirtilen içtihatlar doğrultusunda,davalının, dava konusu haberde davacının ismini belirtmediği, bizzat davacıyı tarif eden ibare ve görüntüye yer vermeksizin davaya konusu ifadeleri kullanmış olmasına göre eldeki davada matufiyet unsuru gerçekleşmediği, aynı zamanda davaya konu haber bir bütün olarak değerlendirildiğinde, dava konusu ifadelerin eleştiri niteliğinde olup hakaret niteliği taşımadığı, kullanılan ifadelerin olgusal bir temele dayanıp sebepsiz bir saldırı teşkil etmediği,davacı tarafın bilinir kişilerden olması dikkate alındığında, diğer insanlara göre bu tür eleştirilere daha fazla katlanma yükümlülüğünün bulunduğu, basın ve ifade özgürlüğünün, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olup, bu durumun demokratik toplumun gereği olduğu, açıklanan sebeplerle davaya konu yayının basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kalıp buna göre somut olayda Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesindeki manevi tazminatın yasal koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ███████ Esas ████████ Karar sayılı █████/2025 günlü kararına yönelik davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 615,40 TL'nin mahsubuyla bakiye 116,60 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
3-İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,
5-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!