Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali davasında ilk derece mahkemesinin icra inkar tazminatına hükmeden kararının istinaf incelemesini yapmıştır.
Özet: Eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali davasında, davacı şirketin ticari faaliyetlerden doğan ve davalı tarafından itirazla durdurulan icra takibine konu alacak talebine karşı davalının alacağı reddetmesi üzerine, ilk derece mahkemesi, tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi ve davalının raporlara itiraz etmemesi sonucunda, davacı defterlerinde kayıtlı olup davalı yetkilisince imzalanan bir tutanağa dayanan 500.000 USDlik ödeme kaydının hesaba katılmasıyla davacının 342.807,23 USD ve 20.500,00 TL alacağı bulunduğuna ve davanın kabulü ile icra inkar tazminatına hükmetmiştir.

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ

Esas No: ████████ - Karar No:████████
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
27. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : ████████
KARAR NO : ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : █████/2023
NUMARASI : ████████ E-████████ K
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : █████/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : █████/2026
Eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin davada mahkemece davanın kabulü ile icra inkar tazminatına hükmedilmesine dair verilen karara karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili özetle; müvekkili şirketin davalı borçlu şirketten aralarındaki ticari faaliyetlerden kaynaklı 342.807,23 USD ve ayrıca 20.500,00-TL alacağı bulunduğunu, ticari defter ve kayıtlar ile de bu durumun sabit olduğunu, borçlu şirketin unvan değişikliğine gittiğini, limited şirket iken anonim şirkete dönüştüğünü, davalı borçlu hakkında Ankara 19. İcra Müdürlüğü’nün █████████ Esas sayılı icra takip dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, borçlunun takibe haksız itirazı üzerine takibin durdurulduğunu beyanla, haksız itirazın iptali ile takibin devamına, asıl alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili özetle; davacının dava dilekçesine sunduğu cari hesabı kabul etmediklerini, davacının iddialarının aksine müvekkili şirketin davacıdan alacağının bulunduğunu, zira davacı şirketle müvekkili şirket arasında cari hesap ilişkisi 2017 yılında başlamasına rağmen davacı şirketin dava dosyasına sadece 2020 yılına ait muavin defterlerini koyduğunu, bu durumun gerçeği ortaya çıkarılmasını imkansız kılacağını, davacı tarafından sunulan 2020 yılı muavin defterleri ile müvekkili şirketin 2020 yılı muavin defter kayıtlarının uyuşmadığını, davacının sunduğu 2020 yılı muavin defter kayıtlarını kabul etmediklerini, hakkın ortaya çıkması için 2017 yılından bu yana tutulan müvekkili şirketin muavin defterlerini ve taraflar arasında akdedilen Çelik İşleri Tedarik Sözleşmesini ibraz ettiklerini beyanla, haksız davanın reddine, %20’den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince: Tarafların bildirmiş olduğu deliller toplandıktan sonra davacı ve davalı ticari defterleri üzerinde inceleme yaptırıldığı, söz konusu incelemeler sonucu hazırlanan raporlar ve ek raporun dosya kapsamına alındığı, bu çerçevede yapılan incelemede; mahkemece davacı ticari defterleri üzerinde inceleme yaptırılarak alınan bilirkişi raporuna göre davacı ve davalının ticari defterlerinin █████/2018 tarihli tutanak uyarınca ödenen 500.000 USD'lik kayıt dışında birbiri ile uyuştuğunun bildirildiği, 500.000 USD'lik kayıt dışındaki diğer fatura ve ödemelerin karşılıklı olarak birbirlerinde kayıtlı olduğu, 500.000 USD'lik davacı defterlerinde gözüken ödeme kaydının davalı ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, davacı ticari defterlerinde kayıtlı olan 500.000 USD'lik kaydın dayanağının █████/2018 tarihli tutanak olduğu, söz konusu tutanağın rapora ek yapıldığı, söz konusu "Tutanak" başlıklı █████/2018 tarihli belgenin yapılan incelemesinde ... Enerji A.Ş. adına ... ile ... Grup... Ltd Şti. adına ... arasında imzalandığı, söz konusu belge içeriğinde ... Grup... Ltd. Şti'nin borçları nedeni ile 500.000 USD'lik senedin verildiği ve söz konusu senedin vadesi geldiğinde ... Enerji ... A.Ş tarafından ödendiği, buna ilişkin banka kayıtlarının rapora eklendiğinin görüldüğü, söz konusu rapora, ek rapora ve rapor ekinde yer alan █████/2018 tarihli tutanağa davalı tarafından herhangi bir şekilde itiraz edilmediği, davalı şirket adına söz konusu tutanak başlıklı belgeyi imzalayan ...'ın davalı şirket yetkilisi olduğu ve aynı zamanda mevcut dosyada davalı avukatına vekaletnamede şirket adına yetki veren kişi olduğunun görüldüğü, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davalı tarafından mahkemece alınan █████/2023 tarihli rapor ve █████/2023 tarihli ek rapora süresi içerisinde itiraz edilmemesi ve aynı zamanda söz konusu rapor ekinde yer alan █████/2018 tarihli "Tutanak" başlıklı belgeye itiraz edilmemesi hususları göz önüne alındığında, cari hesap incelemesinde davacı ticari defterlerinde kayıtlı olup da davalı ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 500.000 USD'lik ödeme kaydının hesaplamaya dahil edilmesi yönünde kanaatin oluştuğu, yine söz konusu 500.000 USD hesaplamaya dahil edildiğinde █████/2023 tarihli bilirkişi ek raporuna göre davacının davalıdan alacak miktarının 342.807,23 USD ve 20.500,00-TL olduğunun rapor edildiği, söz konusu █████/2023 tarihli ek raporun usul ve yasaya uygun olarak hazırlanması ve denetime elverişli olması nedeni ile mahkemece kabul gördüğü ve bu bedel üzerinden davacının davasının kabulünün gerektiği, davaya konu alacağın likit bir alacak olması nedeni ile ana para üzerinden davacı lehine %20 inkar tazminatına hükmedildiği anlaşılmıştır.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Davada ve istinafa konu kararda kamu düzenine aykırılık bulunduğunu, İİK 58/II, bend 3 hükmüne göre ise: “Alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarı ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı gün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği ve faizi;” davacının ödeme emri incelendiğinde bu kurallara uyulmadığını; ödeme emrinde istenen alacağın Türk parasıyla tutarının ve istenen faizin miktarı ile işlemeye başladığı günün ve alacak yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği hususunun ve faizin gösterilmediğini, İİK, kamu düzeni gerekçesiyle devletin hükümranlık haklarının bir gereği olarak, yabancı para üzerinden icra takibi yapılmasını yasakladığını, buna göre takibin TL üzerinden başlatılması zorunlu olduğunu, daha doğru bir ifadeyle alacağın, takip tarihi itibariyle TL karşılığı üzerinden gösterileceğini, bu hususun mahkemelerce resen gözetilmesi gerektiğini, Nitekim 3678 Sayılı Kanunla Borçlar Kanunu’nun 83. maddesine eklenen son fıkraya göre; “Yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi halinde alacaklı bu borcun vade veya fiili ödeme günündeki rayice göre Türk Parası ile ödenmesini isteyebilir” ancak İİK’nun 58/3. maddesine göre alacağın Türk parası ile tutarının takip talepnamesinde gösterilmesinin zorunlu olduğunu ,aynı zorunluluğun, İİK. nun 41. maddesi delaletiyle icra emri için de geçerli olduğunu ,incelenen takip talepnamesi ve icra emrinde alacağın ... EURO’luk kısmının Türk Parası karşılığı belirtilmediğini bu noksanlığın kamu düzeni ve devletin hükümranlık hakları ile ilgili olduğunu takibin her safhasında doğrudan doğruya göz önünde tutulması gerektiğini ,kamu düzenine aykırılıkta aleyhe bozma ilkesi irdelenemeyeceğinden, mahkemece anılan kısım yönünden re’sen takibin iptaline karar verilmesi gerekir.” şeklinde karar verilen 12. HD, 02.03.2012, █████████ kararı da bu yönde olduğunu, ancak bu aykırılıkların İstinafa konu kararda da dikkate alınmadığını re'sen gözetilmesi gereken kamu düzenine ilişki hususların gözetilmediğini ve hukuka aykırı olarak itirazın kaldırılmasına karar verildiğini ,izah edilen bu sebep de bozma nedeni olup açıklanan nedenle istinafa konu karar bozulması gerektiğini ve takibin iptal edilmesi gerektiğini, taraflar arasında akdedilen çelik işleri tedarik sözleşmesi mevcut olduğunu söz konusu sözleşmenin dava dilekçeleri ekinde yerel mahkemeye sunulduğunu dava konusu olayda yerel mahkemece söz konusu sözleşme hükümlerinin dikkate alınmaması suretiyle hüküm verildiğini, karşı tarafın takip talebi ile ödeme emrine bakıldığında takibin ve ödeme emrinin usd para birimi ile birlikte reeskent faizi istendiği görüldüğünü, söz konusu usd alacak talebi ile birlikte reeskont faizi istenemeyeceğini ,açıklanan hukuka aykırılığın karada göz önüne alınmamasının bozma nedeni olduğunu, takip talebinde alacağa takip tarihine kadar faiz işletildiği, istinafa konu kararda da 'USD yönünden alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının 1 yıllık mevduata uyguladıkları USD faiz oranını işletmek suretiyle' denilmek suretiyle bu faize bir kez daha faiz işletildiğini, dolayısıyla istinafa konu kararla alacağa bileşik faiz işletildiği görüldüğünü, açıklanan neden de istinafa konu karar için bozma sebebi olduğunu, Vergi Usul Kanununun 215. Maddesinde yer verilen "Türkçe tutma ve Türk Parası kullanma zorunluluğu: Madde 215- (Değişik: 16/7/2004-5228/7 md.) 1. Bu Kanuna göre tutulacak defter ve kayıtların Türkçe tutulması zorunludur. Ancak, Türkçe kayıtlar bulunmak kaydıyla defterlerde başka dilden kayıt da yapılabilir. Bu kayıtlar vergi matrahını değiştirmeyecek şekilde tasdik ettirilecek diğer defterlere de yapılabilir. 2. a) Kayıt ve belgelerde Türk para birimi kullanılır. Belgeler, Türk parası karşılığı gösterilmek şartıyla, yabancı para birimine göre de düzenlenebilir" hükmü uyarınca ticari defterlerin yabancı para birimi üzerinden (işbu davada USD biriminden) tutulamayacağını davacının defterlerinde VUK 215. Maddesine aykırılık bulunduğunu, bu hususun göz önüne alınmadığını istinaf konusu kararın bu yüzden bozulması gerektiğini, Mahkeme tarafından alacağın likit olduğu gerekçesiyle icra inkar tazminatına hükmedilmiş ise de işbu davada aleyhe icra inkar tazminatına hükmedilmesinin Kanuna hukuka ve yüksek yargı içtihatlarına aykırı olduğunu, itirazın iptali davasında borçlunun inkâr tazminata mahkûm edilebilmesi için, öğretide ve Yargıtay kararlarında genellikle kabul edildiği üzere, şu şartların (birlikte) gerçekleşmesi gerektiğini :''1) Alacaklının ilâmsız icra takibi yapması; 2) Borçlunun ödeme emrine itiraz etmiş olması; 3) İtirazın iptali davasının süresi içinde açılmış olması; 4) Alacaklının talepte bulunulması; 5) Borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi.''gerek öğretide gerek Yargıtay kararlarında kabul edildiği üzere; ''eğer alacak likid değilse, borçlu itiraz etmekte haklıdır ve itirazın iptali davasını kaybetse dahi inkâr tazminatına mahkûm edilemez.
(HGK 23.01.2020 tarihli ve 2017/3-1530 E., ███████ K )'' öğretide genel olarak kabul edildiği üzere, borçlu, alacaklının icra takibinde talep ettiği alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmekte veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda ise ve alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına (anlaşmasına) veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç yoksa, alacak likidedir ( Kuru, İcra c.1, s.304; Kuru/Arslan/Yılmaz s.168; Saim Üstündağ, İcra Hukukunun Esasları, İstanbul 2000, s.134; Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin Özkan/Özekes s.139; Muşul s.327-328.)Yargıtay’ın çeşitli kararlar vesilesiyle genel olarak yaptığı tanım da buna paralel olduğunu, Örneğin, Hukuk Genel Kurulunun bir kararında (HGK 12.3.2003, 19-███████) belirtildiği ve diğer bazı kararlarda da benimsendiği üzere, “alacağın gerçek miktarı belli ve sabit ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmekte veya bilinmesi gerekmekte ve böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesi mümkün ise başka bir ifadeyle, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise” alacağın likid olduğunu, Yargıtay’ın burada ifade ettiğinin, “borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise” ölçütü çok önemli olduğunu ,burada dile getirilen borçlunun “yalnız başına” tespiti hususu, alacağın ve miktarının borçlu tarafından bütün unsurları ile bilinebilir (hesap edilebilir) olması ve bu konuda alacağın tespiti için ayrıca yargılama yapılmasına gerek olmaması anlamında olduğunu, istinaf konusu davada alacak miktarının tayini 3 defa bilirkişiye gittiğini, 3 ayrı rapor alındığını ve 3 raporda da farklı alacak tutarları hesap edildiğini hatta 15/5/2023 tarihli bilirkişi raporuna göre davalı tarafın (müvekkili şirket) alacaklı olarak tayin edildiğini, açıklandığı üzere bilirkişilerin bile ittifakla aynı olarak hesaplayamadığı alacak miktarının kolayca hesaplanamadığının ortada olduğunu, açıklanan nedenle işbu davada alacağın likit olmadığını, öte yandan davacı tarafla müvekkili şirket arasında bulunan çelik işleri tedarik sözleşmesinin istinafa konu kararda dikkate alınmadığının işbu dilekçe kapsamında daha önce belirtildiğini, taraflar arasında akdedilmiş bulunan çelik işleri tedarik sözleşmesinin dava açıldığı tarihte devam ettiğinden taraflar arasında belirli bir alacak borç miktarı olduğundan bu açıdan da bahsedilemeyeceğini, diğer yandan takip talebi ve ödeme emrinde usd cinsi alacakta reeskont faizi istenmesi ile kararda '3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının 1 yıllık mevduata uyguladıkları USD faiz oranını işletmek suretiyle' şeklinde hüküm kurulması söz konusu alacağın zaten likit olmadığını gösterdiğini, '...Faturalarda belirtilen faiz oranları ile takip talebinde yer alan faiz oranları birbirinden farklı olduğundan işlemiş faiz alacağının likit olduğundan söz edilemeyeceği' şeklinde karar verilen HGK'nun 6.02.2020 T. Ve 202/3-957 Esas ve ███████ Karar sayılı kararı da kıyasen bu yönde olduğunu beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulü ile icra inkar tazminatına hükmedilmesine dair verilen karara karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle mahkemesince yapılan yargılama, toplanan deliller, tarafların ticari defterleri, imza ve içeriğine itiraz edilmeyen 21.01.2016 tarihli tutanak birlikte değerlendirildiğinde taraflar arasında akdi ilişki bulunduğunun anlaşılmasına, tarafların ticari defterleri ve tutanak birlikte değerlendirildiğinde takibe konu alacağın likit olduğunun anlaşılmasına göre davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 190.205,91 TL istinaf karar harcından peşin alınan 269,85 TL ve 47.281,63 harcın mahsubu ile bakiye 142.654,43 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ve ödediği başvuru harcının kendisi üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 02.06.2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!