İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin, tek taraflı trafik kazası sonucu vefat eden sürücünün yakınlarının destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkin istinaf incelemesi kararı.
Özet: Bu hukuki evrak, oğullarının kendi kusuruyla karıştığı ve sekiz ay sonra vefatıyla sonuçlanan trafik kazası sonrası destekten yoksun kalma tazminatı talep eden ebeveynlerin açtığı bir davayı ele almaktadır; davacılar, Yargıtay içtihadına dayanarak üçüncü şahıs konumunda tazminata hak kazandıklarını savunurken, davalı kaza ile ölüm arasında illiyet bağı olmadığını, zamanaşımı ve müteveffanın tam kusurlu olduğunu iddia ederek davanın reddini talep etmiş, ilk derece mahkemesi ise kısmen kabulle sonuçlanan ve her iki tarafça istinaf edilen bir karar vermiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
9.HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
ESAS NO : █████████
KARAR NO : █████████
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: █████/2023
NUMARASI : ████████ Esas - ████████ Karar
DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: █████/2026
Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; █████/2011 tarihinde sürücü ...’ün yönetimindeki ... plaka sayılı aracı ile Rize Arhavi ilçe merkezinde hareket halinde iken aracın direksiyon hâkimiyetini kaybetmesi neticesinde Arhavi ilçesi Kavak yolu üzerinde park halinde bulunan çekici kamyonuna çarpması sonucu ölümlü ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, █████/2011 tarihinde meydana gelen kazaya bağlı olarak müvekkilleri ... ve ...’ün oğlu ...'ün kaza yerinde kafasına aldığı darbe sonucu bilinci kapandığını, acil müdahale sonucu yoğun bakımda tedavi altına alındığını bilinci hiç yerine gelmediğini, müteveffada çoklu organ yetmezliği geliştiğini, birçok operasyon, müdahale geçirdiği ancak en ufak bir gelişme sağlanamadığını, müvekkilleri, hastanenin yakınından ev tuttuğunu, makinalara bağlı olarak yaşayan, bilinci yerine hiç gelmeyen oğullarını eve çıkardığını, ...'ün kazadan sonra 8 ay boyunca makinalara bağlı, bilinci kapalı biçimde hayata tutunmaya çalıştığını, ancak kazaya bağlı oluşan organ yetmezlikleri, ani komplikasyonlar, solunum problemleri baş göstermiş ve hepsinin sonucunda vefat ettiğini, her ne kadar kazanın oluşumunda ... kusurlu bulunmuş ise de kaza tarihi itibariyle yürürlükte bulunan kanunlardan ötürü sürücünün kusuru yakınlarının destekten yoksun kalma tazminatı hakkına engel olmadığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu15.06.2011 tarihinde ve ████████ sayılı kararıyla, kendi kusuruyla ölen sürücü kazalarında, ölen sürücünün desteğinden yoksun kalanları üçüncü şahıs konumunda kabul etmek suretiyle, bu kişiler için destekten yoksun kalma tazminatı ödenebileceği yönünde karar verildiğini, müvekkillerinin █████/2020 tarihinde ... plakalı aracın ...’si olmamasından ötürü ... ...’na zararın karşılanması, destekten yoksun kalma tazminatı için başvurduğunu, müvekkillerinin meydana gelen kaza sebebi ile uğramış olduğu zararının güncel verilere göre hesaplaması yapılarak (fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla) destekten yoksun kalma tazminatının ödenmesi için işbu belirsiz alacak davasını açtıklarını belirterek davanın davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Başvurucular vekilinin müvekkili kuruma yapılan başvurusu sonrasında dosya münderecatı incelendiğini, yapılan inceleme sonucunda ...’ün 11.12.2011 tarihinde trafik kazası geçirdiği, 12.08.2012 tarihinde öldüğü görüldüğünü, soruşturma kapsamında düzenlenen 08.02.2012 tarihli tutanakta hayati tehlikesinin kalmadığı belirtildiğini, bu nedenle ...’ün 12.08.2012 tarihinde ölümünün 11.12.2011 tarihli kazadan kaynaklandığına dair herhangi bir kayıt veya belge bulunmadığını, usulüne uygun başvuru yapılmadığını, müteveffa ...’ün ölümü ile söz konusu trafik kazası arasında illiyet bağı bulunmadığından başvurunun reddine karar verilmesi gerektiğini, başvurucu vekili tarafından 26.01.2021 tarih ... sayılı başvuru ile Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuru yapıldığını, başvuru neticesinde Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından ... sayılı karar verildiğini, kesin hüküm itirazında bulunduklarını, kaza tarihi 25.06.2005 itibari ile geçerli olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda öngörülen 8 yıllık zamanaşımı süresi, 11.12.2019 tarihinde sona erdiğini, müteveffanın tek taraflı yaptığı kaza sonunda bir zararının oluştuğunu ispatlaması gerektiğini, ... ...’nın sorumluluğu teminat limiti ve kusur oranı ile sınırlı olduğunu, sosyal güvenlik kurumunun ödemiş olduğu tazminat varsa tespit edilerek ödenecek tazminattan düşülmesi gerektiğini, bu sebeple müvekkilinin aleyhine hükmedilecek bir tazminat var ise bu tazminat miktarının hesaplanmasında, 09.06.2021 tarihinde yürürlüğe giren kanun doğrultusunda azami faiz oranı aşılmamak kaydıyla teknik faiz ve TRH-2010 yaşam tablosu uygulanması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, "Davacı ...’ün davasının reddine, Davalı ...’ün davasının kısmen kabulü ile 64.685,23 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı ... vekili ile davalı ... ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Yerel mahkeme Müteveffa destek ... tek taraflı gerçekleşen kazada %100 kusurlu olduğu, davacı ... Arhavi CBS ███████ sayılı soruşturma sayılı dosyasında alınan ifadesinde kazaya karışan aracı satın aldığını ancak henüz trafikten devrini almadığını belirttiği, buna göre bu davacının aracın işleteni ve maliki olduğu, zarar gören 3. kişi sayılmayacağı anlaşıldığından davanın reddine karar vermiştir. motorlu araçların trafiğe çıkabilmesi için ilke olarak tescil edilmesi ve tescil belgesi alınması gerektiğini, bu şartları taşımadan trafiğe çıkarılan ya da trafiğe çıkarılmasına geçici olarak izin verilen araçlarda işleten sıfatının, sahiplik ve satış belgelerine göre belirlendiğini, kanun mülkiyetin tespiti için şekli bir sistem benimsemiş, adına tescil belgesi verilmiş ya da sahiplik veyahut satış belgesi düzenlenmiş kişiyi ise karine olarak işleten saydığını, gerekli adli evraklar incelendiğinde de aracın sahibinin ... olduğunun görüleceğini, müvekkili ...'ün aracı satın almak için malikle görüşmüş, aracın istediği özelliklere sahip olduğu incelenerek belirlendiği takdirde █████/2011 tarihinde devrinin yapılacağı konusunda anlaştıklarını ancak aracın ne devri ne de tam anlamıyla fiili tasarrufu müvekkiline devredilmediğini, işletenin sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber kusuruna denk gelen destek tazminatı taleplerinin sigorta teminatı kapsamı dışında bırakıldığını, davacı ...'ün kanunun aradığı işletene haiz sıfatları taşımadığını, ... %100 kusurlu bulunmadığından işletenin kusuruna denk gelen tazminat miktarının dışında tazminata hak kazanması gerektiğini belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur.
Davalı ... ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle;müteveffanın kaza tarihinde 16 yaşında olduğunu ve ehliyeti bulunmadığını, davacıların adına dava ikâme ettiği...'nın kaza tarihinde 17 yaşında olduğunu, Türk Medeni Kanunu ve sair mevzuat hükümleri gereğince anne-baba olan davacıların bakım ve gözetim görevleri olduğunun izahtan vareste olduğunu, ...'ün ölümü ile söz konusu kaza arasında illiyet bağı bulunmadığını, kesin hüküm itirazlarının olduğunu, davanın 8 yıl uzadığını, zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığını, karşı tarafın tazminat talebine ilişkin başvuru şartını yerine getirmediğini, müteveffa ...'ün, kendi sevk ve idaresindeki araçta dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal etmek suretiyle kazaya kendi kusuruyla sebebiyet verdiğini, müvekkili kurumun sürücü zararlarından sorumlu olmadığından başvurunun reddi gerektiğini, başvurucuların desteği müteveffa ...'ün %100 kusurlu olduğunu, müvekkili kurumun mevzuat gereği rücu hakkı bulunduğundan alacaklı ve borçlu sıfatı birleştiğini, bu nedenle başvurunun reddi gerektiğini, başvurucunun müterafik kusurlu olduğunun sabit olduğunu, müterafik kusur indiriminin yasa gereği olduğunu, ... ...'nın sorumluluğunun teminat limiti ve kusur oranı ile sınırlı olduğunu, ...'nın ödemiş olduğu tazminat varsa tespit edilerek ödenecek tazminattan düşülmesi gerektiğini, ... ... temerrüdü bulunmadığını, ticari/temerrüt/avans faizi talep edilemeyeceğini, yeni genel şartlar gereği hesaplamada %1,65 oranının esas alınması gerektiğini belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur.
Dava, ölümlü trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır.
Dosya kapsamından █████/2011 tarihinde davacıların desteğinin sürücü olarak ... plakalı aracın Arhavi ilçesi Kavak yolu üzerinde tek taraflı kaza yapması nedeniyle davacıların desteğinin yaralandığı ve tedavi gördüğü hastanede vefat ettiği nedeni maddi tazminat talep ettiği anlaşılmıştır.
Dava tarihi itibariyle 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde yapılan değişiklik yürürlükte olup davacı tarafça dava tarihinden önce davalı sigorta şirketine başvurulduğu hususunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Ancak eksik belge verildiğinden işlem yapılamadığı belirtilmektedir. Eksik belge ile müraacat yapılmış olsa dahi başvuru koşulunun yerine geldiğinin kabulü gerekeceğinden bu yöndeki istinafın reddi gerekmiştir.
Dava konusu uyuşmazlığın daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması (derdest olmaması) ve daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması dava şartıdır. ( HMK m.114/1-i) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. (6100 sayılı HMK m.115/2)
HMK'nın 303/1. maddesine göre, bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.
Konuya ilişkin Yargıtay HGK'nun 2019/(7)9-759 Esas ve █████████ Karar sayılı kararında " Kesin hüküm, hükmü veren mahkeme de dâhil bütün mahkemeleri bağlar. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse mahkemeler aynı konuda, aynı dava sebebine dayanarak, aynı taraflar hakkında verilmiş olan hüküm ile bağlıdırlar; aynı uyuşmazlığı bir daha (yeniden) inceleyemezler; bu haliyle kesin hüküm bir def’i değil itirazdır. Bu bağlılık kural olarak hüküm fıkrasına münhasırdır ve gerekçeye sirayet etmez. Ancak gerekçe hükme ulaşmak için mahkemece yapılan hukukî ve mantıki tahlil ve istidlallerden (delillerden yargıya varma) ibaret kalmayıp, hüküm fıkrası ile ayrılması imkânsız bir bağlılık içinde bulunuyor ise istisnaen bu kısmın da kesin hükme dahil olduğunu kabul etmek gerekir. Hangi gerekçenin hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı olduğu her olayın özelliğine göre belirlenir. (HGK'nın 06.05.2018 tarihli ve ███████-1628 E.-█████████ K. sayılı kararı)
Maddi anlamda kesin hükmün amacı da bu hali ile mahkeme kararlarına güvenilmesini ve uyulmasını sağlamak, taraflar arasındaki uyuşmazlığı kararın maddi anlamda kesinleştiği andan itibaren geleceğe yönelik olarak sona erdirmek ve nihayet çelişkili kararlar verilmesini önleyerek toplum hayatında hukukî istikrar ve güvenliği tesis etmektir." açıklamasına yer verilmiştir.
Dosya kapsamında bulunan, ██████████ Karar sayılı Uyuşmazlık Hakem Kararı'nın incelenmesinde; başvurunun KTK 97. madde nedeniyle başvurunun usulden reddine karar verilmesi üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Başvurunun usulden reddine karar verilmesi nedeniyle maddi anlamda kesin hüküm oluşmadığından ilk derece mahkemesince davanın esasına girilerek yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş olmasında isabetsizlik bulunmamaktadır.
ATK 1. İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen raporda desteğin tüm tıbbi kayıtları incelenerek ve değerlendirilerek desteğin ölümü ile trafik kazası arasında illiyet bağı bulunduğunun tespit edildiği anlaşıldığından ölüm ile kaza arasında illiyet bağının olmadığına ilişkin istinaf talebi yerinde değildir.
KTK'nın 109/2.maddesine göre "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir."
Dava konusu kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 85/1 ve 66/1-d maddelerine göre, ceza dava zamanaşımı 15 yıldır. Kaza tarihi olan █████/2011 tarihi ile dava tarihi olan █████/2021 tarihi dikkate alındığında 15 yıllık ceza dava zamanaşımının dolmadığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafın zamanaşımına yönelik istinaf itirazı yerinde değildir.
Mahkemece desteğin müterafik kusuru olduğu kabul edilerek tazminattan %20 oranında indirim yapılarak dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi nedeni ile aynı yöne ilişkin müterafik kusur,temerrüt tarihi ve faizin türüne ilişkin istinaflar yerinde görülmemiştir.
... Hesabının, hukuken ödediği tazminatı zarara kusuru ile sebebiyet veren başvuru sahiplerinin murisine, dolayısı ile mirasçıları olan başvuru sahiplerine rücu etmekle mükellef olduğu, bu nedenle de alacaklılık ve borçluluk sıfatlarının birleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, dava konusu olayda, BK 135. madde anlamında alacaklılık ve borçluluk sıfatlarının birleştiğinden söz edilemez.( Yargıtay Kapatılan 17. Hukuk Dairesi'nin ██████████ Esas █████████ Karar sayılı ilam içeriği). Bu yöne değinen davalı istinafı yerinde görülmemiştir..
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85/1. maddesinde, “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar., 85/son maddesinde ise, "işleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.” hükümlerine yer verilmiştir.
Yukarıda açıklanan madde hükümlerinden, zorunlu mali sorumluluk sigortasının; motorlu bir aracın karayolunda işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına neden olması halinde, o aracı işletenin zarara uğrayan 3. kişilere karşı olan sorumluluğunu belli limitler dahilinde karşılamayı amaçlayan ve yasaca yapılması zorunlu kılınan bir zarar sigortası türü olduğu anlaşılmaktadır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 92. maddesinde, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası dışında kalan hususlar düzenlenmiş olup, araç sürücüsünün veya yakınlarının talepleri 92. madde kapsamında yer almamakla birlikte, uygulama ve yargı kararları ile sigortacının sorumluluğu kapsamında kabul edilmiştir.
Araç sürücüsü murisin, ister kendi kusuru, ister bir başkasının kusuru ile olsun salt ölmüş olması, destekten yoksun kalanlar üzerinde doğrudan zarar doğurup; bu zarar gerek Kanun, gerek poliçe kapsamıyla teminat dışı bırakılmamış olduğundan, desteklerinin kusurunun olması davacıların hakkına, etkili bir unsur olarak kabul edilemez ve destekten yoksunluk zararından kaynaklanan hakkın sigortacıdan talep edilmesi mümkündür.
Davacıların uğradığı zarara bağlı olarak talep ettikleri hak, salt miras yoluyla geçen bir hak olmayıp, bilimsel ve yargısal içtihatlarda kabul edildiği üzere destekten yoksun kalanın şahsında doğrudan doğruya doğan, asli ve bağımsız bir talep hakkıdır. (Yargıtay 17. HD. ██████████ E. ████████ K.) (HGK'nun 15.6.2011 gün ve ███████-142 esas-411 karar, HGK'nun 22.2.2012 gün ███████-787 esas ███████ karar, HGK'nun 16.1.2013 gün ve ███████-1791 esas ███████ karar sayılı ilamları )
Somut olayda davaya konu trafik kazası █████/2011 tarihinde gerçekleşmiştir. Karayolları Trafik Kanununun 92.maddesinde değişiklik yapan 6704 sayılı Kanun █████/2016 tarihinde, yeni Genel Şartlar ise █████/2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla, kaza tarihi, sözü geçen Genel Şartlar ve Kanun değişikliğinden öncedir. Bu durumda kazanın meydana geldiği tarihe göre 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Genel Şartlar'da yapılan değişikliklerin somut olaya uygulanması da mümkün bulunmadığından, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin, HGK kararlarıyla da örtüşen içtihatlarında da vurgulandığı üzere, davacıların sigortalı araç sürücüsünün mirasçısı olarak değil, destek alacaklısı 3. kişi olarak sürücünün kusuruyla sorumlu tutulmadan talepte bulunabilecekleri sonucuna varıldığından davalı sigorta vekilinin bu yöne değinen istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.
KTK'nın 3. maddesinde, "İşleten: Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak, ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır." şeklinde tanımlanmıştır. Aynı Kanun'un 85/1. maddesine göre "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar. " maddenin son fıkrasına göre ise "işleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur." İşletenin bu sorumluluğu bir tehlike sorumluluğudur.
Davacıların desteği ...'ün kaza tarihinde sevk ve idaresinde bulunan ... plakalı aracın kayden malikinin dava dışı Şaduman Karameşe olduğuna göre, mahkemece davacı ...'ün işleten olduğu kabul edilerek bu davacı yönünden davanın reddine karar verilmesi de doğru olmamıştır.
Anayasa'nın 141/3. maddesine göre bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. HMK'nın 298/2.maddesi gereğince, gerekçeli karar tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. HGK'nın 24.02.2010 tarihli 2010/1-86 Esas ve 2010-108 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; "Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.” Yine Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı ilamında mahkeme kararında çelişki bulunması halinde bunun mutlak bozma nedeni olacağı ve bozmadan sonra mahkemenin önceki kısa kararla bağlı olmaksızın çelişkiyi giderme koşuluyla vicdani kanaatine göre karar verebileceği belirtilmiştir.
Hüküm ve gerekçenin çelişkili olması halinde yasaya uygun biçimde, gerekçeyi içeren bir hüküm olduğundan söz edilemez. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılması, Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair anayasa ve yasa hükümlerine de açıkça aykırıdır.
İlk Derece Mahkemesince, kısa kararın hüküm fıkrasında "1-Davacı ...’ün davasının reddine, Davalı ...’ün davasının kısmen kabulü ile 64.685,23 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, " karar verilmiş; Gerekçeli kararın gerekçe kısmında ise "Davacı ...'ün destekten yoksun kalan 3.kişi konumunda olduğu, dava ve talep hakkının olduğu, alınan ATK raporuna göre kaza ile desteğin ölümü arasında uygun illiyet bağının olduğu, davacının bilirkişi raporu ile tespit edilen tutar kadar alacaklı olduğu, (119.143,46 TL), ancak desteğin kaza anında 16 yaşında olduğu ve ehliyetinin olamayacağı, bu nedenle hesaplanan tutardan takdiren %20 oranında indirim yapılması gerektiği, davalı tarafından desteğin emniyet kemeri takmadığı ileri sürülmüş ise de emniyet kemeri takılmadığına dair dosya kapsamında bir tespitin olmadığı, bu nedenle bu yönde bir indirim yapılmadığı, mahkememiz kısa kararında sehven sehven davacı ... için hesaplanan destekten yoksun kalma miktarı üzerinden indirim yapılarak hüküm kurulduğu, bunun gerekçeli karar yazımı sırasında farkedildiği, bunun resen yada talep üzerine düzeltilecek bir maddi hata olmadığı, taraflara yüklenen hak ve borçların düzeltilemeyeceği anlaşıldığından kısa kararın hüküm fıkrasında değişiklik yapılmadan " karar verildiği belirtilmiş ve bu suretle davacı ... yönünden hüküm fıkrasıyla gerekçeli kararın gerekçe kısmı arasında çelişki yaratılarak yukarıda açıklanan Anayasa, usul ve yasa kuralları ile Yargıtay HGK ve Yargıtay içtihadı birleştirme kararına aykırılık oluşturulmuştur.
Açıklanan nedenlerle, davacı ... vekili ile davalı ... ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yukarıda belirtilen şekilde işlem yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere :
1-Davacı ... vekili ile davalı ... ... vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile yukarıda esas ve karar numarası belirtilen İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
3-İstinaf karar harcının istek halinde İlk Derece Mahkemesince yatırana iadesine,
4-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına,
5-Davacı ... ile davalı ... ... tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin İlk Derece Mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
6-İstinaf aşaması için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.█████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!