Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin faydalı model tecavüzü ve hükümsüzlüğü davasında SMK 151/2-b uyarınca tazminat hesabındaki bilirkişi raporu hatalarının istinafen incelenmesi.
Özet: Faydalı model hakkına tecavüzün durdurulması, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat talebiyle açılan asıl dava ve faydalı model belgesinin hükümsüzlüğü istemiyle açılan karşı dava sonucunda, ilk derece mahkemesi faydalı model tecavüzünü kısmen kabul ederek belirli miktarlarda maddi ve manevi tazminata hükmetmiş, tecavüzün menine karar vermiş ve karşı davayı reddetmiştir; ancak davacı taraf, tazminat miktarının hesaplanmasında bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, özellikle genel kârlılık oranının yanlış uygulandığını ve satılmayan stok ürünlerin tazminat hesabına dahil edilmemesinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararı istinaf etmiştir.

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

Esas-Karar No: ████████ - ████████
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : ████████
KARAR NO : ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ : █████/2025
NUMARASI : ███████ E. - ████████ K.
ASIL DAVA : Faydalı Modele Tecavüzün Durdurulması, Önlenmesi, Maddi ve Manevi Tazminat
KARŞI DAVA : Faydalı Model Belgesi Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen █████/2025 Tarih ve ███████ Esas - ████████ Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraflarca istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin ██████████ sayılı faydalı modelin sahibi olduğunu, davalı Şirketin, müvekkilinin söz konusu faydalı model belgesine konu vananın aynısını üreterek, müvekkilinin faydalı model tescilinden doğan haklarına tecavüz ettiğini, bu durumun mahkeme eliyle tespit edildiğini, davalı eylemlerinin aynı zamanda haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, davalının, müvekkilinin faydalı model tescilinden doğan haklarına tecavüzünün durdurulmasına ve önlenmesine, 10.000,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminatın işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 24.05.2023 tarihli talep artırım dilekçesi ile maddi tazminat talebini 353.157,23 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, davacı adına tescilli faydalı modele konu ürünün, küresel bir vana olduğunu, bu ürünlerin faydalı modele konu olabilecek herhangi bir yenilik barındırmadığını, müvekkilinin davacının sınai mülkiyet hakkına tecavüz oluşturan herhangi bir eyleminin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiş, karşı davada ise asıl davadaki savunmalarına dayalı olarak asıl davaya dayanak teşkil eden ██████████ sayılı faydalı model belgesinin hükümsüzlüğünü istemiştir.
Asıl davada davacı karşı davada davalı vekili, müvekkiline ait faydalı modelin piyasadaki sıradan vanalardan farklı olduğunu ve yenilik unsurunu taşıdığını savunarak, karşı davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, Bölge Adliye Mahkemesi ilamı doğrultusunda SMK'nın 151/2-b maddesi kapsamında yapılan hesaplamalar sonucunda davalı şirketin, ihlal konusu ürünlerin satışına başladığı 30.04.2021 tarihinden dava tarihi olan 30.11.2021 tarihine kadar gerçekleştirdiği satışlardan elde ettiği toplam hasılatın 813.785,02 TL olduğu, bu tutara, davalının 2021 yılı gelir tablosu üzerinden hesaplanan yaklaşık %7 genel karlılık oranı uygulanmak suretiyle ihlâl nedeniyle elde edilen net kazancın 56.964,95 TL olarak belirlendiği, stokta kalan 13.000 adet ürünün dava tarihi itibarıyla satılmamış olması nedeniyle tazminat hesabına doğrudan dahil edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 56.964,95 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, 30.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, tecavüzün men'ine, tecavüze konu ürünlere ve ürünlerin üretiminde münhasıran kullanılan teçhizata, kalıplara el konulmasına, davacının faydalı model hakkına tecavüz eden fiillerinin durdurulmasına, önlenmesine, tecavüze konu internet sitesindeki (https://....com.tr/) tecavüze konu ürünlerin çıkartılmasına, aksi takdirde erişimin engellenmesine, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı karşı davada davalı vekili, mahkemece hükme esas alınan 25.09.2025 tarihli bilirkişi raporunda SMK'nın 151/2-b maddesine tamamıyla aykırı davranıldığını, bu hususta istinaf mahkemesinin bozma kararında belirtilen gerekçe ve ilkelerin somut olaya tümüyle hatalı uygulandığını ve bunun sonucunda tamamıyla hatalı bir sonuca ulaşıldığını, bilirkişi raporunda, davalı şirket defterlerinde ürün bazlı kayıt tutulmadığı gerekçesiyle genel karlılık oranının esas alındığını, oysa davalı Şirket defterlerinden, ürünlerin değişken maliyetlerinin somut olarak tespit edilememesinin, sektördeki genel kabullere tamamıyla aykırı görüş sunulmasını gerektirmediğini, kaldı ki bilirkişinin yaklaşımının herhangi bir dayanağının da bulunmadığını, ticari hayatta tüm ticari aktörler tarafından en az %40-50 kar oranı ile ürün satımı gerçekleştirildiğini, ayrıca stokta kalan 13.000 adet ürünün, dava tarihi itibarıyla satılmamış olması nedeniyle hesaptan direkt çıkartılmasının da kabul edilemeyeceğini, zira faydalı model belgesine ihlal oluşturan ürünün sadece üretilmesinin dahi ihlal teşkil ettiğini, bu nedenle anılan ürünlerin sadece bu sebepten dolayı bile tazminata esas alınması gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının asıl dava yönünden kaldırılmasını istemiştir.
Davalı karşı davada davacı vekili, mahkemece tesis edilen kararda, maddi tazminatın hesaplanmasına esas alınan kriterlerin ve net kazanç tespitinin, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin kaldırma kararında belirtilen ilkelere ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, kaldırma kararının gereğinin şeklen yerine getirildiğini ancak maddi kazanç tespiti noktasında müvekkilinin ticari defter ve kayıtlarındaki gerçek maliyet unsurlarının ve genel işletme giderlerinin hesaplamaya dahil edilmediğini, net kazancın, bir ürünün satışından elde edilen brüt hasılattan, o ürünün üretimi, pazarlanması, satışı ve işletmenin devamlılığı için katlanılan tüm değişken ve sabit giderlerin mahsup edilmesi neticesinde kalan tutar olduğunu, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise müvekkili şirketin sadece hammadde ve doğrudan işçilik gibi bazı değişken maliyetleri üzerinden bir değerlendirme yapıldığını, şirketin genel yönetim giderleri, amortismanlar, finansman giderleri gibi sabit maliyetlerin tamamen göz ardı edildiğini, mahkemenin uyguladığı %7'lik genel karlılık oranının, müvekkilinin tüm ürün gamını kapsayan genel bir veri olduğunu, oysa dava konusu küresel vanaların üretim maliyetleri, piyasadaki rekabet koşulları ve bu spesifik ürün segmentindeki kâr marjlarının, genel kârlılık oranından çok daha düşük olabileceğini, müvekkilinin 2021 yılındaki ticari faaliyetleri incelenirken, ürünlerin üretiminde sarf edilen işçilik maliyetleri, enerji giderleri ve özellikle satıştan sonra doğan Kurumlar Vergisi gibi yasal yükümlülüklerin net kazançtan düşülmediğini, davacı tarafın uğradığını iddia ettiği manevi zarara ilişkin dosyaya hiçbir somut delil sunmamasına rağmen soyut gerekçelerle manevi tazminata hükmedilmesinin de doğru olmadığını, davacı-karşı davalıya ait vananın yenilik unsurunu barındırmadığını ve tekniğin bilinen durumunu aşmadığını, mahkemece bu taleplerinin de karşılanmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve asıl davanın reddi ile karşı davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE :Asıl dava, faydalı modele tecavüzün durdurulması, önlenmesi, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin olup, karşı dava ise faydalı model hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
İlk derece mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen ilk kararın, taraflarca istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 20.12.2024 tarih, ███████ E., █████████ K. sayılı kararında, "...İlk derece mahkemesince karşı dava yönünden yapılan inceleme ve araştırmada bir eksiklik bulunmamakta ise de asıl dava yönünden talep edilebilecek maddi tazminat konusunda hükme esas alınan bilirkişi raporunda yapılan değerlendirme ve hesaplama hüküm kurmaya yeterli değildir. Zira, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davalının dava konusu ürünlerle ilgili 2021 yılı cirosu tespit edilmiş, daha sonra davalının belirlenen genel karlılık oranına göre bu ürünlerden elde ettiği kar hesaplanmıştır. Oysa yoksun kalınan kazancın, SMK'nın 151/2-b maddesi kapsamında sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanca göre hesaplanmasının istenilmesi halinde, bu hesaplamanın nasıl yapılacağı hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.07.2021 tarih, █████████ E., ████████ K. sayılı ilamındaki açıklamalardan faydalanılarak bir hesaplama yapılması gerekmektedir. Buna göre, mütecavizin markayı kullanmak yoluyla elde ettiği kazanca ulaşabilmek için kazancın oluşumunda rol oynayan tecavüz konusu hak dışındaki bütün faktörlerin ayıklanması gerekmektedir. Bu hesaplama yönteminde, öncelikle mütecavizin ticari faaliyetinin boyutu belirlenmeli, tecavüz oluşturan ürünlerden ne kadar sipariş alındığı, ne kadar üretim yapıldığı, ne kadar stok bulunduğu, ne kadar satış yapıldığı, satış fiyatının ve kâr marjının ne olduğu gibi hususlar dikkate alınarak mütecavizin elde ettiği kazanç belirlenmelidir. Anılan maddede belirtilen net kazanç, mütecavizin tecavüz fiiliyle ortaya çıkan brüt kazancını değil, maliyetlerin elde edilen gelirden düşürülmesiyle kalan net kazancını ifade etmektedir. Ancak mütecavizin tecavüz fiilinin dışında başka hiçbir ürünü satmamış olması hâlinde dâhi genel masraflar bir bütün olarak elde edilen gelirden mahsup edilmeyecek, sadece ham madde ve satış maliyetleri gibi işin doğası gereği oluşan giderler tecavüz yoluyla elde edilen gelirden mahsup edilecektir.
Bu durumda ilk derece mahkemesince, davaya konu davalı eylemi nedeniyle davacının SMK'nın 151/2-b maddesi kapsamında talep edebileceği tazminatın, yukarıda açıklanan biçimde hesaplattırılması hususunda yeni bir bilirkişi raporu alınması, şayet açıklandığı biçimde davacının talep edebileceği tazminatın tam olarak hesaplanması mümkün olmazsa, TBK'nın 50. maddesi uyarınca somut olayın olağan akışı ve zarar görenin aldığı önlemler göz önünde tutularak, tazminat miktarının hakkaniyete uygun olarak belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Öte yandan, her davanın açıldığı tarihteki hukuki ve fiili duruma göre çözüme kavuşturulması gerekli olup mahkemece, dava tarihinden sonraki davalı satışları da dahil edilmek suretiyle hesaplama yapılan bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm kurulması da doğru görülmemiştir." gerekçesine yer verilmek suretiyle HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
Dairemizin yukarıda anılan kararı sonrasında ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda, "Ancak somut dosyada bilirkişi heyetinin 13.01.2023 tarihli raporunda da tespit edildiği üzere, davalı şirketin ürün bazında maliyet muhasebesi tutmadığı anlaşılmaktadır. Muhasebe
kayıtlarında dava konusu ürünlerin ayrı bir şekilde ayrıştırılmaması nedeniyle, doğrudan değişken maliyet kalemlerini tespit ederek mahsup etme imkânı bulunmamaktadır. Uygulamada, ürün bazında maliyet muhasebesi tutulmadığı durumlarda net kazanç hesabı
mütecavizin aynı döneme ait gelir tablosundan genel kârlılık oranı hesaplanarak bu oranın ihlale konu ciroya uygulanması suretiyle hesaplanabilmektedir. Bu yöntemde, ilgili dönem kâr
marjının ihlâl konusu ürünlerin kârlılık yapısını makul şekilde yansıttığı kabul edilmekte ve bu yolla yaklaşık net kazanç belirlenebilmektedir. Bu nedenle, ilgili döneme ait yukarıda hesaplanan yaklaşık % 7 genel kârlılık oranının ihlâl konusu ürünlerin kârlılığını makul şekilde yansıtacağı değerlendirilmektedir. Zira dosya kapsamındaki
verilerden, söz konusu ürünlerin genel kârlılık oranından farklılaştığını gösteren herhangi bir bulguya da rastlanmamıştır. Bu durumda, en uygun ve somut verilere dayalı yöntem olarak genel kârlılık oranının uygulanması gerektiği kanaatine varılmıştır. Davalının ihlal konusu ürün satışlarına başladığı 30.04.2021 tarihinden dava tarihi olan 30.11.2021 tarihine kadar gerçekleştirilen satışların toplam hasılatı 813.785,02TL olarak belirlenmiştir. Hesaplanan satış hasılatına ilgili yıl için hesaplanan yaklaşık % 7 kârlılık oranı uygulandığında, davalının ihlâl nedeniyle elde ettiği kazancın 813.785,02×%7=56.964,95 TL olacağı sonucuna varılmıştır." yönünde görüş bildirilmiş, ilk derece mahkemesince de aynı gerekçelerle bilirkişi raporunda belirtilen miktarın maddi tazminat olarak tahsiline karar verilmiş ise de bu hali ile Dairemizin 20.12.2024 tarih, ███████ E., █████████ K. sayılı kararının gereğinin yerine getirildiği söylenemez. Zira, davalı Şirketin ürün bazında maliyet muhasebesi tutmadığı gerekçe gösterilerek, davalının 2021 yılı genel karlılık oranı üzerinden hesaplama yapılmıştır. Oysa Dairemizin önceki kararında belirtildiği üzere mütecavizin markayı kullanmak yoluyla elde ettiği kazanca ulaşabilmek için kazancın oluşumunda rol oynayan tecavüz konusu hak dışındaki bütün faktörlerin ayıklanması gerekmektedir. Bu kapsamda öncelikle mütecavizin ticari faaliyetinin boyutu belirlenmeli, tecavüz oluşturan ürünlerden ne kadar sipariş alındığı, ne kadar üretim yapıldığı, ne kadar stok bulunduğu, ne kadar satış yapıldığı, satış fiyatının ve kâr marjının ne olduğu gibi hususlar dikkate alınarak mütecavizin elde ettiği kazanç belirlenmelidir. Anılan maddede belirtilen net kazanç, mütecavizin tecavüz fiiliyle ortaya çıkan brüt kazancını değil, maliyetlerin elde edilen gelirden düşürülmesiyle kalan net kazancını ifade etmektedir. Ancak mütecavizin tecavüz fiilinin dışında başka hiçbir ürünü satmamış olması hâlinde dâhi genel masraflar bir bütün olarak elde edilen gelirden mahsup edilmeyecek, sadece ham madde ve satış maliyetleri gibi işin doğası gereği oluşan giderler tecavüz yoluyla elde edilen gelirden mahsup edilecektir.
Davalının ürün bazında maliyet muhasebesi tutmaması, belirtilen şekilde hesaplama yapılmasına mani değildir. Bu durumda, içinde sektör bilirkişisi de bulunan yeni bir bilirkişiden, ilgili sektördeki maliyetler de değerlendirilerek, belirtilen şekilde hesaplama yapılan bir bilirkişi raporu alınması, buna göre davacının SMK'nın 151/2-b maddesi kapsamında talep edebileceği tazminatın belirlenmesi, şayet açıklandığı biçimde davacının talep edebileceği tazminatın tam olarak hesaplanması mümkün olmazsa, TBK'nın 50. maddesi uyarınca somut olayın olağan akışı ve zarar görenin aldığı önlemler göz önünde tutularak bir sonuca varılması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Öte yandan, SMK'nın 145/1. maddesinin atfı ile somut uyuşmazlığa uygulanması gereken aynı Kanun'un 141. maddesi uyarınca patent veya faydalı model sahibinin izni olmaksızın buluş konusu ürünü kısmen veya tamamen üretme sonucu taklit etmek ya da kısmen veya tamamen taklit suretiyle meydana getirildiğini bildiği ya da bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla üretilen buluş konusu ürünleri ticari amaçla elde bulundurmak fiilleri de faydalı modele tecavüz oluşturduğundan, stokta kalan 13.000 adet ürünün de tazminat hesabına dahil edilmesi gerekirken, aksi yönde değerlendirme yapılması doğru görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, somut uyuşmazlığın çözümünde esasa etkili delil niteliğinde olan hususların değerlendirilmediği anlaşıldığından, taraf vekillerinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülebilmesi için mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen █████/2025 gün ve ███████ Esas - ████████ Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA,
2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,
3-Taraf vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
4-Davacı karşı davalı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 2.437,00-TL maktu ve nispi istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacı karşı davalıya iadesine,
5-Davalı karşı davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 4.392,25-TL maktu ve nispi istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davalı karşı davacıya iadesine,
6-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine,
8-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile █████/2026 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : █████/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!