İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, elektronik şirketleri aleyhine medya yoluyla haksız rekabet ve kişilik haklarına saldırı iddiasıyla talep edilen milyonluk manevi tazminat davasında ilk derece kararının istinaf incelemesini gerçekleştirdi.
Özet: Davacılar, davalının yazılı ve görsel medya aracılığıyla müvekkillerine yönelik gerçek dışı isnatlar ve algı operasyonları ile kişilik haklarına saldırıda bulunup haksız rekabet yarattığı iddiasıyla, haksız eylemlerin durdurulmasını, ilgili içeriklere erişimin engellenmesini ve birer milyon TL manevi tazminat ödenmesini talep etmiş; ancak ilk derece mahkemesi, söz konusu eylemleri eleştiri sınırları içinde kabul ederek kişilik hakları veya haksız rekabet ihlali olmadığı gerekçesiyle davaları reddetmiş, bu istinaf kararı ise davacıların ret kararına karşı yaptığı başvuruyu incelemektedir.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ4. HUKUK DAİRESİDOSYA NO: █████████ KARAR NO : █████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ: █████/2025NUMARASI : ████████ Esas - ████████ KararBirleşen İstanbul Anadolu 9 Asliye Ticaret Mahkmesi'nin ████████ Esas sayılı dosyasında;DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)İSTİNAF KARAR TARİHİ: █████/2026Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalının kasdi olarak müvekkili aleyhinde tabiri caiz ise takıntılı bir şekilde köşe yazıları kaleme alarak, programlara katılarak algı yaratmaya çalıştığı tartışılmaz bir gerçek olduğunu, programda defalarca özellikle belirtilen ...’in Ulusal Roaming anlaşması ile ilgili düzenlemenin iptali için BTK’ya dava açtığı ve deprem esnasında ...’in ulusal roaming için almış olduğu tavrın işbirliğine engel olduğu iddiaları asılsız ve kötü niyetli olduğunu, yayında anlaşılmaz şekilde, Türkiye’nin önde ve etkin elektronik şirketlerinin başında gelen müvekkil hakkında, kanuna ve mevzuata aykırı hareket ederek şirket kurduğu yönünde yer verilen itham tamamen gerçeğe aykırı olduğunu...A.Ş’nin halka arzına değinerek kullanılan kulelerin “bilanço dışına çıkarma” yöntemi ile hukuka ve mevzuata aykırı şekilde menfaat elde etmek istendiği yönünde algı yaratılması gerçeklerin yok sayılması olduğunu, URL adreslerinde yer alan programa tedbiren erişimin engellenmesine, dava konusu hukuka aykırı haber manşet ve içeriğinin haksız rekabet ile Müvekkilinin kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğinin tespitine, müvekkili aleyhine haksız rekabet teşkil eden ve kişilik haklarına yönelen saldırının önlenmesine ve durdurulmasına, haksız ve hukuka aykırı yayın sebebiyle zarar gören Müvekkilinin uğramış olduğu manevi zararın bir nebze olsun giderilebilmesi maksadıyla, yayım tarihinden itibaren başlayacak olan yasal faizi ile 1.000.000 -TL manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı davanın reddini savunmuştur. Birleşen davacı vekili dava dilekçesinde; Davalı ... A.Ş.'ye ait ... TV kanalında 21.02.2023 tarihinde yayımlanan Haber 16 programında “... operatörlerinin ulusal roaming projesine katılmamaları sebebiyle krize hazır olmadıklarını, ulusal roamingi düzenleyen yönetmelike karşı ... tarafından dava açıldığını, ...’in yönetiminde devlet erkanından bile daha nüfuzlu kişilerin bulunması sebebiyle hukuka ve yasalara karşı gelinebildiğini, ... A.Ş 'yi kurarak haksız rekabet yarattığını, hukuksuz halka arz girişimleri olduğunu, krize hiç hazırlıklı olunmadığını“ belirten çok uzun ve isnadlarla ile dolu bir konuşma yaptığını, devamında müvekkili aleyhine yine yazılar yazdığını, yapılan yayın içeriklerinin müvekkili şirketin kişilik haklarına saldırı ve haksız rekabet teşkil ettiğini belirterek maddi tazminata ilişkin her türlü hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkili şirketin ticari itibarına yönelik saldırı sebebiyle uğramış olduğu manevi zararın giderilmesi adına TMK m.25 ve TBK m.49 TTK madde 55 ve devamı TBK m.58 gereğince, haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte müvekkil için 1.000.000,00TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, müvekkili aleyhine haksız rekabet teşkil eden ve kişilik haklarına yönelen saldırının önlenmesine ve durdurulmasına, haksız ve hukuka aykırı yayın sebebiyle zarar gören müvekkilinin uğramış olduğu manevi zararın bir nebze olsun giderilebilmesi maksadıyla, yayım tarihinden itibaren başlayacak olan yasal faizi ile 1.000.000 TL manevi tazminata, mahkemece verilecek hükmün kesinleşmesi akabinde masrafı müştereken ve müteselsilen davalılardan karşılanmak üzere kararın TTK m. 59. gereğince ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı yan davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince; "Yapılan konuşmaların iletişim şirketlerinin alt yapılanın fazla talebi karşılamaya uygun olarak yapılmaması , iletişim ağının deprem bölgesi olan Ülkemiz için daha sağlıklı olması gerektiği, yapılan konuşmaların kişisel bir hak olan eleştiri boyutları içerisinde kabul edilmesi gerektiği, davacının dava dilekçesinde bahsettiği gibi herhangi bir şekilde TMK'nın 24.maddesinde yer alan Kişilik Haklarına Saldırı oluşturmadığı bunun yanında TBK'nın 49.maddesinde yer alan Haksız Fiil olarak kabul edilemeyeceği ve TTK'nın 54 vd. maddelerinde yer alan haksız rekabet oluşturmadığı tespit edilmekle asıl ve birleşen davanın reddine," karar verilmiştir. Verilen karara karşı davacılar tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; Davalının iddialarının iyiniyetli olmadığını, eleştiri boyutunda kabul edilemeyeceğini, davalının eylemlerinin TBK madde 49 kapsamında hukuka aykırı olduğunu, dava konusu program yayınları aynı zamanda Türk Ticaret Kanunu 54 ve devamı maddeleri gereğince “haksız rekabet” teşkil ettiğini ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; Basın yayın yoluyla kişilik haklarının ihlali sebebine dayalı manevi tazminat, haksız rekabetin tespiti ile engellenmesine ilişkindir. Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum, halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın; olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması ve hukuki bir zorunluluktur.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok kararında; “...Sözleşme’nin 10/1. fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini geliştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatarak ifade özgürlüğünün, Sözleşme’nin 10/2. fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulandığını, bunun, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olduğunu, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamayacağını ...” belirtmiştir. İfade özgürlüğü ve bu bağlamda basın özgürlüğünün asıl, sınırlamanın ise istisna olduğu unutulmamalıdır. Sınırlamanın kanuni olması, meşru amaca dayanması ve demokratik toplumda gerekli ve orantılı olması da gözetilmelidir.Somut olaya gelince; Dava konusu edilen ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde ; olağan üstü, deprem gibi dönemlerde ... iletişiminin nasıl sağlanabileceğine yönelik eleştiri niteliğinde olduğu, bu sektörde hizmet veren belirli bir firmanın hedef alınmadığı, genel olarak sistemsel sorunlar ve tüm sektör paydaşlarına yönelik ifadeler olduğu, doğrudan davacıların kişilik haklarına saldırı ve haksız rekabetten söz edilemeyeceği, Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerli olduğu, halkın, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olma hakkının olduğu, basının da bu doğrultuda olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve sorumlulu olduğu, dava konusu yayının bu ilkler kapsamında yapıldığı, Kamuya mal olmuş, toplumda tanınır kişilerin başkalarına göre daha fazla eleştirilere katlanma yükümlülüğün bulunduğu anlaşılmakla davacılar vekilinin istinaf talebi yerinde görülmemiştir. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ Esas ████████ Karar sayılı █████/2025 günlü kararına yönelik davacılar vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince asıl dava yönünden alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 615,40 TL'nin mahsubuyla bakiye 116,60 TL harcın asıl dava davacılarından müteselsilen tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince birleşen dava yönünden alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 615,40 TL'nin mahsubuyla bakiye 116,60 TL harcın birleşen dava davacısından tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4-İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,5-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,6-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,7-Karar tebliği ve harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi Dairemizce yapılmasına, harç ve avans iadesi işlemleri ile 6100 Sayılı HMK'nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, █████/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. █████/2026