Kayseri Bölge Adliye Mahkemesinde görülen haksız fiil kaynaklı tazminat davasında, motosiklet kazası sonrası kalıcı sakatlık yaşayan davacının maddi ve manevi zarar talepleri ile kaza tespit tutanağının taraflılığına ilişkin istinaf başvurusu.
Özet: Bu hukuki evrak, bir motosiklet sürücüsünün, sola dönüş yaparken hızla gelen bir aracın çarpması sonucu kaval kemiği kırığı ve kalıcı platin takılması gibi ciddi bedensel hasarlar yaşadığını, davalı sürücünün kusurlu olduğunu, kaza tespit tutanağının diğer sürücünün babasının müdahalesiyle taraflı tutulduğunu, bu elim kazanın eğitim, sosyal ve kariyer hayatını derinden etkilediğini ileri sürerek, davalı sürücüden ve ilgili sigorta şirketlerinden, maruz kaldığı maddi ve manevi zararların tazminini talep ettiği bir haksız fiil davasının davacı taraf iddialarını detaylandırmaktadır.

T. C.

KAYSERİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: ████████
KARAR NO: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: █████/2024
NUMARASI: ███████ Esas █████████ Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: █████/2022
İSTİNAF KARARININ
VERİLDİĞİ TARİH: █████/2026
YAZILDIĞI TARİH: █████/2026
Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ███████ Esas █████████ Karar sayılı ilamına karşı davalı ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının ... tarihinde saat 17:30 civarında arkadaşı adına tescilli, kendi sevk ve idaresindeki... plaka sayılı ... marka motosiklet ile ...Mah.... Caddesi üzerinden ... Caddesi istikametine seyir halinde iken ... Caddesi kesişiminde DUR levhası olduğu için yolu kontrol etmek amaçlı durduğunu, trafik normal seyir haline geldikten sonra... Caddesi’nden karşı istikamette seyir halinde olan iki aracın davacıya yol vermek amaçlı durdukları sırada davacının sinyalini vererek ... Caddesi istikametine sola dönüş yapacağı sırada en sağ şeritten gelen ismini ve plakasını sonradan öğrenilen ... sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı aracın hızla gelerek davacının motosikletinin sağ tarafından davacıya çarptığını, çarpmanın etkisiyle motosiklet savrulduğunu ve davacının yere düştüğünü, bu sırada araç sürücüsü ...’ın araçtan inip telefonla babasıyla konuştuğunu, bu esnada yerde acı içerinde yatmakta olan davacının bu telefon konuşmalarını duyduğunu, davacının motosiklet sürücüsünün takmak zorunda olduğu ekipmanlardan kask, dizlik, motorcu montu, motorcu eldivenini taktığını, araç sürücüsü ...’ın ise ...'ye haber vermediğini, davacının yanına gelerek sağlık durumun nasıl olduğunu sormadığını, çevrede bulunan vatandaşların ...'yi arayarak yardım çağırdıklarını, araç sürücüsü ...’ın ne olay meydana geldikten sonra ne hastane sürecinde hiçbir şekilde davacıyı aramadığını, kaza tespit tutanağında kazanın oluşumunda sürücü ...'ün kusurlu olduğu, sürücü ...'ın kazada kural ihlalinin olmadığı kanaatine varılmışsa da bu tutanağın tamamen taraflı bir şekilde tutulduğunu, sürücü ...'ın babası ...’ın kaza yerine geldiğinde kendisinin emekli polis olduğunu söyleyerek orada tutanağı tutan polis memurlarına ''...'' diye hitap edip samimiyet kurduğunu ve tutanağı kendi lehlerine tutturduklarını, olay yerine gelen ambulans ile davacının ...Hastenesi’ne sevk edildiğini ve tedavisinin burada yapıldığını, kazadan dolayı sağ kaval kemiği kısmından ameliyat olduğunu ve 20 cm kalıcı platin ve 5 adet vida takıldığını, davacının halen koltuk değnekleri ile yürüdüğünü ve bu durumun günlük hayatını olumsuz etkilediğini, yaşadığı kaza neticesinde ciddi bir tehlike geçirdiğini ve halen iyileşmeye çalışan davacının aile yaşamı, sosyal hayatı ve eğitim hayatının ciddi şekilde etkilendiğini, davacının gerek maddi gerekse manevi olarak bu süreçte çok zor günler geçirdiğini, davacının ... Üniversitesi ... Fakültesinden... yılında mezun olduğunu, davacının başarılı, hayalleri olan ve bu hayaller uğruna çalışan bir genç olduğunu, fakat davacının geçirmiş olduğu bu elim kazanın davacıda sadece maddi ve bedensel hasar bırakmadığını, aynı zamanda manevi olarak da davacıya zarar verdiğini, davacının ... sınavlarına hazırlandığını, bu kazadan dolayı bu sınavlara çalışamadığını, gerekli hazırlığı yapamadığını, ayrıca iş bu davaya konu kaza nedeniyle bacağındaki platin ve vidalardan dolayı ... sınavlarına hayatı boyunca giremeyeceğini,... sınavlarında istediği başarıyı yakalayamazsa ...Sınavlarına girmeyi düşünen davacı için bu durumun çok daha acı olduğunu, bu kazayla birlikte tüm kapıların birer birer yüzüne kapandığını, kazaya karışan ... plakalı aracın sigortası ... A.Ş. tarafından yapıldığından zarardan sigorta limitine kadar sorumlu olduğunu, ayrıca kazaya karışan ... plakalı aracın ... A.Ş'ye ... numaralı kasko poliçesi ile sigortalı olduğunu, davacının dava açmadan önce davalı sigorta şirketlerine ayrı ayrı başvuruda bulunduğunu, davalı sigorta şirketleri tarafından hasar dosyası açıldığını ancak ödeme yapılmadığını, bu olayla ilgili davacının davalı sürücü ... aleyhinde şikayette bulunduğunu belirterek 500,00 TL maddi tazminatın tüm davalılardan tahsiline, 80.000,00 TL manevi tazminatın ... ve ... A.Ş’den (... A.Ş kasko poliçesi limiti ile sınırlı olmak üzere) davalı ... için olay tarihinden itibaren, ... A.Ş ve ... A.Ş için ise ilk başvuru tarihinden itibaren müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini, yargılama giderlerinin ve vekâlet ücretinin davalılar tarafına tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava açarken talep ettiği 80.500,00 TL’nin harcını eksik yatırdığını, harcın tamamlanması gerektiğini, davacının ara buluculuk tutanağının aslını dosyaya sunmadığını, davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, dava konusu kazanın meydana gelmesinde davacı tarafın asli kusurlu olduğunu, kusurlu tarafın tazminat hakkının bulunmadığını, davacının kendisine yöneltilen DUR levhasına uymayarak, trafik akışında yol üstünlüğü kendisine ait olmamasına rağmen durması gereken yerde yol kontrolünü sağlamadan devam ederek davalıya ait aracın önüne çıkarak davalıya çarptığını, kaza tespit tutanağında da davacı tarafın kusurlu olduğunun tespit edildiğini, kimse kendi kusuruna dayanarak hak elde edemeyeceğinden davanın reddinin gerektiğini, davacı tarafın talebinin, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zarar olup, davacının dava dilekçesinde belirtmiş olduğu delillerin bu hususu ispat etmeye yeterli olmadığını, davacı tarafın ... Üniversitesi ... Fakültesi’nden mezun olduğunu iddia ettiğini ancak dosya kapsamında buna dair bir belge bulunmadığını, davacının delil listesinde de böyle bir ibare söz konusu olmadığını, bu nedenle davacının, nereden mezun olduğunu dahi ispat edemediğini, davacının, ...sınavına kaza nedeniyle çalışmadığını, bu sınavlarda istediği başarıyı yakalayamazsa ...sınavına girmeyi düşündüğünü belirttiğini, davacının, kaza nedeniyle çalışmadığı sınavların tarihinin dahi henüz belli olmadığını, tarihi dahi belli olmayan bir sınava kaza nedeniyle nasıl hazırlanamadığına anlam veremediklerini, söz konusu sınavların tarihi belli olmadığından davacının ekonomik geleceğinin sarsılmasına dair bir zararının bulunmadığını, meydana gelen kazanın davacının polis veya asker olmasına bir etkisinin bulunmadığını, davacının delil listesinde bu etkiyi ispat edecek bir delilinin de olmadığını, davacı tarafın dava dilekçesinde bildirmiş olduğu deliller ile █████/2022 tarihli talep sonucunun açıklanmasına ilişkin sunmuş olduğu dilekçesinde bildirmiş olduğu delillerin farklı olduğunu, davacının dava dilekçesinde 10 madde şeklinde belirtmiş olduğu delillere, █████/2022 tarihli beyan dilekçesi ile ekleme yapmaya çalıştığını, davacının sonradan bildirmiş olduğu delillere muvafakat etmediklerini, davacının kaza nedeni ile hazırlanamadığını iddia eden... sınavının tarihinin kazanın üzerinden geçen beş aya rağmen açıklanmadığını, sınav tarihi bile belli olmayan bir sınava davacının kaza nedeni ile hazırlanamadığını ileri sürmesinin anlaşılmadığını, davacı tarafın talep ettiği tedavi giderlerine ilişkin herhangi bir belge sunmadığını, davacının ...Hastanesi’ne acilden giriş yaptığını, acilden giriş yapan tüm hastaların tedavi giderlerinin SGK tarafından karşılandığını, davalının kaza mahallinde davacı ile ilgilendiği gibi davalının ailesinin de davalı ile beraber davacı ile ilgilendiklerini, davalının, henüz davacının ailesinin hastaneye gelmediği zaman diliminde arabası ile ...’dan davacının ailesini araba ile getirmeyi teklif ettiğini, davacının dava konusu kazanın gerçekleşmesinde tam kusurlu olduğunu, davalının babasının ...ten 2018 yılında emekli olduğunu ve kaza tespit tutanağının düzenlenmesine etki etmediğini, davacının bu hususta iftira attığını, davacının, davalının iznini almadan davalının dava konusu ile ilgili olmayan fotoğraflarını yayınladığını, davalı aleyhinde ceza davası açılması halinde sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiğini, davalının kullandığı ... plakalı aracın, ZMMS poliçesinin ... A.Ş. tarafından ... poliçe numarası ile ve kasko poliçesinin ise ... A.Ş, tarafından ... poliçe numarası ile yapıldığını, işbu dava sonucunda davalı aleyhine maddi- manevi tazminat, yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmesi halinde sorumluluğun davalı sigorta şirketlerine ait olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.
Davalı ... A.Ş. Vekili cevap dilekçesinde özetle: davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kazaya karışan aracın poliçedeki araç olduğunun tespiti halinde ... plakalı aracın müvekkili şirket nezdinde Kasko (İhtiyari Mali Mesuliyet) Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, poliçe teminatının bedeni/maddi/manevi tazminat ayrımı yapılmaksızın olay başına 100.000,00 TL ile sınırlı olduğunu, sigortalı araç sürücüsünün kusursuz olması halinde davalının da zarardan sorumlu olmayacağını, davacının ZMMS poliçesinin teminat limitini aşan bir zararının olması halinde davalı şirketin sorumluluğunun başlayacağını, kaza tarihindeki trafik poliçe teminatının 430.000,00 TL olduğunu, davacı yan tarafından müvekkili şirkete başvuruda bulunulmuş ise de söz konusu hasar başvurusu sigortalı araç sürücüsünün kusurunun bulunmaması sebebi ile talebin red edildiğini, kusur ve zarar durumunun tespiti/iş ve güçten kalma durumları, davacıların dosyaya sunacağı gelir durumu, veraset, tutanaklar ve diğer somut deliller eşliğinde yapılacak bilirkişi incelemeleri neticesinde belirlenip, talepte bulunanların yaş, usul füruuluk ile diğer sosyal ve medeni durumlarının da göz önüne alınarak ispat olunabilecek taleplerden olduğunu, davacının dava konusu kaza nedeni ile malul kalıp kalmadığının ve maluliyet oranının ispata muhtaç olduğunu, davacının kaza sebebiyle elde ettiği gelirin ve tazminatların mahsubunun gerektiğini, davacıların sakatlıktan dolayı herhangi bir sosyal kurumdan tazminat alınıp alınmadığının araştırılmasının gerektiğini, davacının sosyal kurumdan tazminat veya aylık bağlanması halinde bu ödemelerin sakatlık tazminat hesabından düşülmesi gerektiğini, davalının dava tarihinden önce temerrüde düşmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.
Davalı ... A.Ş vekilinin cevap süresi sona erdikten sonra sunduğu cevap dilekçesinde özetle; dava konusu kazaya karışan ... plakalı, ... adına kayıtlı aracın ...poliçe numarası ile ...-... tarihleri arasında davalı şirket nezdinde Karayolları Trafik Kanunu Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası poliçesi ile teminat altına alındığını, davalı şirketin poliçe kapsamında sorumluluğunun, poliçe üzerinde yazılı azami teminat limitleri ile sınırlı olmak üzere poliçede yazılı özel şartlar ve trafik sigortası genel şartları kapsamı ile sınırlı olduğunu ve teminat limitinin 430.000,00-TL olduğunu, teminat limiti bildirilmesinin davayı kabul anlamına gelmediğini, manevi tazminat talebinin ZMMS poliçesi teminatı dışında olduğunu, söz konusu teminat limitinin tamamının defaten ödenmesi söz konusu olmayıp, zarar görenlerin kaza nedeniyle uğradığı gerçek maddi zararın tespiti ve sigortalının kusuru oranında bu gerçek zararın tazmininin esas olduğunu, sigortalı ara sürücüsünün kusurunun ve davacının zarar taleplerinin ispata muhtaç olduğunu, dava konusu kaza nedeniyle tazminat hesabı yapılmasına karar verilmesi halinde, destekten yoksun kalma tazminat hesabının, sigorta aktüerleri yönetmeliği uyarınca ...nca yetkilendirilen aktüerler listesine kayıtlı, lisanslı aktüerler tarafından ve TRH 2010 ulusal mortalite tablosunda yer alan verilere göre ve asgari ücret üzerinden yapılması gerektiğini, davacının dava konusu kaza nedeniyle elde ettiği gelir ve tazminat var ise mahsubunun gerektiğini, tedavi giderleri ile tedavi giderleri kapsamında kalan geçici iş göremezlik ve geçici bakıcı gideri talepleri poliçe kapsamı dışında kaldığını, her halde bu talepler yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, dava konusu kaza nedeniyle birden fazla kişinin zarar görmüş olması durumunda, tüm zarar görenler için gerçek zarar belirlendikten sonra teminatın gerçek zararı karşılamaması durumunda “proporsiyon yapılması” ve teminatın bu şekilde paylaştırılması gerektiğini, davacıların gerekli tüm belgeleri davalıya sunmadan başvurduklarını, bu nedenle davalının dava tarihinden önce temerrüde düşmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk derece Mahkemesi tarafından yargılama sonucunda; 1-Maddi Tazminat Talepleri Yönünden; Geçici iş göremezlik zararı olarak 2.065,98-TL'nin davalı ... bakımından olay tarihi olan ... tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmek kaydı ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Kalıcı iş göremezlik zararı olarak 15.957,37-TL'nin davalı ... bakımından olay tarihi olan ... tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmek kaydı ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine, ... A.Ş. yönünden maddi tazminat talebinin reddine Manevi Tazminat Talebi Yönünden; 20.000,00-TL manevi tazminatının sigorta şirketi bakımından poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere davalılar ... ve ... A.Ş. müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verildiği görüldü.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece davacının taleplerinden fazlasına hükmedildiğini, davacının dava dilekçesinde faiz talebinin bulunmamasına rağmen talep artırım dilekçesinde ki talebine binaen faiz işletildiğini, sigorta şirketinden almış olduğu yargılama gideri ve vekalet ücreti gibi ödemelerin mahsup edilmesi gerektiğini, bilirkişi raporunda davacı tarafın alacağı olmadığı yönünde rapor verildiğini belirterek verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, trafik kazasından kaynaklı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 54.maddesi gereği cismani zarardan doğan maddi tazminat ve aynı kanunun 56/1.maddesi gereği manevi tazminat istemine ilişkindir.
Kayseri 1.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2024 tarih, ███████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile davacı tarafça açılmış olan trafik kazasından kaynaklı maddi tazminat ve manevi tazminat davasının kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı süresi içerisinde davalı ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf incelemesi HMK 355. maddesi gereğince ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Alacağın yalnızca bir bölümü için açılan davaya kısmi dava denir. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Diğer bir söyleyişle, bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya, kısmi dava denir. Kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise, bu husus, davanın kısmi dava olarak kabulü için yeterli sayılmaktadır (...: Medeni Usul Hukuku, C. II, 15. baskı, İstanbul 2017, s. 1000). Davacının aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağının ve hakkının tümünü değil, belirli bir kısmını talep ederek, açtığı davaya kısmi dava denir. Bir kimsenin kısmi dava açıp açmadığı ancak dava dilekçesinden, davacının talep sonucundan anlaşılır.
Belirsiz alacak davası açan davacı, alacağı belirlenebilir hâle geldikten sonra kesin talep sonucunu mahkemeye bildirecektir. Bu belirleme, dilekçelerin değişiminden yani davalı tarafın delillerini mahkemeye sunmasından sonra söz konusu olabileceği gibi, tahkikat sırasında, özellikle delillerin incelenmesi aşamasında da olabilir. Her hâlde talep sonucunun belirlenmesi tahkikat sonuna kadar yapılabilir ise de, bu belirlemenin daha önceki aşamada yapılmasına da engel yoktur.
Öte yandan yine belirsiz alacak davasının Kanuna konuluş amacı ve davanın niteliği dikkate alındığında, dava tarihinden önce gerçekleşen bir temerrüt olgusunun bulunmadığı durumlarda belirsiz alacak davasında yargılama sonucunda miktarı tam ve kesin olarak belirlenen alacağın tümü için temerrüt, davanın açıldığı tarihte gerçekleşeceğinden faize de dava tarihinden itibaren hükmedilmesi gerekir.
Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi başlıklı;
"MADDE 176- (1) Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir.
(2) Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.
Islahın zamanı ve şekli
MADDE 177- (1) Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir.
(2) (Ek:22/7/2020-███████ md.)(1) Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.
(3) Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir.
Yapılamayacak işlemler başlıklı;
MADDE 357- (1) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinde karşı dava açılamaz, davaya müdahale talebinde bulunulamaz, davanın ıslahı ve 166 ncı maddenin birinci fıkrası hükmü saklı kalmak üzere davaların birleştirilmesi istenemez, bölge adliye mahkemesince resen göz önünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz.
(2) Bölge adliye mahkemeleri için yetki sözleşmesi yapılamaz.
(3) İlk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen veya mücbir bir sebeple gösterilmesine olanak bulunmayan deliller bölge adliye mahkemesince incelenebilir." hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda davacı, dava dosyasında dava dilekçesi ile fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak, maddi tazminat talebinde bulunmuş, aktüerya bilirkişi raporu ile belirlenen sürekli işgöremezlik tazminatının 43.967,37 TL. üzerinden, geçici işgöremezlik tazminatının 2.065,98 TL. üzerinden █████/2024 tarihli talep artırım dilekçesiyle harç tamamlaması yapılmıştır. Dava dosyasının belirsiz alacak davası türünde açılmadığı, açılan davanın belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesi mümkün olmayıp dava, başlangıçta kısmi dava olarak ve fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydıyla açılıp harcının ödendiği, bu sebeple davacı tarafça her ne kadar █████/2024 tarihli yazılı dilekçe talep artırım dilekçesi olarak beyan edilmiş ise de, açılan davanın kısmi dava olduğu dikkate alınarak, davacı tarafça sunulan █████/2024 tarihli dilekçenin mahkemece ıslah dilekçesi olarak kabul edilmiş olması isabetli olup, davalı vekilinin aksi yöndeki istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir.
Davalı vekilinin istinaf konusu yapmış olduğu uyuşmazlık, dava dilekçesi ile dile getirilmemiş bir alacak kaleminin yargılama sırasında ıslah ile birlikte istenip istenemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında öncelikle hukuk yargılamasında ıslah kurumunun esasları irdelenmelidir. (HGK 29.6.211 t. ████████-453; HGK 15.2.2017 t. ████████ E, ████████ K.). Amacının “adaletli karar vermek” olarak tanımlanabileceği hukuk yargılamasında (..., Medeni Yargılama Hukukunda Islah, 2. Bası, Ankara-2010, s.30) kararın adaletli olması, taraflar arasındaki uyuşmazlığı tarafları tatmin eder biçimde ortadan kaldırmasının (diğer deyişle, uyuşmazlığa bir daha ortaya çıkmamak üzere son vermesinin) yanı sıra ve ondan çok daha önemli olarak, toplumsal barışı sağlamaya yönelik olması demektir. Bunun için kararın maddî gerçeği yansıtması ve yapılmış olan yargılamanın basit, hızlı ve ucuz bir yargılama olması gerekir. (..., Usul Ekonomisi, AÜHFD, 2008, s.248).
Bu noktada, iki önemli kavram üzerinde kısaca durmak yerinde olacaktır: Biçimsellik ilkesi ve usul ekonomisi ilkesi. Usul hukuku biçimsellik (şekilcilik, formalizim) üzerine kurulmuştur ve bu nedenle “şeklî (biçimsel) hukuk” olarak adlandırılır. Davalarda biçimsellik tarafların yargılamanın sonucunu hesaplayabilmesi, yasa yolları ile bunu denetleyebilmesi, keyfilikten korunma, eşit davranılma gibi güvenceler sağlamakla birlikte; sıkı sıkıya şekle bağlılık olarak görülmemeli, maddi gerçeği bulmak ve adaletli karar vermek adına hakkaniyete uygun olarak değerlendirilmelidir. Biçimselliğin bu doğrultuda yorumlanmasında usul ekonomisi ilkesi devreye girmektedir. Usul ekonomisi, medenî yargılama hukukuna egemen olan ilkelerden biridir. Anayasanın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 77. maddesinde ifade edilen emredici nitelikteki bu ilke, yargılamanın amacına hizmet eden araçlardan biridir. Usul ekonomisi, yasalarda öngörülen düzenleme çerçevesinde yargılamanın kolaylaştırılmasını, yargılamada öngörülen olağan zaman süresinin asılmamasını ve gereksiz gider yapılmamasını amaçlar ve bunu hâkime bir görev olarak yükler (..., Usul Ekonomisi, s.243). Yargıtaya göre de usul ekonomisi adaletin ucuz, çabuk ve isabetli olarak sağlanmasının temel kurallarındandır (HGK 10.4.1991, 15-██████).
Ne var ki; temelini basitlik, hızlılık ve ucuzluk kavramlarının oluşturduğu ve her davada uygulanma kabiliyeti bulunan emredici nitelikteki usul ekonomisi ilkesi mahkemeye ve taraflara acelecilik ve yargılamayı basite indirgeme sonucunu doğuracak şekilde sınırsız özgürlük tanımaz. Zira yukarıda açıklanan usul hukukunun taraflara öngörülebilirlik koruması sağlayan şekilciliği ve bu ilkeden vücut bulan iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının usul ekonomisi ilkesi ile birlikte dengede tutulması “adaletli karar vermek” amacının sağlanması için zorunludur. Bu dengenin kendisini en çok hissettirdiği kavramlardan biri ise hukukumuzdaki ıslah kurumudur.
Bilindiği üzere, 6100 sayılı HMK’nın 176 vd. maddelerinde (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu m. 83 vd.) düzenlenmiş olan ıslah; taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan bir yöntem olup; iddia ile savunmanın genişletilmesi yasağının istisnaların biridir. (HUMK. m.83; Prof.Dr...., Hukuk Muhakemeleri Usulü, B.6.C.IV, İstanbul 2001, s.3965).
Islah müessesesi, dava değiştirme, başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkan olmakla; bu suretle, aslında yasal itiraz ile karşılaşabilecek olan her hangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumunun yardımı ile artık bu itirazı davet etmeksizin yapabilmektedir. (Prof.Dr. ..., Medeni Yargılama Hukuku, C.I.II.B,5, İstanbul 1992 s.534). Eş söyleyişle ıslah, iyiniyetli tarafın davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur. (YİBK’nin 04.02.1948 gün, ███████ E.-1948/3 K., HGK’nın 16.03.2005 gün, ███████-97 E.-████████ K. s. İlamları)
Uygulamada gözetilmesi gereken ve yukarıda izah edilen denge olgusu, bazı hallerde ıslah yoluna başvurulmasına engel oluşturur.
Bu noktada istem sonucu kavramını açıklamak gerekir. İstem sonucu, dava konusunu belirleyen tek ve asıl öğedir. Öğretide istem sonucu, mahkemeden istenilen şey olup davanın mevzuunu teşkil eder (...,..., Medeni Usul Hukuku Dersleri, 6.Bası, İstanbul 1975) ve mahkemenin davayı kabul etmesi halinde kararında neyi hüküm altına alacağı hususunun açıkça beyan edilmesi keyfiyeti olarak anlaşılmaktadır (.../..., Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, 3. Baskı, Ankara 1978). Davadaki uyuşmazlık konusu, HMK 137. maddede düzenlenen ön inceleme duruşmasında belirlenen taleptir.
Dava konusunun ne olduğu istem sonucu ile belirleneceğine göre, istem konusu ile dava sonucu iddianın ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı ve bu nedenle de ıslah kurumu açısından bir özdeşlik göstermektedir (..., ..., Medeni Yargılama Hukukunda Islah, Değiştirilmiş 2. Bası, Ankara-2010, s.190). Dava konusunda yapılacak değişiklik, iddianın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı kapsamında kalmakla birlikte, ıslah yolunun işletilmesi ile sağlanabilmektedir. Bu halde dava konusunun veya istem sonucunun değiştirilmesi yönünde yapılabilecek değişiklik tamamen ıslah veya kısmen ıslah şeklinde gerçekleşebilir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun davanın tamamen ıslahını düzenleyen 180. maddesinde “Davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi hâlde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.” şeklinde düzenleme mevcut iken kısmen ıslah 181. maddede kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verileceği, bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edileceği kabul edilmiştir.
Tamamen ıslahta dava sebebi veya istem konusu tümüyle değiştirilmektedir. Böylece dava dilekçesindeki talepler artık hükme konu olamaz. Kısmen ıslahta ise önceden yapılan usuli bir işlemin düzeltilmesi, örneğin talep sonucunun arttırılması söz konusu olur. Uygulamada, istem sonucuna ilişkin fazlaya dair haklarını saklı tutan davacının dava değerini ıslah yolu ile arttırabileceği tartışmasız kabul edilmektedir. Bununla birlikte başından beri dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu edilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır. (HGK’nın 29.06.2011 gün, 2011/1-364 E.-████████ K., 15.06.2016 gün, 2014/4-1193 E.-████████ sayılı İlâmları)
Vurgulamakta yarar vardır ki, kısmi bir dava açılmışsa, bu davanın kalan kısmı yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde ıslaha konu olabilecektir. Ancak bir dava konusu bizatihi kendisi davayı oluşturuyor ise, burada kısmi dava bulunmadığından ıslah edilebilecek bir dava da bulunmamaktadır. Eğer bir davanın konusunu teşkil eden taleplerden sadece bir bölümü istenmiş ve kısmi davaya konu edilmişse daha sonra kalan bölümü için ıslah söz konusu olabilecektir.
Şu hale göre kural olarak; dava açıldıktan sonra sebebinde, konusunda, delillerde ve diğer hususlarda usulüne ilişkin işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi mümkün olduğu gibi davanın konusunda da ıslah mümkündür. Nitekim HUMK’ nun 185. maddesinin 2. bendinde de davacının karşı tarafın rızası olmaksızın ıslah yoluyla davasının mahiyetini tebdil edebileceği kabul edilmiştir.
Açıklanan tüm hükümler göstermektedir ki, ıslahla kastedilen dava konusu edilen hususların genişletilmesi veya değiştirilmesidir. Dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu haline getirilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır.
Somut olayda davacı vekili dava dilekçesinde mahkemeden trafik kazası neticesinde yaralanan davacı yönünden maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş, mahkemece maddi tazminat kalemlerinin açıklanması için 6098 sayılı TBK'nın 54. maddesi uyarınca tensip zaptıyla davacı vekiline bir haftalık kesin süre verilmiş olduğu ve davacı vekili tarafından █████/2022 tarihli yazılı beyan dilekçesinde dava dilekçesinde talepte bulundukları 500-TL.'lik maddi tazminatın 250-TL'sinin tedavi giderleri, 250-TL'sinin ise ekonomik geleceğin sarsılmasından kaynaklı tazminat talebi olarak açıklanmış olduğu, ancak █████/2024 tarihli ıslah dilekçesinde ise bu kalemler dikkate alınmak suretiyle dava değerinin ıslah yoluyla artırılmamış; geçici işgöremezlik ve sürekli işgöremezlik tazminatı olarak ıslah edilmiş olduğu anlaşılmakla; dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yolu ile dava konusu haline getirildiği kanaatine varılmış olup, mahkemece davacının █████/2024 tarihindeki talebinin 6100 sayılı HMK'nın 180.maddesi anlamında davanın tamamen ıslahı olarak sayılarak, davacı tarafa yeni bir dava dilekçesi vermek üzere bir haftalık süre verilmesi, aksi takdirde ıslah hakkının kullanılmış sayılacağı ve ıslahın yapılmamış sayılacağının bildirilmesi gerekirken, yazılı şekilde davacı tarafın █████/2024 tarihli dilekçesinin kısmi ıslah olarak kabul edilerek, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş olup, davalı vekilinin bu yöndeki istinafının yerinde olduğu tespit edilmiştir.
Kabule Göre de;
Müteselsil sorumluluğa ilişkin hukuki sonuçlar BK'nun 61, 62, 106, 155, 162, 163, 166, 168. maddelerinde düzenlenmiştir. Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca müteselsil sorumluluğun bazı hukuki sonuçları vardır.
Müteselsil borçlulardan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumludur. (BK 162/1). Borç tamamen ifa edilinceye kadar alacaklıya karşı bütün borçluların sorumluluğu devam eder.(BK 163/2).
Alacaklı, borçluların birinden, bir kısmından veya hepsinden alacağını talep etme ve dava açma hakkına sahiptir.(BK163/1).
Borçlulardan birinin yaptığı ödeme kadar, müteselsil sorumluların alacaklıya karşı sorumlu oldukları toplam miktar eksilmiş olur. (BK 166/1). Borcun tamamı borçlulardan biri tarafından ödenirse, diğer borçlular da alacaklıya karşı borçtan kurtulur.
Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra anlaşması, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun borca katılma payı oranında borçtan kurtarır. (BK 166/3). Müteselsil borçlu, alacaklıyı tatmin ettiği oranda diğer müteselsil borçlulara karşı alacaklının halefi olur. (BK 168/1) ve alacaklının hakları ona geçer. Borçlu yalnızca kendi payına düşen kısmı ödemişse, diğer müteselsil borçluya rücu edemez.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91/1. maddesinde, “işletenlerin, bu kanunun 85/1. maddesine göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur”, aynı Yasa'nın 85/1. maddesinde, “bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yararlanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, araç işletenin bu zarardan sorumlu olacağı”, aynı Yasa'nın 85/son maddesinde ise, “işleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur” hükümlerine yer verilmiş, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın A-1.maddesinde de, “sigortacı bu poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermesinden dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder” şeklinde ifade edilmiştir.
Yukarıda açıklanan 2918 sayılı KTK madde hükümlerinden, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası; motorlu bir aracın karayolunda işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına neden olması halinde, o aracı işletenin zarara uğrayan 3. kişilere karşı olan sorumluluğunu belli limitler dahilinde karşılamayı amaçlayan ve yasaca yapılması zorunlu kılınan bir zarar sigortası türü olduğu anlaşılmaktadır.
Yargıtay yerleşik uygulamalarına göre, davacının yargılama aşamasında tazminat miktarı belirlenmeden doğmamış hakkından feragat etmiş olması mümkün olmamasına, 2918 sayılı Yasanın 111. maddesi gereğince ödenen tazminat ile aktüerya raporu ile belirlenen miktar arasında açık nispetsizliğin bulunmasına göre ibraname makbuz niteliğinde olup, belirlenen tazminattan, yapılan ödemenin güncellenmeksizin mahsup edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir. (Yargıtay 17.HD'nin █████/2012 tarihi █████████ E. █████████ K. sayılı ilamı, Yargıtay 17.HD'nin █████/2020 tarih ve █████████ E. █████████ K. sayılı ilamı)
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere davalı işletenin aracının işletilmesi sırasında doğacak 3. kişilere karşı olan sorumluluğunu trafik sigortacısı karşılamak durumunda olduğundan, somut olayda; dosya içerisine sunulan davacı vekili ile dava dışı ... Aş. arasında yapılan ... tarihli "Makbuz-İbraname-Feragatname" başlıklı ibra sözleşmesi ile 28.010-TL asıl alacak, 5.100-TL. Dava vekalet ücreti, 1.869,75-TL yargılama gideri ile 607-TL faiz olmak üzere toplam 34.333,36 TL. ödeme karşılığında davalı sigorta şirketinden ve işletenden hiçbir hak ve alacağı kalmadığından davalı sigorta şirketini tamamen ibra ettiğini beyan etmiştir. Bilirkişi raporu ile belirlenen zarar, sigorta şirketinin ibra karşılığı davacıya yaptığı 28.010-TL asıl alacağa ilişkin ödemenin üstünde olması halinde davalı işleten; poliçe limitini aşan miktarda zarar varsa limiti aşan kısımdan sorumlu olacaktır. (aradaki poliçe ilişkisi nedeniyle) Eğer limitin altında bir zarar varsa davalı işleten ibra nedeni ile bu oranda sorumluluktan kurtulmuş olacaktır. Davalı araç sürücüsü ise poliçe ilişkisinin tarafı olmadığından ve haksız fiil sorumlusu olarak sürücünün sigorta şirketine rücu hakkı sözkonusu olmadığından, sigorta şirketi tarafından yapılan 28.010-TL ödeme kadar davalı sürücünün borcu sona erecek, sigorta ödemesinin üstünde kalan zarar miktarından ise sürücü sorumlu olacaktır.
Somut olayda, davacı taraf mahkemeye sunulmuş olan "Makbuz-İbraname-Feragatname" başlıklı belgeyi inkar etmemiştir. Yargıtay yerleşik uygulamalarına göre, aktüerya bilirkişisi tarafından düzenlenmiş olan raporda davacı 46.033,35 TL.olarak hesaplanmış olup, bilirkişi tarafından hesaplanmış olan 46.033,35 TL. geçici ve sürekli işgöremezlik tazminatı kaza tarihi itibariyle poliçe üst limiti olan 430.000-TL.nin altında kaldığından, davacı vekili ile dava dışı ... Aş. arasında yapılan ibraname neticesinde dava dışı ... 430.000-TL. Poliçe limiti kadar, davalı sürücü ... ise dava dışı sigortaca ödenmiş olan 28.010-TL. kadar sorumluluktan kurtulacak olup, toplam tazminat olan 46.033,35 TL.'nin (46.033,35 TL-28.010-TL=18.023,35 TL.) 18.023,35 TL.sinden ...'ın sorumlu tutulması yönündeki mahkeme kararının isabetli olduğu; yine harç, vekalet ücretleri ve yargılama giderlerine 18.023,35 TL. üzerinden hesaplanarak hükmedildiği anlaşılmakla, davalı vekilinin aksi yöndeki istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir.
Trafik kazasına dayalı alacak, trafik kazasının meydana gelmiş olduğu tarih itibariyle muaccel olur. Ancak trafik kazasında düzenlediği poliçe nedeniyle sorumluluğu olan sigorta açısından sorumluluk haksız fiil sorumluluğu olmadığından, poliçeye dayalı alacak yönünden sigortaya başvuru tarihinden itibaren 8 işgünü geçtikten sonra alacak muaccel hale gelecek, başvuru yapılmaması ya da başvuru yapılmasına rağmen birtakım belgelerin sigortaya temin edilerek verilmemiş olması sonucunda dava açılması halinde ise sigorta açısından dava tarihi itibariyle alacak muaccel hale gelecek ve faiz bu muaccel tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır.
Somut olayda, davacı tarafça dava dilekçesinde faiz talebinde bulunulmamış ise de, faizin fer'i özelliği dikkate alınarak, ıslah dilekçesiyle talep edilebileceği kanaatine varılmış olmakla, davalı vekilinin aksi yöndeki istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir.
Olay tarihinde yürürlükte olan TBK’nın 56. maddesi hükümlerine göre, hakimin manevi tazminat adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. █████/1996 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Diğer yandan hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Somut olayda, taraflar arasında yaşanan olayın oluş şekli, olay tarihi, kusur durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü ile yukarıda ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, ilk derece mahkemesince davacı lehine hükmedilen manevi tazminatın uygun olduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin manevi tazminatın miktarına ilişkin istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir.
Yukarıda izah edilen sebeplerle, ilk derece mahkemesince eksik inceleme sonucunda, davanın çözümünü sağlayacak ve esasına etki edecek nitelikteki deliller usulünce ve tam manasıyla toplanmadan dolayısıyla değerlendirilmeden hüküm kurulmuş olunduğundan, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun sınırlı olarak kabulü ile HMK'nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, yukarıda belirtilen eksiklikler giderildikten sonra oluşan sonuca göre karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiği tespit edilmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-) Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a/6 maddesi gereğince KABULÜ ile, Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin ███████ Esas, █████████ Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,
2-) Davanın yukarıda gerekçe bölümünde belirtilen hususlar değerlendirilerek yeniden görülmesi için dosyanın MAHKEMESİNE İADESİNE,
3-) Peşin alınan istinaf karar harcının istek halinde istinaf kanun yoluna başvurana iadesine,
4-) İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-) İstinaf kanun yoluna başvuran tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
6-) İstinaf yargılaması bakımından istinaf kanun yoluna başvuran tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının HMK'nun 333. maddesi, Yönetmeliğin 207/1. maddesi ve HMK Gider Avansı Tarifesi'nin 5. maddesi hükümleri uyarınca yatırana iadesine,
7-) Kararın kesin olması nedeniyle taraflara tebliği, harç ve avans iadesi işlemlerinin HMK'nın md. 302/5 ve 359/3 uyarınca ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair; tarafların yokluğunda, 6100 sayılı HMK md. 353/1-a/6 maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK md. 353/1 - a, 362/1 - g maddeleri uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!