Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen, alt yüklenici sözleşmesinden doğan 2.078.275,72 USDlik ödenmemiş faturaların tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın kaldırılması ve davalı şirketin iflasına karar verilmesi talepli dava.
Özet: Bir yüklenici, alt yüklenicilik sözleşmesi kapsamında tamamladığı işlere ait 2 milyon USDyi aşkın faturalandırılmış alacaklarının ödenmemesi ve başlattığı icra takibine haksız itiraz edilmesi üzerine, alacaklının itirazın kaldırılması ve davalı şirketin iflasına karar verilmesi talebiyle dava açmış olup, davalı ise uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiğini belirterek ilk itirazda bulunmuştur.

T.C. ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ████████ Esas - ████████

TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
.............
.............
............
DAVA : İflas (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas (İİK 156))
DAVA TARİHİ : █████/2025
KARAR TARİHİ : █████/2025
GR.KR.YZM.TARİHİ : █████/2025
Mahkememizde görülmekte olan İflas (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması ve İflas (İİK 156)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TALEP :
Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; müvekkili ile davalı ... ... Sist. Müh. ve Taah. A.Ş. arasında 26.02.2018 tarihli ......E-SA-043 Sayılı ... 6. Hattın Büyütülmesi, 5. ... Santrali Projesi Alt Yüklenici Sözleşmesi'nin imzalandığını, daha sonra taraflar arasında imzalanan 26 Haziran 2019 tarihli Tadil Sözleşmesi ile sözleşmenin tadil edildiğini, müvekkilinin Aluminium ... B.S.C'de 1800 MW net kapasiteli bir kombine çevrim gaz türbini enerji santrali için belirli iskele işlerini ve benzer türde işleri tasarlamayı, yürütmeyi ve tamamlamayı üstlendiğini, taraf arasında sözleşme kapsamında belirlenen toplam alt yüklenici sözleşme bedelinin KDV hariç 717.857,85 USD olacağının kararlaştırıldığını, davalının talebi üzerine ek iş ve imalatların yapıldığından sözleşmenin bedelinin arttığını, müvekkilinin sözleşme uyarınca üstlendiği işleri yerine getirmiş olmasına karşın davalı tarafından sözleşme konusu ödemelerin yapılmadığını, Aralık 2018-Eylül 2020 tarihleri arasında kesilen işbu faturalara ilişkin ödeme yapılmadığını, müvekkilinin sözleşme konusu işleri ve ek işi ve imalatları, ayıpsız ve eksiksiz şekilde teslim ettiğini, kaldı ki davalının da işin yapılmadığına ilişkin herhangi bir itirazı veya beyanı bulunmadığını, Ankara 2. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ sayılı dosya ile davalıya karşı iflas yoluyla icra takibi başlatıldığını, davalının 14.11.2024 tarihinde borca itiraz ettiğini ve haksız itiraz üzerine icra takibinin durdurulmasına karar verildiğini, Ankara Arabuluculuk Bürosu ███████████ sayılı dosya ile arabuluculuk süreci anlaşmama olarak sonuçlandığını, itirazın kaldırılması ve iflas davaları bakımından Türk mahkemelerinin yetkisinin kamu düzenine ilişkin olduğundan işbu uyuşmazlık bakımından Türk mahkemelerinin yetkili olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşme uyarınca kesilmiş olan faturalara süresinde itiraz edilmediğini ve bu nedenle davalının borçlu olduğu sabit olduğunu, sözleşme uyarınca kesilen; 15.12.2018 tarihli 1708001997 numaralı fatura, 27.02.2019 tarihli 1708002035 numaralı fatura, 07.05.2019 tarihli 1708002243 numaralı fatura, 30.06.2019 tarihli 1708002330 numaralı fatura, 25.07.2019 tarihli 1708002347 numaralı fatura,15.10.2019 tarihli 1708002493 numaralı fatura, 14.11.2019 tarihli 1708002526 numaralı fatura, 01.12.2019 tarihli 1708002529 numaralı fatura, 06.01.2020 tarihli 1708002589 numaralı fatura, 22.01.2020 tarihli 1708002614 numaralı fatura, 30.04.2020 tarihli 1708002612 numaralı fatura, 23.06.2020 tarihli 1708002812 numaralı fatura, 20.07.2020 tarihli 1708002864 numaralı fatura, 31.08.2020 tarihli 1708002901 numaralı fatura ve 30.09.2020 tarihli 1708002959 numaralı faturadan kaynaklı 2.078.275,72 USD tutarında asıl alacak bulunduğunu beyan ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalarının kabulü ile Ankara 2. İcra Müdürlüğü, ██████████ sayılı dosyaya sunulan itirazın kaldırılması ile takibin devamına, İİK’nun 159. maddesi kapsamında, mahkememizce yapılacak yargılama süresince; borçlu davalının defterinin tutulmasına, yeni işlemler yapması, borç altına girmesinin önlenmesine, hukuki ilişkilerinin denetlenmesine, merkez ve şubelerindeki kıymetli evrak, nakit ve malların defterinin tutulmasına, üçüncü şahıslara devrinin önlenmesine, borçluya gönderilen posta ve mektuplara el konulmasına, mahkememizce takdir edilecek diğer muhafaza tedbirlerinin uygulanmasına yönelik karar tesis edilmesine, İİK’nun 158/2 maddesi uyarınca yedi gün içinde asıl alacak, icra masrafları ve temerrüt tarihinden depo kararının verildiği tarihe kadar işlemiş faiz toplamından müteşekkil borcun, müvekkile ödenmesine veya mahkeme veznesine depo edilmesine, davalının 3 no.lu talepte bahsi geçen söz konusu tutarı depo etmemesi halinde iflasına karar verilmesine, davalının haksız ve kötü niyetli itirazı sebebiyle, davalı aleyhine alacak miktarının %20’sinden az olmamak suretiyle icra inkâr tazminatına hükmedilmesine, kusuru ve kötü niyetli fiilleri ile işbu davanın açılmasına sebep olan davalının, HMK m. 329/2 uyarınca disiplin para cezasına mahkûm edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretlerinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına, HMK 329/1 maddesi uyarınca kötü niyetli davalının yargılama giderlerinden başka, taraflarınca müvekkili arasında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamını ödemeye mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı vekili cevap dilekçesi ile özetle; tahkim ilk itirazları yönünden; müvekkili şirketin davacının Ankara 2. Genel İcra Dairesi’nin ██████████ Esas sayılı dosyası üzerinden kendisine ödeme emri gönderince, ödeme emrine süresi içerisinde itiraz ettiğini, taraflar arasında, çıkacak uyuşmazlıkların yalnızca tahkim yoluyla çözüleceğine dair yazılı bir tahkim anlaşması bulunduğu için İcra Dairesi’nin yetkili olmadığını da özellikle belirterek borca itiraz ettiğini, davacının dava dilekçesinde iflas davasının kamu düzenine ilişkin olması sebebiyle tahkime elverişli olmadığını, Yargıtay’ın da bu yönde içtihadı olduğunu ifade ederek müvekkilinin Ankara 2. Genel İcra Dairesi’nin ██████████ Esas sayılı dosyasına sunduğu borca itiraz dilekçesinde yer verdiği tahkim itirazının reddini talep ettiğini, davacının beyanlarının hukuken doğru olmadığını, taraflar arasında imzalanan Alt İşverenlik Sözleşmesi’nde geçerli bir tahkim şartı bulunduğunun taraflar arasında çekişmesiz olduğunu, davacının taraflar arasındaki sözleşmede geçerli bir tahkim şartı bulunduğunu kabul ettiğini, yalnızca iflas yoluyla takip yaptıkları için bu tahkim anlaşmasının uygulanamayacağını iddia ettiğini, ayrıca, taraflar arasında imzalanan Tadil Sözleşmesi’nin 6.10. maddesine göre de; taraflar arasında Tadil Sözleşmesi’nden kaynaklanan bir uyuşmazlık çıkması halinde uyuşmazlığın, Alt İşverenlik Sözleşmesi’nin 16. maddesinde belirtilen prosedüre göre çözümleneceğini ve ilgili maddede belirtildiği gibi taraflar arasındaki ihtilafın, uyuşmazlık veya taraflar’dan birinin talebinin, Milletlerarası Ticaret Odası Tahkim Kuralları uyarınca, söz konusu kurallara uygun olarak atanan bir veya birden fazla hakem nihai olarak çözümleneceğini, tahkim yerinin Zürih, İsviçre ve tahkimin dilinin İngilizce olacağını, tahkim kararının her iki taraf için de bağlayıcı olacağını, görüldüğü üzere tarafların tahkim iradesinin açık ve kesin olduğunu, uyuşmazlığın taraflardan birinin iddia ettiği bir para alacağının varlığına ilişkin olduğunu, uyuşmazlığın tahkime elverişli olduğu konusunda şüphe olmadığını, geçerli bir tahkim şartı mevcutsa, alacağın varlığına dair hakem kararı olmadan, genel iflas yoluyla takibin yapılamayacağını, itirazın kaldırılması ve iflas davasının açılamayacağını, aksini iddia etmenin tahkim müessesesini uygulanamaz hale getireceğini, alacaklının tahkim şartı mevcut olduğu için, genel iflas yoluyla takip yapamayacağını veya itirazın kaldırılması ve iflas davası açamayacağını, açarsa bunun usulden reddedilmesi gerektiğini savunmak, alacaklının kanuni bir hakkını elinden almak, Devletin egemenliğine zarar vermek veya hak arama özgürlüğünü kısıtlamak anlamına gelmediğini, alacaklı eğer ödeme emrine itiraz edilmemişse veya doğrudan doğruya iflas halleri varsa, Ticaret Mahkemesi’ne başvurarak borçlunun iflasına karar verilmesini zaten isteyebileceğini, zira bu iki halde, Mahkemenin alacağın varlığına ve miktarına yönelik bir inceleme yapmadığını, çünkü doğrudan iflâsa başvurmanın mümkün olduğu bu iki durumda, borçlunun borcunu hiçbir surette ödemek istemediği veya ödemesinin de zaten mümkün olamayacağına yönelik bir karine olduğunu, somut olayda (takipli iflas halinde) ise, davacının Alt İşverenlik Sözleşmesi ve Tadil Sözleşmesi’nde belirlenen yöntem ve şartlara uygun olarak tahkim vasıtasıyla alacağının varlığını tespit ettirmesinin, akabinde isterse genel iflas yoluyla takip yapmasının yahut (ilamlı icra takibi yapıp alacağını tahsil edememesi durumunda) İİK’nın 177/4. maddesine göre doğrudan iflas davası başlatmasının önünde hiçbir engel olmayacağını, bu halde hem tarafların iradelerini hem de menfaatlerini koruyan bir sistem benimsenmiş olacağını, aksi halde yani geçerli bir tahkim hükmünün, alacaklı tarafından, istediğinde uygulanamaz hale getirilebilmesinin, Anayasal bir hak olan sözleşme serbestisi ve taraf iradesinin tarafların elinden alınması anlamına geleceğini, Yargıtayın da içtihadını bu yönde değiştirdiğini, güncel kararında, geçerli tahkim şartı varsa, genel iflas yoluyla takip yapılamayacağını; eğer takip yapılmış ve itiraz edilerek durmuşsa itirazın kaldırılması ve iflasa karar verilmesi davası açılamayacağını; eğer bu dava açılmışsa davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini söylediğini, davacının geçerli tahkim şartının varlığına rağmen genel iflas takibi yapmasının, buna itiraz edilmesine rağmen itirazın kaldırılması ve iflas davası açmasının dava hakkının dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde kullanılması olduğunu, taraflarca tahkim anlaşması yapılması durumunda, taraf iradesinin, uyuşmazlıkların tahkime götürülmesi yönünde olduğunun şüphesiz olduğunu, eldeki davada da Taraflar Alt İşverenlik Sözleşmesi ve Tadil Sözleşmesi’nde aralarında anlaşmazlık çıkarsa bunu tahkim yoluyla çözme hususunda anlaştıklarını, davacının bu anlaşmaya riayet edip, var olduğunu iddia ettiği ancak borçlu tarafından belli ki kabul edilmemiş alacağının mevcudiyetini ve talep edilebilir olduğunu önce tahkim yargılamasında tespit ettirip sonra genel iflas yolu ile takip yapabilecekken; taraflar arasındaki tahkim şartını etkisiz hale getirmek amacıyla, önce takipli iflas başlatması, akabinde de itirazın kaldırılması ve iflas davası açması çelişkili ve hukuku dolanmak amacı taşıdığı için kötü niyetli olduğunu, bu davranışların “Dürüstlük Kuralı”na aykırı olup hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, sonuç olarak davanın usulden reddini gerektiğini, esasa ilişkin olarak; davacının, hak ettiği fakat kendisine ödenmemiş olan herhangi bir alacağının bulunmadığını, huzurdaki davaya İngiliz Hukuku’nun uygulanması gerektiğini, Ankara 17. İcra Hukuk Mahkemesi’nin ████████ Esas sayılı dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini beyan ederek; davanın tahkim ilk itirazımız doğrultusunda HMK’nın 116. maddesi gereği usulden reddine, talepleri kabul görmezse öncelikle, müvekkili tarafından açılan ve Ankara 17. İcra Hukuk Mahkemesi’nin ████████ E. sayılı dosyası (istinaf aşamasındadır) üzerinden görülmekte olan şikayet davasının sonucunun bekletici mesele yapılmasına, davacının iflas takibi yapma ve tahkim itirazına rağmen iflas davası açma hakkını TMK’nın 2. maddesindeki Dürüstlük Kuralı’na aykırı bir şekilde kötüye kullandığından ve çelişkili davranış yasağını ihlal ettiğinden davanın esastan reddine, bu talepleri kabul edilmezse, davacının müvekkilinden talep edebileceği bir alacağı bulunmadığından davanın esastan reddine, huzurdaki dava açısından yasal dayanağı bulunmayan icra inkar tazminatı talebinin reddine,Alt İşverenlik Sözleşmesi ve Tadil Sözleşmesi’nde tahkim anlaşması olduğunu bilmesine rağmen, tahkim iradesini uygulanamaz kılmak için kötüniyetli bir şekilde ve Dürüstlük Kuralı’na aykırı olarak takipli iflas yoluna başvuran davacının reddedilen miktarın %20’sinden aşağı olmamak üzere haksız takip tazminatına mahkûm edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına, davacının HMK’nın 329 uncu maddesi uyarınca disiplin cezasına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER :
Ankara 2. Genel İcra Dairesi'nin ██████████ İcra sayılı dosyasının incelenmesinde, iflas yolu ile adi takip ödeme emrinde, takip alacaklısının davacı ....... Contracting, takip borçlusunun davalı ... ... Sistemleri Mühendislik ve Taahhüt A.Ş olduğu, 2.087.275,72 USD toplam alacağın fiili ödeme tarihinde takip tarihinden itibaren asıl alacaklar için yıllık % 4,50 oranında kamu bankalarınca USD mevduata 1 yıl ve daha uzun vadeli fiilen uygulanan azami yıllık faiz oranında faizi ve değişen oranlarda faizi ile icra giderleri avukatlık ücretinin tahsilini de kapsadığı, █████/2024 tarihinde takip borçlusu davalıya ödeme emrinin tebliğ edildiği, davalının █████/2024 tarihli dilekçesi ile çıkabilecek her türlü uyuşmazlığın bir veya daha fazla hakemden oluşan heyet tarafından “Milletlerarası Ticaret Odası (MTO) Tahkim Kuralları” kapsamında çözülmesini kabul etmiş olduklarından Müdürlüğünüzün icra takip işlemi yapma yetkisi olmaması sebebiyle, ayrıca Müvekkil Şirket'in dosyanız alacaklısına muaccel bir borcu bulunmadığından, ilgi Ödeme Emri'nde 2.078.275,72-USD şeklinde belirtilmiş olan borcun tamamına; işlemiş veya talep edilen faiz tutarına, uygulanan veya uygulanması istenilen faiz oranına, icra giderlerine, vekalet ücretine ve tüm fer'i alacaklara ayrıca ve açıkça İİK md. 155 uyarınca itiraz edildiğinin belirtildiği görülmüştür.
Tarafların akdettiği sözleşmeler.
Ankara İflas Dairesi'nin 2025/8 İflas sayılı dosyası.
Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün █████/2025 tarih ve E-62752911-101.05-274074 sayılı cevabi yazısı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
Dava, iflas istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı İİK. 156 vd. maddeleridir.
Davadaki uyuşmazlığın; Ankara 2. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ sayılı icra dosyasına konu edilen faturalara ilişkin ödeme yapılmamış olduğundan bahisle davalının icra dosyasına sunmuş olduğu borca itirazın kaldırılması ve davalının iflasına karar verilmesi istemlerine ilişkindir.
Eldeki davada, Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün 80326 sicil numarasına kayıtlı davalı şirketin İİK. 43 maddesi gereğince iflasa tabi olup, Ankara 2. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ Esas sayılı takip dosyasında iflas yolu icra yapıldığı, söz konusu iflas takibine ilişkin ödeme emrinin borçluya █████/2024 tarihinde tebliğ edildiği, takip borçlusu olan davalı tarafından █████/2024 tarihinde borca itiraz edildiği, ödeme emrinin borçluya tebliğ tarihinden itibaren İİK. 156/4 maddesindeki 1 yıllık yasal süresi içerisinde işbu iflas davasının açıldığı dosya kapsamıyla sabit olup, uyuşmazlığın Ankara 2. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ Esas sayılı takip dosyası kapsamında davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, iflas davasının açılma koşullarının bulunup bulunmadığı, davalı yönünden iflas koşullarının bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
İİK'nun 156/3. maddesi gereğince davalı-takip borçlusunun ödeme emrine itiraz etmesi karşısında davacı işbu dava ile öncelikle borçlunun itirazının kaldırılmasını müteakiben iflasına karar verilmesini talep etmiş olmakla, mahkememizce öncelikle takip tarihi itibariyle davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı belirlenmelidir.
İcra ve İflas Kanunu’nun “Ödeme emri ve münderecatı” başlıklı 155. maddesi, “Borçlu iflas yoliyle takibe tabi şahıslardan olup da alacaklı isterse ödeme emrine yedi gün içinde borç ödenmediği takdirde alacaklının mahkemeye müracaatla iflas talebinde bulunabileceği ve borçlunun gerek borcu olmadığına ve gerek kendisinin iflasa tabi kimselerden bulunmadığına dair itirazı varsa bu müddet içinde dilekçe ile icra dairesine bildirmesi lüzumu ve konkordato teklif edebileceği ilave olunur.”
“İflas talebi ve müddeti” başlığını taşıyan 156. maddesi ise: “Ödeme emrindeki müddet içinde borçlu tarafından itiraz olunmamışsa alacaklı bir dilekçe ile Ticaret Mahkemesinden iflas kararı isteyebilir. Bu dilekçeye borçlunun ödeme emrine itiraz etmediğini mübeyyin ödeme emri nüshasının raptedilmesi lazımdır. Borçlu ödeme emrine itiraz etmişse takip durur ve alacaklı bu itirazın kaldırılması ile beraber borçlunun iflasına karar verilmesini bir dilekçe ile Ticaret Mahkemesinden isteyebilir. İflas istemek hakkı ödeme emrinin tebliği tarihinden bir sene sonra düşer.” hükümlerini içermektedir.
İflasa tabi şahıslardan olan borçlusunu, para veya teminat alacağından dolayı iflas yoluyla takip etmek isteyen alacaklı, yetkili icra dairesine yazılı veya sözlü olarak ya da elektronik ortamda iflas yolu ile takip talebinde bulunabilir. Takip talebinde adi haciz yoluyla takip talebinde yer alan kayıtlardan başka, iflas takip yolunun izlenmek istediği de belirtilir (m. 58/b5). İflas yoluyla takip talebi üzerine icra dairesinin düzenleyeceği ödeme emrinde adi haciz yoluyla takipteki ödeme emrinde yer alması gereken kayıtlar bulunur. İflas yoluyla takipte ödeme emrinde, ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde takip konusu borcun ödenmesi, aksi hâlde alacaklının mahkemeye başvurup borçlunun iflasının talep edebileceği belirtilir.
Borçlu ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren yedi içinde ödeme emrine itiraz edebilir. Borçlu anılan süre içinde ödeme emrine itiraz etmezse ödeme emri kesinleşir. Ödeme emrine itiraz etmeyen borçlu, borcunu ve iflas takibinin harç ile giderlerini öderse iflas takibi son bulur; ödemezse alacaklı ticaret mahkemesinde borçluya karşı iflas davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, İstanbul 2004, s. 950). Genel iflas yoluyla takipte borçlu, ödeme emrini tebellüğ ettiği tarihten itibaren yedi gün içinde bir dilekçe ile icra dairesine başvurup takip konusu borca itiraz ettiği takdirde, takip durur (m. 155, m. 156/3). Alacaklı ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde (m.156/son f.) borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesine bir dilekçe ile başvurup, itirazın kaldırılmasını ve borçlunun iflasına karar verilmesini talep edebilir.
Genel iflas yoluyla takipte, gönderilen ödeme emrine karşı yedi günlük süre içinde itiraz etmiş olan borçlu, ödeme emrine itiraz süresi içerisinde ileri sürmediği diğer itiraz sebeplerini, iflas dava dilekçesinin tebliği üzerine vereceği cevap dilekçesinde ilk defa ileri sürebilir. İflas davasının açıldığı ticaret mahkemesinde, icra mahkemesindeki gibi sıkı şekil şartlarına tâbi bir yargılama yapılmayıp, HMK’nın genel hükümleri uygulanır.
İflas davasında alacaklı, alacağını ispat bakımından İİK’nın 68. maddesinde tahdidi olarak sayılmış bulunan belgelerle bağlı değildir. Alacaklı normal bir alacak davasında olduğu gibi alacağın varlığını HMK’ya göre mümkün olan her türlü delil ile ispat edebilir. İflas davaları asliye ticaret mahkemelerinde basit usul uygulanarak görülür. (İİK'nın 158/1. md.)
Davalı tarafça, taraflar’dan birinin talebi ile Milletlerarası Ticaret Odası Tahkim Kuralları uyarınca, söz konusu kurallara uygun olarak atanan bir veya birden fazla hakem nihai olarak çözümleneceği, tahkim yerinin Zürih, İsviçre ve tahkimin dilinin İngilizce olacağı, tahkim kararının her iki taraf için de bağlayıcı olduğunu ve tarafların tahkim iradesinin açık ve kesin olduğu belirtilerek HMK m. 413 hükmüne göre tahkim ilk itirazında bulunulduğu anlaşılmaktadır.
İddia, savunma, fatura örnekleri, icra dosyası, iflas dosyası, Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün cevabi yazısı, mübrez sözleşmeler ve tüm dosya kapsamına göre tahkim ilk itirazı bulunduğuna göre somut olayda öncelikle sözleşme hükümlerinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
26.02.2018 Tarihli Al.......-043 Sayılı A......lektrik Santrali 5 Projesi Alt Sözleşmesimde tahkime ilişkin olarak;
16.2. maddesi, "Herhangi bir zamanda, Alt Yüklenici Sözleşmesinden veya Sörleşmeyle Bağlantılı herhangi bir tür ihttilaf, çelişki veya iddia ortaya çıkarsa, Taraflardan herhangi biri, makul olarak mümkün olan en kasa sürede, diğerine yazılı olarak bu ihtilafı veya niteliğini belirten bir bildirim verecektir."
16.3 maddesi, "Tarafların o ihtilaf, anlaşmazlık veya talebin ilk bildiriminden itibaren doksan (90) Gün içerisinde Bent 16,2 uyarınca dostane bir uzlaşmaya varamaması halinde, Tarafların üst yönetimi herhangi bir İhtilaf öncesinde ihtilafın çözümlenmesi için dostane bir yöntemi belirlemek üzere görüşürler. Daha sonra, Madde 7.27'ye harfiyen uyarak, Taraflar işbu belgeyle söz konusu ihtilaf, anlaşmazlık veya talebin Uluslararası Ticaret Odası Tahkim Kuralları kapsamında söz konusu Kurallara göre görevlendirilen bir veya daha fazla hakem tarafından kesin ve münhasıran çözümleneceğini gayrikabilirücu olarak kabul ederler. Tahkim yeri Zürih, İsviçre olacaktır ve tahkim dili ise İngülzce olacaktır. Tahkim karan, Taraflar için kesin ve bağlayıcı olacaktır".
16.5. maddesi, "İşbu Madde 16'nın hükümleri, işbu Alt Yüklenici Sözleşmesinin süresinin sona ermesinden veya daha önce feshinden sonra da yürürlükte kalacaktır".
Talepler Süreci başlıklı 7.27. maddesinin b bendi, b) Alt Yüklenicinin madde 7.27(a) uyarınca gönderdiği bildirimin tarihinden sonra mümkün olan en kısa sürede veya söz konusu bildirimden sonra ... ile belirlenen diğer makul süre içinde ancak her durumda söz konusu talep bildiriminin ...'ya ulaşmasından sonra en geç on dört (14) gün içinde Alt Yüklenici, fiyat teklifleri ve/veya talep edilen en yüksek ek maliyetlere ilişkin tahminler dâhil talebe ilişkin destekleyici bilgileri ...'ya ve süre uzatımı verilmesi halinde ise talebin dayandığı durumların neden olduğu tamamlanmaya kadarki kritik sürenin kaçınılmaz şeklide uzadığını gösterecek yeterli programlama bilgisini ...'ya sunacaktır. Alt Yüklenici, daha sonra ... tarafından talebin geçerliliğini değerlendirmek için talep edebileceği diğer detayları derhal sunacaktır. Alt Yüklenici, Ait Yüklenici Sözleşmesinde belirtilen oranlar ve şartlar temelinde hesaplama yaparak, zarar miktarını ve varsa, destekleyici belgeler ve zaman analiziyle birlikte temel programda ortaya çıkan zamansal etkiyi ölçecektir. Alt Yüklenici, Talebi desteklemek için İlgili ve gerekli tüm kayıtları tutacak ve muhafaza edecektir. İş bu madde 7.27(b) kapsamındaki altı (14) Günlük süreye uyum, Alt Yüklenicinin ek bir ödeme veya süre uzatımına hak kazanmasının ön koşuludur. Söz konusu süre içinde Madde 7.27(b)'ye uyulmaması, bir hak kaybı ve herhangi bir ek ödeme veya süre uzatımı talep edilmediği veya garanti edilmediğine dair bir varsayım teşkil edecek ve bu talepler ile âgili olarak ... tüm sorumluluktan kurtulmuş olacaktır". hükümlerini içermektedir.
26 Şubat 2018 Tarihli ...-sıte-sa-043 Sayılı "Hizmet Sözleşmesine İlişkin 26 Haziran 2019 Tarihli Tadil Sözleşmesinde, ... PS5 Kombine Çevrim Elektrik Santrali Projesi'nin 6.10 İhtilaflar ve Geçerli Hukuk başlıklı maddesine göre, "İşbu Tadil 1 ile ilgili veya bağlantılı olarak Taraflar arasında ortaya çıkan ihtilaflar, daha önce bahsedildiği üzere, Sözleşmenin 16 sayılı Maddesi (İhtilafların Halli) kapsamında ortaya konan usule uygun olarak çözüme kavuşturulacaktır. Taraflar, işbu belge vesilesiyle, söz konusu ihtilafın, anlaşmazlığın veya hak talebinin Uluslararası Ticaret Odası Tahkim Kuralları çerçevesinde görevlendirilecek bir veya daha fazla hakem tarafından söz konusu Kurallar kapsamında nihai olarak ve münhasıran çözüme kavuşturulacaktır. Tahkimin ve tahkim yargılamasını yeri İsviçre Zürih olacak ve tahkim dili İngilizce olacaktır. Tahkim heyetinin kararı her iki Taraf için kesin ve bağlayıcı olacaktır."
Tahkimin tanımı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK) yer almazken, HMK’da “Tahkim sözleşmesi, tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşmadır.” şeklinde tanımlanmıştır (HMK m. 412/1).
Öğretide de tahkimin, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri haklarla ilgili olarak doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların mahkemeler yerine hakemler eli ile çözümlenmesi konusundaki anlaşmaları ve bu çerçevede yapılan yargılama sonucunda uyuşmazlığın kesin ve bağlayıcı biçimde çözümlenmesi olarak tanımlandığı görülmektedir (Akıncı, Ziya: Milletlerarası Tahkim, 4. Baskı, İstanbul 2016, s. 3).
Yargı, devletin temel fonksiyonlarından biridir ve kural olarak taraflar arasındaki uyuşmazlıkların çözüm yeri mahkemelerdir. Ancak özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde mahkemeler yerine hakemlere başvurulması konusunda sözleşme yapılabilir veya taraflarca bağıtlanan sözleşmelere bu yönde bir hüküm konulabilir (HMK m. 412/2). Özel hukukun taraflara tanıdığı irade serbestisi, kendisini sözleşme yapıp yapmamak, sözleşmenin karşı tarafını ve içeriğini belirlemek noktalarında gösterdiği gibi taraflar arasında çıkmış ve çıkması muhtemel uyuşmazlıkları hakemler eliyle çözmek noktasında da gösterir. Hakem kararı, devlet mahkemeleri tarafından verilen karar gibi bağlayıcıdır. Bu hâliyle tahkim, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından biridir.
Tahkim millî tahkim şeklinde karşımıza çıkabileceği gibi milletlerarası tahkim şeklinde de karşımıza çıkabilir. Millî tahkimden tahkim yerinin Türkiye olarak kararlaştırıldığı tahkim usulü anlaşılır. Millî tahkimde hukuk yargısı bağlamında uygulanacak iki temel kanun bulunmaktadır. Bu kanunlar Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Milletlerarası Tahkim Kanunudur. Bu yasal mevzuata göre taşınmazlar üzerindeki aynî haklardan kaynaklanan uyuşmazlıklar hariç olmak üzere, her iki tarafın iradesine tabî işlerde uyuşmazlığın mahkemeler dışındaki kurum ve kişilerce çözülmesi tahkim olarak adlandırılır. Taraflar sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkların tümünün tahkim yoluyla çözülebileceğini kararlaştırabilecekleri gibi sadece bir bölümünün tahkim yoluyla çözülebileceğini de kararlaştırabilirler.
Yerleşik Yargıtay içtihatlarında geçerli bir tahkim şartı varlığı veya tahkim anlaşmasının geçerli sayılabilmesi için uyuşmazlığın kesin olarak hakemde çözüleceğinin kararlaştırmış olması gerektiği, kesin iradeyi ortadan kaldıran ya da zayıflatan kayıtların tahkim sözleşmesi veya şartını geçersiz-hükümsüz kılacağı kabul edilmektedir. Tahkim anlaşmasının kurucu unsuru uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümlenmesine ilişkin irade açıklaması olup, bu anlaşmanın geçerli olabilmesi için tarafların tahkim iradelerinin şüpheye ve karışıklığa yer vermeyecek şekilde açık ve kesin olması gerekir. Uyuşmazlıkların öncelikli olarak hakemlerce, olmazsa mahkemelerce çözüme bağlanacağı kararlaştırılan tahkim sözleşmeleri veya şartları açık ve kayıtsız şartsız (kesin) tahkim iradesini içermelidir. Yerleşik uygulamalada “tahkim iradesinin mutlak ve kesin olması ve hiçbir duraksamaya yer vermemesi”, tahkim iradesinin mutlak ve kesin olması gerekmektedir. (Emsal Yargıtay 11 HD. 15.02.2011 T. █████████-█████████)█████/2017 tarih, █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı).
Keza ilama dayalı bir alacak dahi ilamsız takibe konu yapılamamaktadır (Emsal Yargıtay 12. Hukuk Dairesinen,█████/2020 gün ve █████████ esas,█████████ karar,█████/2015 gün ve ██████████ esas,██████████ karar sayılı ilamları)
İflâs davalarının kamu düzeni ile ilgili ve iki tarafın iradelerine tabi olmayan işlerden olması nedeniyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 408. maddesi uyarınca tahkime elverişli olmadığı, ancak iflâs davalarında tahkim şartının uygulanamayacağına ilişkin kuralın, alacağın tespiti aşamasına (alacağın varlığının ve miktarının tespitine ilişkin maddi hukuk muhakemesi aşamasına) ilişkin olmayıp, depo emrine esas alacak tutarı tespit edildikten sonra iflâs kararı verilmesi konusundaki devlet egemenliği ilkesi açısından hüküm ifade ettiği, bu nedenle de alacağının tespitine yönelik maddi hukuk yargılamasının mahkemelerce ya da tahkim merkezlerince yapılması hususunda tarafların sözleşme yapmalarına hukuken bir engel bulunmadığı anlaşılmakla somut olayda taraflar arasında akdolunan Sözleşmenin 16.3. maddesi uyarınca, davacının öncelikle Uluslararası Ticaret Odası Tahkim Kuralları kapsamında söz konusu Kurallara göre görevlendirilen bir veya daha fazla hakem tarafından kesin ve münhasıran çözümleneceğine ilişkin" hüküm nezdinde alacağın varlığını ispatlayacak ve miktarını tespit edecek bir karar alması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Yüksek mahkeme Yargıtay'ın talep konusuna ilişkin emsal son kararına göre (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin █████/2024 tarih, █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararında), "İflas yoluyla başlatılan takibe itiraz (veya şikâyet) edildiğinde, alacaklının mahkemeden borçlunun itirazının kaldırılmasına ve iflasına karar verilmesini talep etmesi gerekmektedir. Burada aslında birlikte ileri sürülen iki talep bulunmaktadır. İflas davasına bakacak ticaret mahkemesinin de birbirini takip eden iki talebi ayrı ayrı değerlendirmesi gerekir. Bu durumda, mahkeme öncelikle maddi hukuka göre alacağın mevcut olup olmadığının tespiti konusunda bir yargılama yapması, alacağın varlığını tespit etmesi halinde iflas davası aşamasına başlaması gerekir. İflas takibine itiraz edilip edilmemesinin farklılığı da burada ortaya çıkmaktadır. İflas takibine itiraz edilmemesi üzerine açılan iflas davasında, doğrudan iflas yargılaması başlamakta iken, iflas takibine itiraz edilmesi üzerine açılan iflas davasında iflas yargılaması hemen başlamamakta, öncelikle alacağın varlığı tespit edilmekte ve bundan sonra iflas davası aşaması başlamaktadır. İİK’nın 156/3. maddesinde yer alan, “borçlu ödeme emrine itiraz etmişse takip durur ve alacaklı bu itirazın kaldırılması ile beraber borçlunun iflasına karar verilmesini bir dilekçe ile Ticaret Mahkemesinden isteyebilir” şeklindeki hükmünü dikkate aldığımızda da bu durumu açıkça görmekteyiz. Bu davada önce borçlunun itirazı değerlendirilecek ve bu değerlendirmenin sonucuna göre iflas davası aşaması başlayacaktır. Bu durum en belirgin şekilde iflas bildirimleri ve iflas ilanlarında ortaya çıkmaktadır. İflas takibine itiraz edilmemesi üzerine açılan iflas davasında iflas ilan ve bildirimleri davanın başında ilk tensiple birlikte yapılırken, iflas takibine itiraz üzerine açılan iflas davasında alacak tespit edilip itirazın kaldırılmasına karar verildiğinde iflas ilan ve bildirimleri yapılmaktadır. Burada alacağın esası hakkında neticeten bir karar verilmese de, bir ara kararla itirazın kaldırılmasına ve depo emrinin yerine getirilmesine karar verilmekte, depo emrinin yerine getirilmemesi halinde ancak iflas ilan ve bildirimlerinin yapılmasına karar verilmektedir. Bu durum dikkate alındığında, iflas takibine itiraz edilmemesi üzerine borçlunun iflasının istenmesinde birbirinden ayrılması mümkün olan iki talebin yargılamasının birbirini takip eder şekilde ve birinin sonucuna göre diğerinin değerlendirileceği bölünebilen iki talepli bir dava olduğunu görmekteyiz (Dinç, İlhan; Genel İflas Yoluyla Takibe İtirazın Kaldırılması ve İflas Davasının Tahkime Elverişliliği, TAAD, Yıl 1, Sayı 41(Ocak 2020), s. 427-463).
Bu iki talebin bölünmesinin ve ayrı ayrı değerlendirilmesinin mümkün olup olmadığına göre bu davanın (uyuşmazlığın) tahkime elverişli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Böyle bir durumda öncelikle alacağın var olup olmadığı, yani itirazın yerinde olup olmadığı dava konusu yapılmaktadır. Bu dava niteliği itibariyle bir alacak davası olduğundan maddi hukuka göre bir değerlendirme yapılması gerekecektir. Bu durumda da taraflar arasındaki uyuşmazlığın maddi hukuka göre değerlendirilmesi sırasında bir tahkim sözleşmesinin bulunması durumunda bu sözleşmenin dikkate alınması gerekir. Bu aşaması itibariyle bu davanın tahkime elverişli olduğu" belirtilmiştir.
Somut olayda taraflar arasında geçerli bir tahkim sözleşmesi bulunmasına ve uyuşmazlığın tahkime elverişli bir uyuşmazlık olmasına rağmen davacı tahkim yolunu tercih etmemiş genel iflas yolu ile takibe geçerek tahkim anlaşmasını davalı açısından uygulanabilirliliğini imkânsız hâle getirmektedir. Tahkim sözleşmesini geçersiz kılma amacında olan bir alacaklının davayı alacak davası olarak açması hâlinde tahkim ilk itirazı ile karşılaşacak olup bu nedenle alacak davası açma ihtimali bulunmamaktadır. Olayda davalı şirketi ile ilgili İİK 177. maddesinde belirlenen koşulların oluştuğu iddiası da bulunmamaktadır.
İtirazın kaldırılması talebi maddi hukuk ilişkisinin tespitini ortaya koyan bir işlem olması ve genel hükümlere göre normal bir alacak davası vasfında olması nedeniyle iflas kararı gibi temel iflas prosedürü içerisinde değerlendirilmemeli; tahkim anlaşması kapsamında değerlendirilmelidir. Bunun nedeni Türkiye'nin taraf olduğu 1958 tarihli New York Konvansiyonu m. II/3 ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu m. 5 uyarınca tahkim itirazı üzerine uyuşmazlık bakımından geçerli bir tahkim anlaşmasının bulunması durumunda, mahkemece uyuşmazlığın tahkime havale edilmesi devlet mahkemelerine bir zorunluluk olarak yüklenmiştir. (Cemre Tüysüz, İcra ve İflâs Hukukundaki Davaların Tahkim Anlaşmasının İcrasına Etkisi, İstanbul 2016, Doktora Tezi, sayfa 298).
Taraflar arasındaki alacakla ilgili tahkim şartı varsa öncelikle tahkime başvurularak alacağa ilişkin uyuşmazlığın neticelendirilmesi, bu neticeye göre iflas davası açılması gerekir. Buna uyulmaması, yani tahkim şartı bulunan bir uyuşmazlık hakkında iflas yoluyla takip başlatılması ve itiraz edilmesi üzerine iflas davası açılması durumunda tahkim ilk itirazı ileri sürülebilir. İflas davasının açıldığı ticaret mahkemesinin bu itiraz üzerine, uyuşmazlık da tahkime elverişli ise, tahkim şartı nedeniyle davanın usulden reddine karar vermesi gerekir. Zira burada iflas davasından önce itirazın kaldırılması talebinin değerlendirmesi, ancak itirazın haksız olduğuna karar verilmesi halinde, itirazın kaldırılmasına karar verilmesi ile iflas aşaması başlamaktadır. İtirazın kaldırılması davasında tamamen maddi hukuka göre bir değerlendirme yapılmaktadır. Maddi hukuk aşamasında da geçerli bir tahkim şartı varsa tahkim itirazının kabulü gerekir.
İflas takibinin konusu alacağın olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık çözümü için taraflar arasında tahkim anlaşması olduğuna göre, ancak tahkimde çözülmesi mümkün olan alacağın varlığının belirlenmesinden sonra iflas yoluna başvurulabileceği, taraflar arasında geçerli bir yetki sözleşmesi ve tahkim sözleşmesi bulunmasına rağmen tahkime başvurmak ve yetki sözleşmesi ile kararlaştırılan kesin yetkili merciideki çözüme ulaşmak yerine takip alacaklısı tarafından Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesine aykırı olacak şekilde tahkim anlaşmasını ve yetki koşulunu taraflar yönünden uygulanabilirliğini imkânsız hâle getirecek şekilde iflas yoluna başvurulmaması gerektiği; aksi takdirde davacı tarafça iflas yolu ile takibe yapılan itiraz sonucu açılan itirazın kaldırılması ve iflas davası yoluyla sözleşmedeki tahkim şartının uygulanması engellendiği gibi taraflar arasında daha önce kabul edilen yetkili yargı yeri seçimini ortadan kaldıracak şekilde iflâs davası açmasının da mümkün olmadığı anlaşılmakla 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu'nun 5. ve HMK'nun 116/1-b ve 413. maddeleri gereğince davalının süresinde yaptığı tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddine ve Mahkememizin █████/2025 tarihli tedbir kararının █████/2025 tarih ve saat 10.20 itibari ile kaldırılmasına, bu hususta derhal gerekçeli kararın kesinleşmesi beklenmeksizin Ankara İflas Dairesi'ne müzekkere yazılmasına karar vermek ve aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Ayrıntılı gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Tahkim itirazının Kabulü ile davanın USULDEN REDDİNE,
2-Mahkememizin █████/2025 tarihli tedbir kararının █████/2025 tarih ve saat 10.20 itibari ile kaldırılmasına, bu hususta derhal gerekçeli kararın kesinleşmesi beklenmeksizin Ankara İflas Dairesi'ne müzekkere yazılmasına,
3-İflasa ilişkin talep ve duruşma günü ilan edilmediğinden işbu kararın ilanına yer olmadığına,
4-Harçlar Kanunu'na göre alınması zorunlu 615,40-TL maktu harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre hesaplanan 30.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
6-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
7-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmının HMK'nun 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde, yatırana iadesine,
8- Arabuluculuk gideri olan 3.600,00-TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. █████/2025

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!